Uğur TATLICI Sessizliğini Ekonomist’e Bozdu!

ugur_tatlici_sessizligini_ekonomiste_bozdu_h227.jpg

İlk önce miras konusundaki son gelişmelerle başlamak istiyorum. Bu konuda şu anda devam eden yasal süreç hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Neredeydik? Nereye geldik?

Öncelikle sürecin başlarını hep beraber hatırlayalım isterseniz.

Merhum babam Mehmet Salih Tatlıcı 22.02.2009 tarihinde Amerikan Hastanesi’nde vefat etmişti. Vefatından yaklaşık 21 yıl önce, noterden resmi şekilde bir vasiyetname hazırlamış, sonra da zaman zaman yenilemiş , ilk eşinden olma çocuklarını kastederek “Ey Ahmet ve Ali, sizler bana karşı olan evlatlık görevlerinizde büyük bir kusur işlediniz, evimi basıp beni ölümle tehdit ettiniz, bu nedenle sizi mirasımdan mahrum bırakıyorum. Fakat çocuklarınız mirasımdan faydalanabilir. Ey Mehmet, sen de diğerleri kadar olmasa da iyi bir evlat olamadın, sen de mirasımın sadece saklı payını alabilirsin” demiş.  Bir örnekle açıklamak gerekirse, merhum babamın bıraktığı mirasın toplamı 100 olsun. Eğer bu vasiyetname olmasaydı, annem ve benim payım yaklaşık %44 olacakken, kalan yaklaşık %56’lık kısım diğer 3 kanuni mirasçıya eşit olarak paylaştırılacaktı.

Oysa bu vasiyetname sonrasında, diğer 3 mirasçının (Ali, Ahmet, Mehmet) alacağı pay yaklaşık olarak %28’e düşmüş, annem ve benim payım yaklaşık %72’ye çıkmıştır.

Bu düzenlemeye ek olarak babam, annem ve benim lehime ayrıca bir paylaşım kuralı getirmiştir. Diğer bir söyleyişle babam vasiyetnamesinde “Ey Ahmet, Mehmet, Ali, eğer Uğur ve Nurten istemezlerse, bu mirastan siz hiçbir gayrimenkul alamazsınız, onlar size miras hakkınızı karşılayacak şekilde para verirler, paraları yetmezse de üzerini gayrimenkul ile tamamlarlar. Bu şekilde miras payınız karşılanmış olur.” demiş.

Gelelim işin en üzücü ve ibret verici kısmına.

Mehmet, merhum babam hastaneye yattıktan sonra, sanırım babamın sağlık durumundaki ciddiyeti görmüş olmalı ki, babamız vefat etmeden 3 hafta önce, evet 3 hafta önce, sonra değil,  miras davalarının takibi için avukatına vekalet vermiştir. Bu tablonun insanlık adına ibret verici bir tablo olduğunu düşünüyorum. Allah böyle babalara böyle evlatlar nasip etmesin.

Mehmet, bununla yetinmemiş, merhum babamın 22.02.2009 tarihinde vefatından tam iki gün sonra, babamız toprağa bile verilmeden, 24.02.2009 tarihinde mahkemeye mirasçılık belgesi talebi ile müracaat etmiştir. Mirasçılık belgesi dediğimiz, merhumun “mirasçıları şudur, mirasçıların miras payları da budur” diyen bir belgedir.

Ne acelen vardı ?? Önce bir yedisi çıksın, kırkı çıksın. Miras kaçmıyor. Yıllarca bekledin, 40 gün daha beklesen ne olurdu?

Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Mehmet’in merhum babamızın ne yedi ne de kırk mevlitine katılmaması bizi derinden üzen ayrı bir unsur olmuştu.

Göz yaşlarımız kurumadan ve acımız hafiflemeden yeni bir ibret tablosu ile daha karşılaştık. Mehmet, merhum babamız vefat ettikten tam 10 gün sonra, babamın terekesinin tespiti için mahkemeye müracaat etti ve dava açtı. Bu başvurusundan hemen sonra, mahkemenin heyeti, bilirkişiler ve Mehmet’in avukatları, annem ve babamın yatak odalarına kadar girmek suretiyle tüm ev ve işyerlerimize girdiler, arama ve tespit yaptılar.

