Amerika’nın Hukuksuzluk Şampiyonu YARGIÇLARI

amerikanin-hukuksuzluk-sampiyonu-yargiclari.jpg

Mehmet Tatlıcı, tüm zenginliğini ve lüks içindeki yaşamını borçlu olduğu rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri, asılsız iddialarla onun vasiyetini ve geride bıraktığı ailesini hedef alan onlarca dava açtı ve suç duyurularında bulundu, ama hepsini de kaybetti.

Türkiye’de sergilemeye çalıştığı “hukuk cambazlıklarıyla” Türk Adaletini yanıltamayacağını anlayınca da soluğu Amerika’da aldı Mehmet Tatlıcı; “bildik oyunlarını” şimdilerde orada “test ediyor”.

Açtığı davalara bakan Amerikalı hakimler de, Türkiye’de devam eden miras davalarında Türk Mahkemelerinin aldığı kesinleşmiş kararları ve uluslararası hukuku, hatta kendi ülkelerindeki hukuk usüllerini hiçe sayar bir tavır içinde, adeta Mehmet Tatlıcı’nın “ekmeğine yağ sürüyorlar”…

Bu Amerikalı hakimlerin kimler ve nasıl insanlar olduğuna ve aldıkları kararlarda nasıl hukuksuzluklar yaptıklarına bakıldığında ise, ortaya tam bir “hukuk komedisi” ve bu Hukuk Komedisi’nin önemli aktörleri olarak da iki hakimin ismi ön plana çıkıyor: Jeffrey D.G. ve Jamie G.

AMERİKA’DAKİ HUKUK KOMEDİSİ’NE DÖNEN BU YARGI SÜRECİNDE NELER YAŞANIYOR?

Bugünkü haber yorumumuzda, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki “hukuk cambazlıkları” yanında, onun açtığı davaya bakan bu Amerikalı hakimlerin Türk Adaletinin kararlarını nasıl hiçe saydığını; hukuki ve sağlıkla ilgili insani mazeretleriyle Amerika’ya gidemeyen (ve aslında hukuken gitmek zorunda bile olmayan) Türk mirasçılardan Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı sergiledikleri taraflı tutum, davranış ve sözleri yanında; hukuku, tarafsız ve adil bir şekilde uygulamaktan çok, makamlarını her seferinde yenik düştükleri yüksek egoları nedeniyle nasıl bir baskı mekanizmasına dönüştürmeye çalıştıklarını; yine Amerika’daki başka davalarda bugüne kadar sergiledikleri hukuka aykırı tutumları ve insan haklarını ihlal eden kararlarını, hepsi de Amerikan medyasına yansıyan örnekleri üzerinden bir gazetecilik sorumluluğu olarak okurlarımız ve kamuoyu ile paylaşacağız.

Burada okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşacağımız gerçeklerde;

Önce rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası 10 yılı aşkın bir süredir devam eden miras davalarının geldiği durum;

Ardından, merhum işadamının ilk evliliğinden olan oğulları (başta Mehmet Tatlıcı) ve torunlarının neler yaptıkları ve sonrasında Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de açtığı bütün miras davalarında türlü oyunlarına rağmen Türk Adaleti’ni yanıltamadığı için şimdilerde Amerika’da “benzer oyunlarla” nasıl bir “hukuk arayışı” içinde olduğunu ve bu oyunlarındaki çelişkileri açıklayacağız.

Son olarak da, Amerika’da Mehmet Tatlıcı’nın açtığı davalara bakan hakimler, Jeffrey D.G. ve Jamie G.’ın hukuksuzluklarını da tek tek okurlarımızı ve kamuoyuyla paylaşacağız.

MEHMET SALİH TATLICI’NIN VEFATI SONRASI YAŞANANLAR VE MİRAS DAVALARININ SEYRİ

Mehmet Salih Tatlıcı, 22 Şubat 2009 tarihinde hayata gözlerini yumduğunda geride hatırı sayılır bir servetle birlikte resmi vasiyetnamesini de bırakmıştı.

Merhum Mehmet Salih Tatlıcı vasiyetnamesinde, kendisini ölümle tehdit etmiş olan ilk evliliğinden oğulları Ahmet Tatlıcı ve Ali Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, diğer oğlu Mehmet Tatlıcı ile torunlarının (Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı) mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını istemiş; Mirasının geri kalan kısmını da ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen oğlu Uğur Tatlıcı’ya bırakmıştı.

Mirasçılardan Mehmet Tatlıcı, bugün sahip olduğu tüm zenginliği ve lüks içindeki yaşamını borçlu olduğu rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendisine bıraktığı miras payını (ki milyonlarca dolarlık bir paydır bu) az bularak, vasiyetnamenin iptali ve miras tespitinin yeniden yapılması için davalar açtı. Buna diğer mirasçılar Ahmet Tatlıcı ile rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı de katıldı.

MİRAS PAYLARINI BEĞENMEYİP DAVA ÜSTÜNE DAVA AÇAN BU MİRASÇILAR HEP KAYBETTİLER

Türkiye’de yıllar süren yargı sürecinden sonra Türk Adaleti, merhum iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesinin geçerliliğini onayladı ve mirasçıların miras paylarının da vasiyetnamede belirtildiği gibi olması gerektiğine hükmetti. Mehmet Tatlıcı ve diğer mirasçıların buna yönelik Yargıtay’da açtıkları iptal davaları da yine aleyhlerine sonuçlandı ve nihayetinde, Türk Adaleti Mehmet Salih Tatlıcı’nın vasiyetnamesinin geçerliliğini onayladı ve buna bağlı olarak da mirasçıların miras paylarının merhum iş adamının istediği gibi olmasına karar verdi.

Bütün bu kararlar artık hukuken kesinleşmiş durumdadır… 

Türkiye’de “kaybetmeye doymayan” Mehmet Tatlıcı, “ya tutarsa” kafasıyla bir yandan da Amerika’da davalar açtı, ama orada beklediği hiçbir sonuca ulaşamadı…

MEHMET TATLICI’NIN TÜRKİYE’DE KAYBETTİĞİ DAVALARIN “RÖVANŞINI” AMERİKA’DA ARAYIŞI

Bu süreçte oynadığı tüm oyunlara rağmen, aslında Türkiye’de açtığı bütün bu davalardan hiçbir sonuç alamayacağını çok iyi bilen Mehmet Tatlıcı, aynı dönemde gitti bir de Amerika Birleşik Devletleri’nde davalar açtı.

Mehmet Tatlıcı’nın bu davadaki iddiası ise, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın Amerika’da gayri menkulleri olduğunu, ayrıca orada daha önce güya satın aldığı ancak hileli devir yoluyla babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya aktardığını, dolayısıyla Amerika’da Uğur ve Nurten Tatlıcı adına kayıtlı bazı gayri menkullerin babasının mirasına tabi taşınmazlar olduğunu öne sürmesiydi…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’nın Florida eyaletinde açtığı bu davalar da yine yaklaşık 10 yıldır bir süreçte devam etti, ancak Mehmet Tatlıcı bu süreçte orada dava açtığı mahkemelere bu iddialarını kanıtlayacak hiçbir delil sunamadı, zaten sunamazdı da…

Zira, iddia ettiği hiçbir şey, gerçeğe dayanmıyordu Mehmet Tatlıcı’nın:

Haber ekibimizin araştırmalarının ortaya koyduğu resmi kayıtların işaret ettiği gerçeklere göre;

  • Merhum iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı hayattayken Amerika’da bir tek gayri menkul dahi satın almamıştı;
  • Amerika’da, merhum Mehmet Salih Tatlıcı üzerine kayıtlı tek bir gayri menkul yoktu;
  • Yine, Mehmet Salih Tatlıcı adına Amerikan bankalarında açılmış bir dolarlık bir hesap bile yoktu.
  • Ayrıca, Amerika’da Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen oğlu Uğur Tatlıcı üzerine kayıtlı gayri menkuller de, daha öncesinde hiçbir zaman Mehmet Salih Tatlıcı tarafından satın alınmamış ve dolayısıyla eşi ve oğlu üzerinde de devredilmemişti…

OLMAYAN BİR ŞEY, NASIL DEVREDİLİRDİ?

Zaten bu gayri menkuller de zamanında bizzat Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından satın alınmış ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tapu kayıtlarında da bizzat kendi isimleriyle tescil edilmişti. Bu yüzden bunların merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesine tabi taşınmazlar olarak değerlendirilmeleri de hukuka aykırı bir iddiaydı.

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı Türkiye’de yaptığı gibi “ya tutarsa” kafasıyla türlü oyunlar denemesine rağmen, Amerika’da açtığı bu davalarda da “hüsrana uğradı”; kısacası, yaklaşık 10 yıldır devam eden Amerika’daki bu davalarında beklediği hiçbir sonuca ulaşamadı Mehmet Tatlıcı…

Çünkü, yukarıda da açıkladığımız gibi, Mehmet Tatlıcı’nın bu iddialarının hepsi de haksız, hukuksuz ve mesnetsizdi; Ayrıca, Türkiye’de olduğu gibi orada da iddialarını kanıtlayacak hiçbir delil de sunamamıştı Amerikan mahkemelerine Mehmet Tatlıcı…

Sonuçta, rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı açtığı bu davaların Mehmet Tatlıcı aleyhine sonuçlanacağı bir noktaya gelinmişti.

Bunun yanında, Mehmet Tatlıcı Türkiye’de açtığı bütün miras davalarını da kaybetmişti…

Mehmet Tatlıcı, “baktı ki olmayacak”, bu sefer de yine “ya tutarsa” kafasıyla “başka bir yol” denemeye karar verdi:

AMERİKA’DA DA KAYBETTİĞİNİ GÖREN MEHMET TATLICI’NIN SÖZDE UZLAŞMA ARAYIŞLARI

Türkiye’de adeta “ölmek var, uzlaşmak yok” diyen Mehmet Tatlıcı, Amerika’da nasıl bir anda “uzlaşma” yanlısı oluvermişti?…

Amerika’nın Florida Eyaleti’ndeki mahkemeye kendi adına tek taraflı yeni bir dilekçe sundu Mehmet Tatlıcı ve aleyhine dava açtığı “Uğur ve Nurten Tatlıcı ile sulh olmak için, onlarla birlikte mahkemenin atayacağı bir arabulucu (hakem) karşına çıkarak bu davalara bir son vermek istiyorum” dedi…

Söz konusu miras davalarında taraf olan diğer mirasçılar (ağabeyi Ahmet Tatlıcı, diğer ağabeyi rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı) sanki bu davaların önemli birer tarafı değilmiş gibi, burada sadece kendi adına bu adımı atıyordu Mehmet Tatlıcı…

Elbette yine “ya tutarsa” kafasıyla…

Bu “hukuk cambazlığı”, Mehmet Tatlıcı adına adeta bir “Milattı”…

Zira, Mehmet Tatlıcı babasının vefatından beri tüm aile fertlerine karşı etmediğini bırakmamıştı ve bırakmamaya da devam ediyordu…

Burada yeri gelmişken, Mehmet Tatlıcı rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından bu yana neler yapmış, tüm bunları okurlarımızla kısaca paylaşmak istiyoruz:

TÜRKİYE’DE TÜM AİLE FERTLERİYLE KAVGALI BİR İNSAN: MEHMET TATLICI

Mehmet Tatlıcı, nasıl bir evlat, nasıl bir eş, nasıl bir baba ve nasıl bir kardeş?

Mehmet Tatlıcı, babası rahmetli iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri, onun resmi vasiyetnamesi ve geride bıraktığı kederli ailesi başta olmak üzere, merhumun geride bıraktıklarına karşı sulh olmak bir yana, büyük bir kin ve nefretle adeta bir “savaş” halindeydi.

– Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasına karşı yaptıkları:

Öyle ki, kendisine bugün sahip olduğu her şeyi ve lüks içindeki yaşamı sunan öz babası Mehmet Salih Tatlıcı hakkında bile merhumun vefatı sonrası suç duyurusunda bulunmuş pek hayırlı bir evlattı Mehmet Tatlıcı… (Lütfen bakınız: “Âyinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz” haberi).

Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı da, bu hayırlı evladının aslı-astarı olmayan iddialarından “nasibini almış”, maalesef bizzat kendi öz evladı Mehmet Tatlıcı’nın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaçakçılık Bürosu’na yaptığı suç duyurusunun hedefi olmuştu; hem de vefatından sonra…  (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Oğul: Müşteki – Merhum Baba: Şüpheli” haberi).

Savcılık makamı, Mehmet Tatlıcı’nın vefat etmiş öz babası hakkında hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla yapmış olduğu bu maksadını aşan suç duyurusunu kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle reddetmişti…

– Mehmet Tatlıcı’nın 25 yıllık eşi ve öz çocuklarına karşı yaptıkları:

Öz çocukları ile (üstelik kızı henüz 19 ve oğlu da 17 yaşındayken) bu çocuklarının annesi ve 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı aleyhine de davalar açmış, haklarında suç duyurusunda bulunmuş ve yanında çalıştırdığı elemanları üzerinden yine kendi avukatı eliyle söz çocukları aleyhinde avcılıklara suç duyurusunda bulunmuş hayırlı bir eş ve hayırlı bir babaydı Mehmet Tatlıcı…

Mehmet Tatlıcı’nın 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı da onun insanlık adına cevap verilmesi güç bütün bu adımlarının hedefi olmaktan kurtulamamış, açtığı davaların, suç duyurularının ve fiziki şiddetin muhatabı olmuşlardı… (Lütfen bakınız: “Bu Nasıl Bir Baba?” ; “Mehmet Tatlıcı’ya Eşini Yaralamaktan Dava Açıldı” ; “Önce dinletti, sonra boşanma davası açtı” ; “Boşanma Davasından Gizli Proje Çıktı” ve “Mehmet Tatlıcı Silahlı Adamlarıyla Eşinin İşyerini Bastı” haberleri).

– Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı yaptıkları:

“Hayırlı bir evlat, hayırlı bir eş” ve “hayırlı bir baba” olmanın yanında, elbette “hayırlı bir kardeşti” de Mehmet Tatlıcı…

Çünkü on yıldır devam eden bu insan vicdanını sızlatan hamlelerine, merhum babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı da katmış ve onlar aleyhine de haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla onlarca dava açmış (hepsini de kaybetmiş) ve yine onlar aleyhinde aynı yersiz iddialarıyla (hepsi de “kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle” sonuçlanan) çok sayıda suç duyurusunda bulunmuştu Mehmet Tatlıcı… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” ; “Mehmet Tatlıcı Rekorunu Yeniledi” ve “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” haberleri).

