Adalet Bir Kez Daha Tecelli Etti

adalet-bir-kez-daha-tecelli-etti-slider.jpg

Mehmet Tatlıcı’nın emrindeki avukat ordusu ile müdahil olduğu ve yazdığı senaryoda rol verdiği çok sayıda aktöre rağmen amacına ulaşamadığı bir dava dosyası daha Yargıtay’dan kendi aleyhine sonuçlanarak döndü. Mehmet Tatlıcı’nın aslında kendisiyle hiçbir şekilde alakası olmaması gereken bir dava sürecinde bu şekilde yer alması da akla yine aynı soruyu getirdi: Bir insan neden kendi aile fertlerine karşı bu kadar büyük bir kin ve nefret besleyebilir ve yıllardır hep aynı oyunlarla masum insanları itibarsızlaştırmaya ve mahkûm ettirmeye çalışır? ve Bütün bu oyunlarda Mehmet Tatlıcı’nın yolu neden hepsi de FETÖ üyesi olan şahıslarla kesişmektedir?…

Bugünkü haber-yorumumuzda bütün bu konulara açıklık getirmeye çalışacağız.

YARGITAY, MEHMET TATLICI’NIN İTİRAZLARINI REDDETTİ

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, İstanbul 38. Asliye Ceza Mahkemesi hakimliği tarafından verilen 15.07.2014 tarihli karara istinaden Mehmet Tatlıcı’nın yaptığı temyiz başvurusunu incelemiş ve 24 Nisan 2018 tarihinde verdiği kararla Mehmet Tatlıcı’nın itirazlarını reddetti.

Yargıtay’ın bu kararı yıllar önce uzun bir yargı sürecinden sonra sonuçlanan bir dava üzerine verilmişti. Söz konusu dava, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrasında gündeme gelen miras davaları ve mirasçıların aralarındaki anlaşmazlıkların dışında, ama Mehmet Tatlıcı’nın devreye girerek konuyu miras davaları içine çekmeye çalıştığı bir süreçte devam etmişti.

Davada haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla suçlanarak akıl almaz oyunlarla mahkûm ettirilmeye çalışılan Uğur ve Nurten Tatlıcı beraat etmiş, Mehmet Tatlıcı bu beraat kararına itiraz ederek dava dosyasını Yargıtay’a taşımıştı. Yargıtay’ın verdiği son kararla Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın beraatlerine yönelik ilk mahkeme kararı da kesinleşmiş ve adalet bir kez daha tecelli etmiş oldu.

Mehmet Tatlıcı’nın büyük paralar harcayarak oluşturduğu avukat ordusu ile birlikte (lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Avukat Koleksiyonu” ; “Mehmet Tatlıcı’ya Avukat Dayanmıyor” ve “Mehmet Tatlıcı Kaybetmeye Doymuyor” haberleri) müdahil olduğu bu dava, aslında hukuk tarihimize geçecek bir “komedi dizisi” tarzında sahnelenmişti ve dava sürecinde ve sonrasındaki tüm gelişmeler de, Tatlıcı Gerçekleri haber ekibinin uzun araştırmalarıyla birlikte elde ettiği bilgi ve belgeler ışığında haber sitemizde okurlarımızın ve kamuoyunun bilgisine sunulmuştu (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Yeni Senaryo, Yeni Aktörler, Yine Hüsran!” ; “Masum İnsanlar Nasıl İtibarsızlaştırılır?” ve “Her Taşın Altından Çıkan Aynı İsimler” haberleri).

Okurlarımıza Yargıtay’ın bu son kararının ne anlama geldiğini ve yazılan bir “senaryo” dahilinde “sahnelenen” bütün bu “oyunları” burada kısaca bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Ancak bunun öncesinde, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası yaşananları kamuoyunun bilgisi için kısaca hatırlayalım:

MEHMET SALİH TATLICI’NIN VEFATI, VASİYETNAMESİ VE ARDINDAN YAŞANANLAR

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı, sıfırdan başladığı iş hayatında sabrı, azmi ve çalışkanlığı ile büyük yatırımlara imza atmış başarılı ve hayırsever bir iş adamıydı. 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatının ardından yıllar öncesinden düzenlemiş olduğu resmi vasiyetnamesi ortaya çıktı.

