3. Sulh Hukuk Hakimi Mikail Şeker’in “İlginç” Kararları!

sulh-hukuk-hakimi-kararlari.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının ardından “pek hayırlı” evlat ve torunlarının anlamsız hamleleriyle çoktan “Arap saçına dönen” miras davaları, şimdilerde bu davalara bakan hakimlerin “çok ilginç” kararlarıyla iyice içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı. Haber merkezimizin edindiği yeni bilgilere göre, son olarak İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi MİKAİL ŞEKER’in verdiği kararlar da, bir hakimin davanın bu aşamasında böylesine kararları nasıl verebildiği noktasında şaşkınlık ve şüphe yaratmaktadır. Ayrıca, hakim MİKAİL ŞEKER’in aldığı kararlar doğrultusunda bazı mirasçılardan yerine getirmesini istediği hususları da, normal bir insan aklı ve mantığı içinde bir yere oturtmak pek mümkün gözükmemektedir.

8,5 YILDIR SÜRÜP GİDEN MİRAS DAVALARI

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatının üzerinden 8,5 yıldan fazla bir zaman geçti, ama merhumun geride bıraktığı mirası hepsi de kendi ailesinden olan mirasçıları arasında bir türlü paylaşılamadı. Karşılıklı olarak açılan onlarca dava ile Mehmet Salih Tatlıcı’nın milyar dolarlarla ifade edilen terekesi (mirasa tabi malvarlığı) kimseye yaramadan ve ekonomiye kazandırılamadan âtıl bir durumda bekletilmektedir. Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde bu davaların seyri ile ilgili çok sayıda haberde, bütün bu süreç ekindeki kanıtlarla birlikte açıklanmaktadır.

MEHMET SALİH TATLICI’NIN VASİYETNAMESİ VE MİRAS PAYINDAN MEMNUN KALMAYAN MİRASÇILAR

Merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının ardından 2 Ağustos 1994 yılında yazdığı resmi vasiyetnamesi ortaya çıkmış ve Mehmet Salih Bey vasiyetnamesinde, ilk evliliğinden oğulları Ali ve Ahmet Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, diğer oğlu Mehmet Tatlıcı ile torunlarının ise (merhum Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı) mirastan saklı payları oranında yararlanmalarını istemiş; Mirasın geri kalan kısmını da ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya verilmesini emretmişti.

Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesindeki miras paylaşımından memnun kalmayan ilk evliliğinden çocukları, Mehmet Tatlıcı, Ahmet Tatlıcı ve daha önce vefat etmiş olan oğlu rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı (şimdilerde Titiz ailesi tarafından evlat edinilmiş ve soyadını Titiz olarak değiştirmiştir) ve Bedriye Kamer Tatlıcı, paylarına düşen ve milyonlarca dolar ettiği söylenen miras paylarına rağmen daha fazlasını alabilmek için, rahmetlinin vasiyetnamesinin iptali ve mirasının tespiti için davalar açtılar.

Yıllar süren bu davalar söz konusu mirasçılar (Mehmet ve Ahmet Tatlıcı, Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı) aleyhine sonuçlandı. İlgili mahkemeler, Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesinin geçerli olduğu ve miras tespitinin de, mevcut medeni kanunda belirtilen şartlara göre yapılmasının gerektiği yönünde kararlar aldı.

Ancak “kaybedenler” yılmadı; hukukun “gri noktaları” üzerinden yeni hamlelerle bir bir ortaya çıkmaya devam ettiler ve şimdilerde de izale-i şüyu davalarıyla kendilerine yeni manevra alanları açmaya çalışıyorlar…

DAVALARIN UZAMASININ NEDENLERİ: MİRASÇILARIN UZLAŞMAZ TAVRI VE HAKİMLERİN KARARLARI

Söz konusu miras davalarının bugüne kadar bir türlü sonuçlanamamasında yukarıda da açıklandığı gibi bazı mirasçıların uzlaşmaz tavırları yanında, bu davalara bakan bazı hakimlerin hukukun normal işleyişi ve hayatın akışındaki temel mantığı zorlar kararları da etkili olmaktadır.

Buna en iyi örneklerden biri de İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Mikail Şeker’in 5 Ekim 2017 tarihli kararlarıdır.

İSTANBUL 3. SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMİ MİKAİL ŞEKER’İN “İLGİNÇ” KARARLARI…

Haber merkezimizin edindiği son bilgilere göre Hakim Mikail Şeker, mirasçılardan Mehmet Tatlıcı’nın açtığı izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davasında öyle kararlara imza attı ki, bütün bunları temel hukuki mantığı ve hayatın normal akışı içinde bir yerlere oturtmak gerçekten mümkün gözükmemekte…

NEYDİ HAKİM MİKAİL ŞEKER’İN ALDIĞI KARARLAR?

