FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 4

feto-mehmet-tatlici-4.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğinden dünyaya gelen oğullarından biri olan Mehmet Tatlıcı’nın, merhum babasının vefatından beri, bu hayırsever işadamının geride bıraktığı ailesi ve vasiyetine karşı normal bir insan aklı ve vicdanının alamayacağı bir kin ve nefretle sürdürdüğü sözde hukuk mücadelesi var.

Ancak, Mehmet Tatlıcı’nın sürdürdüğü bu sözde hukuk mücadelesinde adları geçmişte açılan davaların, soruşturmaların resmi mahkeme kayıtlarında ve medyada çıkan haberlerde savcı, avukat ve “gazeteci” olarak yer alan bazı şahısların, şimdilerde “enteresan bir şekilde” FETÖ soruşturmaları ile birlikte gözaltına alınmaları, tutuklanıp cezaevine konulmaları, yurt dışına kaçmaları veya yurtdışına kaçarken yakalanmaları ve bazılarının da önce gözaltına alınıp, daha sonra da “adli kontrol şartıyla serbest bırakılmaları” oldu…

MEHMET TATLICI’NIN AÇTIĞI DAVALARDA İSMİ GEÇENLER, ŞİMDİLERDE FETÖ SORUŞTURMALARINDA KARŞIMIZA ÇIKIYOR…

Bu yüzden Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak, Mehmet Tatlıcı’nın yolunun nasıl olup da bütün bu FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) soruşturmalarında adı geçen savcı, avukat ve gazetecilerle kesişebildiğini araştırmaya ve bir yazı dizisi halinde okurlarımızla paylaşmaya karar verdik.

Ortaya oldukça ilginç bağlantılar ve bir o kadar da üzerinde durulması ve soruşturulması gereken gerçekler çıktı; gazetecilik sorumluluğu içinde bunları okurlarımız ve kamuoyu bilgisine sunmak istedik.

Daha önceki bölümlerde, FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle cezaevine konulan eski cumhuriyet savcısı Ekrem BEYAZTAŞ ile, yine FETÖ’cü avukatlar arasında adı geçen ve yurtdışında firarda olduğu için hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkarılan Mehmet Tatlıcı’nın avukatlarından Hüseyin ATAOL dosyasını okurlarımızın bilgisine sunmuştuk.

Yazı dizimizin bu bölümünde ise, adı FETÖ soruşturmalarında geçen “iki gazetecinin” dosyasını ve ardındaki gerçekleri açacağız.

Bu “gazeteciler”, Mehmet Tatlıcı’nın 7 yılı aşkın bir zamandır kendi aile fertlerine karşı sürdürdüğü “hukuk oyunlarıyla” paralel giden ve FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) kumpaslarına benzer şekilde ilerleyen bir medya üzerinden itibarsızlaştırma sürecinde devreye giren iki isimdi: biri ABDULLAH KILIÇ ve diğeri de DİNÇER GÖKÇE…

Burada şimdilerde biri FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olmaktan tutuklu Abdullah Kılıç, diğeri de yine FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece şimdilik “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış olan Dinçer GÖKÇE’nin yolunun nasıl olup da, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) kumpaslarına çok benzeyen oyunlarının medya ayağında kesişebildiğini değerlendireceğiz:

MEHMET SALİH TATLICI KOLEKSİYONU VE OĞLU MEHMET TATLICI’NIN HEDEFLERİ…

Mehmet Tatlıcı, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve bu evlilikten dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı aleyhinde açtığı miras davaları yanında, savcılıklara yaptığı asılsız suç duyurularıyla da bu iki masum insanı hedef almaya devam ediyordu…

Hedeflerine ulaşmak için de, rahmetli babasının geride bıraktığı tablolar ve bazı sanat eserleri üzerinden “yol almayı” kafasına koymuştu Mehmet Tatlıcı…

Bunun için de, merhum babasının sanat eseri ve tablolardan oluşan koleksiyonunun tarihi eser niteliği taşıdığı ve bunların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından resmi mercilerden saklandığı, hatta yurt dışına kaçırıldığı iddiasıyla yapılan asılsız ve hukuksuz suç duyurularında bulunuyordu…

MEDYA DESTEKLİ İTİBARSIZLAŞTIRMA SENARYOLARI…

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma adına attığı bu adımların bir başka dikkat çeken yönü de, bütün bunların medyada yer alan bazı “haberlerle” enteresan bir şekilde “kesişmesi” oluyordu…

Basındaki bazı “haberciler” tarafından kaleme alınan bu “haberler”, sadece Mehmet Tatlıcı’nın “bir duyum üzerine” savcılıklara yaptığı asılsız suç duyurularına dayandırılırken, kişilik haklarına saldırılan ve adeta kamuoyu gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışılan Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın görüşleri ise bu “haberlerde” nedense hiç bir zaman yer almıyordu.