Sonradan anladık ki, annem ve ben cenaze ve mevlit hazırlıkları ile uğraşıp taziyeleri kabul ederken, Mehmet ve avukatları miras telaşı ile mahkeme koridorlarında koşturuyorlarmış.

Davalar bitmiyor tabi. Hızını alamayan Mehmet, 12 Mart 2009 günü Florida’daki taşınmazlarımızı da dava etti. Açtığı bu davada, anneme ve bana ait olan bazı taşınmazların aslında babamızın mal varlığı ile alındığını ve taşınmazlara kendisinin tereke temsilcisi tayin edilmesi gerektiğini iddia etti.

Mehmet tüm bu sözde “yıldırma” politikaları ile yetinip hızını alamamış, bir avukattan aldığı hukuki mütalaa’yı kendi lehine olacak şekilde kasten yanlış tercüme ettirmiş, hatta ve hatta Türkçesinde bulunmayan paragrafları İngilizce tercümesine ekletip Florida’da açtığı bu davada mahkemeye ibraz etmiştir. Bu haktan ve hukuktan yoksun eyleminden dolayı kendisini savcılığa şikayet etmek zorunda kaldık. Savcı dosyayı inceledikten sonra şikayetimizi haklı bulup, Mehmet aleyhinde “özel belgede sahtecilik” suçundan 1 yıldan 3 yıla  kadar hapis istemi ile dava açmıştır.

Merhum babamın resmi vasiyetnamesi mahkemede okunduktan sonra, bu vasiyetnamenin iptalini gerektirecek hiçbir haklı sebep bulunmamasına rağmen, Ahmet ve merhum Ali’nin oğlu Ziya dava açarak, babamın esasında bu vasiyetnameyi annemin etkisinde kalarak düzenlediğini ve babamın annemin adeta bir “uydusu” olduğu gibi gülünç, saçma ve asılsız iddialar ile vasiyetnamenin iptalini istediler.

Tüm bu davalara ek olarak, merhum babamın ilk eşinden olma çocukları, tenkis, tapu iptali ve tescil davaları açtılar. Söz konusu davalar halen devam ediyor.

Babamın vefatından birkaç ay sonra, yeni çıkan bir yasadan yararlanarak, Mehmet bizi savcılığa şikayet etti. Şikayetin nedeni ise, babamın ben ve annem adına hareket ederek aldığı bazı tablo ve tarihi eserleri müzeye bildirmemiş olmamız. Ne yazık ki savcı iddialarını haklı görüp aleyhimizde ceza davası açtı. İşin düşündürücü yanı, bu şikayetin yeni yasanın askı süresi bittikten  hemen  sonra yapılmış olması. Ayrıca bu eserleri gizlediğimiz ve hatta yurtdışına kaçırmayı planladığımız gibi saçma ve asılsız iddiaları da dilekçesine eklemiş.

Babam tablolara ve antik objelere inanılmaz derecede meraklıydı ve yaşamı boyunca çok sayıda obje ve tablo aldı ve sattı. Bunları da çoğunlukla  bizim adımıza aldı ve hatta sattı. Biz bu eserleri babamızın annem ve bana bir manevi emaneti olarak görüyoruz ve onları elimizden geldiğince korumaya çalışıyoruz. Annem ve babamın yaşadığı evlerde babamın kendi elleriyle duvarlara astığı tabloların bir tanesine bile halen dokunmadık, ev içerisinde yer dahi değiştirmedik. Annem ve ben, işler biraz daha rayına oturunca, ceza davalarına konu olan bu tabloları, babamızın aziz hatırasını sonsuza dek yaşatmak adına açacağımız bir müzede sergilemeyi planlıyoruz.

