Amerikan Adaletsizliğinin Yepyeni Örnekleri

amerikan-adaletsizliginin-ornekleri.jpg

Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğinden olan oğullarından Mehmet Tatlıcı, yıllardır açtığı davalar ve yaptığı suç duyurularıyla Türkiye’de uzlaşmaz bir tutum sergilerken, şimdilerde Amerika’da açtığı davalarda “sulh yanlısı” bir görüntü vermeye çalışıyor. Birlikte organize bir şekilde çalıştığı iş ortakları Amerikalı “avukat” Jeremy D. Friedman ve Romanyalı “avukat” Victor Marian Stanciulescu ile birlikte, Amerika’daki mahkemeleri yanıltarak yeni kazanımlar peşinde koşarken, oradaki davaya bakan Amerikalı hakimlerin yanlı kararları da dikkat çekmekte.

Bugünkü haber-yorumumuzda, haber ekibimizin yaptığı araştırmaların sonuçlarını, Mehmet Tatlıcı ile Amerikalı Jeremy D. Friedman ve (avukat kisvesi altında onun yanında yer alan) Romanyalı Victor Marian Stanciulescu’nun nasıl bir çıkar ilişkisi içinde birlikte hareket ettiklerini ve Amerikalı yargıçların yanlı kararlarını okurlarımız ve kamuoyu ile paylaşacağız…

MEHMET SALİH TATLICI’NIN VEFATI ARDINDAN MİRASININ PAYLAŞIMI NASIL ŞEKİLLENDİ? 

Mehmet Salih Bey’in 22 Şubat 2009’daki vefatından beri açtığı davalar ve özellikle merhum işadamının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile merhumun bu evlilikten dünyaya gelen oğlu Uğur Tatlıcı aleyhine yaptığı suç duyurularıyla dikkat çeken Mehmet Tatlıcı, bütün bu davalar ve suç duyurularında istediğini alamayınca dikkatini Amerika Birleşik Devletleri’nde açtığı davalara çevirdi ve orada da daha önce Türkiye’de yaptıklarına benzer yollar izlemeye başladı.

Türkiye’de yaklaşık 10 yıldır görülmekte olan miras davaları var. Bunların içinde Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babası Mehmet Salih Bey’in vasiyetnamesini iptal ettirmek ve mirasçıların miras paylarının yeniden tespit edilmesi için açtığı davalar aleyhine sonuçlandı ve vasiyetnamedeki miras paylaşımı geçerli oldu:

Miras davasına bakan mahkeme kayıtlarına göre Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın miras payı 128 birim değer üzerinden 92’dir (92/128).

Yine mahkeme kayıtlarında belirlenen miras paylaşımı 128 pay üzerinden diğer mirasçılar için şu şekildedir:

Mehmet Salih Bey’in ilk evliliğinden oğulları ve torunlarının miras payları:

– Mehmet Tatlıcı için 12 (12/128) ve

– Ahmet Tatlıcı için 12 (12/128) ve

daha önce vefat eden ilk evliliğinden diğer oğlu Ali Tatlıcı’nın çocukları;

– Salih Ziya Titiz için 6 (6/128) ve

– Bedriye Kamer Tatlıcı için 6’dır (6/128).

MEHMET TATLICI, TÜRKİYE’DE AÇTIĞI DAVALARDA SULH OLMAYA BİR TÜRLÜ YANAŞMADI

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de babasının kendisine bıraktığı miras payından fazlasını alma “şansı” kalmamıştı; burada yapabileceği tek şey hepsi de kendisiyle aynı soyadını taşıyan diğer mirasçıların bu mirası ne kadar geç almalarını sağlarsa, bunu kendine “kâr” sayacaktı, nitekim öyle de yaptı. Sulh olmaktan uzak bir tavır sergiledi:

Miras davalarının kalanını elinden geleni ardına koymayarak (elbette, emrindeki “avukat ve hukuk danışmanı” ordusunun da desteğini alarak) uzatmaya çalıştı; “işi hep yokuşa sürdü”, uzlaşmaz bir tavır takındı; her olumlu adımın karşısına yeni olumsuzluk taşıdı; amacı da, uzlaşmayarak, sulh olmayarak diğer mirasçıların miras paylarını almalarını alabildiğine engellemek, bu doğrultuda davaların süresini uzatmaktı…

KALKTI GİTTİ AMERİKA’YA MEHMET TATLICI…

Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de bir yandan sulh olmaktan uzak bir tutum sergilerken, bir yandan da Türkiye’deki mağlubiyetinin ezikliğini, şansını bir de Amerika’da deneyerek aşmak istedi. Türkiye’de denemişti, ama tutmamıştı; bir kez de Amerika’da denemekte yarar vardı: “ya tutarsa?”.

Türkiye’de hukuku “ya tutarsa” kafasıyla kandıramamış, hep kaybetmişti; “peki ya Amerika’da tutarsa” diyerek soluğu ‘Yeni Dünya’da aldı. Orada henüz, Türkiye’deki gibi hukuk camiasının ve kamuoyunun malumu olmamıştı, kendisini kimse tanımıyordu, Türkiye’de tutturamadığı oyunlarını orada oynaması için bir engel yoktu; ayrıca zaten burada hep kaybediyordu, orada bir kez daha şansını denemekten bir şey kaybetmezdi, tutarsa da koparabildikleri yanına “kâr” kalırdı Mehmet Tatlıcı’nın…

AMERİKA’DA DA “YA TUTARSA” KAFASIYLA HAREKET ETTİ…

Orada Mehmet Salih Bey’in terekesine dahil edilmesi gerektiğini iddia ettiği bazı gayrimenkullerin varlığından söz ederek hamlelerini bu varsayımı üzerine kurdu Mehmet Tatlıcı. Oradaki bazı gayrimenkuller, “babam Mehmet Salih Tatlıcı’ya aittir, baba bir kardeşim Uğur Tatlıcı’ya ve babamın ikinci eşi Nurten Tatlıcı’ya ait değildir” varsayımını ispat etmeye çabalıyordu: Şiarı aynıydı: “ya tutarsa”.

Oysa, sözünü ettiği gayrimenkuller, henüz Mehmet Salih Tatlıcı hayattayken, zaten ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen oğlu Uğur Tatlıcı adına kayıtlıydı ve onların şahsi mülkiyetinde olan taşınmazdı. Bu gayrimenkuller asla Mehmet Salih Bey’in adına kayıtlı değillerdi. Bu yüzden Mehmet Salih Bey’in terekesine tabi taşınmazlar olarak değerlendirilmeleri de hukuka aykırı bir iddiaydı. Ama Mehmet Tatlıcı, kafaya takmıştı bir kere; türlü oyunlarla Amerikan adaletini yanıltma pahasına buradan kendine yeni bir kulvar açmaya çalışıyordu…

TEREKE DAVALARININ ESAS ADRESİ TÜRKİYE İKEN, AMERİKA’DA PARALEL DAVA AÇILDI

Mehmet Salih Bey, Türk vatandaşıydı ve tereke ve miras davaları Türkiye’de görülmesi gerekmekteydi; zaten vefatından bu yana geçen 10 yıldır da bu hukuki süreç işlemekteydi. Durum böyleyken, Amerika’da Türkiye’dekine paralel miras davaları açılması tam bir hukuk komedisiydi. Ama Mehmet Tatlıcı, emrindeki avukat ordusuna Amerika’da yenilerini ekledi ve oradaki hakimlerin meseleyi Türk Adalet sistemi ve Türkiye’deki hukukun işleyişini ve hepsinden önemlisi de Türkiye’de yıllardır görülmekte olan ve belirli bir noktaya gelmiş miras davaları sürecini yok saydı; sonuçta hukuka aykırı bir yolla, tek taraflı olarak Amerika’da bu davaların açılmasına göz yumuldu…

Hukuka aykırı olarak göz yumuldu, ama yine de Mehmet Tatlıcı, orada da tıpkı Türkiye’de yaptığı gibi türlü oyunlarla hukuku yanıltmaya çalışmasına rağmen yine mevzi kazanamadı, davalar onun istediği gibi gitmedi…

TÜRKİYE’DE UZLAŞMAZ TAVIRLARIYLA DİKKAT ÇEKEN MEHMET TATLICI’NIN AMERİKA’DAKİ “SULH” ARAYIŞLARI

Mehmet Tatlıcı’nın uzlaşmaz tavırları, avukat kisvesiyle “çalışan” Romanyalı ve Amerikalı kara para aklama uzmanlarını yani avukatlarım dediği Amerikalı Jeremy D. Friedman ve Romanyalı Victor Marian Stanciulescu’yu devreye sokana kadar aynen devam etti…

Oradaki davaların gidişatında da istediği noktaya bir türlü gelemeyen Mehmet Tatlıcı; yine “ya tutarsa” kafasıyla, Türkiye’deki uzlaşmaktan ve sulh olmaktan uzak tavrının tam tersini “sahneye koyarak” birdenbire “ben arabuluculuk istiyorum” dedi…

Kısacası, Mehmet Tatlıcı orada “Arabuluculuk için diğer mirasçılarla aynı masaya oturup, bu davaları bir sonuca bağlamak istiyorum” diyerek tam bir ikiyüzlülük örneği sergiledi…

Türkiye’de diğer mirasçılarla 10 yıldır uzlaşmayan, sulh olmak istemeyen, tüm miras davalarını alabildiğince uzatarak diğer mirasçıların miras paylarını almalarına engel olan Mehmet Tatlıcı, şimdi bir anda “sulh” yanlısı bir görüntü verme çabasındaydı…

MEHMET TATLICI, TÜRKİYE’DE UZLAŞMAZ TAVIRLARIYLA DİKKAT ÇEKERKEN, NEDEN ŞİMDİ AMERİKA’DA “SULH YANLISI” BİR GÖRÜNTÜ VERMEYE ÇALIŞIYORDU?