Bütün bu gerçekleri, Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi içinde yer alan haberlerde ve özellikle Perde Arkası bölümündeki, dizi yazılarda okurlarımız ve kamuoyu bilgisine sunmuştuk. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu” başlıklı haber dizisinin özellikle 6. Bölümü ile, “Çamur Siyasetine Medya Desteği” ve Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo haberleri).

MEHMET TATLICI’NIN YOLU, TA O ZAMANDAN FETÖ’CÜLERLE KESİŞMİŞ BİLE…

Şimdi gelelim Mehmet Tatlıcı’nın, rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı açtığı davalara paralel olarak medyada sürdürülen itibarsızlaştırma sürecinde yazdıkları “haberlerle” yer alan bu sözde gazetecilerinin yolunun, nasıl olup da Mehmet Tatlıcı ile kesişebildiği sorusunun cevabına…

Bu gazetecilerin, yani Abdullah Kılıç ve Dinçer Gökçe’nın adlarının, şimdilerde FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) soruşturmalarında ve tutuklamalarında geçtiği düşünüldüğünde ve yazı dizimizin daha önceki bölümlerinde açıkladığımız gerçeklerle birlikte, Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarını, gerçekmiş gibi değerlendirip Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine dava açılmasını sağlayan eskinin cumhuriyet savcısı, şimdilerde FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle cezaevinde yatan sanık Ekrem Beyaztaş ve de FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle aranan Mehmet Tatlıcı’nın avukatı firari Hüseyin Ataol’un da içinde yer aldığı bu hukuk oyunları  bir arada değerlendirildiğinde, Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerine karşı sürdürdüğü “hukuk oyunlarının” FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) kumpaslarına benzerliği yanında, bu oyunlarda yer alan “aktörlerin” de, şimdinin FETÖ şüphelisi, firarisi veya sanığı olması dikkat çekmektedir:

Bu oyunun içinde FETÖ üyesi olmaktan aranırken yurt dışına kaçmak üzere yakalanan savcı Ekrem Beyaztaş var; bu oyunun içinde, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ üyesi olmaktan aranan avukatı Hüseyin Ataol var ve aşağıda açıklayacağımız gerçeklerin gösterdiği gibi oyunun medya ayağında da, Abdullah Kılıç ve Dinçer Gökçe gibi “gazeteciler” var.

RADİKAL GAZETESİNDE YAYINLANAN ABDULLAH KILIÇ İMZALI HABERLER VE BUNLARIN İNGİLİZCE “TERCÜMESİ”

Bunlara en “ilginç” örneklerden biri de Abdullah Kılıç isimli bir “habercinin”, Radikal gazetesinde çalışırken kaleme aldığı bazı “haberlerde” sergileniyordu.

Abdullah Kılıç’ın “haberlerinin bir özeti” aynı zamanda adeta Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu planlı ve programlı senaryosu dahilinde uygulandığı izlenimi verecek şekilde, Hürriyet Daily News isimli İngilizce  haber sitesinde de, İngilizce’ye çevrilerek yayınlanıyordu.

Bu İngilizce “haberin” de yine tek taraflı olarak verilmesi, habere konu edilen ve haberde suçlu gibi gösterilen kişilerin doğrudan görüşlerinin alınmamış olması, Radikal gazetesindeki halinden hiç de farklı değildi ve orada da dünya aleme adeta “gazetecilik nasıl yapılmaz?” dersi verir nitelikte kaleme alınmıştı…

Peki, Hürriyet Daily News isimli İngilizce haber sitesinde Radikal’de Abdullah Kılıç’ın yazdığı haberin bire bir İngilizce tercümesinin yer alması nasıl açıklanmalı?

İşte burada da devreye bir başka “gazeteci” Dinçer Gökçe mi giriyordu? Çünkü Dinçer Gökçe, Hürriyet’in İnternet editörüydü…

NASIL BİR “ÇALIŞMA AZMİ” VE DE NASIL BİR “TESADÜF” DEĞİL Mİ?

