Hakimi de Bilirkişisi de Tartışmalı Bir Hukuk Süreci

hakimide-bilirkisiside-tartismali.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın miras davaları hukuk skandallarıyla her geçen gün daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu davalara bakan hakimlerin verdikleri kararlarda çok sayıda “hukuk kazasına” imza atmaları bir yana, yeterliliği ve tarafsızlığı tartışmalı bilirkişi raporlarının da gündeme gelmesi, adalet mekanizmasına güveni sarsan bir boyuta doğru ilerlemekte.

Haber merkezimizin edindiği son bilgilere göre, İstanbul 19. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Fehmi Kemal’in “hatalı” bir kararla atadığı bilirkişi Mehmet Taş’ın skandal raporu da bunun son örneği olarak dikkat çekmekte. Bugünkü haber-yorumumuzda bu bilirkişi raporundaki çelişkileri ve bu sözde raporla esasında nelerin hedeflendiğini okurlarımızın dikkatine sunacağız.

TAM 8 YIL, 9 AY GEÇTİ…

Sıfırdan başladığı iş hayatında azmi, sabrı ve çalışkanlığı ile büyük başarılara imza atmıştı Mehmet Salih Tatlıcı. 22 Şubat 2009’daki vefatının ardından, geride kalan ailesine de hatırı sayılır bir miras da bırakmıştı.

İçinde çok sayıda gayrı menkul, değerli sanat eserleri ve tablolardan oluşan geniş bir koleksiyonun da yer aldığı bu mirasın milyar dolarlarla telaffuz edilmesi söz konusu…

Ancak gelin görün ki, bu miras hepsi de kendi aile fertlerinden oluşan mirasçıları arasında bir türlü paylaşılamadı ve karşılıklı açılan davalarla içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Miras davalarının bu kadar uzaması ve çözüm yerine çözümsüzlüğün gündeme gelmesinde, bazı mirasçıların normal insan aklı ve kamu vicdanını zedeleyen yaklaşımları yanında, hukuk adına hukuk skandallarına imza atan hakimler ve ortaya bilirkişi sıfatıyla çıkan yeterliliği ve tarafsızlığı tartışmalı “bilmez kişilerin” hazırladığı sözde raporlarla giderek FETÖ’nün kumpaslarını hatırlatan bir boyuta doğru evrilmeye başlaması da önemli bir neden olmakta…

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi, merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın saygın anısına ve geride bıraktığı ailesine karşı yapılan tüm bu hukuksuzlukları ortaya koyan haberleriyle tüm gerçekleri kamuoyu ve okurlarının bilgisine sunmaktadır. Bütün bu gelişmeleri ortaya koyan haberlere, her geçen gün yenilerinin eklenmesine neden olan hukuk skandalları ve medyadaki taraflı haberler de hız kesmeden devam ediyor…

Bugünkü haber-yorumumuzda, haber ekibimizin edindiği bilgiler ışığında, daha önce de verdiği hatalı kararlarıyla dikkat çeken İstanbul 19. Asliye Hukuk Hakimi Fehmi Kemal’in bizzat atadığı bilirkişi Mehmet Taş’ın, önemli hatalar içeren raporunu kamuoyu ve okurlarımızın bilgisine sunuyoruz:

İSTANBUL 19. SULH HUKUK MAHKEMESİ’NDE GÖRÜLEN TENKİS DAVASI VE YENİ HUKUKSUZLUKLAR

Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının ardından, 2 Ağustos 1994 tarihli resmi vasiyetnamesi ortaya çıkmıştı.

Merhum işadamı vasiyetnamesinde, kendisini ölümle tehdit eden ilk evliliğinden oğulları Ahmet Tatlıcı ve Ali Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, yine bu evlilikten olan diğer oğlu Mehmet Tatlıcı ile torunlarının ise mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını istemişti.

Rahmetli işadamı, ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya da mirasının kalan kısmını bırakmıştı.

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının ardından merhumun vasiyeti ve miras paylaşımından memnun kalmayan oğulları Mehmet Tatlıcı ve Ahmet Tatlıcı ile torunları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı çok sayıda dava açtılar. Vasiyetnamenin iptali ve miras (Tereke) davaları yanında, açtıkları tenkis davası ile de hep daha fazlasını talep eden taraf olarak dikkat çektiler.

Mirastaki milyonlarca dolar tutarındaki saklı payıyla yetinmeyen mirasçılar, başta Mehmet Tatlıcı, merhum babaları Mehmet Salih Tatlıcı’nın tasarruf özgürlüğünü aşarak kendi miras haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle tenkis davası da açtılar. Bu dava ile merhumun ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya bırakılan miras üzerinde de hak iddia ettiler ve hatta onları bir de mirastan mal kaçırmakla suçladılar.

İstanbul 19. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen bu Tenkis Davası da, tıpkı diğer miras davalarında olduğu gibi hukuk komedileri ile günümüze kadar geldi ve her geçen gün üzerine eklenen türlü hukuksuzluklarla birlikte hala devam etmekte…

HAKİM FEHMİ KEMAL’İN VERDİĞİ “İLGİNÇ” KARARLAR

Haber merkezimizin edindiği bilgilere göre, İstanbul 19. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde devam eden Tenkis davasına bakan hakim Fehmi Kemal, son duruşmalarda gerçekten hukuk tarihimize geçecek kararlara imza atmakta.

Bunların başında da, ortada henüz sonuçlanmamış tereke davaları varken ve tereke tespiti tamamlanmamışken, hakim Fehmi Kemal’in adeta hukukun doğal işleyişini ihlal edercesine kendi kafasına göre bir bilirkişi atayıp, tereke değerini ve miras bırakanın tasarruf nisabını tespit etmeye soyunmasıdır…

HABER MERKEZİMİZİN ARAŞTIRMASI BURADAKİ ÇOK ÖNEMLİ HUKUK HATALARINI GÖZLER ÖNÜNE SERDİ:

Hakim Fehmi Kemal, mirasçılar arasında daha önce açılmış olan mal rejimi ve bunun tasfiyesine yönelik davaların sonuçlanmamış olduğunu ve henüz tespiti tamamlanmamış bir terekenin varlığını görmezden gelmiştir:

Zira ortada, mirasçıların karşılıklı olarak İstanbul 1. ve 14. Aile Mahkemelerinde devam etmekte olan mal rejiminden dolayı katılma alacağına yönelik ve ayrıca mal rejiminin tasfiyesi istemli davalar vardır ve dolayısıyla burada Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. Maddesi gereğince yargılamanın bekletilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

Dolayısıyla, mirasçılar arasında derdest (hala görülmekte ve henüz kesinleşmemiş) olan davalar varken ve bu durum terekenin tespitini imkânsız bir hale getirmişken, hakim Fehmi Kemal’in hukuk muhakemeleri kanununu bile hiçe sayarak, kendi kafasına göre ortaya çıkıp da adeta, “bana ne, ben bilirkişimi atarım ve de tereke değerini de, miras bırakanın tasarruf nisabını da tespit ederim” demesi, gerçekten hukuk adına ortaya konan “bir hukuk komedisi” olmaktadır.

