Sensiz Tam Dört Yıl…

sensiz_tam_dort_yil_h301.jpg

sensiz_tam_dort_yil_h301

Sensiz tam dört yıl… Yaşamakla yaşamamak arasında geçen dört yıl. Sen gittiğinden beri dünya yine kendi dalgasında… Güneş yine doğuyor, insanlar yine günlük telaşında akşamı ediyor…

 

Her şey aynı gibi duruyor. Oysa benim için yaşama dair her şey artık siyah beyaz. Seninle birlikte tüm renkler silindi. Gözlerimin önüne matem perdesi çekildi. Geçer dediler, en büyük ilaç zaman dediler. Karlar yağdı, erikler yine çiçek açtı. Geçmedi. Bilakis gün geçtikçe daha da zorlaştı sensizlik. Ölenle ölünmez dediler. Oysa sen toprak altında nefessiz karanlıklarda, ben yeryüzünde sensiz nefessiz…

 
Kimselere anlatamadım kendimi. Kırk üç yıl bu kadar kısaymış meğer. Önceleri inanmadım. Hep telefonum çalacakmış “Nurten az sonra kapıdayım” diyecekmişsin gibi geldi. Her gün, her gün çıkıp geleceğin anı beklemek için uyandım. Ömrüm senin ayak izlerinin üstüne basıp seni takip etmekle geçmişti. Sensiz o izler yok. Nereye basacağımı nasıl yürüyeceğimi bilemedim. Konuşmayı unuttum. Anladım ki yeryüzünde bizim dilimizi bilen kimse yokmuş. O yüzden sustum. Senden sonra kalbime bir zıpkın saplandı ve ben o zıpkını hiç çıkarmaya çalışmadım. Acıların dinecek diyenlere söyleyemedim ama ben acılarım dinsin istemiyorum ki. Zaten belliydi, hastaydı, ölüme hazır olmalıydın dediler. Ölüme hazırlık yapabilen var mı acaba şu dünyada? İnsan, canından öte sevdiği birini toprak altına koymaya hazır olabilir mi? Son hastaneye gidişimizde, daha iyi eve döneceğiz dememiş miydik? Beni bırakıp gideceğine hiç inanmak istemedim. O yüzden ya hala seni bekleyişim. Hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğin birini özlüyorsun, hayatta olmayan birinin her akşam eve dönüşünü bekliyorsun. Böyle diyorlar bana. Belki de zaman zaman delirdiğimi düşünüyorlar. Aman ne düşünürlerse düşünsünler. Sen derdin ya hep, bırak millet ne düşünürse düşünsün diye, biz kendimiz için yaşıyoruz derdin. Ben de şimdi öyle yapıyorum Salih Bey.
 
Hatırlıyor musun hastalığından sonra yatağa uzanamıyordun, hep bir kanepede yatmak zorunda kalmıştık. Senden sonra değişen hiçbir şey olmadı. Ben de dört yıldır o kanepede uyuyorum. Kokun sinmiş, her gece kokluyorum. Bir şeye hiç alışamadım ama. Sen acaba orada mısın bilemesem de, her sabah kabristanına ziyarete gidiyorum. Dört yıldır her sabah. Ama bazen neden gittiğimi bilmiyorum. Çünkü sen çıkıp geleceksen, orada, o mezarda yatan kim? İşte bununla yüzleşmekten korkuyorum.
 
Tam dört yıl oldu. Seni çok özledim. Çok!
Geçenlerde senin takımın maçı vardı. Yarı finale çıktılar. Maçı seyrederken yan koltuğa baktım. Yoktun. Oysa her maç öncesi o koltuğa uzanıp, beş dakika uyuyup, sonra maçın sonunda gözünü açıp, “Nurten maç kaç kaç” demeni çok özledim.
Biliyor musun artık telefonum hiç çalmıyor. Oysa dört yıl önce her gün defalarca çalardı. Beni aramanı “nasılsın” demeni, “az sonra çıkıyorum”, “trafikteyim”, “eve çok yaklaştım”, “on dakika sonra kapıdayım” diye aramalarını çok özledim. Muzip bir şey aklına geldiğinde yüzüne önce yerleşen bir tebessüm var ya, işte o tebessümü bir kez daha görebilmek için senle yaşadığım kırk üç yılı geri vermeye razıyım hayata. Sinirlendiğin zaman yüzünün kıpkırmızı kesilmesini, gömleğinin bir kolunu hep kıvırmanı, ah hangi birini söyleyeyim, çok özledim seni. Bir çocuk gördüğüm zaman  “Şimdi Salih Bey olsaydı, hemen çocukla sohbet eder, fikrini sorardı, o da bir kişilik” derdi diyorum. Yeni bir inşaat gördüğümde “gidip Salih Bey’e anlatayım, sonra birlikte görmeye geliriz” diyorum. Biliyor musun, evde her şey sen nasıl bıraktıysan öyle duruyor. Hiçbir şeyin yerini değiştirmedik. Dört yıl sonra dönüp gelsen hiç yabancılık çekmezsin, her şey senin istediğin şekliyle yerli yerinde duruyor. Kim bilir, belki bir gün çıkıp gelirsin.
 