22 Şubat 2009 tarihinde vefat eden merhum babası Mehmet Salih Bey’in kendisine bıraktığı milyonlarca dolarlık miras payını az bulup, (zaman içinde ortaya çıkan gerçeklerin ve kanıtların gösterdiği gibi, vefattan çok daha önce başladığı) bu “hukuk savaşıyla”, merhum babasının vasiyetnamesini iptal ettirmek ve miras tespitinin yeniden yapılmasını sağlamak için, 10 yıldır (sayıları 30’u geçen avukat, danışman, üniversite hocası danışman ve uzmanlardan oluşan “hukuk ordusunun” ve FETÖ’cü savcı, FETÖ’cü avukat ve FETÖ’CÜ gazetecilerin desteğini de arkasına alarak) türlü oyunlar denemesine rağmen amacına ulaşamayan Mehmet Tatlıcı, maalesef bu süreçte aslında hem kendini, hem de tüm aile fertlerini tüketmeye devam etti… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı babası vefat etmeden kaç hafta önce avukatlarına Vekalet verdi?” ; “Vefat Günü Sabaha Karşı 04:29’da Bankaya Gönderilen Faks” ; “Baba Parası… Baba Sevgisi…” ve “Mehmet Tatlıcı’nın Avukat Koleksiyonu…” haberleri).

MEHMET TATLICI, SADECE RAHMETLİ BABASININ VASİYETNAMESİNİ HEDEF ALMAMIŞTI…

Zamanla ortaya çıkan gerçeklerin gösterdiği gibi, aslı, astarı olmayan, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla merhum babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı aleyhine tam 14 suç duyurusunda bulunmuş ve bu suç duyurularının hepsi de ülkemizin hakim ve savcıları tarafından reddedilmiş ibretlik bir insana dönüşmüştü Mehmet Tatlıcı… (Bu konuda, ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” ; “Mehmet Tatlıcı Rekorunu Yeniledi” ve “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” haberleri)

MEHMET TATLICI, RAHMETLİ BABASI HAKKINDA BİLE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMUŞTU

Mehmet Tatlıcı, bugün sahip olduğu tüm servetini, sadece ve sadece merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendisine bıraktıklarına borçludur.

Ancak ne hazindir ki, bugün bir eli yağda, bir eli balda lüks içinde yaşamını borçlu olduğu rahmetli babası hakkında bile, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaçakçılık Bürosu’na suç duyurusunda bulunmuş ibretlik bir insandır Mehmet Tatlıcı… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Oğul: Müşteki – Merhum Baba: Şüpheli” haberi).

Elbette, savcılık makamı, Mehmet Tatlıcı’nın vefat etmiş öz babası hakkında yapmış olduğu bu saçma sapan suç duyurusunu, (tıpkı Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında yaptığı asılsız suç duyurularında olduğu gibi) kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle reddetmişti…

MEHMET TATLICI, 25 YILLIK EŞİNİN İŞYERİNİ SİLAHLI ADAMLARIYLA BASTIĞI HABERLERİYLE GAZETELERDE YER ALMIŞTI…

Mehmet Tatlıcı, 25 yıllık eşi ve iki çocuğunun annesi Gizem Tatlıcı’dan boşanmak için açtığı dava ve bu dava ile ilişkili olduğu iddia edilen bazı silahlı baskın, darp ve eşini yaralama gibi haberlerle de medya gündemine düşmüştü…

Bu haberlerde, Mehmet Tatlıcı’nın eşinin işyerini silahlı adamlarıyla bastığı ve burada geçmişte iş ilişkisi olduğu söylenen bir Fransız mimarı adamlarıyla birlikte darp ettiği ve ayrıca eşini yaralamaktan aleyhine dava açıldığı belirtilmekteydi (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı, Silahlı Adamlarıyla Eşinin İşyerini Bastı” ; “Önce dinletti, sonra boşanma davası açtı” ; “Mehmet Tatlıcı’ya Eşini Yaralamaktan Dava Açıldı” ; “Mehmet Tatlıcı’ya Dayak Davası” ve “Boşanma Davasından Gizli Proje Çıktı” haberleri).

MEHMET TATLICI’NIN ADI, KENDİ ÖZ ÇOCUKLARI ALEYHİNE YAPTIĞI SUÇ DUYURULARINDA BİLE GEÇTİ…

Mehmet Tatlıcı’nın, adının öz çocukları hakkında bizzat kendi avukatının savcılığa suç duyurusunda bulunduğu, bu gencecik insanları mahkum ettirme talebiyle dava açtığı bir hukuk sürecine de tanık olduk geçtiğimiz yıllarda…

Ve ne yazıktır ki, Mehmet Tatlıcı’nın kendi adının öz evlatlarına karşı yine bizzat kendi avukatı tarafından açılan bu soruşturma kapsamında bu şekilde yer almasından da en ufak bir rahatsızlık bile duymadığına da tanık olduk…

Mehmet Tatlıcı’nın olay tarihinde biri 17 yaşında, diğeri de 19 yaşında olan kendi öz evlatlarının bu genç yaşta ceza almalarını talep ettiği bir hukuk sürecinin başlatılmasında bu şekilde yer alması da onun nasıl bir insan ve nasıl bir baba olduğunu göstermesi açısından ibretlik bir örnek olarak hukuk tarihimize yazılmıştır… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Bu Nasıl Bir Baba?” haberi ve gazetelerde bu konuyla ilişkili olarak yer alan diğer haberler).

MEHMET TATLICI, TÜM AİLE FERTLERİNİ HEDEF ALAN DAVALAR AÇTI, HİÇBİR ZAMAN SULH YANLISI OLMADI

Yukarıdaki gerçeklerin de gösterdiği gibi Mehmet Tatlıcı, rahmetli babası Mehmet Salih Bey’in 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından beri, (basında yer alan bütün bu haberlerin de gösterdiği gibi) 25 yıllık eşi yanında, kendi öz evlatları ve öz babası dahil tüm aile fertlerini hedef alan asılsız suç duyuruları ve onlara karşı dava üstüne dava açma hırsıyla hem kendini, hem de ailesini tükettiği bir 10 yıl geçirdi.

Bu süreçte, Türkiye’de yaşayan bir Allah’ın kulu, Mehmet Tatlıcı’yı aile fertleriyle uzlaşma ve miras davalarında da sulh arayışı içinde göremedi maalesef…

Tam tersine, Mehmet Tatlıcı’nın adı sürekli olarak medya gündeminde, gasp, yaralama, iftiradan ceza davalarında yargılanma ve hatta, eşine nafaka borçlarını ödemediği gerekçesiyle tazyik hapsi cezasına çarptırıldığı ve yine hakkında Maliye’nin vergi incelemesiyle ilgili soruşturmalar başlattığı haberleriyle yer aldı… (Lütfen bakınız: “Maliye Mehmet Tatlıcı’yı İncelemeye Aldı” ve “Mehmet Tatlıcı’ya Bir Hapis Cezası Daha!” haberleri).

MEHMET TATLICI NASIL OLMUŞTU DA ŞİMDİ AMERİKA’DA “SULH YANLISI” BİR GÖRÜNÜM VERME İHTİYACI DUYMUŞTU?

Başka “şansı” kalmadığı için…

Zira, Türkiye’de kaybetmişti, adı sürekli medya gündeminde aleyhindeki olumsuz haberlerde geçiyordu ve daha da önemlisi Amerika’da da kaybetmeye koşuyordu…

Bu yüzden, (geçmişte yaptıklarına bakıldığında hiç de inandırıcı olmayan bir şekilde) “sulh istiyorum” oyununu Amerika’da “sahnelemeye” başladı ve “arabuluculuk” talep etti.