Merhum Mehmet Salih Tatlıcı vasiyetnamesinde, kendisini ölümle tehdit etmiş olan ilk evliliğinden oğulları Ahmet Tatlıcı ve Ali Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, diğer oğlu Mehmet Tatlıcı ile torunlarının mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını istemişti.

Rahmetli işadamı, kendisine hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya ise mirasının kalan kısmını bırakmıştı.

Merhumun 1994 yılında yazdığı bu resmi vasiyetnamesindeki miras paylaşımından memnun kalmayan ilk evliliğinden çocukları, başta Mehmet Tatlıcı olmak üzere, Ahmet Tatlıcı ve daha önce vefat etmiş olan oğlu rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı daha fazlasını talep ederek, rahmetlinin vasiyetnamesinin iptali ve mirasının tespiti için davalar açtılar.

Mehmet Tatlıcı bunlarla da kalmayarak, tereke tespiti ve tedbir istemli bir başka davayı, “çok sevdiği” babasının terekesine “zarar verebilecekleri” ve “mal kaçırma girişiminde bulunabilecekleri endişesiyle” Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ederek baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile merhum babasının hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhine açmıştı.

Bu davayla birlikte rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı koleksiyonundaki tabloların bir kısmı Tereke Mahkemesi Hakimliği tarafından merhum işadamının İstanbul Kağıthane’deki eski Pilma fabrikası depolarında miras davası sonuçlanıncaya kadar korumaya alınmıştı.

Burada kaldığımız yerden devam etmek üzere biraz ara verelim ve kamuoyunun bilgisi için Mehmet Tatlıcı’nın bütün bunları neden yaptığının cevabını açıklayalım:

MEHMET TATLICI’NIN KENDİ AİLESİYLE DERDİ NE?

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğinden olma üç oğlundan biri olan Mehmet Tatlıcı, babasının vefatından itibaren çok önceden hazırlığını yaptığı zaman içinde ortaya çıkan anlamsız bir “hukuk arayışı” içindedir.

Bu süreçte hepsi de kendi aile fertleri olan, kendisiyle aynı soyadını taşıyan yakınlarını hedef alarak “ilerleme çabasındadır” Mehmet Tatlıcı…

Hedef aldığı insanlar başta, rahmetli babasının hastalıkta ve sağlıkta 43 yıl hayat arkadaşı olan Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’dır (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” haberi).

Aynı süreçte 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen kendi öz evlatlarını bile dava etmiş, eşinden boşanmış ve kendi çocukları hakkında da yanında çalışan elemanları ve kendi avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulunmuştur Mehmet Tatlıcı… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Bu Nasıl Bir Baba?” haberi).

KENDİ ÖZ BABASI HAKKINDA BİLE SAVCILARA ASILSIZ İDDİALARLA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMUŞTU…

Mehmet Tatlıcı bugün sahip olduğu tüm zenginliği, bir eli yağda-bir eli balda lüks içindeki yaşamını sadece ve sadece rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendisine verdiklerine borçludur. Ama Mehmet Tatlıcı, hayırlı bir evlat olarak bütün bu zenginliği borçlu olduğu merhum babası aleyhinde bile, içinde en ufak bir utanma ve sıkılma olmadan gidip savcılara suç duyurusunda bulunmuş bir şahıstır.

Mehmet Tatlıcı, rahmetli babasından kalan tablo ve antika eşyalarla ilgili olarak kendi öz babasını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaçakçılık Bürosu’na şikayet etmişti (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Oğul: Müşteki – Merhum Baba: Şüpheli” haberi).