Kısacası, şimdi Florida’da açtığı bu dava sürecinde, yukarıda anlattığımız uzlaşmaz tavırları ve büyük bir kin ve nefretle yaptığı bu sözde hukuk hamleleri ortaya koyan sanki kendisi değilmiş gibi büyük bir pişkinlikle şimdilerde “sulh olmak” istiyorum demektedir Mehmet Tatlıcı…

Üstelik, yukarıda ve aşağıda verdiğimiz hepsi de Türkiye’deki hukuki süreçte savcılık ve mahkeme kayıtlarına girmiş resmi belgelerde yer aldığı gibi; Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı ile, yıllardır hiçbir zaman ve hiçbir şekilde uzlaşma ve sulh yanlısı olmadığı gibi; geçen 10 yıl içinde, onlar aleyhinde asılsız ve hukuksuz iddialarıyla tam 15 suç duyurusunda bulunmuş ve bunların hepsi de ortada Mehmet Tatlıcı’nın iddialarını kanıtlayacak tek bir delil bile olmadığı için takipsizlik kararlarıyla sonuçlanmıştı…

Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı bütün bunları yaptığı için bir de hakkında 16 yıl hapis istemli ceza davası açılmıştı:

KENDİ AİLE FERTLERİNE KARŞI YAPTIKLARINDAN DOLAYI MEHMET TATLICI ALEYHİNDE İFTİRA SUÇUNDAN CEZA DAVASI AÇILMIŞTI

Savcılık makamı, Mehmet Tatlıcı aleyhinde iftira suçundan 16 yıl hapis cezası istedi

Hatta savcılık makamı, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla onlarca suç duyurusu yapan, yine saçma-sapan iddialarıyla onlarca da dava açan Mehmet Tatlıcı aleyhinde, masum insanları bu tür asılsız  ve yersiz iddialarla sürekli taciz ettiği için 4 ayrı iftira suçundan, toplam 16 yıl hapis istemli bir ceza davası da açılmıştı… Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Ah Alan Onmaz” haberi).

MAHKEME KARARIYLA MEHMET TATLICI’YA VERİLEN İHTAR VE UĞUR VE NURTEN TATLICI’YA YAKLAŞMAMA UYARISI

Mahkemenin Mehmet Tatlıcı aleyhinde, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya yaklaşmaması için verdiği ihtar:

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri onun yasını tutmaya devam eden ve her yeni güne rahmetli eşinin kabrini ziyaret ederek başlayan Nurten Tatlıcı, 20 Aralık 2018 sabahı eşinin kabristanına yaptığı ziyaretinde, kendinin ve oğlu Uğur Tatlıcı’nın eşi Mehmet Salih Tatlıcı’nın toprağa verildiği gün çekilmiş bir fotoğrafının, üzerindeki bıçakla birlikte eşinin kabrine saplanmış bir halde bırakılmış olduğunu gördü…

20 Aralık 2018 tarihinde, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın kabristanına bıçak saplı fotoğraf bırakılarak gerçekleştirilen bu “mafya işi” tehdit mesajı, doğrudan Nurten Tatlıcı ile oğlu Uğur Tatlıcı’yı hedef almakta ve onları ölümle tehdit etmekteydi: “Daha çok ağlayacak, bu miras kimseye yar olmayacak!!!”

Bu ölüm tehditleri sonrasında, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın avukatları aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı müracaat üzerine, İstanbul 11. Aile Mahkemesi, 15 Ocak 2019 tarihinde, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın devlet koruması altına alınması ve buna yönelik olarak Mehmet Tatlıcı’nın da uyarılması için, savcılık kanalıyla Mehmet Tatlıcı’ya ihtar gönderilmesi kararı vermiştir.

Mahkeme daha sonra bu kararını izleyen aylarda uzatarak, Mehmet Tatlıcı’nın,

Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya hem şahsen, hem de onların konut ve işyerlerine 50 metreden fazla yaklaşmaması;

Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı şiddet, tehdit, hakaret, aşağılama ve küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması;

– Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi için

uyarılmasına karar vermiştir…

Bu karar halen geçerliliğini korumaktadır…

TÜRKİYE’DE TÜM AİLESİNE ETMEDİĞİNİ BIRAKMAYAN MEHMET TATLICI’NIN AMERİKA’DA “UZLAŞMA” VE “SULH” ARAYIŞINDAKİ ÇELİŞKİLER

Türkiye’de “şahin”, Amerika’da “kuzu”…

İşte Türkiye’deki “hal ve gidişi” böyleyken, şimdilerde Amerika’da açtığı dava sürecinde büyük bir pişkinlikle bir anda ortaya çıkıp, Uğur ve Nurten Tatlıcı ile “uzlaşmak istiyorum” diyordu Mehmet Tatlıcı…

Sanki Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı uzlaşmaz ve sulh olmaktan uzak tutumuyla, hepsi de aynı soyadını taşıyan bu masum insanlar aleyhinde, asılsız ve yersiz iddialarıyla 10 senedir sürekli olarak savcılıklara suç duyurusunda bulunan ve  yine onlara karşı (hepsi de kendi aleyhine sonuçlanan) onlarca dava açan kendisi değilmiş gibi…

Niye kendisiyle çelişerek “bu yola” gitmek istiyordu Mehmet Tatlıcı?

Çünkü Türkiye’de olduğu gibi, bütün bu hukuk cambazlıklarıyla Amerika’daki davaların normal seyri içinde bir mevzi kazanamayacağını da çok iyi biliyordu Mehmet Tatlıcı ve adeta, “Türkiye’de açtığım davalarda hukuk cambazlıkları yaparak hakimleri kandıramadım, adaleti yanıltamadım; şimdi ne yaparım da, içine düştüğüm bu olumsuz durumdan kurtulmak adına, orada açtığım bu davaları Amerikalı hakimleri manipüle ederek kendi istediğim sonuçları alabileceğim bir yere taşırım” derdindeydi.

Şiarı hep aynıydı Mehmet Tatlıcı’nın: “Ya tutarsa?”

Mehmet Tatlıcı’nın şimdilerde ortaya çıkıp da “ben sulh olmak istiyorum” ve bu yüzden “arabuluculuk (mediation) talebinde bulunuyorum” diyerek “ani yön değiştirmesinin” nasıl büyük bir çelişki olduğunun detaylarına geçmeden önce, onun yıllardır Amerika’daki dava süreçlerinde sergilediği “oyunlarına” dikkat çekmek istiyoruz, burada yeri gelmişken…

“Bu yolda” haber ekibimizin Amerika’daki araştırmaları sonucunda ortaya çıkardığımız ve aşağıda detaylarını açıkladığımız, (hepsi de Amerika’daki mahkeme kayıtlarına geçen) türlü “hukuk cambazlıklarına” da imza atmıştı Mehmet Tatlıcı.

MEHMET TATLICI’NIN AMERİKA’DAKİ DAVALARINDA “ADALETİ YANILTMA HAMLELERİ”:

  1. Okuma-yazma bilmeyen, 90 yaşını aşmış bir annenin olduğu iddia edilen “parmak izi”

-Örneğin, Beyoğlu Aile Mahkemesi’nde görülen bir davada, Mehmet Tatlıcı’nın 7 Şubat 2010 tarihli ve ekinde annesinin parmak izini taşıdığı iddia edilen (1 Haziran 2010 tarihinde noter tercümesi de yaptırılmış) “Hakların Devri” başlıklı belgeyle, Amerika’nın Florida Eyaleti’nde açtığı davada, annesi Bedriye Hanım’ın, Mehmet Salih Tatlıcı’dan boşanması sonrası bazı haklarını Mehmet Tatlıcı’ya devrettiği iddia edilmişti.

Haber ekibimizin yaptığı araştırmalar, merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın (teyzesinin kızı da olan) ilk eşi Bedriye Hanım’ın, doksan yaşını geçmiş ve okuma yazma bilmeyen bir insan olarak altına “parmak izini bastığı” iddia edilen bir belge ile, oğlu Mehmet Tatlıcı’ya “Hakların Devri” adı altında miras davalarına kendisi adına katılma hakkını vermesindeki bu belirsizliğin, hem Amerika’da hem de Türkiye’de uzun süredir farklı mahkemelerde devam eden hukuki süreçte de gündeme geldiğini ortaya koymaktadır.

Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da açtığı bu davada kullandığı belgenin doğrulanması amacıyla o tarihlerde annesi Bedriye Hanım’ın dinlenilmesi talep edilmiş ve bu amaçla Bedriye Gönüldaş’ın Beyoğlu Aile Mahkemesi tarafından 2010/37 talimat sayılı dosya kapsamında duruşmaya katılması gündeme gelmiş, ancak Mehmet Tatlıcı’nın annesi Bedriye Gönüldaş kendisine yapılan bütün bu tebligatlara rağmen çağrıldığı duruşmalara gelmemişti.

Kısacası, ortada Mehmet Tatlıcı’nın elinde Amerika’daki mahkemelerde bile kullandığı bir “Hakların Devri” belgesi var ve bu belgenin altında da okuma-yazma bilmeyen 90 yaşını geçmiş annesi Bedriye Hanım’a ait olduğu iddia edilen bir “parmak izi” var; ancak bu davalarla ilgili olarak (Amerikan Mahkemesi’nin Türkiye’deki dava sürecinde muhatabı olan Beyoğlu 1. Aile Mahkemesi aracılığıyla Bedriye Gönüldaş’ı mahkemeye davet eden talimatlarına rağmen) ortada Mahkeme’ye gelip de, “evet bu belgeyi oğlum Mehmet Tatlıcı’ya ben verdim, altında da benim ‘parmak izim’ var diyen” bir Bedriye Hanım yok… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’dan ‘Sahte Parmak İzi’ Hamlesi” haberi).

Amerikan Adaleti de Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu oyunlarını maalesef “yemeye” devam ediyor…

Çünkü Amerikan Adaleti, Mehmet Tatlıcı’nın buradaki “tezgahının” altında yatan şu sorulara cevap bulmaya çalışmıyor:

Bu “parmak izi” gerçekten Mehmet Tatlıcı’nın annesi ve rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk eşi Bedriye Hanım’a mı ait?

Okuma ve yazması olmayan Bedriye Hanım, (altına parmak izi kullanılarak imza atılmış olduğu iddia edilen) bu “Hakların Devri” belgesinde neler yazdığını gerçekten biliyor mu?

Altına parmak izi attığı iddia edilen bu belge ile birlikte herşeyden haberdar ise, Bedriye Hanım neden adına yapılan Mahkeme çağrılarına cevap vermiyor ve bütün bunları doğrulamak adına Mahkeme’ye gidip ifade vermiyor?

Mahkeme’den kendi adına yapılan bu çağrılara Bedriye Gönüldaş’ın cevap vermemesinin ve bir türlü Mahkeme’ye gitmemesinin ardında, aslında bütün bu gelişmelerden haberdar olmaması mı yatıyor?

– Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın annesi Bedriye Gönüldaş’a ait olduğunu iddia ettiği bu “parmak izi” sahte mi?

Amerikan Adaleti, bu soruların cevabını aramadığı için de Mehmet Tatlıcı yaklaşık on yıldır Türkiye’de bir türlü yanıltamadığı adaleti pek ala oralarda kandırmaya devam etmekte

Üstelik, Mehmet Tatlıcı’nın annesinin “parmak izi” olduğunu iddia ederek Amerika’daki mahkemeye sunduğu belgenin tamamen sahte olduğu da ortaya çıkmasına rağmen… Yaklaşık 10 yıldır oynanan bu “hukuk komedisi”, tam da Mehmet Tatlıcı’nın istediği gibi oynanmakta ve onun açtığı davalara bakan Amerikalı hakimler de maalesef Mehmet Tatlıcı’nın tezgahına bir türlü uyanamamakta, bu “hukuk komedisine” imza atmaya devam etmektedirler…

  1. Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de olmayan kanunları var gibi göstermeye çalışmıştı:

Amerika’da açtığı davalarda Türkiye’deki avukatına hazırlattığı bir mütalaada, mevcut medeni kanunumuzda olmayan maddeleri varmış gibi göstermiş, mevcut kanun maddelerinin bazılarını da kendi istediği sonuçları elde etmek adına çarpıtarak, gerçeğinden farklı aktarmıştı. Bütün bu mütalaaları da “yeminli noterden” tasdik ettirdiği tercümelerle Florida’daki mahkemeye sunmuştu (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: Mehmet Tatlıcı Mahkemeyi Nasıl Yanıltıyor?” haberi).

Daha sonra “yeminli noterden tasdikli” bu sözde yeminli tercümelerin tamamen montaj/uydurma olduğu gerçeği ortaya çıktığında ise, büyük bir pişkinlikle “çevirmen kağıtları karıştırmış” diye işin içinden sıyrılmaya çalışmıştı. (Lütfen bakınız: “Göl maya tuttu hocam!” haberi).

Ayrıca, yine Florida’da açtığı bir başka davada da, Mehmet Tatlıcı, davaya konu olan bir muhatabın adresini, mahkemeye gerçek dışı bir adres vererek bildirmiş, mahkemenin muhataba yolladığı davet çağrısı da doğal olarak öyle bir adres olmadığından muhatabın eline ulaşmamış ve Mehmet Tatlıcı da bu “cinliği” ile davalı aleyhinde bir karar aldırmayı “başarmıştı”… (Lütfen bakınız: “Al dağlardan kengeri, ver devenin ağzına…” haberi).

  1. Mehmet Tatlıcı’nın, Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldığını Amerikan Adaleti’nden gizleme çabaları:

Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da açtığı davalarda izlediği “ilginç” yollardan biri de, davaya konu olan taşınmaz varlıkların bedelini Türk Lirası’ndan altı sıfır atılmadan önceki duruma geri götürme cinliği olarak dikkat çekmekteydi:

Mehmet Tatlıcı, bir yandan da (31 Ocak 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan ve 1 Ocak 2005’den itibaren yürürlüğe giren) Türk Lirasından 6 sıfır atılması gerçeğini, Amerika’daki mahkemeleri kandırma maksadıyla kullanmaya da çalışmaktaydı.