Bir yanda, şimdi FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olmaktan cezaevinde olan “gazeteci” Abdullah Kılıç, diğer yanda yine FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece şimdilik “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış olan Dinçer GÖKÇE…

BU NASIL BİR TESADÜFTÜ?

Bütün bu “manzara” içinde “haber” diye sunulan her şey, Mehmet Tatlıcı’nın hiçbir temeli olmayan, asılsız ve hukuksuz iddialarına dayanan suç duyurularındaki gibiydi:

Bu “haberlerde” Uğur ve Nurten Tatlıcı hiçbir görüşleri alınmadan, adeta suçlu insanlarmış gibi hedef haline getirilmişti…

Bu haberler de, burada ve yukarıda haber linklerini verdiğimiz diğer “tek taraflı ve bir örnek haberler” gibi sunulmaktaydı… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu” başlıklı haber dizisinin özellikle 6. Bölümü ile, “Çamur Siyasetine Medya Desteği” ve Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo” haberleri).

BU NASIL BİR “HABERCİLİK”?

Şimdi “bu ibretlik haberleri” okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunarak, burada nasıl bir “oyun” oynandığını ve nasıl bir “habercilik” yapıldığını anlamaya çalışalım:

Öncelikle bu “haberde” kullanılan haber söylemi çok net olarak sadece ve sadece Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarına ve bu iddialar üzerine savcılık tarafından yazılan iddianameye dayandırılarak oluşturulmuştu…

Bunun yanında, “habere” konu edilen ve Mehmet Tatlıcı’nın yıllardır tek taraflı olarak haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla haklarında suç duyurusu yapmaya devam ettiği Uğur ve Nurten Tatlıcı, bu “haberde” de yine tek taraflı olarak, aslında olmayan bir suçun adeta failleri gibi gösterilmeye çalışılan bir söylemin hedefi haline getirilmişlerdi.

“Haberi” bu şekilde kaleme alan “muhabir” Abdullah Kılıç, bu haberin konusu haline getirdiği Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı bir kez bile arayıp, onlara bu “haberle” ilgili tek bir soru bile yöneltme ve onların bütün bu oynanan “oyunlarla” ilgili görüşlerine yer verme tarafsızlığını maalesef göstermemiştir.

MEHMET TATLICI’NIN AÇTIĞI DAVALARA “PARALEL OLARAK” BASINDA YER ALAN VE HEP AYNI MUHABİRLERCE YAZILAN “SENKRONİZE HABERLER”

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davaların görüleceği duruşmaların hemen öncesinde, günlük basında hepsi de aynı muhabirler tarafından yazılan, ama temelinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırma ve küçük düşürme amacını taşıyan asılsız “haberler” yer almaktadır.

Bu haberler birbiriyle kıyasıya rekabet halindeki farklı gazetelerde, ama “büyük bir tutarlılıkla” hep aynı muhabirlerin isimleriyle yayınlanmaktadır:

Akşam gazetesi ve Güneş gazetesinde haberleri çıkan muhabir, Ercan Öztürk;

Sabah gazetesi muhabiri, Erhan Öztürk (Ercan Öztürk’ün kardeşidir);

Habertürk gazetesi muhabiri, Zülfikar Ali Aydın

Ve de, Hürriyet internet editörü Dinçer GÖKÇE… Yani, FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece şimdilik “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış olan Dinçer GÖKÇE… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, bkz. Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’ haberi).

“HABERCİLER” ESAS HABERLERİ HEP GÖRMEZDEN GELDİLER…

Bu “haberleri” yazanlar, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı davaların her defasında reddedildiğini veya beraat kararlarıyla sonuçlandığını da, yine Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarla yaptığı suç duyurularının her defasında takipsizlikle sonuçlandığını da asla ve asla haber konusu bile yapmamışlardır…

Kısacası bu “haberciler” daha önceki “haberlerinin” gerçek sonuçlarını asla yazmamışlardır veya yazamamışlardır…

Neden acaba?

İşte burada böylesine “ilginç” bir oyun oynanmaktadır ve bu oyunun içinde işte böylesine ilginç bir “gazetecilik” sergilenmektedir…

Tıpkı, FETÖ’nün (Fethullahçı Terör Örgütü) medya üzerinden sürdürdüğü itibarsızlaştırma senaryolarında olduğu gibi…

Yaşanan tüm gerçekler aynen yukarıda özetlediğimiz şekilde gelişmiştir…

HEP AYNI MUHABİRLERCE YAZILAN “BİR ÖRNEK HABERLER” SADECE “TESADÜF” MÜ? 