Bu oyunu devreye sokarken, elbette bazı “hesapları” da vardı Mehmet Tatlıcı’nın;

Örneğin, diğer mirasçıların (başta Nurten Tatlıcı gibi, yaşı 70’e gelmiş, sağlığı uzun uçak yolculuğuna el vermediği için) Amerika’ya gelemeyecek durumda olduklarını) biliyordu. Amerika’daki davaya bakan yargıçlar, (aslında mahkemelerde görülmemiş bir şekilde, davadaki taraflardan birine karşı bu kadar “ön yargılı” ve “azarlarcasına sert” bir üslupla), sağlığı uzun uçak yolculuğunu kaldıramayacak bu yaşlı insanın ne pahasına olursa olsun Amerika’ya gelmesini ve arabulucu ile yapılacak görüşmede Mehmet Tatlıcı ile aynı masaya oturmasını dayatıyor; hiçbir yasal ve insani mazereti kabul etmiyorlardı.

“DEDİĞİM DEDİKÇİ” AMERİKALI HAKİMLERİN ADALETSİZ KARARLARI

Oysa, arabulucu ile yapılacak bu görüşmeye teknolojinin bu derece ilerlediği bir dünyada telefon veya video-konferans (görüntülü konuşma) ile de katılmak mümkündü, (bu tür görüşmelerde sağlık gibi engelleri aşmak amacıyla bu yöntem hem Türkiye’de hem de Amerika’da kullanılmaktaydı), ama Amerikalı yargıçlar “dediğim dedikçi” bir tavırla bunu Nurten Tatlıcı’ya dayatıyorlardı.

Mehmet Tatlıcı bu durumu fark etmekte geç kalmadı.

Mehmet Tatlıcı’nın aleyhlerine dava açtığı diğer mirasçıların haklı nedenlerle bu arabuluculuk görüşmesine katılmak yerine video-konferans veya telefon bağlantısıyla katılma isteklerine de şiddetle karşı çıktığını, onların haklı ve yasal mazeretlerini boşa çıkarma adına elinden geleni ardına koymadığını da burada belirtelim. Kendisi, “bakın ben taa Türkiye’den geliyorum, onlar da gelebilir” pişkinliği ile yanına bir de “avukatımdır” diye oralara kadar (aslında Romanyalı kara para aklama uzmanı olan) adamı Victor Marian Stanciulescu’yu da alarak, lüks mevki olan “business class” koltuklarında taşımakta, en lüks otellerin en pahalı odalarında konaklarken, bütün bu masrafların parasını da aleyhlerine bu davaları açtığı Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan talep edebilmekteydi. Zira, oradaki yargıçlar da, büyük bir adaletsizliğe ve vicdansızlığa imza atarak, arabuluculuk görüşmelerine sağlık gibi haklı mazeretleriyle katılmayan Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya bir başka adaletsizlik örneği göstererek “madem katılmadınız, sana dava açan tarafın tüm masraflarını da siz karşılayın” diyebilmekteydi…

AMERİKA’DAKİ TEREKE TEMSİLCİSİNİN MEHMET TATLICI YANINDA “SAF TUTUŞU”

Bu masraflar da oradaki mahkemenin tarafsız olarak atadığı “resmi tereke temsilcisi” Amerika’lı bir avukat eliyle fatura edilmekteydi. Bu söz konusu tereke temsilcisi Joshua H. Rosenberg, (aslında tarafsız olması gerekirken) her defasında Mehmet Tatlıcı ve avukatları yanında yer almış, bir e-mail yazışmasını okuması karşılığında bile 50 dolarla 112,5 dolar arası para talep edebilecek kadar “işini” pardon “hesabını bilen” bir görüntü çizmiş; bütün bu tavırlarıyla da oldukça taraflı bir tereke temsilcisi rolü oynamıştı.

Dahası, bu sözde tereke temsilcisi Joshua H. Rosenberg, Mehmet Tatlıcı ile Amerika’daki avukatı Jeremy D. Friedman ve Romanyalı kara para aklama uzmanı adamı Victor Marian Stanciulescu’nun katıldığı oradaki en lüks restoranlardaki yemeklerde bile birlikte görülüyorlardı. Tarafsız olması gereken tereke temsilcisi Joshua H. Rosenberg, içinde yer aldığı davaya taraf olanlar bu adamlarla birlikte lüks restoranlarda yiyip-içip, masraflarını da büyük bir pişkinlikle mahkemeye sunuyor; davaya bakan ve adaletli kararlar vermeyen söz konusu yargıçlar da bu faturaların hesabını yine adaletsiz bir tavırla Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ödeyeceksiniz diye dayatıyordu…

Amerika’daki tezgah yıllardır aynen bu şekilde işlemekteydi…

BU PARALARIN TAHSİLATINI YAPABİLMEK İÇİN BİR BAŞKA ADALETSİZLİK DAHA DEVREYE SOKULMUŞTU:

Amerika’daki dava sürecinde Mehmet Tatlıcı ve adamları tarafından içine oradaki tereke temsilcisinin de dahil edildiği bu oyun, maalesef davaya bakan yargıcın taraflı kararlarıyla bu şekilde oynanırken, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı Türkiye’deki terekesine dahil olmasına rağmen, Amerika’daki bir gayrimenkule ait 180.000 doları aşkın gelir, yine aynı mahkemenin hakimi tarafından verilen haksız-hukuksuz bir kararla Amerika’da tutuluyordu.

Üstelik bu hukuksuzluk, TÜRKİYE’DEKİ MAHKEME KARARLARI HİÇE SAYILARAK yapılıyordu. Zira, Türkiye’deki davaya bakan İstanbul  Mahkemesi, Türkiye’deki tereke temsilcilerine verdiği yetkiyle bu 180.462,44 doların Türkiye’ye iadesini resmi kanallarla talep etmiş, ama Amerika’daki mahkeme hakimi Türk Adaletinin bu kararını bile hiçe sayacak kadar ileri gitmişti. Kısacası, “burası Amerika, ben Türkiye’yi de, Türk Adaletinin kararlarını da takmam” diyordu, Amerikalı bu hakim…

Mehmet Tatlıcı ve adamları da böylelikle, yanlarına aldıkları oradaki tereke temsilcisiyle birlikte en pahalı restoranlarda yiyip-içip, en lüks otellerde konaklamaya, en lüks mevkide uçuşlar yapmaya devam ediyorlardı…  Parasını da Türkiye’ye iade edilmesi gerekirken, Amerika’daki BB&T Bankası, Miami Şubesi’ndeki bir hesapta tutulmaya devam edilen Mehmet Salih Bey’in terekesine ait dolarlardan karşılıyorlardı.

TÜRKİYE’DEKİ MAHKEME KARARLARINI YOK SAYAN AMERİKALI HAKİMLER

Kısacası, Amerika’daki tezgah, organize bir örgüt gibi çalışan Mehmet Tatlıcı- Victor Marian Stanciulescu ve Jeremy D. Friedman tarafından, oradaki resmi tereke temsilcisini de yanlarına alarak, (dava duruşmalarında adil olmayan bir duruş sergileyen ve bunu da aldıkları kararlara yansıtan hakimlerin maalesef tek taraflı kararlarıyla), rahmetli Mehmet Salih Bey’in Türkiye’deki tereke hesabına aktarılması gereken 180.462,44 dolar (Türk Mahkemesinin ısrarlı taleplerine rağmen) hala Amerika’da tutulmakta ve bütün mahkeme masrafları ile yukarıda ismi belirtilen Mehmet Tatlıcı ve adamlarının şahsi harcamaları da Uğur ve Nurten Tatlıcı ile rahmetli Mehmet Salih Bey’in terekesine fatura edilmektedir. Sözün özü, Türkiye’ye gelmesi ve Türkiye’deki tereke hesabında tutulması gereken para büyük bir hukuksuzluk örneği olarak adeta “götürü usülde götürülmektedir”…

YENİ BİR ARABULUCULUK TOPLANTISI ÖNCESİ MEHMET SALİH BEY’İN KABRİNE VE GERİDE BIRAKTIĞI KEDERLİ AİLESİNE YAPILAN ÇİRKİN SALDIRI

Amerika’da bütün bu hukuksuzluk ve adaletsizlik örnekleri süredursun, Türkiye’de Mehmet Salih Bey’in vefatının 10. Yıldönümü öncesi insanlık dışı ve çirkin bir saldırıya tanık olduk…

27 Ocak tarihli Milliyet gazetesinde çıkan bir haber, “Mafya Tarzı” tehditlerle merhum işadamının geride bıraktığı kederli ailesinin doğrudan hedef alındığını göstermekteydi…

“MAFYA STİLİ” TEHDİT

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri onun yasını tutmaya devam eden ve her yeni güne rahmetli eşinin kabrini ziyaret ederek başlayan Nurten Tatlıcı, 20 Aralık 2018 sabahı, kendinin ve oğlu Uğur Tatlıcı’nın yer aldığı bir fotoğrafın, üzerindeki bıçakla birlikte Mehmet Salih Bey’in kabrine saplanmış bir halde bırakılmış olduğunu gördü…

Bu saygın işadamı ve geride bıraktığı ailesine yönelik bu çirkin saldırı, fotoğrafın üzerine yazılan tehdit mesajlarıyla birlikte başka bir anlam daha kazanıyordu; Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın, Mehmet Salih Bey’in toprağa verildiği tarihte çekilmiş göz yaşları içindeki fotoğrafının üzerinde, el yazısıyla kaleme alınmış şu tehdit ifadeleri yer almaktaydı:

“daha çok ağlayacak!!” ve hemen altında da, “bu miras kimseye yar olmayacak!!!”