TEREKENİN VE TASARRUF NİSABININ TESPİTİ YAPILMADAN ATILAN HUKUK DIŞI ADIMLAR…

Zira, buradaki davacıların tenkis taleplerinin incelenebilmesi için, öncelikle terekenin gerçek değerinin ve miras bırakan rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın tasarruf nisabının tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak, hakim Fehmi Kemal, öncelikle yürürlükteki medeni kanunumuzun 507. Maddesi ve devamındaki hükümlere göre terekeden çıkarılacak değerlerle, terekeye eklenecek değerlerin tespiti yönünde alınacak kararları beklemek yerine, burada kendi kafasınca bir tereke değeri saptamaya ve miras bırakanın tasarruf nisabını tespit ettirmeye soyunmaktadır…

Kısacası, ülkemizdeki kanunlara göre mal rejimi tasfiyesi henüz sonuçlanmamış bir terekenin tespiti mümkün değildir; ama gelin görün ki, İstanbul 19. Sulh Hukuk mahkemesi hakimi Fehmi Kemal bunları asla “kafaya takmamakta” ve hukuku açıkça ihlal etmektedir…

– Terekeye tabi bazı gayrı menkuller üzerinde üçüncü kişiler tarafından açılan ve henüz sonuçlanmamış çok sayıda başka dava da varken, hakim Fehmi Kemal bu davaların bile sonucunu beklemeden tereke tespitine ve miras bırakanın tasarruf nisabının tespit edilmesine karar vermeye çalışmaktadır:

Merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesinde yer alan çok sayıda gayrı menkul vardır ve bunların bir kısmının üstünde de, yukarıda bahsi geçen miras davaları dışında ayrıca üçüncü kişiler tarafından açılmış tapu iptal ve tescil davaları bulunmaktadır.

Halihazırdaki tereke davası dosyasına da girmiş olan ve terekenin tespitini imkansız kılan bu belgelerin ve bilgilerin varlığına rağmen hakim Fehmi Kemal, burada yargılamayı bekletmek yerine yine Hukuk Muhakemeleri Kanunun 165. Maddesi hükümlerini hiçe sayarak tereke tespiti ve miras bırakanın tasarruf nisabını tespitine karar verip, hukuka aykırı bir bilirkişi ataması yapabilmektedir…

ORTADA TEREKEDEN ALACAK İDDİA EDEN 30’DAN FAZLA DAVA VARKEN, TEREKE TESPİTİ MÜMKÜN DEĞİLDİR, AMA…

– Haber merkezimizin edindiği bilgilere göre, Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesinin tespiti ve bu terekenin idaresi için resmi makam olan Tereke Mahkemesi (İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi) kayıtlarında, yukarıda belirtilen mülkiyet davaları dışında bu terekeden alacak iddiasıyla açılmış olan 30’un üzerinde dava vardır ve bir kısmı da yurtdışındaki bu davalar halen devam etmektedir:

Bütün bu davalar sonuçlanmadan ve ortada henüz tereke yönetiminin tahsil edemediği alacaklar varken terekenin tespiti mümkün olamayacağından, tenkis davasına bakan hakim Fehmi Kemal’in verdiği kararlardaki hukuksuzluk gün gibi ortadadır.

HARÇLARINI ÖDEMEDEN “İDARE EDEN” MİRASÇILAR VAR AMA BUNLARI GÖREN BİR HAKİM YOK…

Edindiğimiz bir başka bilgiye göre, miras davaları görülmekteyken, bazı mirasçıların tereke mallarının toplam değeri üzerinden ödemeleri gereken harç bedellerini eksik ödemiş olmaları söz konusudur.

8 yıl 9 aydır yasalara aykırı olarak harç ödemeden veya terekenin olması gereken değerinin ortaya koyduğu harç oranının çok altında bir bedel ödeyerek “idare eden” davacıların ödemeleri gereken harçları tamamlanmadan, hakim Fehmi Kemal’in baktığı bu tenkis davasına hala devam etmesi yasaya aykırıdır:

Tereke mahkemesinde görülmekte olan bu miras davası uzun yıllardır devam etmektedir ve bu süreçte mahkemenin terekenin tespiti yönünde talep ettiği bilirkişi raporları tereke mallarının toplam değeri için 3 milyondan 11 milyona Türk Lirasına kadar farklı bedeller öne sürmüştür.

Hal böyleyken, bu davaları açan taraf olan Mehmet Tatlıcı, Ahmet Tatlıcı, Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı’nın ödemeleri gereken harç bedellerinin de, tereke mallarının bu değeri üzerinden belirlenmesi gerekmektedir. Ancak, söz konusu mirasçılar büyük bir pişkinlikle ödemeleri gereken harç bedellerini ya hiç ödememekte ya da eksik ödemişlerdir.

Bu yüzden, ortada Mahkeme’ye bu harcın tamamlatılması için verilmiş dilekçeler vardır ve bu eksik harç ödemesi henüz tamamlanmamıştır. Bu eksik harç ödemesi tamamlanmadan, üstelik son sözde bilirkişi raporuyla iyice şişirilerek 11 milyar liraya çıkarılmış bir tereke değeri ortaya konulmuşken ve bu “değere göre” söz konusu mirasçıların ödemeleri gereken harç bedelinin de “iyice yükselmesi” gerekirken, bu harç ödemelerinin hala “ıskalanmaya devam edilmesi” ve hakim Fehmi Kemal’in bu ıskat davasına devam etmesi, nasıl bir hukuksuzluğun sergilendiğini net bir şekilde göstermektedir.