Savcılık makamı, Mehmet Tatlıcı’nın bu asılsız iddiaları hakkında da yine “kovuşturmaya yer olmadığı” yönünde karar vermişti…

MEHMET TATLICI: ASILSIZ İDDİALARLA KENDİ AİLESİNE KARŞI SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMA ŞAMPİYONU

Mehmet Tatlıcı, bütün bu davaların yanında yine Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla 14 ayrı suç duyurusunda bulunmuş; bu suç duyurularının hepsi de “kovuşturmaya yer olmadığı” ve Mehmet Tatlıcı tarafından ileri sürülen “iddiaların geçersiz bulunması” veya bu iddialarla ilgili yeterli delil olmadığı için “takipsizlik” kararlarıyla neticelendirilmiştir.

Görüldüğü gibi Mehmet Tatlıcı, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından bu yana geçen 9 yılı aşkın bir süredir (her seferinde “hukuk duvarına” çarpmasına rağmen), hepsi de kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerine karşı büyük bir kin ve nefretle bu anlamsız davalar açma ve suç duyurularında bulunma “takıntısından” bir türlü vaz geçmemiştir.

Şimdi kaldığımız yerden Yargıtay’ın haberimize konu olan kararıyla ilgili dava sürecine devam edelim…

NE OLMUŞTU?

Mehmet Tatlıcı, Yargıtay kararıyla aleyhine sonuçlanan dava sürecinde bir güvenlik firması sahibi olan Mustafa Ö. isimli “ilginç” bir şahsiyetle yola çıkmıştı…

Mehmet Salih Tatlıcı hayattayken bazı şirketlerinde bu Mustafa Ö. isimli şahsın sahibi olduğu güvenlik firmasından hizmet almaktaydı.

Ancak rahmetli işadamının 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatı sonrasında, en küçük oğlu Uğur Tatlıcı ile merhumun ikinci eşi Nurten Tatlıcı, Mustafa Ö.’nün sahibi olduğu “Özgün Güvenlik” firması ile olan hizmet anlaşmasını 26 Ağustos 2009 tarihinde sona erdirmişti.

İşte Mehmet Tatlıcı ile söz konusu güvenlik firması sahibi Mustafa Ö.’nün yolları da bu tarihten sonra “ilginç” bir şekilde “kesişiyordu.”

Güvenlik firması ile anlaşmanın iptali üzerinden tam 12 gün geçtikten sonra, 8 Eylül 2009 tarihinde söz konusu güvenlik firmasının sahibi Mustafa Ö’nün talebiyle Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ait işyerinde bir toplantı yapılmıştı.

Güvenlik firması sahibi Mustafa Ö, bu toplantıda gizli bir kamera ile çekim yapmış ve akabinde de Uğur Tatlıcı ve bazı şirket görevlileri tarafından tehdit edildiğini öne sürerek 17 Eylül 2009 tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. İşin çelişkili yanı ise, söz konusu toplantıya haklarında suç duyurusunda bulunduğu Uğur Tatlıcı da, Nurten Tatlıcı da katılmamıştı.

Başsavcılık ise güvenlik firması sahibi Mustafa Ö.’nün bu suç duyurusunu, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla reddetmişti.

MEHMET TATLICI VE MUSTAFA Ö. “HEDEFLERİNE” ULAŞAMIYOR, AMA BENZER “OYUNLARINA” DEVAM EDİYORLAR…

Burada hüsrana uğrayan güvenlik firması sahibi Mustafa Ö’nün (acaba “kendi hür iradesiyle” mi yoksa, birlikte hareket ettiği “birilerinden” aldığı talimatla mı hareket ediyordu???) hızını alamayarak bu sefer 24 Eylül 2009 tarihinde bir kez daha sahne aldığını ve aynı masum insanlar aleyhinde yeni bir ihbarda bulunduğunu görüyorduk.