Haber merkezimizin yaptığı araştırmaya göre, Hakim Mikail Şeker’in sürmekte olan bu davayı kabul etmesi ve değerlendirişinde çok ciddi hukuk hataları vardır. Zira, Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirasının nasıl paylaştırdığına dair ortada resmi vasiyetnamesi vardır ve bu vasiyetname, mirasçılardan Mehmet Tatlıcı’nın aleyhteki tüm uğraşlarına ve yerel mahkemelerdeki bazı hakimlerin daha önceki “ilginç” kararlarına rağmen Yargıtay aşamasında kesinlik kazanmıştır.

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın bu vasiyetnameyi hazırlamaktaki bir amacı da, vefatından sonra Mehmet Tatlıcı gibi “hayırlı” evlatlarının ve Salih Ziya Tatlıcı gibi “hayırlı” torunlarının ileride bu tür izale-i şüyu davaları açmak suretiyle ortaklığın giderilmesi yoluna gitme “cinliklerini” önlemekti. Bütün bunlar, merhum işadamının ne kadar ileri görüşlü olduğunu da ortaya koymaktadır.

Hal böyleyken, hakim Mikail Şeker’in kesinleşmiş resmi bir vasiyetnamenin varlığını göz ardı ederek, “hayırlı evlat” Mehmet Tatlıcı’nın açtığı izale-i şüyu davasını kabul etmesi bile başlı başına bir hukuk skandalıdır…

Bu davanın kabul edilmesindeki hukuk yanlışları yanında, hakim Mikail Şeker’in “atladığı” bir başka husus da, “hayırlı torun” Salih Ziya Tatlıcı’nın daha önce açmış olduğu diğer izale-i şüyu davasına bakan bir başka hakimin ret kararına rağmen, kendisinin 5 Ekim 2017 tarihli dava duruşmasında bunun tam tersi yönde bir karar vererek, mirasçılar Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya seçimlik haklarını kullanmaları için bir süre vermesidir…

BURADA DA HAKİM MİKAİL ŞEKER’İN ALDIĞI KARARLARDA CİDDİ HUKUK VE MANTIK HATALARI VARDIR:

Hakim Mikail Şeker, bir yandan daha önce benzer bir davaya bakan bir başka hakimin hukukun gereğini yerine getirerek ret kararı verdiği bir izale-i şüyu davası ortadayken, şimdi kalkıp mirasçılar Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan seçimlik haklarını kullanmaları için onlara böyle bir süre vermektedir; ki bu da hukukun normal işleyişine uygun değildir…

Yine bu kararla birlikte mirasçılar Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya verilen iki haftalık süre de, hayatın normal akışına aykırıdır. Zira rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesine tabi taşınmazların toplam sayısı yüzlerle ifade edilmektedir.

Ortada kesinleşmiş bir resmi vasiyetname varken, terekenin paylaştırılması yönünde verdiği hukuk dışı karar bir yana, hakim Mikail Şeker yüzlerce taşınmazın içinde yer aldığı tereke üzerinde mirasçıların nasıl olup da iki hafta gibi kısa bir süre içinde aklı başında bir karar vermelerini bekleyebilmektedir?

Mesela hakim Mikail Şeker, yüzlerce taşınmazın bulunduğu bir terekeyle ilgili olarak kendisi bir mirasçı olsa ve iki hafta içinde böyle bir karar vermeye zorlansa, bunun akla, mantığa ve hayatın normal akışına aykırı olduğunu düşünmez miydi acaba?

HAKİM MİKAİL ŞEKER’İN ALDIĞI BU “İLGİNÇ” KARARLAR, DAHA ÖNCEDEN PLANLANAN BİR OYUNUN VARLIĞINA MI İŞARET EDİYOR?

Bütün bu gelişmeler ve hukuk “kazaları” da sonuçta bazı mirasçıların lehine, bazılarının da aleyhine olacak bir işleyişe imza atıldığını düşündürmektedir…

Zira, hakim Mikail Şeker’in görülmekte olan davanın bu aşamasında bu kararları vermeye hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca, içinde yüzlerce taşınmazın bulunduğu tereke yönünden bazı mirasçılara iki hafta gibi kısa bir süre vermesi de akıl ve mantık dışıdır…

Bir hakim, hukukun ve hayatın normal akışına aykırı bütün bu kararları bir çırpıda verebiliyorsa ve böylelikle bazı mirasçıları haksız olarak “sıkıştırıp”, onları bu şekilde “sulh olmaya” zorlayabiliyorsa, burada önceden yazılmış bir planın varlığı ve bu planın şimdilerde “hukuk adına” bu şekilde oyuna sokulduğu da çok net olarak görülebilmektedir…

Var olan bütün bu gelişmelerin başkaca mantıklı bir yorumu da mümkün değil zaten…