Bunu yaparken ABD doları ve Türk Lirası arasındaki kur farkı bir yana, ayrıca bir de liradan atılan 6 sıfır üzerinden (bütün bunları yok sayan bir anlayışla) kendi kafasında “ince ayar” çeken Mehmet Tatlıcı, annesi Bedriye Hanım için boşanma tarihinde zamanın mahkemesince belirlenmiş aylık nafaka yükümlülüğü olan eski parayla 5.000.000 TL üzerinden, şu andaki Türk Lirası sanki buymuş gibi bir talep de iddia edebilmekteydi Amerika’da.

Oysa bu konuda Türkiye’deki yargı sürecinde, Türk Mahkemelerince verilmiş kararlar vardı ve liradan atılan bu 6 sıfıra göre, Türk Lirası değerleri Yeni Türk Lirasına dönüştürülerek hesaplanmaktaydı. Buna göre, Bedriye Hanım’ın nafaka alacağı manevi tazminata ilişkin eski Türk Lirasıyla 1.000.000.000 TL olan değer = 1.000 Yeni Türk Lirası ve Aylık nafakaya ilişkin eski Türk Lirasıyla 5.000.000 TL olan değer de = aylık 5 YTL’ye dönüşmüştü.

Üstelik ortaya çıkan bu tutarların güncellenmesi de söz konusu değildi. Hal böyleyken Mehmet Tatlıcı, Amerika’daki mahkemeye taşıdığı ve annesinin mağdur edildiğini iddia ettiği davada, Türk Lirasından atılan 6 sıfır gerçeğini göz ardı ederek “astronomik” paralar talep edebilmekteydi… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Florida’daki Yeni ‘Manevraları’” haberi).

  1. Mehmet Tatlıcı’nın, Amerika’daki mahkemelere aleyhinde dava açtığı aile fertlerinin adreslerini bilerek ve planlayarak yanlış olarak bildirmektedir:

Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de açtığı davalarda Türk Adaletini kandıramadığı için şansını Amerika’da açtığı davalarda yine “bildik yöntemleriyle”, yani “ya tutarsa” mantığıyla, oradaki hukuk sisteminin “açıklarından” da yararlanarak aramaya devam etmektedir.

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki mahkemeleri yanıltmak için kurduğu “ bu tezgah” da şu şekilde işlemektedir:

– Amerika’da hepsi de kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerini hedef alarak açtığı davalarda, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı mirasın muhatabı olan diğer mirasçıların adres bilgilerini de, aleyhine dava açtığı aile fertlerinin adreslerini de mahkemeye yanlış olarak bildirmektedir, Mehmet Tatlıcı…

– Mehmet Tatlıcı, bu süreçte mahkemeye, bir tek kendi adresini doğru olarak vermektedir; diğer tüm muhatapların adres bilgileri Mehmet Tatlıcı tarafından bilerek ve isteyerek ilgili mahkemeye yanlış olarak bildirilmektedir…

– Bu yüzden aleyhlerine dava açılanlar da, davanın muhatabı olanlar da, Amerika’daki mahkemenin esas adresleri zannederek başka yere yolladığı belgeler ellerine geçmediği için, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki bu tezgahından haberdar olamamaktadırlar.

Kimdir Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davaların muhatapları ve neden oradaki davalardan haberdar olamıyorlar?

Çünkü, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davalarda, (Türkiye’de görülmekte olan rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı mirasın muhatapları da olan) Tatlıcı ailesinin üyeleri, yani abisi Ahmet Tatlıcı ile vefat eden diğer abisinin evlatları Bedriye Kamer Tatlıcı ile Salih Ziya Tatlıcı ile, aleyhlerine Türkiye’de ve Amerika’da onlarca dava açtığı, rahmetli Mehmet Salih Bey’in ikinci eşi ve 43 yıllık hayat arkadaşı Nurten Tatlıcı ile merhumun bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’nın adres bilgileri Mehmet Tatlıcı tarafından mahkemelere yanlış olarak bildirilmektedir.

Mehmet Tatlıcı, kendisinin de adresinin bulunduğu İstanbul’daki Beykoz Konakları olarak bilinen yerleşimi, sanki davanın muhatabı olan bütün tarafların da esas adresiymiş gibi yanlış olarak bildirmektedir, Amerika’daki mahkemeye; hem de Beykoz Konakları’nın güvenliğini adres olarak vererek bunu yapmaktadır Mehmet Tatlıcı…

Mehmet Tatlıcı, mahkemelere verdiği adres bilgileri doğrultusunda Beykoz Konakları’nda  oturduğunu beyan etmektedir, ama açtığı davaların muhatabı olan diğer mirasçıların adresleri Beykoz Konakları değildir; hele bu yerleşimin Güvenlik Birimi hiç değildir…

Kısacası, Mehmet Tatlıcı hariç bu davanın diğer muhataplarının adresleri kesinlikle Beykoz Konakları’nda yer almamaktadır ve Mehmet Tatlıcı da bunu çok iyi bilmektedir.

Ayrıca, Beykoz Konakları’nda çalışan güvenlik birimi de, üzerinde Tatlıcı yazan hiçbir mektubu ve kargoyu geri göndermemektedir, çünkü Mehmet Tatlıcı orada oturmaktadır. Mehmet Tatlıcı da bu gerçeği çok iyi bildiği için Amerika’daki mahkemeyi bu şekilde bilerek, isteyerek ve planlayarak yanıltmaktadır…

Hatta, bu arada Mehmet Tatlıcı oradaki güvenlikçilere bu konuda “talimat” bile vermiş olabilir, üzerinde “TATLICI” soyadı olan hiçbir belgeyi geri göndermeyin diye; tabii, “bedelini” de karşılayarak…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida Eyaleti’nde açtığı davaya bakan mahkeme de, davanın muhataplarına giden resmi duyurular, Beykoz Konakları çalışanları tarafından bu şekilde teslim alındığı için, tebligatlar gitti diye hareket ederek, davanın gidişatında bu muhatapların söz konusu davalardan haberi olmadıkları için davalar hep gıyaplarında sürdürülmekte ve bu hukuki muhataplar Amerika’daki dava süreçlerinde temsil edilmedikleri için Amerika’daki mahkeme hakimleri kararlarını hep davaları açan Mehmet Tatlıcı’nın işine gelecek şekilde vermektedirler… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: Mehmet Tatlıcı Florida’da “Mağdeni” Buldu haberi).

Mehmet Tatlıcı, bu “yanlış adres bilgisi verme oyunlarını” geçmişte de sergilemişti:

Geçmişte, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur Tatlıcı aleyhine açtığı başka bir dava sürecinde, Uğur Tatlıcı’nın boşandığı eşine Amerika’daki mahkemeden gitmesi gereken tebligatlar, yine Mehmet Tatlıcı’nın yanlış bilgi vermesi nedeniyle Beykoz Konakları’nın Güvenlik Birimine gelmiş, bu tebligatlar muhatabın eline geçmemesine ve muhatabın bundan haberdar olmamasına rağmen, Florida’daki mahkemeye ilgili tebligat muhatabın eline geçmiştir şeklinde yanlış bir bilgi gittiği için de, muhatabın ortada olmaması üzerine mahkeme de Mehmet Tatlıcı’nın lehine karar vermişti… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Al dağlardan kengeri, ver devenin ağzına…” haberi).

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da oynadığı bu oyunlar, Türkiye’de suçtur ve cezai yaptırımı vardır, ama Amerika’da?…

Aslında, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki mahkemeye, açtığı davanın muhataplarının adres bilgileri bilerek ve isteyerek bu şekilde yanlış olarak vermesi, Türkiye’de suçtur ve cezai yaptırımı vardır.

Zira Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de de onlarca miras davası açmıştı ve hepsi de kendisiyle aynı soyadını taşıyan bu aile fertlerinin resmi ikamet adreslerinin Beykoz Konakları olmadığını çok iyi bilmektedir.

Türkiye’de yapamadığını Amerika’da büyük bir pişkinlikle yapabilen Mehmet Tatlıcı, oradaki mahkemeleri bu yolla kandırmaya devam etmektedir. Beykoz Konakları’nın Güvenlik biriminde çalışanlar da, Tatlıcı soyadıyla gelen bütün tebligatları Mehmet Tatlıcı orada oturuyor göründüğü (ve belki de bu yönde o görevlilere “talimat verdiği”) için, almaya devam etmekte; dolayısıyla Amerika’daki mahkeme de, bu tebligatlar muhataplarına gitti addetmekte ve davanın seyrini buna göre takip etmektedir.

Oysa gerçekte, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davaların muhatapları bütün bu gelişmelerden asla haberdar olmamakta, ancak oradaki mahkemelerin aleyhlerinde verdiği kararlarla bu sonuçtan çok daha sonra ve “iş işten geçtikten sonra” haberdar olmaktadırlar…

Nasıl bir tezgâh değil mi? Cevabını, okurlarımızın takdirine bırakıyoruz… 

TÜRKİYE’DE VE AMERİKA’DA BÜTÜN BUNLARI YAPAN MEHMET TATLICI’NIN YENİ OYUNU:

“BEN SULH OLMAK VE UZLAŞMAK İSTİYORUM!”

 Oyununu hep yukarıda açıkladığımız şekilde oynayan Mehmet Tatlıcı, Amerika’da da hedefine ulaşamadı ve şimdilerde bu “arabuluculuk” tezgahını devreye sokmak zorunda kaldı:

Yukarıda açıkladığımız gibi Mehmet Tatlıcı, Türkiye’deki hukuk sistemi içinde hakim ve savcılarımıza “yutturamadıklarını” bütün “bu tezgah ve oyunlarla” yaklaşık 10 yıldır Amerikan Adaletine “yedirmeye” çalışmıştır…

Ama bütün bu süreçte, bizzat kendisi Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine orada davalar açmış olmasına rağmen, yıllardır ilgili Amerikan mahkemesine dava konusu ettiği iddialarını kanıtlayacak tek bir belge bile sunamadığı için şimdilerde esas davayı kaybedeceği korkusuna düşen Mehmet Tatlıcı; orada açtığı davanın görülmesi ve sonuçlanmasını kesintiye uğratacak bir arabuluculuk (mediation) talebinde bulundu, hem de tek taraflı olarak.

Talebi de, mahkemenin atayacağı bir arabulucu huzurunda Uğur ve Nurten Tatlıcı ile aynı masaya oturup onlarla güya sulh olmak idi…

Mehmet Tatlıcı’nın bu yeni “hamlesi” altında yatan esas gerçeği açıklamadan önce, burada yeri gelmişken bazı hukuki gerçekleri de okurlarımızla paylaşmak isteriz:

AMERİKA’DAKİ HAKİMLERİN HEM KENDİ ÜLKELERİNİN HUKUKUNU, HEM DE ULUSLARARASI HUKUKU HİÇE SAYAN KARARLARI

Burada aslında Mehmet Tatlıcı’nın Amerikan Mahkemelerinin dikkatinden kaçırmaya çalıştığı ve oradaki hakimlerin de göremediği çok önemli hukuki gerçekler vardır…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı haksız ve hukuksuz miras davasında Amerikalı hakimler Jeffrey D.G. ve Jamie G.’ın verdiği haksız ve hukuksuz kararlar ve taraflı tutumlarına bakıldığında (haberimizin daha sonraki bölümlerinde detaylarını okurlarımızın bilgisine sunacağımız) şu hususlar dikkat çekmektedir:

  1. Her şeyden önce, Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklı anlaşmalara göre, “Miras, ölenin millî hukukuna tâbidir. Mirasa tabi taşınmazlar hakkında ilgili ülkenin hukuku uygulanır” ve uluslararası hukukun işaret ettiği kanunlar ve kurallara göre de: “Miras davalarında, miras bırakanın vatandaşı olduğu ülkenin kanunları uygulanır” şeklinde çok açık ve net hükümler bulunmaktadır.

Bu durumda, rahmetli iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı da zaten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu ve onun bıraktığı mirasa, vasiyetnamesine ve terekesine tabi taşınmazların hepsi de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunduğu ve Amerika’da merhum işadamı adına kayıtlı tek bir taşınmaz ve yine Amerikan bankalarında onun adına açılmış bir hesap bulunmadığı için, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika Birleşik Devletleri’nde açtığı bu davalarda esas olarak uyulması ve uygulanması gereken hukuki süreç, Türk Hukuku’nun belirlediği çerçevede değerlendirilmek zorundadır. Zaten, iki ülke arasındaki anlaşmalar da, yine her iki ülkenin imzaladığı ve kabul ettiği uluslararası anlaşmalar da hep bu yöndedir.

Hal böyleyken, Amerikalı yargıçlar her şeyden önce, Mehmet Tatlıcı’nın orada verdiği dilekçeyi kabul ederek bu dava sürecini başlatmak gibi bir hukuksuzluğa imza atmış durumdadırlar.