TEREKE ÜZERİNDE YILLARDIR SÜRDÜRÜLEN HAKSIZ VE ORANTISIZ BİR TEDBİR UYGULAMASI

– Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesinde yer alan çok sayıda gayrı menkul vardır ve Mahkeme aradan geçen 8 yılı aşkın bir zamandır (bu süreçte kesinleşmiş başka mahkeme kararlarına rağmen) bu gayrı menkuller üzerinde haksız bir şekilde tedbir kararı uygulamakta ve buradan elde edilecek yasal kazançların da önünü tıkamaktadır:

Haber merkezimizin edindiği son istihbarata göre, tereke davasını açan mirasçılar Mehmet Tatlıcı, Ahmet Tatlıcı, Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı hiçbir teminat göstermeden değerleri yüz milyonlarca lira ve dolar ettiği belirtilen gayrı menkuller üzerinde aşırı ve orantısız olarak tedbir kararları aldırmışlar ve bu taşınmazlar üzerine dava şerhi konulmasını sağlamışlardır.

Her biri ayrı bir hukuk skandalı olan bu kararların ve bu kararlara imza atan diğer bazı hakimlerin varlığı bir yana, zaman içinde kesinleşen diğer miras davalarının sonuçlarına göre örneğin mirasçılar Ahmet Tatlıcı ve Salih Ziya Tatlıcı’nın miras paylarının çok üstünde ihtiyati tedbir kararları uygulandığı da görülmüştür.

Bunun yanında, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı malvarlığı değerlerinin tamamı üzerine tedbir konulmuştur. Davacıların buradaki temel amacının, aleyhlerine bu davaları açtıkları mirasçılar Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’yı haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bir şekilde bu tür oyunlarla yıldırıp, mirastan daha fazla para etmeye çalıştıkları da net bir şekilde ortadayken, Mahkeme’nin hala bu gibi orantısız ve ölçüsüz uygulamalarla davalı tarafın mal varlıklarını bloke etmesi onların başlıca anayasal haklarının ihlal edilmesine ve ekonomik olarak zor duruma getirilmelerine çanak tutması hem hukuken hem de insanlık adına kabul edilemez olduğunu düsünüyoruz.

Ayrıca bu tür hukuksuzluklar, bu mal varlıklarının yıllardır atıl tutulmasına ve ülke ekonomisine kazandırılacak değerlerin heba edilmesine yol açmaktadır.

Tereke üzerindeki bu tedbir kararları kaldırılmadan, terekenin tespiti yönünde düzmece bilirkişi raporlarıyla bu tür hukuksuzlara yol açılması, 19. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Fehmi Kemal’in imza attığı bir başka “hukuk kazası” olmaktadır.

HAKİM FEHMİ KEMAL’İN BİLİRKİŞİ ATAMASINDAKİ HUKUKSUZLUKLAR:

Yukarıda açıklanan gerçekler bir yana, haber merkezimizin yaptığı detaylı araştırmaya göre, İstanbul 19. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Fehmi Kemal’in bilirkişi ataması da kendi içinde değerlendirilmesi gereken ayrı bir hukuksuzluk olarak kayıtlara geçmiştir.

– Zira ortada aynı mahkeme tarafından alınmış 11 Nisan 2017 tarihli bir ara karar vardır ve buna göre, Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) kayıtlı bir gayrimenkul değerleme şirketinden terekeye kayıtlı ve davaya konu olan bütün taşınmazların değerinin tespit edilmesi için bilirkişi raporu alınması kararlaştırılmıştır.

Ancak hakim Fehmi Kemal, sanki ortada bir gayrimenkul değerleme şirketinden rapor alınması yönünde böyle bir ara karar yokmuş gibi, kendi kafasına göre tek bir bilirkişi seçimi yapmış ve bir inşaat mühendisi olan Mehmet Taş isimli şahsa “gel bütün bu gayrimenkulleri değerlendiren bir bilirkişi raporu hazırla” demiştir.

Halbuki daha önceki dava sürecinde (aralarında üniversite öğretim üyeleri de olan) uzmanlardan oluşan üç bilirkişi seçimi de yapılmıştı.

HAKİM FEHMİ KEMAL, BİLİRKİŞİNİN RAPOR HAZIRLAMA SÜRESİNİN AŞILMASINA HUKUKA AYKIRI OLARAK GÖZ YUMMUŞTUR

Bütün bu gerçekler ortadayken şimdi hakim Fehmi Kemal’in kalkıp da, içinde bunca gayrimenkulün bulunduğu bir inceleme ve değerlendirmeyi (ara kararda belirtilen SPK’ya kayıtlı bir gayrimenkul değerleme şirketi yerine), kendi kafasınca seçtiği tek bir şahsa bırakması, hukuk adına yapılan bir başka hukuksuzluk örneği olmaktadır.  

– Bilirkişiye raporunu hazırlaması için tanınan süre dolmasına rağmen, geç sunulan bir bilirkişi raporu dava dosyasına dahil edilmiştir:

Haber ekibimizin araştırması bir başka gerçeği daha ortaya koymaktadır.

Buna göre, Dava dosyasında bilirkişi için yemin ve teslim tutanağının oluşturulma tarihi olarak 12 Mayıs 2017 tarihi görülmektedir ve bilirkişinin 90 gün içinde raporunu tamamlayarak Mahkeme’ye sunması gerekmektedir. Bu süre ise 10 Ağustos 2017 tarihinde sona ermektedir. Bundan bir gün önce, yani 9 Ağustos 2017 tarihinde, bilirkişinin ek 15 gün süre talebi ise aynı Mahkeme hakimi (Fehmi Kemal) tarafından reddedilmiştir.

Hal böyleyken, hakim Fehmi Kemal, bilirkişinin söz konusu 90 günlük rapor hazırlama süresi dolduktan aylar sonra, yani 10 Ekim 2017 tarihinde mahkemeye sunduğu bilirkişi raporunu yok hükmünde sayması gerekirken bu raporun dava dosyasına girmesine izin vermesi bir başka hukuk skandalıdır…

Zira ortada bu tür davalarda bilirkişi raporunun ne kadar sürede hazırlanacağı çok net olarak belirtilmiştir. Örneğin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 274. Maddesine göre ,“bilirkişi raporunun hazırlanması için verilecek süre üç ayı geçemez” hükmü vardır ve buna göre, “belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişi görevden alınıp yerine bir başka kimse bilirkişi olarak görevlendirilir” denilmektedir…

Dolayısıyla, hakim Fehmi Kemal’in (daha önce verilmiş mahkeme ara kararını hiçe sayıp) kendi kafasınca atadığı bilirkişi Mehmet Taş’ın, kanunun emrettiği süreyi aşarak geç sunduğu raporunun, aslında yok hükmünde sayılması gerekmektedir. Ama hakim Fehmi Kemal burada hukukun gereği yerine, maalesef “kendi hukukunu” uygulamaktan çekinmemektedir…

Yukarıda açıklanan gerçeklerin ortaya koyduğu tüm bu hukuksuzluklar maalesef büyük bir pişkinlikle ve hukuk adına sergilenmektedir.