Mehmet, rahmetli babamın en önemli eseri olan Tat Towers’ın kaçak ve depreme dayanıksız olduğu gibi haksız ve dayanaksız iddialarla binaya çamur atıp herkese “pes artık” dedirtecek bir biçimde, birer abide olan bu iki kule hakkında mahkeme huzurunda “gecekondu” nitelemesinde dahi bulunabilecek kadar ileri gitmiştir. Diğer mirasçılar da bu karalamalara kısmen katılmışlardır.

Madem,  çatısı 15 yıl önce bitmiş olan ve yıllardır bütün heybetiyle ortada duran Tat Towers’ın  , iskan durumu ve depreme dayanıklılığı  ile bu kadar yakından ilgileniyordun, rahmetli babam hayatta iken  neden bu sözde “gecekonduyu” yıktırmak için resmi mercilere başvurmadın?

Tabii ki tüm bu çamur kampanyalarının arkasında kendilerince iki büyük hesap yatmaktadır:

Birincisi, Tat Towers’ta annem ve benim %25 müşterek mülkiyet payımız vardır. Kalan %75 babamın terekesinindir (ki bunun da yaklaşık %72’si annem ve bana aittir). Bu hesaba göre Tat Towers’ın yaklaşık %79’u bize aittir. Hatta ve hatta, paylaşım kuralını devreye sokmaya karar verirsek, tamamı bize ait olacaktır.

Bu nedenle, Tat Towers’ın kiralanması durumunda, tüm kira gelirlerinin %25’i annem ve benim hesabıma yatacaktır. “Bana yar olmayan sana da yar olmasın” mantığı ile hareket eden diğer mirasçılar, bu gayrimenkulün kiralanmasını engellemek için, “kaçaktır, depreme dayanıksızdır, gecekondudur !” tarzı gerçek dışı olduğu kadar da gülünç olan ifadeler kullanarak, ısmarlama deprem raporları dahil ellerinden gelen her tür karalamayı yapmaktadırlar.

İkincisi, terekenin en önemli mal varlığı olan Tat Towers’ı karalayarak, terekedeki malların değerini asıl değerinden daha düşük bir tutar olarak saptatmak suretiyle, bize babamızın sağlığında bağışladığı mallardan, hiç de hakları olmadığı halde daha yüksek bir tenkis elde etmeyi planlamaktadırlar. Kaldı ki avukatları bunu duruşma salonunda açık açık dile getirmişlerdir!

Mehmet tartışmaları artık o kadar büyük bir raddeye vardırmıştır ki, geçtiğimiz aylarda haksız taleplerini kabul  etmeyen miras davalarımızın hakimini HSYK’ya şikayet ederek aralarında yapay bir husumet yaratıp, bu gerekçeyi kullanarak hakimi reddetmiştir.  Tabii bu haksız girişimi itirazımız üzerine Yargıtay’da incelenmiş ve red talepleri red edilmiştir. İşin ilginç yanı, Mehmet bizzat kendisi duruşmaya girerek kendi ağzıyla hakimi çekilmeye davet ve red etmişken, Yargıtay’ın kararı aleyhine bozmasından 18 gün sonra, “o zamanki avukatım bunları yazmış” deyip bu red isteğini  geri çektiğini ifade etmiştir. Mehmet strateji değiştirerek, mahkemeler, hakimler ve savcılar nezdindeki olumsuz görünüşünü, avukatlarını azlettikten sonra onları günah keçisi ilan ederek düzeltmeyi amaçlamaktadır. Ne var ki bu hokkabaz taktikleri artık demode olmuştur.

Mehmet ve diğer mirasçılar, bu karalama faaliyetleriyle kamu menfaatini hiçe sayıp, tamamen kendi kişisel menfaatlerini gözetmektedirler . Tat Towers’ın kiralanması ile Maliye’nin kasasına her yıl milyonlarca  lira vergi girmeye başlayacaktır. İşletmeye açılması halinde ekonomiye sağlayacağı diğer direk ve dolaylı katkılar da açıktır.  Fakat Mehmet ve diğer mirasçılar kendi çıkarları uğruna buna engel olmaya çalışmaktadırlar.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki,  mras davalarımız ile ilgili tüm saptırılmamış ayrıntıları ve gerçekleri, çok yakında açacağımız bir web sitesinde yayınlayacağız.