  1. Yine aynı hakimler, hakim Jeffrey D.G. ve hakim Jamie G., Türk Miras hukukunda yeri olmayan hakemlik (mediation) sürecini, sadece Amerikan kanunlarını ve hukuk usullerini dikkate alarak yürütmeye çalışmalarındaki hukuksuzluk yanında; bu süreci mirasa tabi diğer mirasçıların rızası ve onayı olmadan ve sadece Mehmet Tatlıcı’nın tek başına yaptığı müracaatını kabul ederek başlatmış olmaları da diğer bir hukuksuzluğa işaret etmektedir.
  1. Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı davayı daha önce kabul eden ve bu davaya bakan hakimlerin bir başka çok önemli hukuki yanlışa daha imza atmışlardır ve hakim Jeffrey D.G. ile hakim Jamie G. da şimdilerde bu yanlışı sürdürmeye devam etmektedirler:

Zira, Amerikan hukuk sistemindeki yasalar ve yargılama usullerine göre, mirastan saklı pay oranında yararlanan bir mirasçı tek başına miras davası açamaz…

Kısacası, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın Türkiye’deki yargı sürecinde kesinleşen resmi vasiyetnamesine göre, bu mirastan saklı payı oranında yararlanan mirasçı Mehmet Tatlıcı’nın Amerikan yasalarına göre Amerika’da tek başına bir miras davası açma hakkı bulunmamaktadır…

Ortada Amerikan hukuk sistemi içinde bu derece açık ve net bir hüküm varken, maalesef Amerika’da Mehmet Tatlıcı’nın bu yönde açtığı davayı kabul eden Amerikalı yargıçlar vardır ve bu davayı kabul ederek ciddi anlamda kendi ülkelerinin, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin yargılama usullerini bile ihlal ederek çok önemli bir hukuki yanlışa imza atmışlardır ve halihazırda da, aynı hukuki yanlışı sürdürmeye kararlı iki hakim, Jeffrey D.G. ve Jamie G. da şimdilerde verdikleri kararlarla adeta Mehmet Tatlıcı’nın ekmeğine yağ sürmeye devam etmektedirler…

Bu hukuksuzlukların detaylarına geçmeden önce, Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak bu haksız-hukuksuz kararları veren hakimlerin neler yaptıklarını ve hangi gerekçelerle nasıl kararlar verdiklerini de araştırdık ve  ortaya insanlık ve hukuk adına utanç verici sonuçlar çıktı…

İşte örnekleri:

1) MİRASI BIRAKAN TÜRK, DAVACI TÜRK, DAVALILAR TÜRK, MİRASA TABİ GAYRİMENKULLER TÜRKİYE’DE, AMA MİRAS DAVASI AMERİKA’DA?…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı bu miras davalarında esas konuyu oluşturan rahmetli iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı da, tüm mirasçıları da Türk vatandaşıydı ve hepsi de Türkiye’de yaşıyorlardı; dolayısıyla tereke ve miras davalarının Türkiye’de görülmesi gerekmekteydi ve daha da önemlisi, yurt dışında görülen bu tür miras davalarında uygulanması gereken usul ve esaslarda Türk Hukuku ve Uluslararası Hukuk temel alınmalıydı.

Ayrıca, Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından bu yana geçen 10 yıldır da Türkiye’de yine Mehmet Tatlıcı tarafından Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı açılan miras davalarında bir hukuki süreç işlemekteydi; üstelik, Mehmet Tatlıcı burada açtığı bütün davaları da hep kaybetmişti ve dolayısıyla bütün bu davalarda, Türkiye’de hukuken Mehmet Tatlıcı aleyhinde kesinleşmiş mahkeme ve Yargıtay kararları vardı…

Durum böyleyken, Amerika’da Türkiye’dekine “paralel” miras davaları açılması tam bir hukuk komedisiydi…

Ancak Amerikalı hakimler, bu tür miras davalarında esas izlenmesi gereken Türk Hukukunu ve iki ülke arasındaki iki çok önemli uluslararası sözleşmeyi (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ve Ölen Kişilerin Malvarlıklarının Mirasçılarına İntikaline Uygulanacak Hukuka Dair 1 Ağustos 1989 Tarihli Lahey Sözleşmesi) bir yana bırakarak ve hepsinden önemlisi de, Türkiye’de yıllardır görülmekte olan ve önemli bir kısmı belirli bir noktaya gelmiş (ve bunların hepsi de Mehmet Tatlıcı aleyhine sonuçlanmış ve hukuken kesinleşmiş) miras davaları sürecini yok sayarak hukuka aykırı bir şekilde Amerika’da bu davaların açılmasına onay verdiler…

Mehmet Tatlıcı orada haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla açtığı davalarda da bütün bu oyunlarına rağmen, kendi uydurduğu bu iddialarını hiçbir şekilde kanıtlayamadığı için, zaten hedeflediği hiçbir sonuca da ulaşamamıştı; Dolayısıyla orada kendi başlattığı bu hukuki süreçte bir sonuca ulaşmasının mümkün olmayacağını da zaten çok iyi biliyordu…

İşte bu yüzden, Mehmet Tatlıcı Türkiye’de (25 yıllık eşi ve öz evlatları dahil) Tatlıcı soyadlı tüm aile fertleri aleyhine onlarca dava açmış, yine onlarca suç duyurusunda bulunmuş ve sonuçta net olarak uzlaşmaktan, sulh olmaktan uzak bir tavır sergilemişken; şimdi Amerika’da oradaki hakimlerin gözünde “sulh yanlısı” bir görüntü çizme pişkinliğiyle hareket ediyordu…

Mehmet Tatlıcı ne kadar samimi?

Sonuçta Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrasında tüm aile fertlerine karşı yaptıkları ortadayken, onun bu yeni hamlesinde ne kadar “samimi” (samimiyet: eski Türkçe’de dürüstlük anlamına gelen bir kelimedir) olduğu sorusu da akla geliyor:

Öyle ya, Türkiye’de yıllarca uzlaşma yanlısı olmak bir yana, aleyhlerine onlarca dava açtığı ve tam 15 ayrı suç duyurusunda bulunduğu Uğur ve Nurten Tatlıcı ile şimdi Amerika’da hangi yüzle aynı masaya oturup da, Amerikalı bir “arabulucu” üzerinden bir “uzlaşma yolu” bulma görüntüsü çizmeye çalışıyor kandırmacasına sığınma gereği duyuyor ve bunu yapmaktaki esas maksadı ne?

Haber ekibimizin Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da yaptıklarıyla ilgili araştırmaları, aslında onun bu yeni hukuk cambazlığı üzerinden yıllardır hedef aldığı Uğur ve Nurten Tatlıcı ile “uzlaşma arayışından” çok, “başka hesaplar” üzerinden onları “sıkıştırmaya” çalıştığını çok net bir şekilde ortaya koyuyordu…

Bu oyunu devreye sokarken, elbette bazı “hesapları” da vardı Mehmet Tatlıcı’nın; Bu hesapları içinde onun ekmeğine yağ süren Jeffrey D.G. ve Jamie G. gibi

hakimlerin varlığı da işini kolaylaştırmaktaydı:

MEHMET TATLICI’NIN, SÖZDE UZLAŞMA ARAYIŞINDAKİ “CİNLİKLERİ”

Mehmet Tatlıcı, her şeyden önce, Amerika’nın Florida eyaletinde yapılması kararlaştırılan bu arabuluculuk görüşmesine aleyhine dava açtığı yaşı 70’e gelmiş, sağlığı uzun uçak yolculuğuna el vermediği doktor raporlarıyla kanıtlanmış vertigo rahatsızlığı olan Nurten Tatlıcı’nın Amerika’ya gelemeyecek durumda olduğunu çok iyi biliyordu…

Vertigo şiddetli baş dönmesi şeklinde kendini gösteren ve özellikle yaşlı insanlarda görülen bir rahatsızlık ve bu rahatsızlığı yaşayan bir insanın İstanbul’dan Amerika’nın doğu sahillerine (örneğin Florida’ya) yapılacak, (hava alanlarında ve uçak içindeki bekleme süreleri hariç) en az 14-15 saat süren bir yolculuğu bu haliyle kaldırması tıbben mümkün değil.

Bütün bunlar Nurten Tatlıcı’nın Florida’da görülmesi planlanmış olan hakemlik (mediation) görüşmesine katılmasına ciddi bir engel oluşturmaktadır ve bu rahatsızlık doktor raporuyla da kanıtlanmıştır. Bu gerçekler, Nurten Tatlıcı’nın Florida’daki avukatları tarafından ekindeki resmi kanıtlarıyla birlikte Amerika’daki dava dosyasına aktarılmıştır.

2. AMERİKALI HAKİMLER JAMİE G. VE JEFFREY D.G. SAĞLIK RAPORLARINI YOK SAYIP YAŞLI BİR İNSANI UZUN UÇAK YOLCULUĞUNA ZORLUYORLAR

Bu nedenlerle Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı bu arabuluculuk görüşmesine İstanbul’dan tele (sesli) konferans veya video (görüntülü) konferans yoluyla katılma talebinde bulunuyor, ancak Amerikalı hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. (yaşlı bir insanın son derece insani ve hayati bu mazeretini kabul etmiyorlar; yine Amerikan yargı usullerinde yeri olan tele konferans veya video konferans yoluyla İstanbul’dan katılma talebini de hukuka ve insan haklarına aykırı bir şekilde yeterli bulmuyorlar ve onu ne şartta olursa olsun bizzat Florida’ya kadar gelip bu arabuluculuk (mediation) görüşmelerine fiziken katılmaya zorluyorlardı…

Bunlar tam da Mehmet Tatlıcı’nın yaptığı bu hukuk cambazlığıyla istediği ve beklediği kararlar oluyordu; çünkü onun esas amacı da (bugüne kadarki uzlaşmaz tutumlarına bakıldığında) uzlaşmak değil, Nurten Tatlıcı’nın Amerika’ya gelemeyeceğinden yola çıkarak Amerikan yargısına, “bakın ben İstanbul’dan geliyorum (çünkü uzlaşma yanlısıyım), buraya gelmeyerek uzlaşma yanlısı olmadığını gösteren taraf da Nurten ve Uğur Tatlıcı’dır” diyebilmek… Ve tüm bunlardan aklınca kendi lehine bir sonuç çıkarma yolu yaratmak…

Mehmet Tatlıcı ve Amerika’daki avukatlarının tüm bu hukuki süreçte izledikleri yola ve yaptıklarına bakıldığında bu “ya tutarsa” kafasıyla attıkları adımları büyük ölçüde oradaki hakimlere “yedirebildiklerini” görülmekteydi…

Amerika’daki davaya bakan yargıçlar Jeffrey D.G. ve Jamie G., Mehmet Tatlıcı’nın “ya tutarsa” kafasıyla sahneye koyduğu “bu oyunu” yiyor ve sağlığı uzun uçak yolculuğunu kaldıramayacak Nurten Tatlıcı gibi yaşı neredeyse 70’e gelmiş bir insanın ne pahasına olursa olsun Amerika’ya gelmesini ve arabulucu ile yapılması öngörülen görüşmede Mehmet Tatlıcı ile aynı masaya oturmasını dayatıyor; Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinin kararlarını bile yok sayarak, hiçbir yasal ve insani mazereti kabul etmiyordu. Bunu da (duruşma kayıtlarına da geçecek şekilde) Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya yönelik olarak onları bu davada temsil eden Amerikalı avukatlarına karşı oldukça “ön yargılı” ve “azarlayan” bir üslupla yapıyordu Amerikalı yargıç Jamie G.

Aslında, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine Amerika’da açtığı bu davalarda onları temsil eden Amerikalı avukatları her zaman duruşmalara ve arabulucu ile yapılan/yapılacak görüşmelere bizzat katılıyor ve Türkiye’den oraya yasal mazeretleri nedeniyle gidemeyen müvekkillerini temsil etmeye devam ediyorlardı. Aynı zamanda, Uğur ve Nurten Tatlıcı, arabulucu ile yapılan bu toplantılara Türkiye’den telekonferans yoluyla katılmaya devam ediyorlar ve Florida’daki bu toplantılarda Türkçe-İngilizce tercüme yapan yeminli tercümanlar da bizzat yer alıyordu…

Ama nedendir bilinmez, Amerikalı hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. bütün bunları yeterli bulmayarak, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın arabulucuyla yapılacak toplantıya yaşadığımız bu teknoloji çağında, Türkiye’den telefon ve video-konferans sistemiyle katılmalarını ve oradaki avukatları tarafından temsil ediliyor oluşlarına yeterli bulmuyor, uzun uçak yolculuklarına sağlığı elverişli olmadığı doktor raporuyla kanıtlanmış olan Nurten Tatlıcı’nın (onun için hayati tehlikesi olabilecek) en az 14-15 saat süren bir uçak yolculuğuyla Amerika’ya bizzat gelmesini Amerikalı avukatına söylüyor ve duruşma kayıtlarına da geçen bu insanlık dışı kararlarını sert bir üslup ve tavırla dayatmaya devam ediyordu: “Müvekkilin bu arabuluculuk (mediation) görüşmesine bizzat gelmezsen, bu davada öne sürdüğü bütün hukuki iddiaları ve kanıtları geçersiz sayıp, bu davayı aleyhlerine sonlandıracağım…”

Aynı durum Uğur Tatlıcı için de geçerliydi…

Uğur Tatlıcı da, Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin vize krizine yol açtığı günlere denk gelen bu arabuluculuk toplantısına Türkiye’deki Amerikan konsoloslukları vize işlemlerini tamamen iptal ettiği için (o dönemde Amerikan vizesi olmaması sebebiyle) katılamaması sonucunda, (sanki bizzat Türkiye’deki kendi konsoloslukları vize işlemlerini durdurmamış gibi) hakim Jamie G. haklı mazeretin ardındaki gerçekleri asla kabul etmediği için, onun haksız ve hukuksuz saldırılarına hedef oluyor, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı oradaki davada temsil eden Amerikalı avukatlar da bu şekilde duruşmalarda sürekli “fırça yemeye” devam ediyorlardı…3. AYAĞI

3. KIRILAN VE YATARAK İSTİRAHAT ETMESİ GEREKEN UĞUR TATLICI’YI AMERİKA’YA UÇAK YOLCULUĞUNA ZORLADILAR…

Haber ekibimizin araştırmaları başka hukuksuzlukları da ortaya koyuyordu:

Yine Florida’daki bir başka arabuluculuk (mediation) toplantısının yapılacağı tarihlere denk gelen günlerde, Uğur Tatlıcı’nın yaşadığı bir kaza sonucu bacağının kırılmış olmasını bile yasal bir gerekçe olarak kabul etmedi hakim Jamie G….

Vücudun bütün ağırlığını taşıyan tibia kemiğinde yaşadığı kırık nedeniyle üç ay koltuk değnekleriyle yaşayan ve yatak istirahati gerektiren yoğun bir tedavi dönemi geçirmekte olan Uğur Tatlıcı’nın, Florida’daki avukatları aracılığı ile oradaki mahkemeye sunduğu doktor raporlarını bile kabul etmeyip, Uğur Tatlıcı’yı o haliyle Amerika’ya gelmeye zorladı hakim Jamie G.