20 Aralık 2018 tarihinde, “bazı meçhul ellerce” bıçak saplı fotoğraf bırakılarak gerçekleştirilen bu “mafya işi” tehdit mesajı, doğrudan Nurten Tatlıcı ile oğlu Uğur Tatlıcı’yı hedef almakta ve onları ölümle tehdit etmekteydi: “Daha çok ağlayacak, bu miras kimseye yar olmayacak!!!”

ANCAK, BU AÇIK TEHDİT ÖNCESİ YİNE MEHMET SALİH TATLICI’NIN VE ANNESİNİN KABRİNE ÇİRKİN SALDIRILAR YAPILMIŞTI

8 Kasım 2018 tarihinde, Kabristan’da rutin kontrollerini yapan görevliler, Mehmet Salih Tatlıcı’nın kabri üzerine keskin bir cisimle kazınan bir “A” harfi yer aldığını gördüler. Hemen yanında yer alan Mehmet Salih Bey’in annesi Sultan Hanım’ın kabri üzerinde ise, ahlak dışı, çirkin bir küfürlü bir ifade yer almaktaydı…

İSTANBUL 11. AİLE MAHKEMESİ’NİN MEHMET TATLICI VE MURAT YÜCE HAKKINDAKİ KARARLARI

Bu çirkin saldırı ve tehdidin ardından, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın avukatları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, devlet koruması talep ettiler. Başsavcılık talebiyle, İstanbul 11. Aile Mahkemesi Hakimliği, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı devlet korumasına alırken, Mehmet Tatlıcı ile Murat Yüce’nin onlara yaklaşmamaları yönünde uyarılmaları kararı verdi.

Haber ekibimizin araştırmaları, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın avukatları aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na ekindeki tüm bu kanıtlarla birlikte yaptığı şikayetin, 15 Ocak 2019 tarihinde İstanbul 11. Aile Mahkemesi’nin aldığı kararlar doğrultusunda, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın devlet koruması altına alındığını ve buna yönelik olarak Mehmet Tatlıcı ile Murat Yüce’nin uyarılmalarına hükmetmiştir:

MEHMET TATLICI ve MURAT YÜCE’nin,

– Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya, ayrıca onların konut ve işyerlerine 50 metreden fazla yaklaşmaması için uyarılmalarına,

– Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı şiddet, tehdit, hakaret, aşağılama ve küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına,

– Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı iletişim araçlarıyla rahatsız etmemeleri için uyarılmalarına,

– Mehmet Tatlıcı ve Murat Yüce’nin bu kararlara uymamaları halinde fiil ayrı bir suç oluştursa dahi 3 günden 10 güne kadar, tekrarı halinde ise 15 günden 30 güne kadar zorlama hapsi uygulanacağı ihtarı yapılmıştır (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Rahmetlinin Ailesine “Mafya Tarzı” Tehdit” haberi).

KİMDİ BU MEHMET TATLICI İLE BİRLİKTE UYARILAN MURAT YÜCE İSİMLİ ŞAHIS?

Milliyet’te yer alan haberde adları geçen ve İstanbul 11. Aile Mahkemesi kararıyla Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya yaklaşmamaları uyarısı yapılan MEHMET TATLICI ve MURAT YÜCE, yıllar önce Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan bir kumpas davasında yolları kesişerek, savcılık soruşturmaları ve mahkeme kayıtlarında da adları geçen “dava arkadaşları” olarak dikkat çekmişlerdi…

MURAT YÜCE, yıllarca Mehmet Salih Bey’in ve daha sonra da Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın şirketlerinde çalışmış, bu ailenin ekmeğini yemiş bir insandır. Ancak, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alarak müdahil olduğu söz konusu davada, zaman içinde aktif olarak rol alan “aktörlerden” birine dönüşmüştü.

Murat YÜCE, kime, hangi amaçlar doğrultusunda “hizmet ettiği” noktasında takdirini okurlarımıza bıraktığımız bu davanın ilerleyen bir aşamasında, “bir anda” MEHMET TATLICI’nın yanında “saf tutmuş” ve davanın gidişatında (aldığı “rolün” hakkını verebilmek amacıyla) bilerek ve isteyerek kendini mahkum ettirmişti. (Hukuk tarihine geçecek bu ibretlik dava sürecinin detayları için lütfen bakınız: “Yeni Senaryo, Yeni Aktörler, Yine Hüsran” ve “Rahmetlinin Ailesine “Mafya Tarzı” Tehdit” haberleri).

MURAT YÜCE, HAPİSTEN ÇIKTIKTAN SONRA SOLUĞU MEHMET SALİH BEY’İN KABRİNDE ALARAK, TACİZLERİNE BAŞLAMIŞTI…

Murat YÜCE, (yukarıda linkini verdiğimiz haberlerde detaylarıyla açıklanan ve hepsi de hukuki süreçteki resmi belgelere dayanan kanıtların gösterdiği şekilde) söz konusu davada, Mehmet Tatlıcı’nın yanında “saf tutup” kendini bilerek ve isteyerek mahkum ettirdikten sonra hapse girmiş; hapis cezasını tamamladıktan sonra da “soluğu”, (haber ekibimizin araştırmalarının ortaya koyduğu bilgilere ve kanıtlara göre) İstanbul’da, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın kabristanı çevresinde almış; sık sık Nurten Tatlıcı’nın karşısına çıkmaya başlamıştı…

Zira, merhum işadamının hastalığında ve sağlığında 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı, eşinin vefatından beri hergün sabah saatlerinde Mehmet Salih Bey’in kabrini ziyaret etmekteydi. Yaşı 70’e gelmiş ve hayır kurumlarına yaptığı bağışlarla rahmetli eşinin saygın anısını yaşatmaya çalışan bu hayırsever insan, aradan geçen 10 yıldır her gün merhum eşinin kabrine gelir, acısını hala içinde yaşayarak onunla konuşur, göz yaşı döker ve böylelikle kendi halinde mütevazi bir şekilde sürdürdüğü hayatına tutunmaya çalışır…

Bunu iyi bilen “birileri” Murat Yüce’yi Mehmet Salih Bey’in kabristanına yönlendirmiş olmalı ki, Mehmet Tatlıcı’nın kendisini hiçbir şekilde ilgilendirmeyen ama “her nasılsa” davaya bakan FETÖ’cü savcı Ekrem Beyaztaş’ın “hoşgörüsüyle” müdahil olarak katılmasına “izin verilen” söz konusu dava sürecinde, Mehmet Tatlıcı’nın “azmettirmiş olabileceği izlenimi veren” bir “aktör” gibi “rol alan” Murat Yüce isimli bu sabıkalı şahıs, rahmetli Mehmet Salih Bey’in yasını tutmaya devam eden eşi Nurten Tatlıcı’nın kabristan ziyaretlerinde sık sık ortaya çıkarak tedirginlik yaratmaya ve adeta tehditkar tavırlarla, daha önce hiç yapmadığı davranışlara yönelmeye başlamıştı:

Örneğin, 28 Eylül 2018 tarihinde, “rahmetli Mehmet Salih Bey için dua etmeye geldim” demesi ve 12 Ekim 2018 tarihinde, Nurten Hanım’ın kabristana gelmesini adeta “pusuda” bekleyip, sonra da yanından bir şey söylemeden geçerek biraz ilerideki hiç tanımadığı bir insana ait mezarın başında “dua ediyor” numarası yapması, pek de “normal” görünmemekteydi.

Murat Yüce isimli bu sabıkalı şahsın Nurten Tatlıcı’yı bilerek ve isteyerek tedirgin ettiği izlenimi veren bu tacizlerinin sonucunda, Murat Yüce hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na ihbarda bulunulmak üzere, Nurten Tatlıcı’nın araç şoförü tarafından 13 Ekim 2018 tarihinde bir tutanak tutulmuştu.