Bu ve buna benzer daha saymadığım onlarca hukuk davaları, ceza şikayetleri ve ısmarlama basın haberleri var.

Mehmet Tatlıcı’nın tüm bu art niyetli faaliyetlerinin arkasındaki amaçları artık herkes fark etmiştir. Adalet er ya da geç yerini bulacaktır. Bu bağlamda Türk adaletine güvenimiz sonsuzdur.

Peki tüm bu davalar ve ihtilaflar sürecini bir sulh ile çözüme kavuşturmak mümkün mü?

Babam vefat ettikten sonra her şeye rağmen   “gelin bu işi sulhle bitirelim” diyen ve görüşmeleri başlatan taraf zaten bizdik. Ancak görüşmeler esnasında, vasiyetnameyi tamamen hiçe sayarak öylesine akıl almaz tekliflerde bulundular ki, biz bu tekliflerini kabul etmeyince sulh  gerçekleşmedi.

Kaldı ki, tüm bu sözde “yıldırma” politikalarının arkasındaki en önemli amaç, kendi şartları ile bizleri tekrar sulh masasına oturmaya zorlamaktır. Bunu asla başaramayacaklarını biraz geç de olsa yeni yeni anlamaya başladılar.

Mahkemelerin ve Yargıtay’ın mevcut iş yükü göz önüne alındığında, bu davaların sonuçlanması  belki de 20-25 yıl sürebilir. Bu davalar sonuçlandığında ben 60 yaşına yaklaşmış olacağım. Diğer mirasçılar da, Allah uzun ömür versin, 75-80 yaşlarında olacaklar.

Sorunuzun yanıtına gelince, evet, bu ihtilafı sulh ile çözüme kavuşturmak mümkün. Ancak bunun için bazı ön şartların yerine gelmesi gerekiyor. Bunların en önemlisi, öncelikle diğer mirasçıların merhum babamız Mehmet Salih Tatlıcı’nın aziz hatırasına saygısızlık ve hörmetsizlik olarak nitelediğimiz beyanlarını ve dokuz sütuna manşet ısmarlama haberlerini kamuoyu önünde açık bir özürle düzeltilmesidir. Diğer yönlerden ise, merhum babamızın neredeyse 20 yıl boyunca değişmeyen iradesinin ve bunu dile getirdiği resmi vasiyetnamesinin esas alınacağı bir sulhe sıcak bakabiliriz.  Ancak diğer mirasçıların nezaket ve saygıdan yoksun tutum ve davranışları devam ettiği sürece bu sulhun gerçekleşme ihtimali ne yazık ki son derece düşük görünüyor.

Tat Towers’ın şu anda faaliyete geçmesi için mirasçıların anlaşması gerektiğini ifade etmiştiniz. Bu yasal süreç hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?  

Öncelikle sorunuzu düzeltmem gerekecek. Ben sorunuzdaki gibi bir ifadede asla ve asla bulunmadım.  Tat Towers’ın kiralanması için mirasçıların anlaşması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Tat Towers müşterek mülkiyete tabi bir taşınmazdır. Az önce de belirttiğim gibi, şu anda Tat Towers’ın %25’i annem ve bana, kalan %75’i ise babamın terekesine aittir. Merhum babamın mirası Sarıyer Tereke Mahkemesi tarafından yönetilmektedir. Tereke mahkemesi de tereke yöneticilerine Tat Towers’ın kiralanması için yetki vermiştir. Ancak, annemin ve benim bilgimiz ve muvafakatimiz olmadan, Tat Towers’ın kiraya verilmesi hukuken mümkün değildir. Hatırlarsanız daha önce de bu hususları açıklayan gazete ilanları vermiştik.