Burada ayrıca söz konusu “bilirkişi” Mehmet Taş’ın raporu da çok ciddi hatalar içermektedir ve böylesine vahim hatalar içeren bir raporun mahkemece kabul edilmesi de ayrı bir hukuk skandalı olarak tarihe geçecektir.

EVLERE ŞENLİK BİR “BİLİRKİŞİ RAPORU”

Haber ekibimizin edindiği bilgi ve belgeler, hakim Fehmi Kemal’in hukuka aykırı olarak atadığı bilirkişi Mehmet Taş’ın raporundaki çok vahim hataları da ortaya koymaktadır.

İnşaat mühendisi olan Mehmet Taş’ın yaklaşık 900 sayfadan oluşan raporu, bir bilirkişi raporunun ne kadar eksik, özensiz ve gerçeklerden uzak ve de aynı zamanda taraflı olabileceğine dair ibretlik bir örnek olarak dava dosyasına girmiş ve hukuk tarihimizde yerini almıştır…

Mehmet Taş’ın neredeyse 900 sayfadan oluşan bu sözde bilirkişi raporundaki eksik, hatalı, gerçeklerden uzak ve taraflı bilgilerin özeti aşağıda okurlarımızın bilgisine sunulmuştur:

– “Bilirkişi” Mehmet Taş’ın raporunda terekeye tabi taşınmazların son imar durumları, tapu kayıtları bulunmamaktadır.

– “Bilirkişi raporundaki” tereke mallarını toplu biçimde gösteren icmal tabloda önemli gayrimenkullere yer verilmemiştir, ancak icmal tabloda yer almayan gayrimenkullere rapor içeriğinde yer verilerek büyük bir çelişkiye imza atılmıştır.

– Raporda, bazı gayrimenkullere yer verilmemiş ve bu suretle tereke değerleri gerçek değerinin altında gösterilmeye çalışılmıştır.

Burada söz konusu tenkis davası kayıtlarına girmiş olan ve okurlarımızın bilgisine sunmak istediğimiz “ilginç tesadüfler” de vardır:

MEHMET TATLICI’NIN BİLİRKİŞİSİ İLE HAKİM FEHMİ KEMAL’İN FARKLI “BİLİRKİŞİSİ” HER NASIL OLUYORSA (!) “AYNI HATALARI” YAPMIŞLAR…

“Bilirkişi” Mehmet Taş’ın bu raporu, daha önce davacı Mehmet Tatlıcı‘nın avukatı tarafından bu dava ile birleşen bir başka dava sürecinde mahkemeye sunulan diğer “bilirkişi” raporundaki benzer hataları tekrarlamaktadır. (Daha önce Mehmet Tatlıcı’nın bulduğu bir mali müşavir olan Murat Okan tarafından hazırlanan “bilirkişi raporu” hakkında ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mali Müşavirden Emlak Bilirkişisi Olur Mu Olur” haberi).

Yani, Mehmet Tatlıcı tarafından bulunan sözde bir bilirkişiye hazırlatılan “rapordaki” hatalar, şimdi de hakim Fehmi Kemal eliyle atanan bir başka sözde bilirkişiye hazırlatılan “raporla” birebir aynı hataları içermektedir…

Aynı hatanın birbirinden farklı olması gereken iki ayrı bilirkişi raporunda yer alması aslında tam bir hukuk skandalıdır ve bu raporların tarafsız olmadığını somut bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bu “tesadüfün” nasıl gerçekleştirildiğinin takdirini okurlarımıza bırakıyoruz ve bütün bunların cevabının “bilirkişi” Mehmet TAŞ’tan sorulmasını bekliyoruz.

Bunun cevabını vermesi gereken diğer taraflar da, en başta bu “bilirkişiyi” atayan hakim Fehmi Kemal ile daha önceki “bilirkişi” Murat Okan’ı bulup, ondan bu raporu alan davacı Mehmet Tatlıcı olmalıdır.

MEHMET TAŞ’IN “BİLİRKİŞİ RAPORUNDA” DAVA KONUSU OLMAYAN TAŞINMAZLARA YER VERİLMİŞTİR

Herşeyi ne kadar “bildiğini”, yazdığı bu sözde bilirkişi raporuyla “ispatlayan” inşaat mühendisi Mehmet Taş, sanırız ya kendisinden ne istendiğinin farkında değil, ya da çok büyük olasılıkla neyin altına imza attığını bir kez bile okumamış olsa gerek ki; “raporunda”, tenkis davasına konu olmayan gayrimenkullerin bile kendi kafasına göre değerlerini yazmış.

Burada hepsine birden yer veremeyeceğimiz için, okurlarımızın bilgisine birkaç çarpıcı örnek sunmak isteriz:

Örneğin,

– İstanbul’un Şişli ilçesinde Kağıthane’de bulunan ve şu anda kullanılmayan eski Pilma Pil Sanayi A.Ş. fabrika binası;

– Antalya ilinde yer alan Tat International Golf Club, Tat Beach Golf Resort, National Golf Club.

– İstanbul ili, Beyoğlu ilçesinde Kemeraltı 118 ada ve 33. parselde kayıtlı gayrimenkul.

Yukarıdaki gayrimenkullerin hiçbiri dava konusu yapılmamış; bu gayrimenkuller rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten doğan çocukları Uğur Tatlıcı’ya aittir, yani onların mülkiyetindeki şahsi mallarıdır.

Ancak “bilirkişi” Mehmet Taş, “hazırladığı” (veya birileri tarafından önüne konulan) bu sözde raporu, onu bilirkişi diye atayan İstanbul 19. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Fehmi Kemal’e büyük bir pişkinlikle sunabilmiştir…

BURADA BU VAHİM HATALARA, DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI KARIŞAN HER İSİM BUNUN HESABINI VERMELİDİR.

Bunlar da bilirkişi ile onu bilirkişi diye atayan ve onun bu sözde raporuna bakarak karar verecek olan hakim FEHMİ KEMAL’dir.