Yukarıda isimleri geçen muhabirler “büyük bir tutarlılıkla” ve “bir örnek haberlerle” hepsi de Mehmet Tatlıcı’nın merhum babasının geride bıraktığı ailesine karşı açmış olduğu davaların hemen öncesinde, davaların haksız yere suçlanan tarafı olan Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı adeta suçlu insanlarmış gibi gösteren bir şekilde kaleme alınmıştır.

Bu da akla ister istemez bütün bunların, Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda ve yazı dizimizin daha önceki bölümlerinde açıkladığımız adımlarıyla nasıl bu kadar birebir örtüşebildiği sorusunu getirmektedir.

Bu tür tek taraflı ve masum insanları kamuoyunda itibarsızlaştırmaya çalışan haberler bir kere olsa tesadüftür denilebilir.  Ama bunların örnekleri çoktur ve  sayıları 10’u geçmiştir.

Bu “haberler”, sadece yukarıda ismi geçen muhabirler tarafından, hepsi de Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı ne amaçla açtığı açık olan önemli davaların duruşmaları öncesinde, aynı tarihlerde, aynı içerikle ve aynı “tutarlılıkla” yayınlanınca, insana  doğal olarak, “bu kadarı da tesadüf olabilir mi?” sorusunu sordurmaktadır (Bu konuda bkz. “Tarafsız medya ne tarafta?” haberi).

MEHMET TATLICI’NIN YOLU FETÖ’CÜ OLDUĞU İDDİASIYLA YAKALANAN “HABERCİLERLE” VE OYUNUN DİĞER AKTÖRLERİ OLAN FETÖ’CÜ SAVCI VE AVUKATLARLA KESİŞİYOR…

Medyada yer alan bu haberlerin kaynağı hep Mehmet Tatlıcı’nın asılsız, hukuksuz ve mesnetsiz iddiaları oluyordu ve bu iddiaları gerçekmiş gibi kabul edip süreci mahkemeye taşıyan cumhuriyet savcısı da, şimdi FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle cezaevinde olan Ekrem Beyaztaş’tı…

Aynı zamanda. bütün bu “hukuk oyunlarında” Mehmet Tatlıcı’nın avukatı olarak rol alan şahıslardan biri de, şimdilerde FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle hakkında kırmızı bültenle yakalama kararı çıkarılan firari avukat Hüseyin Ataol’du.

Ayrıca, bu haberleri yazanlar arasında yer alan sözde gazetecilerin bir kısmı da, şimdi ya Abdullah Kılıç gibi FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle hapistedir ya da Dinçer Gökçe gibi, FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış bir şüphelidir…

Kısacası Mehmet Tatlıcı’nın, rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı sürdürdüğü “hukuk oyunları” FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) oyunlarıyla birçok yönden paralellik arz etmektedir ve ne ilginç bir tesadüftür ki, Mehmet Tatlıcı’nın bu “hukuk oyunlarında” rol alan “aktörler” de günümüzün ” FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olmaktan hapiste olan sanıkları, firarileri ve de adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış FETÖ şüphelileridir…

Dolayısıyla birbiriyle hiçbir bağlantı yokmuş gibi görünen iki ayrı sürecin “aktörleri” ve “yürüdükleri yollar”, işte burada kesişmektedir; bir tarafta Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı büyük bir kin ve nefretle yıllardır sergilediği bir “hukuk oyunu”; diğer tarafta ülkemizi ve ülkemizin değerlerini, insanlarını, kurumlarını ve siyasi iktidarını hedef almış eli kanlı bir terör örgütü…

MEHMET TATLICI’NIN YOLUNUN BÜTÜN BU FETÖ (FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ) SANIKLARI, ŞÜPHELİLERİ VE FİRARİLERİYLE NASIL KESİŞTİĞİ ARAŞTIRILMALIDIR…

Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu aktörlerle bağlantısı araştırılmalı ve soruşturulmalıdır.

Ortaya çok ilginç gerçeklerin çıkacağının “emareleri” vardır…

Biz de Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak bu emareleri burada okurlarımızla paylaştık.

Gerçekleri, okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top