Bütün bunlar olurken, Mehmet Tatlıcı ise, “ya tutarsa” kafasıyla sahneye koyduğu bu oyunda yanında Amerika’lı avukatları ve oralara kadar taşıdığı ve “avukat” diye yutturmaya çalıştığı kendi adamlarıyla bu duruşmalara ve arabuluculuk toplantılarına bizzat katılıyor ve dava açtığı kendi aile fertlerinin haklı mazeretlerinin geçersiz olduğunu ispat etmeye çalışıyor; bütün bunlarla hakim Jamie G.’ı ve Jeffrey D.G’ı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın bu davaya sunacakları kendi iddia ve kanıtlarını yok saymasını ve böylelikle onların savunma haklarının hakim kararıyla ellerinden alınmasını sağlamaya zorluyorlardı…

Üstelik kendinin ve avukatlarının tüm uçak yolculukları, otel ve restoran harcamalarıyla birlikte tüm avukatlık ücretlerinin de Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından ödenmesini de talep ediyordu Mehmet Tatlıcı…

4. ŞİŞİRİLMİŞ MASRAFLARINI UĞUR VE NURTEN TATLICI’YA ÖDETMEYE ÇALIŞIYORLAR, HAKİMLER JEFFREY D.G. VE JAMIE G. DA BÜTÜN BUNLARI ONAYLIYOR…

Mehmet Tatlıcı ve avukat diye yutturmaya çalıştığı adamlarıyla birlikte, uçakların “lüks mevkii” (ve en pahalı sınıfı) olan “business class” koltuklarında Türkiye’den Amerika’ya, oradan da Türkiye’ye uçuyor, Florida’nın en lüks otellerinin en pahalı odalarında keyif çatıp, en lüks restoranlarında ve barlarında yiyip içtiklerinin faturasını da her dediklerine onay veren hakimlerin (Jamie G. ve Jeffrey D.G.) onayıyla Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ödetmeye çalışıyorlardı…

Bu davaya bakan hakim Jamie G. ve Jeffrey D.G. da Mehmet Tatlıcı’nın bu taleplerini kabul edip, bütün bu masrafların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından ödenmesi yönünde kararlar alıyordu…

Bu masrafların fatura edilmesi sürecinde de bir başka “aktör” bu hukuk komedisinde sahne alıyordu: sözde tereke temsilcisi Joshua Rosenberg…

SÖZDE TEREKE TEMSİLCİSİ JOSHUA ROSENBERG’İN, MEHMET TATLICI YANINDA SAF TUTUŞU…

Josh Rosenberg, Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı açtığı miras davasına oradaki mahkeme hakimliği tarafından atanan tereke temsilcisidir. Bir tereke temsilcisinin davadaki varlığı, terekeye tabi olan taşınır ve taşınmaz değerlerin mahkeme gözetiminde adil ve hukuka uygun bir şekilde yönetilmesi ve bu süreçte davanın (davalı-davacı) her iki tarafına karşı da tarafsızlık ilkesiyle yaklaşmasıdır.

Ancak gelin görün ki, “tereke temsilcisi” Josh Rosenberg, bu davaya katıldığı andan itibaren Mehmet Tatlıcı ve onu bu davada temsil eden avukatlarının ve yanında oralara taşıdığı

adamlarının tüm şişirilmiş masraflarını mahkemeye sunan ve hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. önüne koyan bir rol de üstlenmektedir…

Haber ekibimizin araştırmaları, bu sözde tereke temsilcisinin taraflılığını gösteren çok önemli bilgi ve belgelere de ulaşmamızı sağladı:

Örneğin, kendisinden tarafsız olması beklenen bu sözde tereke temsilcisi Josh Rosenberg, Mehmet Tatlıcı ve adamlarıyla (Amerikalı avukatı Jeremy Friedman ve Mehmet Tatlıcı’nın “Türkiye’den getirdiğim avukatımdır” diye oradaki mahkemeye yutturduğu Victor Marian Stanciulescu) ile hep birlikte Florida Palm Beach’in lüks restoranlarına gidiyor, onlarla beraber yiyip içtiklerinin faturasını da (Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ödetmek amacıyla) yukarıda açıkladığımız şekilde mahkemeye sunuyor ve bütün bunları sorgusuz-sualsiz bir şekilde onaylayan taraf da davaya bakan hakim Jamie G. oluyordu… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı ve Josh Rosenberg’in Yeni “Tereke Hortumlama” Hamleleri” haberi).

“TARAFSIZ”TEMSİLCİ, MEHMET TATLICI VE ADAMLARIYLA BİRLİKTE YEMEKTE…

Haber ekibimizin Florida’da yaptığı araştırmalar, mahkemenin tarafsız olarak dava sürecine katılması için atadığı bu “temsilcinin”, Mehmet Tatlıcı ve avukatlarıyla “birlikte takıldığını”, hatta söz konusu duruşmadan iki gün önce de West Palm Beach’de Atlas Okyanusu kıyısındaki The Circle at the Breakers adlı lüks restoranda birlikte yiyip-içtiklerini ortaya koymuştur…

Bu taraflı “tereke temsilcisinin” bir duruşmada sergilediği tavırlar da aslında ne kadar taraflı olduğunu gösteren bir başka önemli kanıt olacaktı; bunu biraz sonraya bırakarak kaldığımız yerden devam edelim…

Burada hakim Jamie G.’a “yedirdikleri” bir başka hukuk komedisi de büyük bir pişkinlikle sergileniyordu:

Yukarıda da açıkladığımız gibi Mehmet Tatlıcı, “Türkiye’den getirdiğim avukatımdır” diye Victor Marian Stanciulescu’yu da bu duruşmalara ve arabuluculuk görüşmelerine sokuyordu. Üstelik, İstanbul-Miami-İstanbul gidiş-dönüş uçuşlarını birlikte uçakta en pahalı mevki olan Business Class’ta yapıyorlar, Florida’nın en lüks otellerinde konaklıyor, en pahalı restoranlarında yine birlikte yiyip içiyorlar ve bunların faturalarını da yasal ve haklı mazeretleriyle söz konusu arabuluculuk toplantılarına katılamayan Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya sözde tarafsız tereke temsilcisi Josh Rosenberg eliyle fatura ediyorlardı.

Bütün bunları göremeyip, bu haksızlığa imza atan da davaya bakan hakim Jamie G. oluyordu. Aslında avukatlık sıfatı taşımayan, sadece ve sadece Mehmet Tatlıcı’nın has adamı olarak yanında oraya-buraya taşıdığı Victor Marian Stanciulescu isimli bu kara para aklama uzmanının tüm şişirilmiş harcamaları, (yukarıda da açıkladığımız gibi) sözde tereke temsilcisi Josh Rosenberg’in hazırladığı resmi belgelerle kılıfına uydurulmak adına “masraf” gibi gösterilerek bir Amerikan mahkemesine sunuluyor ve bütün bu şişirilmiş faturalar bir Amerikalı hakimin (Jamie G.) kararıyla onaylanıyordu…

Burada, Mehmet Tatlıcı’nın “Türk Avukat” yalanıyla yanında Florida’ya kadar götürdüğü ve orada adını Victor Stein diye uydurduğu bir isimle takdim ettiği bu uluslararası kara para aklama uzmanı için mahkemeye sundukları şişirilmiş masraf listesi ile talep ettikleri para ise (saati 400 dolardan) toplam 12.720 dolar idi…

Kısacası, aşağıda detaylarını açıklayacağımız bu hukuk komedisi içinde rol verilen ve Türk Avukat diye mahkemeye götürülen Victor isimli bir Romanyalı üzerinden Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan tam 12 bin 720 dolar talep ediyordu Mehmet Tatlıcı ve onun Florida’daki avukatı Jeremy D. Friedman…

Bütün bu hukuksuzluklara karşı Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Florida’daki avukatları aracılığıyla “masraf” adı altında gösterilmeye çalışılan ve tarafsız olması gereken bir tereke temsilcisi (Joshua Rosenberg) eliyle hazırlanıp, mahkemeye sunulan bu şişirilmiş faturalara yaptığı itirazlar sonuç veriyor ve özellikle Amerika’daki bu duruşma ve arabuluculuk toplantılarına yönelik Victor Marian Stanciulescu adına fatura edilen tüm masraflar bizzat Mehmet Tatlıcı’nın oradaki avukatı Jeremy Friedman tarafından masraf listesinden çıkarılmak durumunda kalıyordu.

Görüldüğü gibi, Mehmet Tatlıcı birer avukattan çok kara para aklama uzmanı olan adamlarıyla birlikte bu oyunlarını hep “ya tutarsa” kafasıyla oynuyor, foyaları ortaya çıktığında da büyük bir pişkinlikle geri adım atabiliyor, ama oradaki hakimlere bütün bunları oynadıkları hukuk komedisi içinde yedirmeye de devam ediyordu…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerikan adaletiyle nasıl alay ettiğini ve oradaki duruşmalarda “ya tutarsa” kafasıyla sergilediği hukuk komedisini ortaya koyan başka kanıtlar da vardı:

5. ROMANYALI BİR KARA PARA AKLAMA UZMANI, AMERİKAN MAHKEMELERİNE “TÜRK AVUKAT” DİYE YUTTURULUYOR…

Mehmet Tatlıcı’nın, yanında oralara kadar taşıdığı kara para aklama uzmanı adamı Romanyalı Victor Marian Stanciulescu, bu duruşmalarda yukarıda açıkladığımız gibi “Türk avukat” sıfatıyla da boy gösteriyordu.

Haber ekibimizin Florida’daki araştırmaları, bu hukuk komedisini kanıtlayan bilgi ve belgelere ulaşmamızı da sağladı:

Örneğin, Florida’da görülmekte olan ve hakim Jamie G.’ın baktığı esas dava öncesi, 8 Şubat 2018 tarihinde yapılan ve davaya taraf olanların katıldığı (davayı açan Mehmet Tatlıcı’nın bizzat ve Amerikalı avukatı Jeremy Friedman ile katıldığı; karşı taraf Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın ise oradaki avukatlarıyla temsil edildiği) duruşma, hukuk adına oynanan bir komediye sahne olmuştu.

Amerikan hukukunda “pretrial conference” adı verilen bu duruşmaya (pretrial conference: esas dava öncesi tarafların aralarındaki anlaşmazlıkların değerlendirildiği ve atanan bir başka hakim huzurunda yapılan toplantı), Mehmet Tatlıcı yanında Türkiye’den getirdiğim avukatımdır diye takdim ettiği Victor Marian Stanciulescu adındaki Romanya vatandaşı (aslında “kara para aklama uzmanı”) olan adamı ile katılmıştı.

Romanyalı kara para aklama uzmanı Victor Marian Stanciulescu, bu duruşma sırasında görev alan hakim Charles B.’a (Mehmet Tatlıcı’nın Amerikadaki avukatı Jeremy Friedman tarafından Mahkeme kayıtlarına geçecek şekilde), “Bu Victor, kendisi de İstanbul Türkiye’den bir avukat” ifadesiyle tanıtılmış ve davaya katılan tarafların isimlerinin yer aldığı resmi kayıtlarda da Romanyalı Victor, “Türk Avukat” şeklinde yer almıştı…

Hatta duruşmaya bakan hakimin orada bahsi geçen bir konuyla ilgili olarak “Türk avukat bu duruma ne diyor?” sorusuna da “Türk avukat” Romanyalı Victor, İngilizce olarak, “ben burada sadece izliyorum, söyleyecek bir sözüm yok” diye cevap veriyordu…

Yine daha önce 19 Ekim 2017 tarihinde hakim Jamie G. başkanlığında görülen bir başka duruşmada yine Mehmet Tatlıcı yanında boy gösteren Romanyalı kara para aklama uzmanı Victor, Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatı Jeremy Friedman tarafından hakim Jamie G.’a “müvekkilimin (Mehmet Tatlıcı’nın) Türkiye’den getirdiği avukatıdır” diye takdim edilmekteydi…

Tüm bunlarla birlikte sergilenen bu hukuk komedisi de, oradaki resmi mahkeme kayıtlarında yer alarak aynen bu şekilde tarihe geçiyordu…

MEHMET TATLICI’NIN ADAMI VİCTOR MARİAN STANCİULESCU’NUN TÜRKİYE VE AMERİKA’DA AVUKATLIK KAYDI YOK, AMA…

Oysa, haber ekibimizin araştırmaları, Florida’da görülmekte olan bu davanın farklı duruşma kayıtlarında her seferinde “Türk Avukat” diye yer alan (aslında Türk vatandaşı da olmayan) Romanyalı Victor Marian Stanciulescu’nun, ne Türkiye’de ne de Amerika Birleşik Devletleri’nde barolara kayıtlı bir avukat olmadığını, dolayısıyla Mehmet Tatlıcı’yı ne Türkiye ne de Amerika’da yasal olarak temsil edemeyeceğini de göstermektedir…

Bunun yanında yine haber ekibimizin Romanya, Kıbrıs Rum Kesimi, Panama ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki araştırmaları, Victor Marian Stanciulescu’nun Kıbrıs Rum Kesimi ve Panama gibi uluslararası kara para aklama merkezlerinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde şirketleri olduğunu ve esas işinin de “avukatlık” değil, “danışmanlık” adı altında basbayağı “kara para aklama işi” olduğunu, Mehmet Tatlıcı’nın Romanyalı Victor Marian Stanciulescu ile çıkar ilişkilerini ve Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de buharlaşan milyon dolarlarının nerelere aktarıldığını da ortaya koymaktadır. (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: Mehmet Tatlıcı’nın “İş Ortakları” ve “Off-Shore” Oyunları” haberi).

Haber ekibimizin araştırmaları, burada sözünü ettiğimiz Pretrial Conference adlı duruşma sırasında, tereke temsilcisi Josh Rosenberg’in de, çok net bir şekilde Mehmet Tatlıcı’nın yanında saf tuttuğunu ortaya koyuyordu:

6. “TARAFSIZ TEMSİLCİ”, MEHMET TATLICI’NIN AVUKATINI ÖVERKEN, UĞUR VE NURTEN TATLICI’YI KÖTÜLÜYOR; HAKİMLER DE BUNU SEYREDİYOR…

Mehmet Tatlıcı tarafından “senaryosu yazılan” bu “hukuk komedisi” içinde “tereke temsilcisi” sıfatıyla “rol alan” Joshua Rosenberg isimli bu “aktör”, burada doğrudan müdahil olarak katılma hakkı bulunmamasına rağmen duruşmada bir anda “sahne almış” ve mirasa tabi olduğu iddia edilen bazı gayrimenkuller konusunda kendisinin Mahkeme tarafından görevlendirildiğini öne sürerek, davalı taraf Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı mahkeme emirlerine uymamakla suçlamış ve Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Jeremy Friedman’ı ise yere göğe sığdıramadığı ifadelerle övmüştür…

Bu duruşmada, kendisine söz verilmemesine rağmen Joshua Rosenberg bir anda oldukça sert bir şekilde devreye girip: “Bu insanlar (Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı kasdederek) mahkeme emirlerine uymayıp (hakim Jamie G.’ın verdiği haksız ve hukuksuz kararı kasdederek), defalarca çağrılmalarına rağmen mediation görüşmelerine bizzat gelerek katılmadılar, bundan sonra katılmalarını nasıl beklersiniz?” diye hem hakim Charles B.’a hem de Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın avukatlarına adeta hesap soruyor ve o duruşmaya bakan hakim Charles B.’ı hemen orada Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde hukuksuz kararlar almaya zorluyordu…

Bir tereke temsilcisinin duruşma kayıtlarına da geçen bu sözleri söylemesi, aslında ne kadar taraflı olduğunu da ortaya koyan net bir kanıt oluyordu; Zira Josh Rosenberg, Florida’daki bu davada tereke temsilcisi olarak görevliydi ve bir tereke temsilcisinden hukuken beklenen ilk özellik de tamamen tarafsız olmasıydı; ama haber ekibimizin araştırmalarının ortaya koyduğu esas gerçek ise, Josh Rosenberg’in kendisini açık ve net bir şekilde Mehmet Tatlıcı ve onun Florida’daki avukatı Jeremy Friedman’ın çıkarlarına hizmet eden bir yerde konumlandırmış olmasıydı…

NASIL BİR HUKUK KOMEDİSİ DEĞİL Mİ?