Görüldüğü gibi, burada “bilirkişi atama” şekli de, “bilirkişi raporu” da vahim hatalar içermektedir ve bu “hatalar” da, mahkemeyi yanıltmak ve mirasçılar Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın şahsi mülkiyetinde olan gayrimenkulleri bile davaya konu olan taşınmazlar arasına sokma “uyanıklığıdır”.

Elbette bütün “bu oyunlar” da bize, “ya tutarsa” mantığı ile “yol almayı” ve emrindeki avukat ordusu ile “hukukun gri noktalarını” kullanarak fazladan üç beş milyon daha (lira-dolar Allah ne verdiyse) götürmeyi gözeten birilerini hatırlatmakta:

Davaya bak, davacıya bak + bilirkişiye bak, bilirkişi raporuna bak ve parayı izle = burada kimin çıkarı varsa, bu sözde bilirkişi raporundaki bu vahim hataların nasıl gerçekleştirildiğinin cevabını bulursun…   

Burada bir bilirkişi hatası mı var, yoksa (birileri tarafından işlerine öyle geldiği için bu şekilde hazırlanıp da) bu sözde bilirkişinin önüne konulan ve onun da imza atıp, kendini bu göreve atayan hakime sunduğu “bir rapor” mu var sorusu da, yukarıda okurlarımızın bilgisine sunduğumuz denklemin içinde cevabını çok net bir şekilde bulmakta…

BURADA OKURLARIMIZIN DİKKATİNE SUNMAK İSTEDİĞİMİZ BİR BAŞKA ÖNEMLİ HUSUS DAHA VARDIR:

Rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendisine milyonlarca dolarlık miras bırakarak sunduğu bütün bu zenginliğe ve lüks içindeki yaşama rağmen, Mehmet Tatlıcı bu davayı açan taraftır.

Aynı Mehmet Tatlıcı, mahkemeye 23 Mayıs 2016 tarihinde bilirkişi olduğunu iddia ettiği (Murat Okan isimli) bir mali müşavire imzalattığı bir sözde rapor daha sunmuştu.

O raporda da aynı hatalar vardı, yani aleyhlerine bu davayı açtığı baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı’nın şahsi mülkiyetinde olan ve bu davaya konu olmayan gayrimenkuller aynı şimdi “bilirkişi” Mehmet Taş’ın “raporunda” olduğu gibi, mali müşavir Murat Okan’ın sözde raporunda da yer alıyordu…

NASIL BİR “TESADÜF” DEĞİL Mİ?

Konuyu okurlarımız için basitleştirelim:

Aynı dava dosyasında (çok daha önceden yer alanların dışında) son dönemlerde giren iki ayrı  bilirkişi raporu var.

Bu raporlardan ilkini Murat Okan isimli bir mali müşavire yazdıran davacı Mehmet Tatlıcı bunu getiriyor ve mahkemeye sunuyor. Tarih: 23 Mayıs 2016.

Bu sözde bilirkişi raporunun mahkeme dosyasına girmesinden yaklaşık 1 yıl, 5 ay sonra, bu sefer mahkeme hakimi tarafından atanan bir başka “bilirkişiye” hazırlatılan yeni bir “rapor” daha dava dosyasına giriyor. Tarih: 10 Ekim 2017.

Bu iki farklı “bilirkişi” tarafından, farklı tarihlerde hazırlanan “raporlar” nasıl oluyorsa, hep Mehmet Tatlıcı’nın işine yarayan “sonuçlar” doğuruyor ve bu “sonuçların” her biri de hukuka, adalete, mantığa sığmayan bir temel üzerine inşa edilmiş oluyor…  

Acaba İstanbul 19. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Fehmi Kemal bütün bunları hukukun temelleri, usulleri ve özellikle hukuk muhakemeleri kanunları içinde nereye ve nasıl oturtacak da kararını verecek, bunu gerçekten çok merak ediyoruz ve Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak, kamu vicdanı adına bütün bunların takipçisi olacağız.

BİLİRKİŞİ MEHMET TAŞ’IN RAPORUNDAKİ YÖNTEM VE ENDEKS KULLANIMI YASAYA VE USULE AYKIRIDIR

Mehmet Taş’ın raporunda kullandığını söylediği emsal karşılaştırma yöntemi de, önceki yılların değerlerinin nasıl hesaplandığı belli olmadan endeks kullanması da yasaya ve usule aykırıdır.

Zira, bu raporda emsal karşılaştırma adına ortaya konulan bilgi, sadece birkaç emlakçıdan alınan fiyat bilgisinin doğrudan rapora yazılmasından ibarettir.

Bu da, gayrimenkul değerlemesi adına mahkemeye sunulması gereken bir bilirkişi raporunda kullanılacak bir yöntem olamaz; dolayısıyla emlak değerlemesi adı altında rapora yazılan bu rakamların doğruluk ve kesinlik açısından kuşkular doğurması kaçınılmazdır.

Kaldı ki, burada gayrimenkul fiyat tespitinde ölçüt olarak alınan değerlerin hangi maddi gerçeklere ve verilere dayandığı da net değildir, zira raporda emsal alınan gayrimenkullerin özellikleri belirtilmemiştir.

Yine bu “raporda”, gayrimenkullerin örneğin 2009 ve 2010 yıllarını içeren geçmişteki değerleri hesaplanırken, bir endeks kullanıldığından söz edilmesine rağmen, bu hesaplamanın nasıl ve hangi veriye dayanarak yapıldığı bilgisi ise verilmemiştir.

Bu haliyle söz konusu raporun denetiminin hangi ölçütlere göre yapılacağı da belirsizleşmektedir. Oysa, bir bilirkişi raporunun ortaya koyduğu yöntem ve hesaplama endekslerinin denetlenebilir olması da gerekir.

Kısacası, Mehmet Taş’ın hazırladığı iddia edilerek dava dosyasına konulan yaklaşık 900 sayfalık “bilirkişi raporu”, amacı, yöntemi ve dayandığı temeller itibariyle mesleğin uzmanı kişilerce yazılmış bir rapor görünümü vermemektedir.

Yine bu “rapor”, bir uzmanın sahip olması gereken bilgi, beceri ve tekniklerden yararlanılarak ve bilimsel veriler doğrultusunda hazırlanması gereken bir bilirkişi raporu özelliği de taşımamaktadır.