Sonuçta, yukarıda belirttiğimiz gibi, İstanbul 11. Aile Mahkemesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebiyle bütün bu deliller ve rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı ve ailesine karşı yapılan “Mafya Tarzı” tehditleri dikkate alarak Mehmet Tatlıcı ile yıllardın onun yanında “saf tutan” Murat Yüce’nin Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın yanına 50 metreden fazla yaklaşmamaları kararı verdi. Bu karar Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın ev ve işyerlerini de kapsıyordu.

AMERİKA’DAKİ ARABULUCULUK TOPLANTISI ÖNCESİ, AMERİKAN MAHKEMESİNİN GÖSTERDİĞİ YENİ BİR ADALETSİZLİK ÖRNEĞİ

Amerika’da yapılacak yeni bir “arabuluculuk” toplantı öncesi, yukarıda detaylarını verdiğimiz İstanbul’da Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı açıkça hedef alan bu “Mafya Tarzı” tehdit ve İstanbul 11. Aile Mahkemesi’nin aldığı devlet koruması kararı ve Mehmet Tatlıcı’nın kendilerine 50 metreden fazla yaklaşmaması yönündeki uyarısı, bakın Amerika’daki mahkeme hakiminin kararlarına nasıl yansıdı:

Uğur ve Nurten Tatlıcı, insani ve hukuki mazeretleri nedeniyle Amerika’da yapılması planlanan yeni bir arabuluculuk görüşmesine gidemeyeceklerini bildirmişken, İstanbul’da kendilerine karşı yapılan bu çirkin ölüm tehditleri üzerine İstanbul 11. Aile Mahkemesi kararı doğrultusunda da, Mehmet Tatlıcı ile bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını dile getiren yeni beyanlarını, Amerika’daki avukatları aracılığıyla oradaki mahkeme hakimliğine sundular.

Sayfalar dolusu bilgi ve belge içeren Türkiye’den giden bu dosyaya Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Jeremy D. Friedman tarafından, hemen birkaç saat içinde ancak gerçek dışı bilgilerle itiraz edildi.

Bir avukatın, bir gün bile dolmadan sayfalar dolusu cevap verebilmesi oradaki mahkemelerde bile görülmüş değildi; belli ki daha önceden bir hazırlığı varmış Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Jeremy D. Friedman’ın. Belli ki, rahmetli Mehmet Salih Bey’in kabri ve geride bıraktığı ailesine yapılan bu maksatlı ve planlı “Mafya Tarzı” saldırı ve öncesindeki tüm gelişmeler, Mehmet Tatlıcı’nın oradaki avukatının (nasıl oluyorsa) gündemindeydi ve de bilgisi dahilindeydi… ve yine oradaki davada hedef aldıkları Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Türk Mahkemesi tarafından verilen karar doğrultusunda bunu da haklı ve hukuki bir gerekçe olarak önlerine koyacaklarını da biliyorlardı ki, hazırlıklarını önceden yaptıkları izlenimi veren “bir çabuklukla” hemen birkaç saat içinde oradaki davaya bakan Mahkemeye, Türkiye’den giden bu dosyaya yönelik itirazlarını bu şekilde hızlıca yapabiliyorlardı…

MESELENİN BU DİKKAT ÇEKİCİ YÖNÜ BİR YANA, İTİRAZLARINDA HANGİ YANLIŞ BEYANLARDA BULUNUYORDU MEHMET TATLICI’NIN AMERİKALI AVUKATI JEREMY D. FRİEDMAN?

İstanbul 11. Aile Mahkemesi’nin Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı devlet korumasına alan ve bu doğrultuda ayrıca Mehmet Tatlıcı’yı ve onunla birlikte veya onun yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi veren Murat Yüce’yi uyaran kararlarını, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki avukatı şu yalanlarla oradaki mahkemeye itiraz olarak sunuyordu:

  • İstanbul 11. Aile Mahkemesi aldığı kararda Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya 50 metreden fazla yaklaşamayacağını, aynı zamanda kendilerinin ev ve işyerlerine de yine 50 metreden fazla yaklaşmaması yönünde uyarılmasını emretmişti.

Ancak, Mehmet Tatlıcı’nın oradaki avukatı Jeremy D. Friedman, İstanbul’daki mahkemenin bu kararının sadece Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın ev ve iş yerleriyle sınırlı olduğu yalanını söylüyordu…

Bu yalanında bilerek ve isteyerek “eksik bıraktığı” önemli husus ise, İstanbul 11. Aile Mahkemesi kararının Mehmet Tatlıcı’nın bizzat Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya da 50 metreden fazla yaklaşmaması gerektiğiydi…

  • Mehmet Tatlıcı’nın “yalandan kim ölmüş” sözünü hatırlatan Amerikalı avukatı bunları söylerken, yine kendisiyle bile çelişen şu yalanını da eklemekteydi: İstanbul’daki bu mahkeme kararının sadece Türkiye’de geçerli olması gerektiği, Amerika’da geçerli olamayacağını beyan ediyordu Amerikalı bu “uyanık” avukat.

Yani, İstanbul’daki mahkeme kararında açıkça belirtilen Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın sadece ev ve işyerlerine değil BİZZAT KENDİLERİNE DE 50 METREDEN FAZLA YAKLAŞMAMASI yönündeki kararını, aslında önceki beyanıyla bir çelişki olarak kabul ediyor, ama bu kararın sadece Türkiye’de geçerli olduğuna yönelik yeni bir algı oluşturmaya çalışıyordu… 

  • Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatının yalanları ve çelişkileri bunlarla sınırlı değildi, başka “cinlikleri” de vardı: Jeremy D. Friedman İstanbul’daki mahkeme kararını, Amerika’daki polis raporlarıyla eş gösterme çabasındaydı.

Mehmet Tatlıcı’nın uyanık avukatı, İstanbul’daki mahkeme kararına gerekçe oluşturan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Mehmet Tatlıcı aleyhindeki suç duyurusuna, “polis raporu” diyor ve hemen altındaki satırlarda da, müvekkili Mehmet Tatlıcı’nın savunması alınmadan “aceleyle” verilmiş bir “suç duyurusudur” diyerek, hem bir önceki söylediğiyle çelişiyor, hem de bu tür çarpıtmalar yaptığı yalan beyanlarıyla Florida’daki mahkemeyi etkilemeye çalışıyordu…

Oysa, İstanbul 11. Aile Mahkemesi kararı, savcılıkça yapılan soruşturmanın bulguları ve kanıtlarına dayanmaktaydı. İstanbul’daki mahkeme, ortada Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı açıkça hedef alan ve ölümle tehdit eden bir durum söz konusu olduğu için hukuken acil olarak bu insanların korunmaya alınması yönünde bir karar almış ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan suç duyurusuna istinaden, Mehmet Tatlıcı ile (onun yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi veren) Murat Yüce’nin de, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya 50 metreden fazla yaklaşmaması gerektiği yönünde uyarılmasını emretmişti.

  • Amerika’da bile geçerli uygulamalar ve mahkeme kararları konu Türkiye olunca Mehmet Tatlıcı’nın avukatı tarafından çarptırılmaya çalışılıyordu:

Aslında aynı durum Amerika’daki uygulamalarda da geçerliydi. Ortada, insan hayatını hedef alan açık bir tehdit olduğu durumlarda, Amerika’da da benzer uygulamalar yapılmakta ve acilen koruma kararı verilmekte ve tehdit oluşturduğu varsayılan kişilere de, haklarında koruma kararı alınan kişilerden uzak durmaları uyarısı alınmaktaydı. Üstelik, insan hayatını ölümle tehdit eden bu tür vakalarda, tehdit altındaki kişileri koruyan kararların temelinde bireyin “yaşam hakkının” herşeyin üzerinde tutulmasını belirten Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Bildirgesi bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri anayasası dahil, tüm dünya ülkelerinin anayasalarında bireyin “yaşam hakkı” kabul edilmiş hukuki bir gerçek olarak yer almaktadır.