Bu ihbarda iddia edilenler ise, kendi güvenlik şirketinin Hüseyin K. isimli bir çalışanının Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından verilen talimatla dövüldüğü, hakarete ve tehdide maruz kaldığı ve hatta kaçırıldığıydı…

MEHMET TATLICI, BU SEFER MÜDAHİL OLARAK DEVREDE…

İşte tam da bu noktada devreye, bir kez daha aile fertleri aleyhine asılsız suç duyurularında bulunma şampiyonu Mehmet Tatlıcı da giriyor ve bu suç duyurusunun da müdahili oluyordu; üstelik burada konuya müdahil olmasını gerektiren hiçbir neden olmadığı halde…

Ama, elbette Mehmet Tatlıcı’nın “kendince” bazı nedenleri vardı ve suç duyurusunda bulunan güvenlikçi ile birlikte “tesadüfen” aynı gün ve aynı saatte savcılığa ifade vermeye gitmişti…

Böylelikle, güvenlik firması sahibi Mustafa Ö. ile Mehmet Tatlıcı’nın yolu bu senaryoda “ilginç bir şekilde tekrar kesişiyor” ve zamanla katılacak ve hemen hepsi de Mustafa Ö.’nün güvenlik firmasında çalışan “bazı yeni aktörlerin” de rol alacağı bu yeni oyun, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ve öz babasının ikinci eşi aleyhinde yaptığı suç duyurularının bir başka bölümü olarak sahneye konulmaya başlıyordu…

Burada Mustafa Ö., aynı hızla bu kez Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ait şirkette çalışan E.B. hakkında bir başka suç duyurusunda da bulunmuştu. Buradaki amaç ise Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın etrafındaki rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın eski çalışanlarına da zarar vermekti. Mustafa Ö., bu şikayeti kendi şirketinde çalışan başka bir çalışanına yaptırmıştı, buna karşılık savcılık makamı E.B. hakkında da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermişti…

Kısacası, yine hüsrana uğramıştı “yol arkadaşları”, Mustafa Ö. ve Mehmet Tatlıcı…

Beraberinde bu olayın sebebi olarak da, Hüseyin K. isimli güvenlikçinin, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın, aralarında Murat Y. isimli bir çalışanlarının da yer aldığı bazı şahısların yardımıyla mirasa konu olabilecek eski eserleri kaçırdığını, çaldığını bilmesinden ileri geldiğini iddia etmişlerdi. Mehmet Tatlıcı, aynı ihbarları birkaç gün arayla Sarıyer, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıklarına da yapmıştı ve konu ve iddialar aynı olduğu için de dosyalar birleştirilmişti.

“Bu oyunda rol alan aktörlerin” aslında rollerini pek de iyi ezberlemedikleri ve birbiriyle çelişen ifadeler verdiği de görülüyordu…

Örneğin, Mehmet Tatlıcı ile güvenlik firması sahibi Mustafa Ö. bu yeni ihbarlarında güvenlik firması çalışanı Hüseyin K.’nın başına bunların 5 Ağustos 2009 tarihinde geldiğini iddia etmişlerdir…

Halbuki dövüldüğü, kaçırıldığı, hakaret ve tehdide maruz kaldığı iddia edilen Hüseyin K. isimli güvenlikçi ise, Mehmet Tatlıcı ve çalıştığı güvenlik firması sahibi Mustafa Ö. ile birlikte aynı gün Savcılığa verdiği ifadede, kendisine bütün bunların 5 Temmuz 2009 tarihinde yapıldığını iddia etmişti. Üstelik sorulan soru üzerine o zaman kendisine yapılanlar üzerine hiçbir sağlık raporu almadığını da beyan etmişti.