Kısacası, Mahkeme tarafından dava sürecinde “tarafsız” olsun diye atanan bir “temsilci”, bu davada taraf olan Mehmet Tatlıcı ve avukatlarıyla birlikte takılıp, yiyip-içmekte, sonra da duruşmada çıkıp (böyle bir müdahaleye hukuken yetkisi olmamasına rağmen) davanın öteki tarafındaki Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya orada onları temsil eden avukatları üzerinden üstelik hakimin gözü önünde verip veriştirirken, bir yandan da Mehmet Tatlıcı’yı ve onun Amerikalı avukatını övmekte ve duruşma hakimine (haddini aşarak) adeta fırça atmakta; sonuçta, dava tutanaklarına da geçen bu taraflı sözleriyle orada sahneye konulan bu hukuk komedisinin ne kadar pervasızca sergilendiğine de güzel bir örnek oluşturmaktaydı…

İşte Amerika’da Mehmet Tatlıcı’nın yazdığı senaryo üzerinden bu şekilde bir hukuk komedisi sergilenmekte; Bu komedide yer alan aktörler de, başta Mehmet Tatlıcı ve Florida’daki avukatı Jeremy Friedman olmak üzere, “Türk Avukat” diye yutturulan Romanyalı kara para aklama uzmanı Victor Marian Stanciulescu ve Josh Rosenberg isimli sözde tereke temsilcisi olmaktadır…

Hakim Jamie G’ın imza attığı haksız ve hukuksuz kararları aşağıda açıklıyor ve bunun adı adalet mi, yoksa adaletsizlik mi sorusunun cevabını okurlarımıza bırakıyoruz:

 HAKİM JAMIE G.’IN GÖZ YUMDUĞU HUKUKSUZLUKLARIN ÖZETİ:

 – Romanyalı (aslında uluslararası kara para aklama uzmanı olan) Victor Marian Stanciulescu “Türk Avukat” sıfatıyla (Türk vatandaşı olmamasına ve de Türkiye’de ve Amerika Birleşik Devletleri Florida Barosu’nda kayıtlı ve tescilli bir avukat olmamasına rağmen) Florida mahkemelerindeki resmi duruşma kayıtlarına geçmekte ve orada söyledikleri de duruşma tutanaklarında aynen bu şekilde yer almakta;

– Türk olmayan ve Türkiye’de avukatlık yapma yetkisi de olmayan Romanyalı Victor Marian Stanciulescu, orada bu şekilde “boy göstermesinin” karşılığı olarak da büyük bir pervasızlıkla “benim saatim 400 dolar ve toplam alacağım da 12. 720 dolardır diyerek, onların yanında “saf tutan” taraflı bir tereke temsilcisi (Josh Rosenberg) eliyle hazırlanan belgelerle bir de üstüne Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan bu binlerce doların ödenmesini talep etmekte;

– Bu süreçte, taraflı tavırlarıyla dikkat çeken tereke temsilcisi Joshua Rosenberg, tarafsız olması gerektiğini “unutarak” davaya taraf olan Mehmet Tatlıcı, onun Romanyalı kara para aklama uzmanı adamı Victor Marian Stanciulescu ve Mehmet Tatlıcı’nın Florida’daki avukatı Jeremy Friedman ile oradaki lüks lokanta ve barlarda buluşmakta ve onlarla birlikte yiyip içmekte ve bunların faturalarını da “tereke temsilcisi” sıfatıyla ve “masraf” adı altında bizzat kendi elleriyle mahkemeye sunarak Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya fatura etmekte;

– Davaya bakan hakim Jamie G. da önüne gelen bu şişirilmiş masrafların sorgusuz-sualsiz Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından ödenmesini dayatmakta ve onların avukatı da, “müvekkillerim sadece arabuluculuk (mediation) görüşmesini yürüten hakemin masraflarını karşılarız, bu insanların bu kadar şişirilmiş kişisel masraflarının faturasını ödemek zorunda değiliz, bu haksız ve hukuksuz bir karardır” diyorlar ifadesini aktardığında da aynı hakim Jamie G. ona, “müvekkilerin bu paraları ödemezse, tıpkı arabuluculuk görüşmelerine fiziken katılmadıkları için söylediklerim bu konuda da geçerlidir; söyle onlara aynı şekilde bu davada savunma adına öne sürecekleri tüm iddia ve kanıtları yok sayarım ve davayı onların aleyhine karara bağlarım” tehditini savurmakta;

Mahkeme hakimi Jamie G. tarafsızlığını sorgulatan bu tavırlarıyla, bütün bu hukuksuzlukları onaylamakta ve aynı zamanda bu haksız-hukuksuz kazanca karşı çıkan Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın avukatlarını da, “müvekkillerin bu parayı ödeyecek, yoksa onların savunma haklarını ellerinden alırım” diyerek azarlamaya devam etmekte;

Sonuçta Mehmet Tatlıcı da, oradaki avukatı Jeremy Friedman’la birlikte bir Amerikan mahkemesinde, Amerikalı hakimlerle ve “Amerikan Hukuku” ile işte böylesine ve adeta alay edercesine bütün bunları “Amerikan Adaleti’ne” yedirmeye devam etmektedir…

İşte, Mehmet Tatlıcı, onun Amerikalı avukatı Jeremy Friedman, Avukatlık sıfatı olmayan bir kara para aklama uzmanı Victor Marian Stanciulescu ve Josh Rosenberg isimli taraflı bir tereke temsilcisinin el birliğiyle oluşturdukları bu “organizasyon”, aynen bu şekilde çalışıyor ve Amerikan Adaleti ile alay etmeye devam ediyor; Jamie G. ve Jeffrey D.G. isimli hakimler de gözleri önünde oynanan bu komedide haksız-hukuksuz kararlarıyla onların “ekmeğine yağ sürmeye” devam ediyorlar…

Meselenin özü aynen budur ve bu hukuk komedisi aynen bu şekilde oynanmaktadır…

(Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı ve Amerika’daki Avukatlarının Terekeyi Hortumlama Tezgahı” ; “Mehmet Tatlıcı ve Josh Rosenberg’in Yeni “Tereke Hortumlama” Hamleleri” ; “Mehmet Tatlıcı Florida’da “Mağdeni” Buldu” ve “Amerikan Adaletsizliğinin Yepyeni Örnekleri” haberleri).

Şimdi biraz da bütün bu hukuksuzluklara imza atan hakimlerden Jeffrey D. G. nasıl bir hakim ve nasıl bir insan olduğuna bakalım:

BİR BAŞKA HUKUKSUZLUK ÖRNEĞİ OLARAK YARGIÇ JEFFREY D.G.

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibinin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki araştırmaları Jeffrey D.G. isimli hakimin sadece bu davada değil, geçmişteki başka davalarda da nasıl haksız ve adeta insan haklarına aykırı kararlara imza atabildiğini de ortaya koymaktaydı:

Bu yargıç da tıpkı davaya bakan diğer yargıç Jamie G. gibi, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın yasal ve haklı mazeretleriyle Florida’ya gelememelerine “kafayı takıp” onları “mahkeme hükümlerini yerine getirmiyorlar” gerekçesiyle dava sürecinde ileri sürdükleri iddiaları yok saymakla ve davayı aleyhlerine sonuçlandırmakla tehdit etmekte; bu taraflı, haksız ve adil olmayan yaklaşımlarıyla da onları arabuluculuk toplantısına gelmeye zorlamaktadır. Üstelik kendilerini temsil eden avukatları bütün bu toplantılarda bizzat hazır bulunmalarına ve bu toplantılara Türkiye’den telefonla ve/veya video konferans yoluyla katılmaya devam etmelerine rağmen.

Bu hakim de tıpkı diğer hakim Jamie G. gibi, önlerine konulan tüm yasal ve hukuki gerekçeleri, kanıtları ve daha da önemlisi, TÜRKİYE CUMHURİYETİ Mahkemelerinin kararlarını bile yok sayarak, “bunların hiçbirini kabul etmiyorum, illa ki buraya bizzat gelecek ve bu toplantılara katılacaksınız, yoksa davadaki tüm iddialarınızı yok sayarım” deme cüretinde bulunabilmektedir; bir yargıç olduğunu ve orada, o makamda hukuk adına bulunduğunu ve adil olması gerektiğini adeta unutarak…

HAKSIZ, HUKUKSUZ VE İNSAN HAKLARINA AYKIRI KARARLARA İMZA ATABİLEN BİR HAKİM: JEFFREY D.G.

Haber ekibimizin bu söz konusu yargıç Jeffrey D.G. hakkındaki araştırmaları onun nasıl bir insan olduğunu; kendisine verilen yargıçlık makamının yetkilerini ve hukukun sınırlarını nasıl zorlama cüretinde bulunabildiğini ortaya koyan benzer örnekleri karşımıza getirdi:

Meğer bu yargıç geçmişte de hukukun kendine verdiği yetkileri insanlık adına utanç duyulacak şekilde aldığı mahkeme kararlarına taşımaktaymış.

İşte insanlık adına büyük bir utanç duyulması gereken bir dram ve bu dramın baş aktörü olarak hakim Jeffrey D. G.’ın yaptıkları:

Haber ekibimizin yaptığı araştırmalara göre, olay aynen şu şekilde gelişmiş:

Amerika Birleşik Devletleri’nde 2010 yılında Dennis Nebus isimli bir erkekle, Heather Hironimus isimli bir kadının Chase adını verdikleri evlilik dışı bir erkek çocukları olur. Çiftin, aralarındaki ebeveynlik anlaşmasına göre de, çocuğun velayeti (çocuk bir yaşına geldikten sonra, baba tarafından sünnet ettirilmesi kaydıyla) annede kalır.

Ancak, çocuğun doğumundan sonraki süreçte baba Dennis, daha önceki kararını yerine getirmeyerek oğlunun sünnetini yaptırmaz ve doğumdan üç yıl geçtikten sonra da anne Heather, bu zaman zarfında okuduklarından (ve özellikle de başka bir küçük çocuğun hatalı sünnet nedeniyle yaşadığı şiddetli kanama neticesinde uzvunu, hatta hayatını kaybetme tehlikesinin konuşulduğu haberlerden) etkilenerek, oğlunun genel anestezi ile yapılması planlanan sünnet operasyonundan vaz geçer…

Bu kadar küçük bir çocuğun genel anesteziye uygun olmadığı ve hayati tehlikesi olabilir endişeleriyle birlikte, Florida’da Adliye’ye giderek daha önce çocuğun babası ile yapmış olduğu (içinde bu sünnet konusunun da yer aldığı) ebeveynlik anlaşmasından sünneti çıkarmak istediğini beyan eder. Bu mahkeme dosyası da, yargıç Jeffrey D.G.’ın önüne gelir…

Hakim Jeffrey D.G. nasıl bir hakim, nasıl bir insan olduğunu gösteriyor…

Adaleti temsil etmesi beklenen hakim Jeffrey D.G. önüne gelen bu davada anne Heather Hironimus’un itirazını reddederek, çocuğun sünnet ettirilmesine onay vermesi gerektiğini, aksi takdirde kendisini süresiz olarak hapse attıracağını söyler. Üç yıldır ortada olmayan ve oğlunun sünnetini yaptırmayan baba Dennis de bir anda “ortaya çıkar” ve “anne Heather, oğlumu sünnet ettirmeme karşı çıkıyor” der…

Bu gelişmelerle birlikte konu Amerikan yerel ve ulusal medyasında haber olmaya, gazeteler ve televizyon kanalları yanında, sosyal medyada da önemli bir gündem oluşturmaya başlar…

Şimdi bu gelişmelere bakıldığında, insanın “bu anne-babanın başka işi yok mu?” ve “kardeşim, kendi aranızda konuşarak bu çocuğu sünnet mi ettireceksiniz, yoksa ettirmeyecek misiniz bir an evvel anlaşın da bu iş bitsin; çocuk doğalı üç yıldan fazla zaman geçmiş bunu aranızda bir sonuca bağlayamamışsınız, bir de olayı mahkemeye taşıyorsunuz, konu oradan medyaya yansıyor ve dünya aleme kendinizi rezil ediyorsunuz” diyesi geliyor.

Bizim burada takıldığımız konu ise, daha sonraki gelişmeler üzerine yargıç Jeffrey D.G’ın önüne gelen bu davayla ilgili verdiği insanlık dışı kararlar:

Anne çocuğuna operasyon yapılmasını istemiyor, ama yargıç Jeffrey D.G. kendisini süresiz hapse attırmakla tehdit ediyor:

Sonuçta anne Heather Hironimus, (okuduğu benzer bir haberden etkilenip) çocuğunun kanama geçireceği endişesiyle bunun güvenli bir şey olmadığını düşünerek karşı çıkıyor. Hakim Jeffrey D.G. da çocuğun annesi Heather Hironimus’un itirazlarını reddederek istemediği bir şeye onu süresiz hapse attıracağını söyleyerek adeta zorluyor.