Geçerli bir yöntemi olmayan bir raporun neyi, neye göre değerlendirdiği de belirsiz olacağından, Mehmet Taş’ın “bilirkişi raporu” denetime elverişli olmaktan da, böyle bir davada gayrimenkul değerlemesine dair somut bir bilgi vermekten de uzaktır ve bu haliyle dikkate alınamaz…

MEHMET TAŞ’IN “BİLİRKİŞİ RAPORU” ÖNEMLİ HESAPLAMA HATALARI DA İÇERMEKTEDİR

Raporda gerçekten normal bir insan mantığı içinde bir yere oturtmakta zorlandığımız vahim hesaplama hataları da vardır.

Örneğin, Nurten Tatlıcı’ya ait olduğu söylenerek tenkis malları toplam değeri üzerinden 246 milyon liralık bir toplama hatası vardır ki, bu da “her nedense” davayı açan tarafın işine gelen bir sonuç doğurmaktadır:

“Bilirkişi” Mehmet Taş, davalı tarafa ait olduğunu söylediği tenkis mallarının değerini nasıl tespit ettiğine dair kabul edilebilir bir hesaplama yöntemi ortaya koymamış, piyasa değerleriyle hiçbir şekilde orantılı olmayan ve şişirilmiş rakamlar yazmıştır. Kendi raporunda verdiği rakamlar toplandığında ortaya çıkan rakam 3.068.974.074 TL olmasına rağmen, Mehmet Taş (kendisi inşaat mühendisiymiş, ama sanırız ya hesap makinesi yok ya da basit aritmetikten bile pek anlamıyor) raporuna 3.315.182.301 TL rakamını yazıvermiş…

Aradaki fark ise çok ciddi: 246.208.227.

Peki bu 246 milyondan fazla para (eğer bu gerçek fark edilmezse), kimin cebine gidecek: Elbette davayı açan tarafa, yani Mehmet Tatlıcı’ya gidecek…

Nasıl “bir hesaplama hatası” değil mi? Takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

GERÇEK DEĞERİNİN ALTINDA GÖSTERİLEN GAYRİ MENKULLER…

Herşey bu kadarla, yani “aritmetik hatalarıyla” kalsa iyi, ama haber ekibimizin edindiği bilgi ve belgelere göre “bilirkişi” Mehmet Taş başka “inciler de döktürmüş” yazdığı “raporda”…

Bunlardaki değerleme hataları da incelemeye değer ve onlarca örnek içinden seçtiğimiz birkaçını okurlarımızın bilgisine sunuyoruz:

Örneğin,

İstanbul ili, Beykoz ilçesi sınırları içinde yer alan ve Beykoz Konakları olarak bilinen lüks villalardan oluşan yerleşimdeki çok sayıda villa, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı terekesine tabi gayrimenkullerden bazılarıdır.

“Bilirkişi” Mehmet Taş bu villalardan A85 ve A86 ile A123 ve A124 no’lu olanlar için emsal karşılaştırma yöntemi kullandığını söyleyerek şu değerleri tespit etmiş:

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefat tarihi olan 22 Şubat 2009 itibariyle 4.063.431 TL;

– Mehmet Tatlıcı’nın dava açma tarihi 16.02.2010 itibariyle 4.917.430 TL ve

– Temmuz 2017 itibariyle 8.729.000 TL.

“Bilirkişi” Mehmet Taş’ın aslında bu değerleri ortaya koyarken, Beykoz Konakları içinde yer alan bazı villaların satış fiyatlarından yararlandığı, ancak yukarıda numaraları verilen villaların konumlarını ve metrekare olarak büyüklüklerini ise dikkate almadığı görülmektedir.

Bu özellikteki villaların şu anki değerlerini öğrenmek isteyen (bırakın bir uzman veya bilirkişi olmayı), herhangi bir vatandaşımız da oraya gidip bu tür villaların kaç milyon dolara satıldığını kendi gözleriyle görebilir ve o zaman “bilirkişi” Mehmet Taş’ın verdiği rakamların emsallerinin ve asıl değerinin ne kadar altında olduğunu da anlayabilir.

Tüm bunlar bile, bu “bilirkişi raporunun” ne kadar dikkatsiz, özensiz ve çelişkili olarak hazırlandığını ortaya koyan somut gerçeklerdir.

Mehmet Taş’ın yazdığı (veya önüne konulan 900 sayfalık bir metne “bilirkişi” sıfatıyla imza attığı) bu “raporda”, “başka türden” onlarca değerlendirme “hataları” da göze çarpmaktadır.

Onlarcası içinden seçtiğimiz bazı “ilginç” örnekleri okurlarımızın bilgisine sunuyoruz:

Örneğin,

İstanbul’un Üsküdar ilçesi ve Beylerbeyi Mahallesi’nde 1702 ada ve 9 parsel numarasıyla tapu kaydı gösterilen gayrimenkul için, dava dosyasında yer alan daha önceki (3.Nisan.2015 tarihli) bir bilirkişi raporunda 100.307.200 TL bir değer belirlenmişken, Mehmet Taş tarafından yazılan 10 Ekim 2017 tarihli raporda aynı gayrimenkul için 55.128.750 TL yazılmıştır…

Aradaki fark tam: 45.178.450 Türk Lirasıdır.

PEKİ BU KADAR ÖNEMLİ BİR FARK NEYE GÖRE OLUŞMUŞTUR?

“Bilirkişi” Mehmet Taş açıklamasını, “burada yer alan tarihi yapıların maddi bir değeri bulunmamaktadır, bu nedenle yapılar için bir değer tespitinin gerekmediği kanaatine varılarak burada sadece arsa değeri dikkate alınmıştır” şeklinde yapmaktadır…

Oysa, gerçek durum hiç de Mehmet Taş’ın “minareye kılıf uydurmak” diye adlandırılabilecek gerekçesi gibi değildir ve yukarıda da açıklandığı gibi gerçek uzmanlardan oluşan bir bilirkişi raporu Mehmet Taş’ın ifade ettiği değerin 45 milyon lira üstünde bir değer belirlemiştir.

“Raporun” tamamı değerlendirildiğinde, Mehmet Taş’ın raporunu hazırlarken yine kolaya kaçıp benzer gayri menkullerin satış örneklerini emsal aldığı görülmektedir. Burada sözü edilen gayrimenkul gerçekten çok güzel bir Boğaz manzarasına sahiptir ve aynı yerdeki diğer gayrimenkullerin metrekaresi 2.007 dolardan satılığa çıkarılmış olduğu da görülmektedir. Halbuki “bilirkişi” Mehmet Taş burası için metrekaresi 1.250 TL bir değer belirlemiştir…

1.250 TL nerede, 2.007 dolar nerede? Acaba “bilirkişi” Mehmet Taş’ın aklı nerede?

Mehmet Taş’ın burada yine rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesine ait gayri menkulleri emsal değerinin çok altında göstermeye çalıştığı dikkat çekmektedir ve yaklaşık 900 sayfalık bu raporda bunlar gibi onlarca örnek gösterilebilir.