Kısacası Mehmet Tatlıcı ve güvenlik firması sahibi Mustafa Ö. ise savcılığa “Hüseyin K. isimli güvenlikçinin başına bunlar geldi” deyip tarih olarak 5 Ağustos 2009’u vermiş, ama ortaya sürülen ve “dersini iyi çalışmadığı belli” güvenlikçi Hüseyin K. ise tam bir ay öncesini, 5 Temmuz 2009’u savcılığa beyan etmişti. Üstelik darp edildiğini ispat edecek bir hastane raporu almadığını da ekleyerek…

BİLEREK VE İSTEYEREK KENDİNİ MAHKUM ETTİREN “SAF” AKTÖRLER…

Ortaya çıkan bu çelişkilerin yanında, güvenlik firması sahibi Mustafa Ö. “ilginç” bir adım daha atarak, bunun suç olduğunu ve bu yüzden mahkum olacağını bilmesine rağmen, tanık olarak dinlendiği savcılık dosyasına gizli kamerayla yapmış olduğu çekimleri de CD ortamında eklemişti.

Türk Hukukunda tanık olarak dinlenen kişinin, şikayetçinin iddiasını ispatlamaya çalışması ve ceza alacağını bile bile mahkemeye suç unsuru bir gizli kamera çekimi sunması GÖRÜLMÜŞ ŞEY DEĞİLDİ, ama “bu aktörler”, “yazılan senaryo” dahilinde “oyunlarını” sürdürüyorlardı…

Tabii “kahraman tanığımız” Mustafa Ö., daha sonra bu suçtan mahkum da olmuştu…

Burada akla hemen bu insan nasıl olur da mahkûm olacağını bile bile tüm bu asılsız iddialarına kanıt olabileceği düşüncesiyle, gizli kamerayla çekim yapıp, bir de bunu tanık olarak dinlendiği dosyaya ekleyecek kadar saf olabilir sorusu gelmekte…

Takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

SAVCILIK MAKAMI, UĞUR VE NURTEN TATLICI ALEYHİNE YAPILAN İHBARLARI TEKRAR REDDETTİ…

Bu arada Mehmet Tatlıcı’nın, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine Pilma fabrikasından mirasa konu tabloları kaçırdıkları iddiasıyla yaptığı suç duyurusu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “yeterli ve inandırıcı delille desteklenmemesi ve mükerrer nitelikte olması sebebiyle” ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırılıyor ve Mehmet Tatlıcı bir kez daha hüsrana uğruyordu. Beraberinde de yine Mehmet Tatlıcı’nın, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine Sarıyer, Beykoz ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılıklarına yaptığı çok sayıda suç duyuruları da aynı gerekçelerle reddediliyordu.

Mehmet Tatlıcı’nın hedefinde olan Uğur ve Nurten Tatlıcı, üzerlerine atılmaya çalışılan bunca çamura rağmen, hem savcılarımızın verdikleri kararlarla haklarında kovuşturma yapılmaya gerek görülmemişlerdi, hem de hakimlerimizin verdikleri kararlarla beraat etmişlerdi…

MEHMET TATLICI NEDEN BÜTÜN BU OYUNLARIN İÇİNE MÜDAHİL OLARAK DAHİL OLMUŞTU?

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri yaşananlara bakıldığında bunun cevabını bulmak çok da zor değildir.

Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine haksız ve hukuksuz iddialarla tam 14 suç duyurusunda bulunmuş ve bu haliyle de, ülkemizin hukuk sisteminin haksız-hukuksuz iddialarla suç duyurusu şampiyonu olarak adını adalet tarihimize altın harflerle yazdırmış bir şahıstır. Mehmet Tatlıcı’nın bu suç duyurularının hepsi de ülkemizin savcıları tarafından yapılan inceleme ve davalara bakan hakimlerimizce yürütülen hukuki süreç içinde ya reddedilmiş ya da takipsizlikle sonuçlandırılmıştır.

Mehmet Tatlıcı’nın hızını bütün bu savcılık kararları da kesememiş, Mustafa Ö. isimli şahsın güvenlik firmasında çalışan kişilerin Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan tüm bu “oyunları” içine de “bir anda” tekrar sahne almış, Mustafa Ö. ve onun sahibi olduğu güvenlik firması “Özg.. Güvenlik” çalışanlarının “rol aldığı” bu akıl almaz oyunlara “müdahil” olarak katılmaktan “kendini alamamıştır.”