Bunun üzerine anne Heather de artık 3,5 yaşına gelen bu çocuğu da yanına alarak, evden ayrılıp yöredeki bir kadın sığınma evinde kalmayı tercih ediyor. Ancak yargıç Jeffrey D.G., polisin kadını evinde bulamamaları üzerine, “gidin nereye saklanmışsa bulun bu kadını ve benim emirlerimi dinlemeyip çocuğunu sünnet ettirmediği takdirde süresiz hapse atın” diyor ve gerçekten de anne Heather Hironimus’u süresiz olarak hapse attırıyor…

Bu süre içinde annenin çocuğunu görmesine de izin vermiyor hakim Jeffrey D.G…

Yine aynı yargıç Jeffrey D.G, annenin bu süreçte konuyla ilgili olarak medyayla ve gazetecilerle konuşmasını da, sosyal medya hesaplarından düşüncelerini ve yaşadıklarını anlatmasını da mahkeme kararıyla yasaklıyor

Amerika gibi sözde insan haklarının bayraktarlığını yapan bir ülkede, kendi anayasasının ilk tadil maddesi olan (First Amendment) ifade özgürlüğünü bile hiçe sayarak yapabiliyor bunu hakim Jeffrey D.G…

Yine bu davayla ilgili duruşmalara bu kadar küçük yaştaki bir çocuğu savunmak için, yargıç Jeffrey D.G’ın hiçbir zaman yasal vasi veya koruyucu tayin edilmesine izin vermediği gibi, duruşma esnasında da 3 yaşındaki bu çocuğa çocuk ruh sağlığı uzmanı tarafından tanıklık edilmesine de izin vermemiştir…

Görüldüğü gibi hakim Jeffrey D.G., hukukun kendine verdiği adil olma, tarafsızlık ve hukuka bağlı kalma gibi ilkeleri çiğneyerek, anne Heather’ı hapse attırıyor ve medyaya demeç vermesini yasaklıyor, 3 yaşındaki çocuğunu hapisteyken görmesine izin vermediği gibi; duruşmalarda bu kadar küçük bir çocuğun hakları için yasal vasi ve koruyucu tayin edilmesine ve çocuk ruh sağlığı uzmanından destek alınmasına da izin vermiyor…

En nihayetinde, bu talihsiz anne Heather Hironimus, 9 gün hapis yattıktan sonra, hapis hayatına ve çocuğundan daha fazla uzak kalmaya dayanamayıp çaresizce, hakim Jeffrey D.G’ın adeta şantaj yaparcasına kendisini zorladığı oğlunun sünnet edilmesini onaylayan belgeye imza atmak zorunda kalıyor.

Haber ekibimizin Amerika’daki araştırmaları, Heather Hironimus isimli bu annenin, Chase isimli oğlunun sünneti için (istemediği halde hakim Jeffrey D.G.’ın baskılarına, hapis hayatına ve oğlundan ayrı kalmaya dayanamayarak) söz konusu belgeye imza atarken çekilen fotoğraflarına ulaşmamızı da sağladı.

Haber toplantısında, hepimiz bu görüntülerden insanlık adına büyük bir utanç duyduk: Böyle zorla sünnet olur muydu? Bir anne, henüz 3-4 yaşındaki oğlunu kendince nedenlerle sünnet ettirmek istemiyor diye hapse atılır mıydı?

TÜRKİYE’DE OLSA NE OLURDU?

Haber ekibimiz ve editörlerimizle birlikte yaptığımız günlük yazı işleri toplantısında (bu sünneti de içine alan) hassas konuyu ve Amerikalı hakimin kararlarını uzun bir süre değerlendirdik. Ayrıca, Türkiye’de Amerikalı bu hakimin yaptığına benzer bir olay var mı diye de özellikle araştırdık ve buradan çıkan sonuçları da okurlarımızla paylaşmak istedik:

Ekibimizden özellikle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olanlarla ve Müslüman olan başka ülke muhabirlerimizle konuyu değerlendirdiğimizde, Müslüman nüfusun çok büyük bir çoğunluğu oluşturduğu Türkiye’yi ele aldık ve İslamiyet’in yol göstericiliğinde inançlarını geliştirmiş, İslamiyet’in esaslarına ve geleneklerine saygı duyarak yaşam tarzını oluşturmuş insanlarız dedik…

Müslüman inançları ve yaşam tarzına uygun olarak da, erkek çocukların sünnet edilmesine tabiatıyla karşı çıkmayan, hatta bunu kabul eden bir toplumsal anlayışla ve uzlaşıyla hayatını sürdüren insanların ülkesiyiz dedik…

Bu ülkede çocuklar, en başta ailelerinin rızasıyla, hatta çok özel ritüellerle kutlanan törenlerle sünnet olur; dolayısıyla sünnet bizim ülkemizde her Müslüman erkek çocuğun yaşadığı bir anıdır ve dinimiz gereği böylesine bir toplumsal uzlaşıyla gerçekleştiği için, sünnet konusu ülkemizde tartışılmaz bile dedik…

Ancak hal böyleyken, Müslüman nüfusun büyük bir çoğunluğu oluşturduğu ülkemizde bugüne kadar, bir çocuğun yargıç kararıyla zorla sünnet ettirilmesine de hiçbir zaman tanık olmadık; (haber ekibimizin ortaya koyduğu bilgilere göre) hukuk tarihimizde böyle bir kayıt da yok…

Ayrıca, “ülkemizde bunu istemeyen başka dine mensup bir anne varsa da kim ne diyecek?” sorusunu bile araştırdık, ama buna da tanık olmadık…

Dolayısıyla ülkemizde bir annenin, (Amerikalı hakim Jeffrey D.G.’ın Heather Hironimus’a yaptığı gibi), böylesine hukuksuz ve insanlıktan uzak bir yargı süreci yaşayarak mahkeme kararıyla hapse atılmasına ve medyaya demeç verme yasağına uğramasına da hiç tanık olmadık…

Şunu da düşündük:

Örneğin, “Türkiye’de yaşayan Türk vatandaşı, ama Müslüman olmayan bir anne, örneğin yine Türk vatandaşı ve Müslüman olmayan bir babası olan ortak çocuklarını sünnet ettirmek istemezse, bizim hakimlerimiz bu anneyi çocuğunu sünnet ettirmek istemiyor ve sırf çocuğun babası bunu istiyor diye hapse attırır mıydı?” varsayımını da düşündük; ama hakimlerimizin asla böyle insanlık dışı bir karar almayacakları konusunda da hem fikir olduk. Zira, yukarıda da açıkladığımız gibi, hukuk tarihimizde ve medyaya yansıyan haberlerde ülkemizde böyle bir kayıt bulunmamaktadır…

Ama  gelin görün ki, bize “hukukun üstünlüğü” hikayesini “satmaya çalışan” bir ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’nin, Florida mahkemelerinde görev yapan bir hakim olan Jeffrey D.G.;

  • Amerikan vatandaşı bir annenin çocuğunun sünnet edilmesine karşı çıkmasını umursamayarak, böylesine insanlıktan uzak bir kararla bu anneyi zorla hapse attırmakta;
  • Çocuğun annesine, “bu çocuğun sünnetine onay vermezsen seni süresiz bir şekilde hapiste tutacağım” diyerek, onu sünnete onay vermesi için “yargıçlık makamını kullanarak” böylesine insanlık dışı bir şekilde baskı altına almakta;
  • Dahası, çocuğun annesini bunu onaylaması için önceden hazırlattığı bir belgeye imza atmaya zorlamakta ve (annesinin sünneti yaptırmaktan vazgeçtiği zaman 3 yaşında, olayın Amerikan basınına yansıdığı tarihlerde de 3,5 yaşındaki) bir çocuğun (annesinin karşı çıkmasına rağmen) bu şekilde zorla sünnet ettirilmesine “hukuk adına” karar verebilmektedir…

Okurlarımız bu konuda Amerikan medyasında çıkan haberler ve hukuk arşivlerine giren bu olayla ilgili olarak aşağıdaki linklerden daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilir:

http://thegarrisoncenter.org/archives/tag/jeffrey-dana-gillen#ps5zluz2JFq7xx9p.99 (Hukuk Arşivleri)

https://wandervogeldiary.wordpress.com/2015/05/ (Wandervogel Günlükleri – Mayıs 2015 Arşivi)

http://www.nydailynews.com/news/national/circumcision-fla-4-year-old-divides-parents-article-1.2084781 (New York Daily News – 20 Ocak 2015)

https://www.browardpalmbeach.com/news/florida-mom-fights-court-order-to-circumcise-her-3-year-old-son-6454262 (Broward Palm Beach New Times – 14 Mayıs 2014)

https://www.browardpalmbeach.com/news/circumcision-case-judge-puts-gag-order-on-mother-fighting-for-son-not-to-be-circumcised-6448914 (Broward Palm Beach New Times – 19 Kasım 2014)

https://www.browardpalmbeach.com/news/mother-of-boy-in-circumcision-case-has-vanished-with-child-judge-orders-her-to-return-6885606 (Broward Palm Beach New Times – 6 Mart 2015)

https://www.sun-sentinel.com/local/palm-beach/fl-circumcision-court-battle-hearing-20150310-story.html (South Florida Sun Sentinel – 10 Mart 2015)

https://www.cbsnews.com/news/woman-at-center-of-circumcision-battle-ordered-arrested/ (CBS News – 10 Mart 2015)

https://www.browardpalmbeach.com/news/fugitive-anti-circumcision-mom-arrested-6977896 (Broward Palm Beach New Times – 15 Mayıs 2015)

https://www.usnews.com/news/us/articles/2015/05/15/fla-woman-who-fled-to-avoid-sons-circumcision-is-arrested (US News & World Report – Associated Press – 15 Mayıs 2015)

https://www.theguardian.com/us-news/2015/may/22/florida-mom-agrees-sons-circumcision-jail (The Guardian – 22 Mayıs 2015)

https://www.browardpalmbeach.com/news/activists-to-american-doctors-dont-circumcise-4-year-old-consent-was-forced-7008693 (Broward Palm Beach New Times – 29 Mayıs 2015)

BU İNSANLIK DIŞI KARARLARA İMZA ATAN HAKİM JEFFREY D.G., MEHMET TATLICI’NIN AMERİKA’DA AÇTIĞI DAVAYA DA BAKMAKTADIR…

Haber ekibimizin araştırmaları yanında, Amerikan hukuk tarihine ve hukuk arşivlerine geçen, aynı zamanda Amerikan yerel ve ulusal medyasına, haber ajanslarına yansıyan haberlerde de geniş bir şekilde yer alan bütün bu insanlık dışı kararları veren Jeffrey D.G. isimli bu şahıs, maalesef Florida mahkemelerinde görev yapan bir hakimdir ve bütün bu insanlıktan uzak hukuk dışı kararlarını maalesef hukuk adına yerine getirdiğini savunmaktadır…

Çok yazık, gerçekten insanlık adına da, adalet adına da çok yazık…

Ve bu yargıç, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davaya da bakmaktadır ve Mehmet Tatlıcı’nın hukuk adına türlü hukuksuzluklarla önüne koyduğu bu davada, aşağıda tek tek detaylarıyla açıklayacağımız tüm hukuki gerçeklerin gösterdiği gibi, verdiği hukuksuz ve insanlıktan uzak kararlarla adeta onun ekmeğine yağ sürmektedir.

Jeffrey D.G. isimli bu yargıç, Türkiye’deki kesinleşmiş ve Mehmet Tatlıcı aleyhine sonuçlanmış yargı kararlarını bile hiçe sayarak, “Amerikan Adalet(sizliğ)ini” adeta bir zorba gibi masum insanların önüne koyup dayatmaktadır…

SÖZDE HUKUK ADINA YAPILAN HUKUKSUZLUKLAR:

Bu insanlık dışı tavırları ortaya koyarak hedef aldığı kendi halinde yaşayan masum insanlar ise:

Yeri geldiğinde yukarıda ayrıntısıyla açıkladığımız gibi (oğlunu kendince gerekçelerle sünnet ettirmek istemeyen) Heather Hironimus isimli bir anne olmakta: bu anneyi zorla hapse attırarak ve bununla oğlunun sünnetine onay belgesini imzaya zorlayarak;

Yeri geldiğinde de (Türkiye’de devam etmekte olan davalarda hiçbir zaman uzlaşma yanlısı olmayan ama şimdilerde büyük bir pişkinlikle Amerika’da uzlaşma yanlısı bir görüntü vermeye çalışan Mehmet Tatlıcı’nın açtığı bu davada), Uğur ve Nurten Tatlıcı gibi kendi halinde yaşayan ve Amerika’ya sağlık nedenleri ve diğer haklı yasal gerekçelerle gidemeyen masum insanlar olmaktadır…

Hakim Jeffrey D.G., Vertigo rahatsızlığı olan yaşı neredeyse 70’e gelmiş Nurten Tatlıcı’yı ve ayağı kırıldığı için koltuk değnekleriyle yaşayan ve doktorların yatak istirahati verdiği Uğur Tatlıcı’yı en az 14-15 saat süren bir uçak yolculuğuna zorlayıp, Florida’da yüzyüze bir hakemle buluşturmaya çalışarak hukukun kendine verdiği yetkileri böylesine insanlıktan ve hukuktan uzak bir yere taşımaktadır…

Hem de, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya hitaben, “bizzat buraya gelmezseniz bu davada kendinizi savunma adına ortaya koyacağınız herşeyi yok sayıp, davayı aleyhinize karara bağlarım” tehdidini, hukuk adına en ufak bir rahatsızlık duymadan duruşma kayıtlarına geçecek şekilde açıkça beyan ederek bunu yapmaktadır, hakim Jeffrey D.G.

Üstelik, bu davayı açan Mehmet Tatlıcı aleyhinde Türkiye’de Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı tehdit suçlamasıyla Türk mahkemesinin verdiği, Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya 50 metreden fazla yaklaşamaz şeklinde bir karar olmasına rağmen…

Jeffrey D.G.isimli bu hakim, aynı zamanda Türk Mahkemelerinin verdiği bütün hukuki kararları, iki ülke arasındaki uluslararası hukuk sözleşmelerine rağmen tek taraflı ve hukuksuz bir şekilde yok saymakta ve Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı Mehmet Tatlıcı ile Amerika’nın Florida eyaletinde Amerikalı bir arabulucunun huzurunda “sulh olma” toplantısına şahsen katılmaya zorlamaktadır; Tıpkı yukarıda detaylarını açıkladığımız olaya konu olan anneyi zorla hapse attırdığı gibi…

Üstelik, “Bizzat gelmezseniz Mehmet Tatlıcı’nın sizin aleyhinize açtığı davada kendinizi savunma adına atacağınız her türlü adımı yok sayacağım, iddialarınız ve kanıtlarınızı dikkate almayacağım” diyecek kadar ileri giderek…

O Mehmet Tatlıcı ki, bırakın uzlaşma ve sulh yanlısı olmayı, tam tersine Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine Türkiye’de haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla onlarca dava açmış ve hepsini de kaybetmiş bir şahıstır. O Mehmet Tatlıcı ki, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde yine haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla tam 15 suç duyurusu yapmış, bunların hepsi de yine aleyhine sonuçlanmıştır.