GERÇEK DEĞERİNİN ÜSTÜNDE GÖSTERİLEN GAYRİ MENKULLER…

Mehmet Taş bir “bilirkişi” olarak yukarıda örneklerini verdiğimiz “değerleme” ve “hesap hataları” ile rahmetli Mehmet Salih Bey’in terekesine dahil olan taşınmazları gerçek ve emsal değerlerinin altında göstermeye devam ederken, bir yandan da bazı gayrimenkullerin değerlerini “aynı refleksin” tamamen zıddı bir yaklaşımla olduğundan yüksek göstermiş…

Şimdi gelin “bilirkişi” Mehmet Taş’ın buradaki “inceliklerine” bakalım:

Örneğin,

Nurten Tatlıcı’ya ait olan ve İstanbul ili, Sarıyer ilçesindeki Yeniköy Mahallesi’nde yer alan 320 ada ve 9 parsel numaralı gayrimenkulün değeri, yine Mehmet Taş’ın çok sevdiği anlaşılan “emsal karşılaştırma yöntemi” kullanılarak şu şekilde belirlenmiş:

-Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefat tarihi olan 22 Şubat 2009 itibariyle 106.792.843 TL;

-Mehmet Tatlıcı’nın dava açma tarihi itibariyle 114.077.175 TL ve

-Temmuz 2017 itibariyle 202.500.000 TL.

Şimdi yukarıda örneğini verdiğimiz ve bilirkişi raporunda bu şekilde değer biçilen gayrimenkulün gerçek durumuna bakalım:

Herşeyden önce burada bahsi geçen gayrimenkulün iskan izni bulunmamaktadır, iskan izni olmayan bir gayrimenkul için bu kadar yüksek bir değer biçilmesi akla, mantığa ve piyasa ekonomisinin temel kurallarına ters düşmektedir. Burada “bilirkişi” Mehmet Taş, “raporuna” bu gayrimenkulün doğal SİT alanı içine alınmış ve bu yüzden yapılaşmaya karşı korumaya altında bulunduğu gerçeğini de özellikle yazmamıştır…

Ayrıca, aynı gayrimenkul için dava dosyasında yer alan 9 Nisan 2013 tarihli başka bir bilirkişi raporunda, 2010 yılı değeri olarak: 40.000.000 TL belirlenmişken, Mehmet Taş’ın 10 Ekim 2017 tarihli “raporunda” 2010 değeri 106.792.843 TL, Temmuz 2017 değeri de yukarıda açıkladığımız gibi 202.500.000 TL olarak belirlenmiştir.

SİT ALANI İÇİNDEKİ İSKANI BULUNMAYAN GAYRİ MENKULE BİÇİLEN “OLAĞANÜSTÜ BEDEL”

Doğal SİT alanı içinde olan ve iskanı bile bulunmayan bir taşınmaz için bu kadar yüksek bir değer biçilmiş olması, hem Mehmet Taş’ın nasıl bir bilirkişi olduğunu hem de yaklaşık 900 sayfa tutmasına karşın onun hazırladığı “bu raporun” ne kadar gerçeklerden uzak ve güvenilmez olduğunu da ortaya somut bir şekilde koymaktadır.

Haber ekibimizin bulgularıyla değerlendirdiğimiz Mehmet Taş’ın söz konusu “bilirkişi raporunda” yukarıdaki gibi onlarca örnek vardır.

Burada, “bilirkişi” Mehmet Taş’ın rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı adına kayıtlı olan gayri menkullerin değerini daha önceki bilirkişi raporlarının çok altında bir bedelle gösterdiği; ancak, Mehmet Tatlıcı’nın aleyhlerinde bu davayı açtığı Nurten ve Uğur Tatlıcı adına kayıtlı gayrimenkullerin değerini ise, yine daha önceki bilirkişi raporlarına kıyasla çok daha fazla gösterdiği dikkat çekmektedir.

AYNI BİNADA BOĞAZ GÖREN DENİZ MANZARALI DAİRE İLE ARKA BAHÇEYE BAKAN NEREDEYSE AYNI FİYATTA…

Bu raporda dikkate değer başka “ince ayarlar” da vardır, ki aşağıdaki örnek burada sergilenen “oyunu” ortaya koymaktadır:

Örneğin,

İstanbul ili, Şişli ilçesi, Harbiye Mahallesi’nde yer alan 1759 ada ve 35 parsel no’lu taşınmazın arka bahçedeki bir parka bakan 2. kattaki dairesi için belirlenen değerle, aynı binadaki 4. ve 6. katlarda yer alan Boğaz manzaralı daireler arasındaki değer farkı çok azdır: Boğaz manzaralı daire için 4.095.300 TL değer biçilirken, arka bahçeye bakan 2. kattaki bir daire için belirlenen değer ise 3.828.400 TL olmaktadır.

İki daire arasında değerlenme açısından dağlar kadar fark varken aralarında bu kadar düşük bir fiyat farkı olması, Mehmet Taş’ın “raporunun” ne kadar özensiz hazırlandığının bir başka kanıtı olurken, burada gözden kaçmaması gereken bir husus da dikkat çekmektedir; zira, arka bahçeye bakan daire Nurten Tatlıcı’ya, Boğaz manzaralı deniz gören daireler ise rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’ya aittir…

Demek ki neymiş?

“Bilirkişi” Mehmet Taş’ın “raporuna” göre, Mehmet Salih Tatlıcı’ya ait gayri menkullerin değeri nedense emsallerinin hep altında kalmakta, Nurten ve Uğur Tatlıcı’ya ait olanlarsa hep yüksek çıkmakta…

Aşağıdaki çarpıcı örnekler de “aynı mantıkla” rapora ilave edilmiştir:

Örneğin haber ekibimizin yaptığı araştırmaya göre İstanbul Etiler’deki Akmerkez’in Ekim 2017 itibariyle İstanbul Borsası’ndaki değeri 800 milyon TL iken, Akmerkez’in hemen arkasında yer alan Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ait binalara Mehmet Taş “bilirkişi raporunda” 2 milyar TL fiyat biçmiş.