Haberimize konu olan son Yargıtay kararında da, çok net bir şekilde Mehmet Tatlıcı’nın bu davaya müdahil olmasını gerektiren bir durum olmadığının altı çizilmiş, yerel mahkemenin (İstanbul 38. Asliye Ceza Mahkemesi) Mehmet Tatlıcı’nın bu davaya bu şekilde müdahil olmasını kabul etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir…

“SENARYO YAZARI” VE “AKTÖRLER” BİRLİKTE Mİ HAREKET ETTİLER?

Burada sorulması gereken bir başka soru da, Mehmet Tatlıcı’nın aslında kendisiyle hiçbir şekilde “alakası olmaması gereken” bütün bu “oyunların” içinde Mustafa Ö. ile “aynı sahnede rol almasının” altında hangi nedenler yatmaktadır?

Öyle ki, Mehmet Tatlıcı, Mustafa Ö.’nün şirketinde çalışan şahısların haksız-hukuksuz ve mesnetsiz iddialarının “daha detaylı” halini, kendisi aslında bütün bu “oyunların” bir parçası olmaması gerekirken, eşine az rastlanır bir “motivasyonla” kendi adına İstanbul’daki farklı cumhuriyet savcılıklarına yaptığı ihbarlarla sahne almıştı.

Bütün bu gelişmelerin gösterdiği üzere, önceden “yazıldığı” izlenimi veren bir senaryo ile oynanmaya çalışılan bu oyunu Mehmet Tatlıcı daha da ileriye götürmeye ve biri baba bir kardeşi, diğeri de rahmetli babasının ikinci eşi olan bu masum insanları adeta buyduk bir kin ve nefretle suçlu gibi göstermeye çalışmıştı…

Ama Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu nafile çabaları da yine sonuçsuz kalmış, bu iki masum ve kendi halinde yaşayan insanı, yani kardeşi Uğur Tatlıcı ile rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı’yı bütün bu oyunlarında da mahkûm ettirmeyi bir türlü̈ başaramamıştı…

Yapılan soruşturmalar yine savcılarımızın yaptığı incelemelerin ardından takipsizlik ve ret kararlarıyla veya akıl almaz iddialarla sürdürülmeye çalışılan dava süreçleri de yine hakimlerimizin verdiği beraat kararıyla sonuçlanıyordu…

MEHMET TATLICI VE “ROL ARKADAŞLARI” YAZDIKLARI SENARYO İLE MASUM İNSANLARI MAHKUM ETTİRMEYİ BAŞARAMADILAR VE HER SEFERİNDE DE ADALETİN TECELLİSİ İLE KARŞILAŞTILAR…

Görüldüğü gibi, Mehmet Tatlıcı ve Mustafa Ö.nün yollarını kesiştiren nokta, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı eşi ve en küçük oğluna karsı maksatlı ve planlı bir şekilde sürdürülen bütün bu akıl almaz, ama aynı zamanda haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialar taşıyan suç̧ duyuruları dizisi oluyordu. Üstelik medyada hep de aynı isimlerin devreye girerek bu masum insanları itibarsızlaştırmaya çalışan tek yanlı “haberleriyle” eş zamanlı örtüşerek…

Mustafa Ö. bazen bizzat kendisi ve bazen de şirketinde çalışan güvenlik elemanlarını öne sürerek Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan bir itibarsızlaştırma ve suçlama kampanyasının baş aktörüdür.

Yanında yer alan Mehmet Tatlıcı da benzer iddialarla rahmetli babasının vefat ettiği 22 Şubat 2009’dan beri baba bir kardeşi ve rahmetlinin eşini hedef alan bir karalama, itibarsızlaştırma ve suçlama kampanyasının baş aktörüdür.

Ama ne Mehmet Tatlıcı, ne de Mustafa Ö. bütün bu “oyunlarında” hedefledikleri hiçbir sonuca da ulaşamamışlar; Uğur ve Nurten Tatlıcı üzerlerine atılmaya çalışılan tüm bu çamurlara rağmen beraat etmişlerdir.