Tat Towers’in Kuveytli Altanmya International Invesment ve Aswar Joint Real Estate tarafından 49 yıllığına uzun süreli kiralandığı, burasının İslami usulde işletilen otele dönüşeceği yönünde haberler çıkmıştı. Bu doğru mu?

Böyle bir konuda bizim bilgimiz yok. Konu basına yansıdıktan sonra araştırdık ve haberin doğru olmadığını öğrendik. Haberin tamamen asparagas olduğuna dair basına yansıyan bir demecim de olmuştu.

Ayrıca bu haberin masum bir hata sonucu yapıldığı konusunda şüphelerim var. Bu haberin yaptırılmasının arkasında farklı amaçlar olabilir. Bu aşamada bu konuya değinmeyi uygun bulmuyorum.

Yine Tereke dışında size ve anneniz Nurten Hanım’a ait olan Tat Şişli, Tat Etiler projeleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu binaların kiralama işlemleri tamamlandı mı? Tamamlandıysa kimlere kiraladınız?

Tat Şişli ve Tat Etiler projelerinde binaların içi ve tesisatı henüz tamamlanmamıştır. Binaların tamamlanması için çalışmalarımız devam ediyor. Binaların eksikleri tamamlandıktan sonra kiralama faaliyetlerine başlayacağız.

Basında çıkan “miras kavgası” haberleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu haberler sizi ve annenizi rahatsız ediyor mu?

Tabii ki rahatsız ediyor. Kamuoyunda bu “miras kavgası” haberleri çıktıkça, haberlerin yansıtılış şeklinden annem ve benim hakkımda hakikate aykırı olumsuz bir imaj yaratılıyor . Bu bizi rahatsız ediyor çünkü annem ve ben, imkanlarımız olmasına rağmen, son derece mütevazi bir yaşam sürüyoruz. Bunu bizi yakından tanıyanlar çok iyi bilirler.

Babam yıllar yılı annem ve bana diğer evlatlarının ona yaptığı kötülükleri asla unutmayacağını ve bu nedenle onları mirasından mahrum bırakmak istediğini söylerdi. Hatta son birkaç yılda birkaç defa babamın anneme diğer evlatları için “Tonton, bunlar benim ölümümü bekliyorlar, hissediyorum” diye yakındığını ve bunu söylerken gözlerinin nasıl sulandığına bizzat şahit olmuştum. Ben henüz baba olmadım, fakat bu durumun bir baba için ne kadar acı verici olduğunu az çok tahmin edebiliyorum.

Babamızın vefatı annem ve ben açısından hayatımızın en acı kaybıydı. Fakat ne yazık ki bu acımızı yaşamamıza bile fırsat vermediler. Vefatın ertesi gününden itibaren davalarla, suç duyurularıyla, tespitlerle bizi meşgul ettiler.

Uğur Tatlıcı olarak geleceğe dönük planlarınız hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? 

Ben ve annem, babamın aziz hatırasına bağlı ve onun bize çizdiği yol üzerinde yürümeye en baştan beri kararlıyız. Babamın yıllarca çalışarak  büyük emeklerle yarattığı eserlerin ekonomiye kazandırılması yönünde çalışmalarımız sürecektir.  Ayrıca turizm alanındaki faaliyetlerimizi genişletmek ve çeşitlendirmek yönünde de planlarımız var. Ülkemize ve geleceğe güveniyoruz.

Gerçekler

One Reply to “Uğur TATLICI Sessizliğini Ekonomist’e Bozdu!”

  1. Mustafa Kaya dedi ki:

    Ortadaki miras büyük olunca kavga da haliyle büyük oluyor. Yine de ilk eşin çocuklarının yaptıkları hiç şık değil. Rahmetli 20 yıl önce bir vasiyetname düzenliyor ve bu vasiyetnamesinden ölene dek hiç vazgeçmiyor. demek ki 20 yıl boyunca evlatları hakkındaki düşüncelerinde hiçbir değişiklik olmamış. aradığını ilk eşinde bulamadı ki tekrar evlendi. sen kalk evini bas ve ölümle tehdit et. allah insana hayırlı evlatlar nasip eylesin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top