Ne çok kadir bilmez varmış meğer hayatta. Sen hep derdin ya, ben yine de inanmak istemezdim. Onlara çok kızgınım. Senin gibi bir babanın adını bu kadar karaladıkları için çok öfkeliyim. Ben ve Uğur için bir dolu kötü haber yaptırdılar. Biliyorum bana çok kızacaksın ama yine de affederim onları. Ama tek bir şeyi asla affetmeyeceğim. Kendilerine asla cevap veremeyeceklerini bildikleri babalarının, senin, adını karalamalarını asla affetmeyeceğim. Sağlığında da çok üzmüşlerdi seni biliyorum, fakat bu durum bambaşka. Hayattayken yaptığın hiçbir şey sebepsiz değilmiş meğer. “Bir içten sevgiyi çok gördüler bana” derdin, bende “evlattır hata yapar, anlayacaklar hatalarını” derdim. Sen haklı çıktın. Gittiğin yerden olup biteni görüp üzülüyorsan, işte o vakit kahrolurum. Ben hep pişman olacaklar, senin helalliğini alacaklar diye bekledim. Olmadılar. Sen haklı çıktın. Hem de hiç pişman olmadılar. Keşke bir kez olsun sen yanılsaydın da keşke beni haklı çıkarsaydılar. Keşke şimdi gazetelerde miras kavgasının bir tarafı olarak değil de bir arada, bir aile olmanın onuru ile senin ömrünce yaptıklarının üstüne bir tuğla da onlar koysaydı da öyle haber olsaydılar. Oysa bilmezler mi hiçbir şey bizim değil, sen hayatını çalışmaya adayarak, kendi hayatını yok sayarak kurdun her şeyi. Ah yalvarıyorum her gece geri gelsin Salih Bey ve hiçbir şeyimiz olmasın. Başımızı sokacak bir evimiz bile olmasın, yeter ki bir gün daha göreyim seni diye. Bırak bir günü, bir dakika bile imkanın varsa gittiğin yerden dönmeye, dön ne olur.
Benim anlamadığım, hiç bilmediğim bir dili konuşuyorlar Salih Bey. Bu saatten sonra yapacağım tek şey senin emanet bıraktıklarını hayata geçirmek.
 
Ben senden sonra seni bekliyorum sadece. Nereden izliyorsun bizleri bilmiyorum, ama eğer gerçekten görüyorsan, her şeye rağmen, bir yandan çok mutlu olduğunu biliyorum. Bak senin her zaman güvendiğin, o hiç duymasa bile bana her zaman “bu çocuk bizim uğurumuz” dediğin oğlumuz, bana nasıl da sahip çıkıyor. Gurur duyduğunu biliyorum Uğur ile. Bu biraz olsun içimi ferahlatıyor. 
 
Bana gelince, ben senle kavuşuncaya kadar hep eksik olacağım. Ama şimdi senin adına layık olmak için yapmam gerekenler var, senin adına bir üniversite kurmayı çok istiyorum. Eğitime verdiğin önemi bildiğim için bu isteğim. Sen ailen için fedakarlık yapıp okumadın ama senin adının verildiği bir üniversitede bir sürü genç eğitim alabilir, ne dersin bu fikrime? Tamamsa tebessüm et ben görürüm, çünkü ben senden sonra sende yaşıyorum sadece. Gerisi yalan, gerisi boş. Şimdi eğer sen karanlıktaysan aydınlık olmak zorundayım sırf sen üşüme diye. Aydınlığa çıktığın gün ben de kendimi karanlıklara bırakabilirim Salih Bey, çünkü bilirim ki o zaman gün olup, geceyi ısıtma sırası sende. Daha ne söyleyebilirim; bu hayatta, varsa bundan sonraki hayatta, sonsuzlukta her zaman bir aradayız. 
 
Sevmenin dilini öğrettiğin için bana, sevmenin diliyle seni çok özlüyorum bir tanem…
 
Nurten
Haber Kaynağı: Tatlıcı Gerçekleri
Gerçekler

One Reply to “Sensiz Tam Dört Yıl…”

  1. MUstafa Alkar dedi ki:

    Bu BÜYÜK sevgine aşkına hörmetle eyilir SizlerinAcısına sabırlar diler hürmetle Elleriniz deöperim Not Mehrum Bey efendi Anısına yapacağınız Okul için çok çok sevinirim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top