Üstelik bu son Yargıtay kararında bile, birilerinin bir yerlerden konuya müdahil olma çabaları görülmesine rağmen…

BÜTÜN BU SÜREÇTE MEHMET TATLICI’NIN BAŞKA “KİMLERLE BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜ” DE DİKKAT ÇEKİCİDİR:

Zira, haberimize konu olan dava da dahil, Mehmet Tatlıcı’nın yıllardır sürdürdüğü bu kin ve nefret dolu mücadelesinde rol alan aktörlerin önemli bir kısmı da, FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle zanlı, sanık veya firari olarak kayıtlara geçmiştir.

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibinin yaptığı araştırmalar bu konuda dikkat çekici bilgi ve belgelere ulaşmamızı sağlamıştır:

MEHMET TATLICI’NIN AKIL ALMAZ İDDİALARINI “DİKKATE ALARAK” DAVA AÇAN SAVCI FETÖ’CÜDÜR…

Örneğin, haberimize konu olan Yargıtay’ın bu son kararıyla ilgili dava sürecinde, Mehmet Tatlıcı’nın akıl almaz iddialarla yapmış olduğu suç duyurusunu “dikkate alarak” konuyu mahkemeye taşıyan zamanın İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ekrem Beyaztaş, FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle yargılanmaktadır ve hapistedir.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası açığa alınan ve hakkında yakalama kararı çıkarılan eski Cumhuriyet Savcısı Ekrem Beyaztaş, 14 Ağustos 2016 günü devriye görevi yapan askerler tarafından Kilis’e bağlı Duruca Köyü Afrin Hudut Karakolu sınır hattında, Suriye’ye kaçak olarak geçmeye çalışırken yakalandı. İstanbul’da görev yaptığı dönemde organize suç örgütü lideri Sedat Şahin’in de aralarında olduğu dosyaya bakan 47 yaşındaki Cumhuriyet savcısı Beyaztaş 15 Ağustos’ta tutuklanarak cezaevine kondu.

Ekrem Beyaztaş hakkında ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. FETÖ terör örgütünün gizli haberleşme programı ByLock’u 18 Ağustos 2014’de kullanmaya başladığı tespit edilen Beyaztaş’ın, üniversite ve savcılık eğitimi aldığı dönemde örgüt evlerinde kaldığı da tespit edildi (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” yazı dizisinin 2. Bölümü).

MEHMET TATLICI’NIN AVUKATI HÜSEYİN ATAOL, YURT DIŞINDA “KIRMIZI BÜLTENLE ARANAN” BİR FETÖ FİRARİSİDİR…

İstanbul Barosu’na 20656 Sicil numarası ile kayıtlı olan Hüseyin ATAOL, aynı zamanda eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat YILMAZER’in de avukatlığını yapmıştır. Ali Fuat Yılmazer’in Ergenekon ve Balyoz davalarının mimarı olduğu iddia edilmektedir ve Hırant Dink cinayeti öncesinde de İstanbul İstihbarat Daire Başkanlığı C Şubesi müdürü olduğu bilinmektedir; Ali Fuat Yılmazer şu anda FETÖ üyesi olmaktan tutuklu sanık olarak yargılanmaktadır.

Haber ekibimizin yaptığı araştırmalar, Hüseyin Ataol’un FETÖ imamı olduğunu da ortaya koymaktadır. Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin Ataol yurtdışına kaçtığı için hakkında kırmızı bültenle uluslararası bir yakalama kararı bulunmaktadır.

Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin ATAOL’un, FETÖ ile hapishanedeki örgüt üyeleri arasında iletişimlerini sağlayan en önemli bir “aracı” olduğu da haber ekibimizin yaptığı araştırmalar neticesinde ulaştığımız önemli bir diğer bilgidir. Bu doğrultuda yaptığımız araştırmaları derinleştirdiğimizde de Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin Ataol’un, örgüt üyelerine ışık evi sağladığı ve toplanan himmeti organize eden isimlerden biri olduğu; Ataol’un aynı zamanda örgüt içi para transferi gerçekleştirilmesi için örgüt üyelerine talimat verdiği de ortaya çıkmaktadır (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” yazı dizisinin 3. Bölümü).