Burada da bu bilirkişi raporunun bilimsel ve teknik bir incelemeden ziyade birilerinin amacına hizmet eder bir kafa yapısıyla hazırlandığı çok net olarak görülmektedir.

HEP AYNI MANTIK: TEREKEYİ DÜŞÜK GÖSTER, TEREKEYE TABİ OLMAYANLARI YÜKSEK…

Ancak, “bilirkişi” adına ortaya konan bu “raporda” bu kadar çok ve birbirinin tekrarı hataların olması, normal bir insanın aklı, mantığı ve vicdanı ile değerlendirme yapmanın yanında piyasa şartları açısından da mümkün değildir. Burada aslında çok açık bir “oyun” vardır ve o da şudur:

Raporda rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı terekesine tabi mallar değersiz gösterilmekte, Nurten ve Uğur Tatlıcı’nın adına kayıtlı mallar ise emsallerinin ve olması gereken değerin çok üstünde gösterilmektedir.

Neden?

Çünkü kesinleşen diğer mahkeme kararlarına göre, davayı açan Mehmet Tatlıcı’nın mirastan saklı payı dahilinde alabileceği oran sadece 12/128 iken, Uğur Tatlıcı’nın 51/128 ve Nurten Tatlıcı’nın ise 41/128’dir.

Bu durumda Mehmet Tatlıcı bir taş ile iki kuş vurmayı hesaplıyor:

Bir yandan Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın hem terekeden, hem de tenkise dahil mallardan daha az para almasını, kendisinin de tenkis davası sürecinde bu tür düzmece bilirkişi raporlarının da yardımıyla, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın mallarını değerinden yüksek göstererek buradan kendi cebine daha çok paranın girmesini sağlamak.

Mehmet Taş’ın sözde bilirkişi raporunda, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın tenkise tabi olmayan mallarının bile sanki dava konusuymuş gibi gösterilmeye çalışılması da, yine aynı oyunun bir parçasıdır: Zira, Dava konusu olmayan malların ne kadarı Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın elinden kapılırsa o kadarı da Mehmet Tatlıcı’ya kalacaktır…

Haber ekibimizin araştırması, dava dosyasında yer alan daha önceki üç bilirkişi raporu ile Mehmet Taş’ın 10 Ekim 2017 tarihli “raporu” arasındaki çarpıcı farkı da gözler önünü sermektedir:

Buna göre, önceki bilirkişi raporlarıyla Mehmet Taş’ın raporunda belirtilen gayrimenkullerin toplam değeri arasında 5 Milyar liranın üzerinde artı bir fark vardır. Bu fark Mehmet Taş’ın raporunda davacı Mehmet Tatlıcı’nın lehine tam 5.637.384.000 TL lira daha fazla bir gayri menkul değeri ortaya koymaktadır.

Nasıl bir oyun değil mi? Takdirini yine okurlarımıza bırakıyoruz…

 

BÜTÜN “BU OYUNLAR” BU SENARYONUN BİR PARÇASI OLARAK “SAHNEYE KONULMUŞTUR”.

“Bu oyunlar” zaten Mehmet Salih Bey’in vefatından beri medya desteğiyle birlikte hep aynı şekilde “oynanmaktadır”.

Burada da medya destekli ısmarlama haberler adı FETÖ davaları ve sorgulamalarıyla birlikte anılan sözde gazetecilerin yazdığı “özel haberlerle” devrededir.

Örneğin, Dinçer Gökçe isimli “gazeteci” 13 Ekim 2017 tarihinde Hürriyet Gazetesi internet sitesi üzerinden “özel haber” yazdı. Bu “haberde”, burada okurlarımızın bilgisine sunduğumuz ve yaklaşık 900 sayfa tutan  ve “bilirkişi” Mehmet Taş tarafından yazılan “rapora” gönderme vardı. Oysa bu haberde gönderme yapılan Mehmet Taş’ın raporu henüz davaya taraf olanların ve davaya bakan avukatların bile eline geçmemişti, üstelik henüz Adalet Bakanlığı bilişim sistemi ÜYAP’a bile aktarılmamıştı…

Öyleyse, davaya bakan avukatlar dahil kimsenin henüz haberi olmayan ve yaklaşık 900 sayfa tutan bu rapor “gazeteci” Dinçer Gökçe’nin eline nasıl geçmişti ve bir anda özel habere dönüşmüştü? Dinçer Gökçe bu 900 sayfalık raporu nasıl bu kadar kısa zamanda okuyup da “özel haberini” yapabilmişti?

Belli ki bu rapor çok önceden sözde gazeteci Dinçer Gökçe’ye “servis edilmişti” o da tıpkı daha önceki Mehmet Tatlıcı’nın açtığı davalarda olduğu gibi “rolünün” hakkını vererek “sahnede” yerini almış, senaryonun medya ayağını sergiliyordu…

Tıpkı daha önceki oyunlardaki gibi…

NELER YOK Kİ “BU OYUNLARIN” İÇİNDE?

Yürürlükten kalkan eski kanun hükümlerine göre karar veren hakimler;

Çelişkili bilgiler içeren, yetersiz ve objektiflikten uzak bilirkişi raporları, mevcut kanun ve usul hükümlerine ters karar veren hakimler;

Mirasçı Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ile merhum babasının ikinci eşini haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla şikayet ettiği dilekçeyi gerçekmiş gibi sunmaya çalışan ve bunu tek taraflı bir davaya dönüştüren ama daha sonra da yurtdışına kaçarken yakalanıp FETÖ üyesi olmaktan yargılanan bir savcı;

Yire mirasçı Mehmet Tatlıcı’nın yurtdışına kaçmış ve İNTERPOL tarafından kırmızı bültenle aranan FETÖ’cü avukatı;

Bu davalarda mirasçı Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı diğer mirasçılar Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında tek taraflı haberlere imza atan ve şimdilerde FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle hapiste olan veya şartlı salıverilen “gazeteciler” ve de

Kendilerine kalan milyonlarca dolarlık miras payına rağmen büyük bir kin ve nefretle diğer aile fertlerine karşı hamle üstüne hamle yapan mirasçılar…

Bütün bu gerçekler Tatlıcı Gerçekleri haber sitesindeki haberlerde ve haber sitemizin Perde Arkası bölümünde okurlarımızın ve kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın saygın adını, anısını ve geride bıraktıklarını hedef alan tüm oyunları bir bir ortaya çıkararak, gerçekleri kanıtlarıyla birlikte okurlarımızın bilgisine sunmaya devam edeceğiz.

Gerçekler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top