Ancak, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki uyanık avukatı Jeremy D. Friedman, sanki kendi ülkesinde böyle bir uygulama yokmuş gibi gayet pişkin bir tavırla bu tür yalan beyanlarda bulunabilmişti…

“JET HIZIYLA” BİRKAÇ SAAT İÇİNDE VERİLEN SAYFALAR DOLUSU İTİRAZ DİLEKÇESİ

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki avukatı Jeremy D. Friedman kendiyle çelişme pahasına bu yalan beyanlarıyla oradaki mahkemeyi etkilemeye çalışırken belli ki, Türkiye’deki tüm bu gelişmelerde nasıl oluyorsa, “önceden” haberdardı ve hazırlığını müvekkili Mehmet Tatlıcı ile birlikte iyi yapmış, sayfalar tutan dilekçesini önceden hazırlamış, kısacası “dersini iyi çalışmıştı”…

Akabinde de, Amerika’daki mahkemeye, Türkiye’deki İstanbul 11. Aile Mahkemesi kararlarını bile yok sayarak, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın, yakın bir tarihte yapılacak bu “arabuluculuk” görüşmesini erteletmek ve bu toplantıya katılmamak için “bahane yaratmak” amacıyla bunları yaptıklarını ileri sürecek kadar, bir avukata yakışmayacak ithamlarda bulunabilme cüreti gösteriyordu Jeremy D. Friedman

Mehmet Tatlıcı’nın ve Amerikalı avukatının buradaki oyunu, Türkiye’de rahmetli Mehmet Salih Bey’in kabrine yapılan çirkin saldırı ve ailesine yönelik ölüm tehditleri üzerine Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Türkiye’deki mahkeme kararları doğrultusunda yolladıkları yasal gerekçeleri yok sayarak, açıkça, “bak, bunlar sizi kandırıyor; bunlara güvenme ve de bunların burada yıllardır yaptıkları bütün yasal savunmalarını ve hukuki gerekçelerini tümden reddet ve beni haklı çıkar” anlamına gelmektedir…

DEVREYE YANLI KARARLARIYLA AMERİKALI YARGIÇ GİRİYOR VE HUKUKSUZLUK ADINA SON NOKTAYI KOYUYOR:

Ancak, Amerika’daki mahkemenin hakimi, Mehmet Tatlıcı ve avukatının bu yalan beyanlarına ve ithamlarına büyük bir hukuksuzluk örneği olarak “olumlu cevap verdi” ve Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın oradaki arabulucu ile yapılacak görüşmeye ne olursa olsun, katılmalarını ve katılmazlarsa da (yine büyük bir hukuksuzluk örneği olarak) Mehmet Tatlıcı’nın aleyhlerine açtığı bu davadaki tüm savunmalarını geçersiz sayacağını ve Mehmet Tatlıcı’nın davada öne sürdüğü iddialarını kabul edeceğini beyan etti…

Kısacası, Amerikalı yargıçlar yine “dediğim dedik” bir kararla yeni bir hukuksuzluğa imza attılar. Bu haksız ve hukuksuz kararı gerekçelendirirken de, Türkiye’den giden resmi belgelerin noter tasdikli ve yeminli tercüman tarafından yapılmış tercümelerini “kaba ve anlaşılmaz” diyerek önlerine konulan onlarca kanıtı ve Türk Mahkemesinin verdiği kararı yokmuş gibi kabul etti; yanlı olduğunu bildiği kararlarına kendince bir gerekçe oluşturabilmek için…

AMERİKALI HAKİM, TÜRK ADALETİ AMERİKA’DA GEÇERSİZDİR HÜKMÜNE VARDI…

İnsan günümüzde bile bu tür hakimleri ve kararlarını gördükçe, Amerika’daki western yani kovboy filmlerindeki mahkeme sahneleri hatırlıyor…

Oradaki hakimler de viski şişesinden derin bir yudum aldıktan sonra haksız yere idam cezaları verebiliyorlardı…

Ölümle tehdit edilmiş insanları koruma adına, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nca güvence altına alınmış “yaşam hakkını” bile hiçe sayarak bu kararı alabilmişti Amerikalı hakim…

Bu yorumları bize yaptıran gerçek de, haber ekibimizin Amerika’daki araştırmalarının sonuçları oldu: Zira, Amerika’daki mahkemeye Türkiye’den acil olarak yollanan yeminli tercümelerin apostil şerhi, yani belge onayı daha sonra yollanmışt; ancak taraflı durmaya kararlı söz konusu Amerikalı hakim, bir belgenin gerçekliğini tasdik eden bu onay belgesi kendisine gelmeden çoktan yanlı kararını vermiş ve adeta boşuna tasdikle mastikle uğraşmayın, ben kararımı verdim; işin tüm yasal ve hukuki aşamalarını eksiksiz yerine getirseniz bile bu kararımdan vaz geçmeyeceğim mesajı vermişti.

Oysa Apostil, bir belgenin gerçekliğinin tasdik edilerek başka bir ülkede yasal olarak kullanılmasını sağlayan bir belge onay sistemidir. Apostil’in kuralları 6 Ekim 1961 tarihli Lahey Konvansiyonuyla tespit edilmiştir. Bu Apostil kuralları Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin de aralarında yer aldığı Lahey Konferansı’na üye veya taraf devletler arasında geçerlidir. Hal böyleyken, Amerika’daki mahkemenin taraflı hakimi, sözün özü olarak: “Ben Lahey Adalet Divanı Mivanı dinlemem, önümdeki (gayet düzgün ve anlaşılır tercüme edilmiş) bu dosyayı bile, apostil şerhini beklemeden, ‘tercüme kabaydı’ diyerek reddederim, benim adaletim de budur ve kararım karardır” demekteydi…

Maalesef Amerika’daki mahkemenin hakimi Mehmet Tatlıcı’nın tüm bu oyunlarını “yemekte” ve tek yanlı bir şekilde adeta Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya kendince, gözdağı vererek, “her ne şartta olursa olsun bu arabulucu ile yapılacak görüşmeye bizzat gelin, aksi takdirde Mehmet Tatlıcı’yı dinleyip onun lehine karar vereceğim, Türkiye’deki 10 yıllık miras davası süreci ve orada alınan kararlar beni ilgilendirmez” mealinde bu hukuksuz kararları alabilmektedir.

Bu kadarına da pes denilir sadece… Dünyanın en geri ülkelerinde bile hukuk böylesine göz göre göre ayaklar altına alınmaz…

AMERİKAN MAHKEMELERİ, TÜRK MAHKEMELERİNİN KARARLARINI YOK SAYIYOR

Ortada büyük bir adaletsizlik ve Türk Mahkemesi’nin insan hayatını koruma kararlarını hiçe sayan hakimler vardır…

Yine bu hakimler, Türkiye’de 10 yıldır görülen miras davaları ve bu davalarda yine Türk mahkemelerinin aldığı kararları ve bu kararların sonuçlarını da hiçe sayarak, “bana ne Türkiye’deki miras davalarından, ben Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesine ait Amerika’daki gayrimenkulleri üzerinden elde edilecek yüzbinlerce doları Amerika’da tutarım; bu konuda yine Türk Mahkemelerinin aldığı bu dolarları Türkiye’ye yollayın, bu paraların adresi Türkiye’deki tereke hesabıdır kararlarını da yok kabul ederim” diyebilmekte; Türkiye’ye gelmesi gereken paraları adeta hukuk maskesi altında açıkça gasp edilmesi yönünde karar verebilmektedir…

Maalesef hukuk böyle işliyor Amerika Birleşik Devletleri’nde, tıpkı kovboy filmlerinde olduğu gibi…

Türkiye’de terör örgütüne yardım ettiği gerekçesiyle adı bir ceza davasına karışmış Amerikalı “din adamı” Andrew Brunson üzerinden Türkiye’deki mahkeme kararlarını ve hukuk sistemini hedef alan Amerika Birleşik Devletleri, adı FETÖ adlı terör örgütünün başı olduğu tescil edilmiş bir Türk “din adamı” Fethullah Gülen söz konusu olduğunda ise, Amerikan Adaletinin cevabının, “yeterli kanıt yok” olması gibi adaletsiz bir uygulamadır, Amerika’daki hakimlerin Mehmet Tatlıcı ve adamların ekmeğine yağ süren yanlı kararları…

RAHMETLİ MEHMET SALİH TATLICI’NIN KABRİNE VE GERİDE BIRAKTIĞI AİLESİNE YAPILAN ÇİRKİN SALDIRILAR VE “MAFYA TARZI” ÖLÜM TEHDİTLERİ

Şimdi gelelim, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı “Mafya Tarzı” ölümle tehdit eden mesajlara ve rahmetli Mehmet Salih Bey’in ve annesinin kabrine yapılan çirkin saldırılara…

Bütün bunların temelinde, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılacak arabuluculuk görüşmelerine katılmalarını engellemek için bir tür “gözdağı vermek” olabilir mi?

Yoksa, bütün bu oyunların temelinde, Amerikalı taraflı hakimin eline, “bunlar arabuluculuk görüşmesini erteletmek için bahane yaratıyorlar, bunların savunmalarını komple reddet” gerekçesi verebilmek adına yazılmış bir senaryo mu var?

Takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

Bütün bu oyunlarda aktif olarak rol alan Mehmet Tatlıcı ile oradaki avukatı Jeremy D. Friedman arasındaki ilişki de insanın aklına başka sorular getirmiyor değil…

Nedir bu sorular?