Haber ekibimizin yaptığı bir başka araştırma da, Mehmet Tatlıcı’nı FETÖ’cü firari avukatı Hüseyin Ataol’un, kendi gibi FETÖ’cü firari eski emniyet müdürleri ile toplantılar yapıp, daha 1,5 yıl evvelinde, Reza Zarrab üzerinden Amerika’da geliştirilecek kumpasın Türkiye aleyhine bir davaya dönüştürülme sürecini değerlendirdiklerini de ortaya koymuştu (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü Avukatı, Reza Zarrab Kumpasında da Baş Aktör” haberi).

MEHMET TATLICI’NIN ASILSIZ İDDİALARINI GERÇEKMİŞ GİBİ KALEME ALAN SÖZDE GAZETECİLER DE FETÖ’CÜ ÇIKTILAR

Mehmet Tatlıcı’nın, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davaların görüleceği duruşmaların hemen öncesinde, günlük basında hepsi de aynı muhabirler tarafından yazılan, ama temelinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırma ve küçük düşürme amacını taşıyan asılsız “haberler” yer almıştır.

Bu haberler “büyük bir tutarlılıkla” hep aynı muhabirlerin isimleriyle yayınlanmıştır ve bunların içinde adları FETÖ soruşturmalarında geçen iki isim dikkat çekmektedir: Abdullah Kılıç ve Dinçer Gökçe.

Yani, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma gayreti içinde olan “gazeteciler”, bir yanda FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olmaktan cezaevinde olan “gazeteci” Abdullah Kılıç, diğer yanda yine FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece şimdilik “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış olan Dinçer GÖKÇE… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu” başlıklı haber dizisinin özellikle 6. Bölümü ve “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” yazı dizisinin 4. Bölümü).

BU KADAR İYİ EĞİTİM ALMIŞ “BU PEK HAYIRLI EVLATLARIN” ARTIK SULH YOLUNA GİTMESİNİ UMALIM MI?

Tatlıcı Gerçekleri haber merkezi olarak, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın saygın anısına bir saygımız olarak, vefatından beri devam eden bütün bu davaları ve savcılık soruşturmalarını takip ediyoruz.

Bu süreçte yaşananlar, çok eminiz ki bu hayırsever işadamının hiçbir zaman görmek istemeyeceği gelişmelerdir.

Geride bıraktığı ailesinin, hepsi de bu ülkenin ve dünyanın en iyi eğitim kurumlarından mezun olan öz evlatlarının, sık sık medya haberlerinde bu şekilde yer alması ve yazdığı resmi vasiyetnamesine rağmen, mirasının kendi aile fertleri arasında sulh içinde paylaşılmayıp, bu şekilde davalara ve savcılık soruşturmalarına konu edilmeye devam edilmesi maalesef onun saygın adının karşılığı olmayan bir yönde ilerlemektedir.

Bizler, Tatlıcı Gerçekleri haber merkezi olarak Tatlıcı soyadı taşıyan bütün bu aile fertlerinin artık akıllarını başlarına alarak sulh olma yoluna gitmelerini öneriyoruz, aksi takdirde hiçbirinin ömrü rahmetli babalarının alın teriyle çalışarak kazandıklarıyla onlara bıraktığı bu hatırı sayılır serveti görmeye ve kullanmaya yetmeyecek…

Rahmetli babalarının verdiği paralarla aldıkları bu kadar iyi eğitimin karşılığı olarak en azından bundan sonra akıllarını başlarına almalarını bekliyoruz…

Umarız ki, bizim ömrümüz onların akıllarını başlarına alarak sulh olduklarını görmeye yeter…

Gelişmeleri okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top