Hukuk adına “hukuk cambazlıklarının” devreye girdiği bu sürecin karar vericilerinden biri olan İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Mikail Şeker’in “hukuk geçmişi” de oldukça ilginç bilgilerle dolu…

15 TEMMUZ SONRASI SÜREÇTE IŞE ALINAN HAKIMLERIN YETERLILIĞI TARTIŞILIYOR

15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ’nün darbe girişimi ülkemiz üzerinde oynanan oyunları da su yüzüne çıkardı. Devletin neredeyse tüm kurumlarına, ama özellikle de emniyet ve adalet mekanizmalarına sızan FETÖ’cülerin sayısı düşündürücü boyutlardaydı. Dolayısıyla, çok sayıda hakim, savcı ve emniyet görevlisi hakkında soruşturmalar açıldı, tutuklamalar ve tasfiyeler de arkasından geldi.

Bu süreçte görevden alınan hakimlerin yerine, yeterli donanıma ve tecrübeye sahip olduğu tartışmalı çok sayıda yeni atama da yapıldı…

İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Mikail Şeker de “işe yeni alınan” yeni hakimler arasındaydı…

MIKAIL ŞEKER KIMDIR?

Haber merkezimizin yaptığı araştırmalar, şu anda İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi olan Mikail Şeker hakkında ilginç bazı bilgileri de ortaya çıkardı. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan hakim Mikail Şeker’in geçmişte Al Baraka Türk’te ve İstanbul Üsküdar’da bulunan Reşad Hukuk Bürosunda avukat olarak çalıştığı görülmekte.

Ancak 15 Temmuz sonrası süreçte bir anda hakim olmaya karar veriyor Mikail Şeker…

Ve ardından da Allah adeta “yürü ya kulum” diyor eski avukat Mikail Şeker’e…

Mikail Şeker, FETÖ’nün ve FETÖ’cülerin ülkemizin başına ördüğü çoraplar yüzünden ortaya çıkan hakim açığını kapatmak amacıyla apar topar atanan hakimler arasında yer alıyor ve Hakimler ve Savcılar Kurulu kararıyla 12 Ekim 2016 tarihinde mesleğe kabul ediliyor…

Eski avukat, yeni hakim Mikail Şeker’in ilk görev yeri Çorum Adliyesi oluyor ve buraya Kadastro Mahkemesi hakimi olarak atanıyor.

Ardından da, Allah “yürü ya kulum” diyor Mikail Şeker’e ve Çorum’da çalışmaya başlayalı daha bir yıl bile dolmadan, 24 Mayıs 2017 tarihinde yine Hakimler ve Savcılar Kurulu kararıyla İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimliği’ne getiriliyor…

Hakimlik mesleğine kabul edilişinin üzerinden bir yıl bile geçmeyen, hakimlik mesleğinde tecrübesi bile olmayan genç bir Kadastro Mahkemesi hakimi, ilk hakim olduğu tarihin üzerinden sadece 7 ay ve 12 gün geçtikten sonra “bir anda” kendini İstanbul’da buluyor.

Acaba ülkemiz hukuk tarihi içinde böylesine “hızlı bir ilerleme” görülmüş müdür?

Adalet kurumlarımızda mesleğe yeni başlayan bir hakimin, İstanbul gibi büyük şehirlerimize tayini hiç bu kadar kısa bir zamanda (7 ay 12 gün) gerçekleşmiş midir?

BÖYLESI DAHA ÖNCE GÖRÜLMEDI, AMA HAKIM MIKAIL ŞEKER BUNU GÖRDÜ…

Acaba hakim Mikail Şeker’i “yukarıdan” birileri koruyor ve kolluyor ve de “önünü mü açıyor”?

Ve ardından da, yıllar süren bir miras anlaşmazlığıyla ilgili karmaşık bir dava, “alelacele” önüne mi konuluyor?

Hukuk camiası tarafından henüz tecrübesi ve yeterliliği tartışmalı olarak değerlendirilebilecek genç yaştaki bir Kadastro Hakimi’nin İstanbul gibi büyük bir şehrin dosya sayısı oldukça kabarık bir adliyesinde, önüne gelen onlarca karmaşık davayla ilgili doğru hukuki kararları verebilmesi de sonuçta “tartışmalı” olabilmektedir elbette…

Nitekim, ülkemizde FETÖ’nün darbe girişimi sonrası konjonktürünün getirdiği kaçınılmaz sorunlar bir yana, başka bazı “dinamiklerin” de yardımıyla “hızla yol aldığı” görülen genç hakim Mikail Şeker’in, yukarıda detaylarını verdiğimiz son kararları da “doğal olarak” bu şekilde tartışmalı olabilmektedir…

Gelişmeleri okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top