AMERİKALI BİR AVUKAT 10 YIL BOYUNCA 1 DOLAR BİLE ALMADAN “HİZMET VERİR” Mİ?

Mehmet Tatlıcı’nın avukatı, “ben Mehmet Tatlıcı’dan bir dolar bile para almıyorum, bu davalar onun lehine sonuçlanırsa, ondan ‘kazanacağı varsayılan’ para üzerinden komisyon alacağım diyor”…

Ve Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Jeremy D. Friedman, bu hikayeyi 10 yıldır söyleyip duruyor; kısacası, “ben 10 yıldır Mehmet Tatlıcı’dan para almadan ona, (onun lehine sonuçlanacağı bile şüpheli) bu dava adına hizmet veriyorum” diyor.

MEHMET TATLICI İLE AVUKAT JEREMY D. FRİEDMAN ARASINDA NASIL BİR İLİŞKİ VAR?

Bırakın, dünyanın başka ülkelerini her şeyleri para üzerine kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ekonomik sistemde, bir avukatın para almadan 10 yıldır “hayrına” hizmet verdiği görülmüş müdür? Hiç sanmıyoruz…

Öyleyse, Mehmet Tatlıcı ile Amerika’daki avukatı Jeremy D. Friedman arasında başka nasıl bir çıkar ilişkisi vardır ki, bir avukat ondan bir dolar bile para almadan tam 10 yıldır hizmet verebilmektedir?

Haber ekibimizin Amerika Birleşik Devletleri ve Romanya başta olmak üzere, kara para aklama merkezleri olarak bilinen Panama ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde yaptığı araştırmalar, Mehmet Tatlıcı ile avukatları arasındaki ilişkileri çok net bir şekilde ortaya koymaktadır:

Zaten bu gerçeklerin önemli bir kısmını Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yayınlanan önceki haberlerimizde de okurlarımızın bilgisine sunmuştuk. Burada kısaca hatırlatalım:

MEHMET TATLICI-ROMANYALI KARA PARA AKLAMA UZMANI VİCTOR MARİAN STANCİULESCU İLİŞKİSİ

Mehmet Tatlıcı’nın avukatımdır diye Amerika’ya kadar yanında taşıdığı Romanyalı Victor Marian Stanciulescu sahip olduğu şirketlere ve bu şirketlerin adreslerine bakıldığında “kara para aklama uzmanı” gibi çalıştığı da net olarak görülmektedir.

Burada, “off-shore” bankacılığı hizmetlerine aracılık eden bir yapı hemen kendini gösteriyor. Zira, Victor Marian Stanciulescu’nun adının başkan, başkan yardımcısı, müdür vb. unvanlarla anıldığı şirketler ve bu şirketlerin örneğin, Panama, Kıbrıs Rum Kesimi gibi off-shore bankacılığı hizmetleri veren ve vergi cenneti olarak adlandırılan, (aslında kara para aklama merkezleri olarak bilinen) coğrafyalarda “konuşlandığı” ve ayrıca Romanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de farklı adresler gösterdiği de net bir şekilde görülüyor (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın “İş Ortakları” ve “Off-Shore” Oyunları” haberi).

Mehmet Tatlıcı, Kaderin garip bir tecellisi gibi görünen Mehmet Tatlıcı ile Victor Marian Stanciulescu’nun yollarının kesişmesi sadece adres benzerliklerinde görülmüyor, ardında başka gerçekler de var:

BÜTÜN BU OYUNLARIN VE KURULAN TEZGAHIN ARDINDAKİ ESAS GERÇEKLER:

Yukarıda haber ekibimizin araştırmaları sonucunda ortaya koyduğu gerçekleri nasıl yorumlamak lazım?

Şimdi yeri gelmişken, burada kurulan tezgahın nasıl işlediğini okurlarımızın bilgisine sunalım…

Haber ekibimizi araştırmaları Mehmet Tatlıcı’nın “yol arkadaşı” Victor Marian Stanciulescu’nun, ezelden beri bir “off-shore’cu” olarak kara para aklama uzmanı gibi çalıştığına işaret ediyor.

Mehmet Tatlıcı ile Victor Marian Stanciulescu’nun yollarının ve resmi belgelerde geçen adreslerinin bile kesiştiği nokta da buradan başlıyor (örneğin Romanya’nın başkenti Bükreş’teki).

MEHMET TATLICI’NIN 22 MİLYON DOLARLIK ARSA SATIŞI İLE AYNI ZAMANA “DENK GELEN” ŞİRKET KURULUŞLARI:

Zira, Mehmet Tatlıcı’nın özellikle Beylikdüzü’ndeki rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın henüz sağken kendisine vermiş olduğu arazilerin satışı ve bu satıştan kendisine gelen 22 Milyon Dolar paranın adına açılmış banka hesaplarından “ufak ufak buharlaşması” ve kısa sürede “yok olması” ile Victor Marian Stanciulescu’nun kara para aklama şirketlerinin kuruluş tarihleri aynı döneme denk gelmekte:

Örneğin, Mehmet Tatlıcı’nın İstanbul Beylikdüzü’ndeki arazilerin satış süreci, 2011 yılı Yaz ve Sonbahar aylarında gerçekleşti ve bu satıştan gelen paraların kendi adına açılmış Türkiye’deki banka hesaplarında son görüldükleri tarihler ise, 28 Eylül 2011 ile 4 Mayıs 2012 tarihleri arasına denk gelmekte; Mehmet Tatlıcı’nın iş ortağı Victor Marian Stanciulescu’nun COMPANY EXPRESS (DELAWARE) LIMITED, INC.’i Florida’da kurduğu tarih: 10 Şubat 2012 ve GLOBAL COMPANY SERVICES S.A.’yı Panama’da kurduğu tarih: 15 Kasım 2012.

Bu şirketlerin kuruluş tarihi ile Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’deki banka hesaplarındaki özellikle Beylikdüzü arazilerinin satışından gelen paranın buharlaşması ile başlayan ve ardından boşandığı eşi Gizem Tatlıcı’ya ödemesi gereken nafaka borçlarını mahkeme kararlarına rağmen ödememesi ve mahkemelere “adıma kayıtlı bir kuruş param yok” diyerek beyanlarda bulunması hep aynı tarihlere denk gelmekte…

Haber ekibimizin araştırmalarının ortaya koyduğu bütün bu bilgiler de akla doğal olarak, Victor Marian Stanciulescu’nun bu şirketleri Mehmet Tatlıcı’nın talimatıyla Company Express adlı şirket üzerinden kurdurmuş olabileceğini getirmekte. Zira yine bu tarihlerden başlayarak Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’deki banka hesaplarındaki paraların “buharlaşmaya” başlaması ve Victor Marian Stanciulescu’nun şirket kayıtlarındaki Romanya’daki adresi ile Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’deki mahkemelere resmi ikamet adresi olarak bildirdiği Romanya’daki (aslında yıkama-yağlama dükkanı olan) adresin birebir aynı noktada kesişmesi (30 Mitropolit Filaret District 4 Bucharest 040503) hep aynı döneme denk gelmektedir.

Bütün bunlar tesadüf olabilir mi? Takdirini okurlarımıza bırakıyor ve haber ekibimizin araştırmalarını değerlendirmeye devam ediyoruz:

MEHMET TATLICI’DAN 1 DOLAR BİLE ALMADAN HİZMET VEREN “HAYIRSEVER” AVUKAT: JEREMY FRIEDMAN

Jeremy Friedman, Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı Amerika’da açtığı davalara bakan Amerikalı avukatıdır. Bu avukat Mehmet Tatlıcı ile yaptığı “anlaşmaya” göre, Mehmet Tatlıcı’dan güya bir dolar para almadan “iş yapmakta” ve (yıllardır süregelen ve adeta yılan hikayesine dönen dava süreci sonunda), eğer dava Mehmet Tatlıcı lehine sonuçlanırsa bu davadan elde edilecek kazanç üzerinden kendisine ödenecek avukatlık ücreti karşılığı yıllardır Mehmet Tatlıcı’ya hizmet etmektedir….

Ancak bu durum “işin” sadece “kağıt üzerinde” görülen kısmıdır; zira, haber ekibimizin Amerika’daki araştırmaları buzdağının su altındaki görünmeyen yüzünü de ortaya çıkarmaktadır:

Mehmet Tatlıcı’dan bir dolar bile almadan çalıştığını ve davanın kazanılması halinde Mehmet Tatlıcı’dan avukatlık ücretini tahsil edeceğini ilgili mahkemeye bildiren Jeremy Friedman adına kurulmuş gözüken Macley Account Services adlı bir şirket vardır ve bu şirketin adresi de, Mehmet Tatlıcı’nın has adamlarından Victor Marian Stanciulescu’ya kurdurulan Group SVM isimli şirket ile aynıdır: 7401 Wiles Rd. 209 Coral Springs, Florida.

Yani, Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatı Jeremy Friedman’ın kurucusu olduğu şirket Macley Account Services’ın adresi ile yine Mehmet Tatlıcı’nın bir başka avukatı olarak gözüken Victor Marian Stanciulescu’nun kurucusu olduğu Group SVM isimli şirketin adresi birebir aynı yer…

Şimdi sıkı durun; Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatı Jeremy Friedman, Macley Account Services adlı bu şirketi hangi tarihte kurmuş: 16 Mayıs 2011.

Yani, Mehmet Tatlıcı’nın haberimizde belirttiğimiz İstanbul Beylikdüzü’ndeki rahmetli babasının henüz hayattayken kendisine hibe ettiği arsaların satış sürecinin gerçekleştirildiği ve buradan 22 milyon dolar para elde ettiği 2011 Yaz ve Sonbahar aylarından hemen önce…

MEHMET TATLICI’NIN “BUHARLAŞAN” MİLYON DOLARLARI…

Haber ekibimizin araştırmaları ışığında tüm bu gerçekler bir araya getirildiğinde de, Mehmet Tatlıcı ile Amerikalı ve Romanyalı avukatları tarafından kurulan “tezgah” gün gibi aydınlanmaktadır:

Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasının kendisine verdiği arsalardan elde ettiği son kazancı 22 milyon dolar ile daha önce yine rahmetli babasının kendisine verdiği tüm taşınır ve taşınmaz varlıklardan elde ettiği diğer milyonlarca para bütün bu yollarla yurtdışında kurulan bu şirketlere aktarılarak “buharlaştırılmakta”; uluslararası bankacılık sistemi içinde Türkiye’nin dahil olmadığı boşluklardan yararlanılarak vergi kaçırılmakta ve kaynağı bile belli olmayan milyonlarca dolar şu nihai fayda sağlayıcıların cebine gitmektedir: Mehmet Tatlıcı ve avukat maskesi altında tüm bu tezgahın parçası olarak ona yardımcı olan Romanyalı Victor Marian Stanciulescu ile Amerikalı avukat Jeremy D. Friedman.

Şimdi neden Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatı Jeremy Friedman’ın Mehmet Tatlıcı’dan bir dolar bile almadan yıllardır “hizmet verdiği” de netleşmiş durumda. Diğer iş ortağı Victor Marian Stanciulescu ile aynı adreste faaliyette bulunan çakma şirketler üzerinden kara para aklamak ve off-shore hesaplarındaki paraları Türkiye dahil farklı ülkelerdeki ikametgah ve şirket adresleri üzerinden vergi dışında tutarak yüzbinlerce, hatta milyonlarca dolar vergi kaçırmak…

Elbette bütün bu hizmetlerinin karşılığı olarak Mehmet Tatlıcı da Amerikalı avukatı Jeremy Friedman’ı bir şekilde “görüyordur”. Yoksa, saati 400 dolara çalışan bu avukat bütün bunları babasının hayrına yapacak değil ya…

Mehmet Tatlıcı – Victor Marian Stanciulescu – Jeremy D. Friedman arasındaki çıkar ilişkilerini ve nasıl organize işler peşinde ortak hareket ettiklerini net olarak ortaya koyan başka kanıtlar da var:

MEHMET TATLICI – VİCTOR MARİAN STANCİULESCU – JEREMY D. FRİEDMAN ÜÇLÜSÜ NASIL ÇALIŞIYOR?

Jeremy D. Friedman’ın, Mehmet Tatlıcı ve Victor Marian Stanciulescu için bir avukattan daha fazla bir “anlamı” olduğunu da, yine haber ekibimizin Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptığı araştırmalar ortaya koymaktadır:

Örneğin, Victor Marian Stanciulescu’nun Group SVM, INC. isimli bir şirketi var ve bu şirketin Amerikan makamlarına beyan edilen resmi adresi şu şekilde gösterilmektedir: 6620 SOUTHPOINT DRIVE SOUTH SUITE 450-E JACKSONVILLE, FL 32216 US.

Yine örneğin, Jeremy D. Friedman’ın avukatlık şirketi THE DOWNS LAW GROUP için Amerikan makamlarına beyan ettiği resmi adresi de şu şekilde gösterilmektedir: 6620 SOUTHPOINT DRIVE SOUTH SUITE 450-E JACKSONVILLE, FL 32216 US.

Evet, yanlış görmüyorsunuz: Mehmet Tatlıcı’nın “iş ortakları” olarak çalışan biri Romanyalı diğeri Amerikalı bu iki kafadarın, yani Victor Marian Stanciulescu ile Jeremy D. Friedman’ın Amerikan makamlarına beyan ettikleri iş adresleri birebir aynı…

Şimdi, Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatı Jeremy D. Friedman’ın nasıl olup da Mehmet Tatlıcı’dan bir dolar para bile almadan 10 yıldır “hizmet verdiği” daha iyi anlaşılıyordur.

Ayrıca, Mehmet Tatlıcı ile Romanyalı kara para aklama uzmanı adamı Victor Marian Stanciulescu’nun Amerika’daki bu miras davalarına ve arabuluculuk görüşmelerini bahane ederek sık sık gitmeleri, her gidişlerinde de bu vesileyle oradaki adamları Amerikalı Jeremy D. Friedman’ı “görmek” ama her anlamda “görmek” olabilir mi?

Takdirini okurlarımıza ve kamuoyunun yargısına bırakıyoruz…

Haber ekibimizin ortaya çıkardığı bütün bu gerçekler, Mehmet Tatlıcı – Victor Marian Stanciulescu – Jeremy D. Friedman arasındaki çıkar ilişkilerinin ve adeta organize bir örgüt gibi çalışmaların ardında yatan gerçeklerle ilgili daha ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: (Lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Anti-Maliye Oyunları” ; “Mehmet Tatlıcı Florida’da ‘Madeni’ Buldu” ve “Mehmet Tatlıcı’nın “İş Ortakları” ve “Off-Shore” Oyunları” haberleri).

Bütün bu gelişmeler ışığında, Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak şu soruların cevabını da arıyoruz:

UĞUR VE NURTEN TATLICI NEDEN VE KİM TARAFINDAN ÖLÜMLE TEHDİT EDİLDİLER?

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Bey’in ve annesini kabrine bu çirkin saldırıları ve yine merhum işadamının geride bıraktığı ailesini ölümle tehdit eden “Mafya Tarzı” yöntemleri kim, hangi amaçla yapıyor olabilir? ve Neden Uğur ve Nurten Tatlıcı?

Bu sorunun cevabını bugünkü haber-yorumumuzun başlangıcında da belirttiğimiz üzere, rahmetli Mehmet Salih Bey’in vefatı sonrası ortaya çıkan vasiyetnamesine bakarak ve vasiyetnamenin geçerliğini onaylayan mahkeme kayıtlarında belirlenen miras paylaşımı üzerinden değerlendirelim:

128 pay üzerinden tüm mirasçılar için şu şekildedir:

Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın miras payı 128 birim değer üzerinden toplam 92’dir (92/128); Nurten Tatlıcı: 41 (41/128) ve Uğur Tatlıcı: 51 (51/128).

Mehmet Salih Bey’in ilk evliliğinden oğulları ve torunlarının miras payları:

– Mehmet Tatlıcı için 12 (12/128) ve

– Ahmet Tatlıcı için 12 (12/128) ve

daha önce vefat eden ilk evliliğinden diğer oğlu Ali Tatlıcı’nın çocukları;

– Salih Ziya Titiz için 6 (6/128) ve

– Bedriye Kamer Tatlıcı için 6’dır (6/128).

Resmi mahkeme kayıtlarında geçen yukarıdaki miras paylarına göre, Allah korusun Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın vefatı halinde, onların miras hakkı diğer mirasçılara kalacak ve rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı mirastan diğer mirasçılara kalacak pay bu sefer (doğal olarak ve de hukuken “sorunsuz” olarak) her biri için tam 3 misli artacaktır. Zira, Nurten Tatlıcı’nın Uğur Tatlıcı’dan başka kimsesi yoktur ve Uğur Tatlıcı da evli değildir ve çocuğu (yani başkaca yasal bir mirasçısı) yoktur…

Allah korusun, Uğur ve Nurten Tatlıcı hayatını kaybettiğinde bundan kim faydalanacaksa, bu tehditlerin “aktörlerinin” de oralarda aranması mı gerekir? sorusunun takdirini de, yine okurlarımıza ve kamuoyunun değerlendirmesine bırakıyoruz…

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak gerçekleri ve adaletsizlikleri dile getirmeye, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın saygın anısına ve geride bıraktıklarına yönelik saldırıların ardındaki tüm gelişmeleri okurlarımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

Gerçekler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top