Şimdi aynı Mehmet Tatlıcı, çıkmış mahkemeye, yanına aldığı Romanyalı kara para aklama uzmanı Victor Marian Stanciulescu (ki bu şahsı da, “Türkiye’den getirdiğim avukatımdır” diyerek oradaki mahkemeye yutturuyor), avukat Jeremy D. Friedman ve tereke yöneticisi Joshua H. Rosenberg ile birlikte duruşmadaki hakim Jeffrey D.G. karşısında, adeta bir melek ifadesi takınarak, “Ben uzlaşma yanlısıyım, bakın ta Türkiye’den buralara kadar geliyorum. Ama benim ‘üvey annem’ (rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı) ve üvey kardeşim (Uğur Tatlıcı) gelmiyor, çünkü uzlaşma yanlısı değiller. Onlar aleyhine açtığım bu davada tüm savunma iddialarını ve mahkemeye sundukları kanıtları yok sayın ve de bu davayı benim lehime sonuçlandırın” deme pişkinliğini göstererek…

Takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

HAKİM JEFFREY D.G’ın HİKAYESİ

Haber ekibimizin hakim Jeffrey D.G. hakkındaki araştırmaları kendisinin Culver Askeri Akademisi’ni bitirdiğini ve yoğurtçuluk-mandıracılık işiyle ilgili bir şirketi olduğunu da ortaya koymaktadır.

Hakim Jeffrey D.G.’ın mezun olduğu Culver Askeri Akademisi’nin öğrencilerini yetiştirme adına koyduğu hedeflere bakıldığında şu cümleyle karşılaşıyoruz:

“Culver, karakter gelişimine önem veren bütünleşik programlar aracılığıyla, öğrencilerini bir bütün olarak – zihin, ruh ve beden – geliştirerek, toplumda liderlik ve sorumlu vatandaşlık ortaya koymaları için eğitir…”

Hakim Jeffrey D..G. bugün oturduğu hakimlik makamında verdiği bu hukuk ve insanlık dışı kararlarında, Culver Askeri Akademisi’nin bir mezunu olarak, bu okulun yukarıda belirttiğimiz eğitim anlayışının ne kadarını alabildiğinin takdirini de okurlarımıza bırakıyor ve bu hakim keşke hukuk adına karar veren bir makamda oturmak yerine, sadece yoğurt yapma işiyle uğraşsa demekle yetiniyoruz…

Yukarıda hepsi de resmi duruşma kayıtları ve medyaya yansımış haberleri de içine alan kanıtların gösterdiği gibi, Amerika’da Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davaya bakan hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G., “hukuk adına” adil kararlar versinler diye kendilerine teslim edilen davalara bakarken tam olarak böyle birer hukuk dışı hakim profili çizmektedirler.

Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine ama Mehmet Tatlıcı lehine (ancak hepsinde de haksız-hukuksuz ve taraflı) kararlarıyla dikkat çeken bu iki hakimi böylelikle yakından tanıdıktan sonra, şimdi bu iki hakimin verdiği kararlardaki hukuksuzlukların neler olduğunun detaylarına geçelim:

HAKİM JAMIE G. VE HAKİM JEFFREY D.G’IN HUKUKSUZLUKLARI:

Oturdukları makamın hukuk adına karar verme sürecinde ne kadar önemli olduğunun farkında olmaktan uzak bir görüntü ortaya koyan Jamie G. ve Jeffrey D.G isimli bu iki hakimin verdiği kararlardaki hukuksuzlukları da aşağıda okurlarımızın bilgisine sunmak isteriz:

Hukuksuzluk 1:

 Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’nın Florida Eyaleti’nde açtığı davalarda esas uygulanması gereken hukuk, Türk Hukuku’dur. Ama, verdikleri kararlar ve davalardaki tavır ve davranışları gereği nasıl birer yargıç ve nasıl birer insan oldukları artık yukarıda yer verdiğimiz, Amerikan medyasında çıkan ve hukuk arşivlerine geçen veri ve bilgilerde de çok açık bir şekilde görülen bu Amerikalı yargıçlar, yani Jamie G. ve Jeffrey D.G., bu davalarda uluslararası hukuku ve Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ikili hukuk anlaşmalarını hiçe sayarak Amerikan Hukuku’nu, (onu da kendi kafalarına göre yorumlayarak) uygulamakta ısrar etmektedirler.

İşte bu hukuksuzluğun ne olduğu gerçeği:

– Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida Eyaleti’nde görülmekte olan bu miras davasında, davaya konu olan mirasın sahibi 22 Şubat 2009 tarihinde vefat eden Mehmet Salih Tatlıcı da, davaya taraf olanlardan Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı ile davayı açan diğer taraf Mehmet Tatlıcı da hepsi birden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdırlar.

– Merhum Mehmet Salih Tatlıcı 22 Şubat 2009 tarihinde Türkiye’de (İstanbul) vefat etmiştir. İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/85 E., 2018/405 K. sayılı, 03 Mayıs 2018 tarihli mirasçılık belgesine göre de yine merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirasçıları Nurten Tatlıcı, Uğur Tatlıcı, Ahmet Tatlıcı, Mehmet Tatlıcı, Salih Ziya Titiz, Bedriye Kamer Tatlıcı olup, mirasçıların hepsi de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Bu gerçeklerin yanında, Florida da devam eden uyuşmazlıkların hepsi de miras temelli iddialara dayalı davalar olduğundan, bu kapsamda Florida Mahkemelerinin ve yargılamada uygulanacak hukukun öncelikle belirlenmesi gerekmektedir.

Buna göre, öncelikle Florida mahkemesinin yetki alanını belirleyen uluslararası sözleşmelere bakılması esasen hukuki bir zorunluluk olmaktadır:

Uluslararası hukuka göre;

Ölen Kişilerin Malvarlıklarının Mirasçılarına İntikaline Uygulanacak Hukuka Dair 1 Ağustos 1989 Tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 3/1 Maddesinde;

“Miras, miras bırakanın vatandaşı olmak şartıyla, ölüm anında mutad meskeninin bulunduğu Devlet hukukuna tabidir” denilmektedir.

Yine aynı sözleşmenin 2. Maddesi de;

“Sözleşme, uygulanacak hukuk akit olmayan bir devlete ait olsa bile, uygulanır” şeklindedir…

Ayrıca, 5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN’un “Miras” başlıklı 20/1 maddesinde de;

“Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır” şeklinde çok açık ve net bir hüküm bulunmaktadır…

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da açtığı bu miras davasında esas dikkate alınması gereken hukuk, Türk Hukuku ve Türk Hukuku’nun belirlediği esaslar olmalıdır.

Hal böyleyken ve hukuk bunu emrederken, Amerikalı yargıçlar Jamie G. ve Jeffrey D.G. burada büyük bir hukuksuzluğa imza atarak, bu gerçeği ve hukukun esaslarını hiçbir zaman dikkate almamışlardır…

Hukuksuzluk 2:

Merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’ya miras bıraktığı taşınmazlarla ilgili, Mehmet Tatlıcı’nın ve diğer mirasçılar Ahmet Tatlıcı ve Salih Ziya Tatlıcı’nın açtığı tapu iptal tescil ve tenkis davası İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/61 Esas sayılı dosyasında görülmektedir ve halen sonuçlanmamıştır.

Türkiye’de görülmekte olan bu dava dosyasının resmi kayıtlarına bakıldığında, Mehmet Tatlıcı’nın Türk avukatı tarafından mahkemeye sunulan 16 Mart 2016 tarihli bir dilekçede, (aslında merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı adına Amerika’da tapu tescili ve tapu kaydı olmayan ve hiçbir zaman da olmamış; ancak, tamamen Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın şahsi mülkü olan) bazı taşınmazlara ait bilgiler verilerek; (Temelde, hiçbir hukuki ve yasal kanıtı olmayan ve tamamen Mehmet Tatlıcı’nın kendi uydurduğu bu iddiaya dayandırılarak), bunların Mehmet Salih Bey’in vefatından sonra satıldığı – kaçırıldığı – ve satış bedellerinin Türkiye’deki bir banka hesabına getirildiği iddia edilmiştir.

Hal böyleyken, Mehmet Tatlıcı’yı İstanbul’daki mahkemede görülmekte olan bu davada temsil eden avukatı ise, mahkeme kayıtlarına geçen beyanıyla, “söz konusu miktarların tamamı sayın mahkeme huzurunda tenkis davasının konusunu teşkil edecektir” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.

Böylelikle, aslında kendisini temsil eden avukatının bu beyanıyla birlikte Mehmet Tatlıcı da, İstanbul’da açtığı davaya bakan Türk avukatı vasıtasıyla Florida’daki taşınmazlar yönünden Türk Mahkemelerinin yargı yetkisini kabul etmiş ve bu konuda açık talep ileri sürmüştür…

Bunun yanında, Mehmet Tatlıcı, Amerika’da açtığı davaya bakan mahkemede de, oradaki avukatı aracılığıyla Türkiye’de görülmekte olan bu davanın resmi kayıtlarına geçen bu beyanlarını sürekli olarak GİZLEME çabasında olmuştur…

Kısacası, Mehmet Tatlıcı ikili oynamaktadır: Türkiye’de başka, Amerika’da başka…

Türkiye’de kabul ettiği gerçeği, Amerika’da Amerikan adaletinden gizleme çabasındadır Mehmet Tatlıcı…

Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de yine Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davada kendisini temsil eden avukatının bu açık ve net talebi yanında, yine yukarıda açıkladığımız uluslararası hukuka göre belirlenen; yani, Ölen Kişilerin Malvarlıklarının Mirasçılarına İntikaline Uygulanacak Hukuka Dair 1 Ağustos 1989 Tarihli Lahey Sözleşmesi ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri dikkate alındığında, Mehmet Tatlıcı’nın Florida’daki taşınmazlarla ilgili taleplerinin değerlendirilmesinin, Türk Mahkemelerinin yetkisinde olduğu açıktır.

Nitekim, Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda belirttiğimiz gibi, İstanbul’da görülmekte olan dava dosyasına giren 16 Mart 2016 tarihli avukatı vasıtasıyla beyanı da, bunu kabul ettiğinin açık ve net bir kanıtıdır…

Ancak hal böyleyken, Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de bizzat kendi açtığı davada, yine bizzat kendisini temsil eden avukatının beyanıyla kabul ettiği bu gerçeği, Amerika’da açtığı davada oradaki hakimlerden ve dava dosyasından büyük bir pişkinlikle gizlemeye çalışmakta ve oradaki hukuksuzluğa imza atan hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G da, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı orada temsil eden avukatları vasıtasıyla önlerine konulan tüm bu belgeleri ve uluslararası hukukun çok açık ve net hükümlerini yok sayarak, Mehmet Tatlıcı’nın bu “hukuk cambazlıklarını” seyretmeye ve Florida’da baktıkları davada geçerli olması gereken Türk Hukukunu ve Türkiye’deki yargı sürecinde verilen kararları ve beyanları yok saymaya devam etmektedirler.

Dolayısıyla ortada büyük bir hukuksuzluk vardır:

Zira, yukarıda belirttiğimiz gibi, bu tür davalara ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde Türk Mahkemeleri yetkili olup, ihtilafta uygulanacak hukukun da Türk Hukuku olduğu açıktır. Üstelik bu hukuki gerçeği, Mehmet Tatlıcı da bizzat İstanbul’da kendi açtığı davada, yine bizzat kendi avukatı aracılığıyla İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dava dosyasına ve duruşma tutanaklarına geçen kayıtlarda beyan ve kabul etmiş durumdadır.

Ortada böylesine önemli hukuki bir kanıt varken, Mehmet Tatlıcı Türkiye’de kabul ettiğini Amerika’da yok sayarak gidip Florida’da dava açmakta ve o davaya bakan Amerikalı hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. da bu gerçekleri görmezden gelmeye devam etmektedirler…

Hukuksuzluk 3:

Mehmet Tatlıcı Florida da açtığı bu davanın yargılama sürecinde işler kendi istediği gibi gitmeyince, bir anda “ben karşı tarafla sulh olmak istiyorum” diyerek hakemlik (mediation) talebinde bulunmuştur.

Peki, Mehmet Tatlıcı bu yeni hamlesinde ne kadar samimidir? (Samimi: eski Türkçe’de dürüst anlamına gelmektedir).

Burada Mehmet Tatlıcı’nın “oyununu” yine Türkiye’de başka, Amerika’da başka oynadığı net bir şekilde görülmektedir:

Zira Mehmet Tatlıcı’nın, Türkiye’deki miras davaları sürecinde kendisini temsil eden avukatlarına mahkeme başkanı hakim tarafından sulh olmak isteyip istemediklerine dair yöneltilen sorulara da cevabı hep olumsuz olmuştur. Özellikle Türkiye’deki dava duruşma kayıtlarında yer alan belgeler içerisinde, Türk Mahkemelerinde tarafların sulhe teşvik edildiği, ancak Mehmet Tatlıcı’nın bu sulh teşviklerine cevapsız kaldığına da şahit olunmuştur…

Örneğin, Mehmet Tatlıcı’nın, diğer mirasçılardan ağabeyi Ahmet Tatlıcı ve yeğeni Salih Ziya Tatlıcı ile birleşen davanın davacısı olarak yer aldığı, (hepsi de Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı açtıkları davalarda) İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010 / 61 E. sayılı dosyasından görülen tapu iptal, tescil, tenkis istemli miras davasının, 27 Eylül 2018 tarihli celsesinde mahkeme hakimi tarafından beyan edilen ve

“Hakimliğimizce tarafların davanın 2010 yılından bu yana devam ediyor oluşu nedeni ile duydukları rahatsızlığı dile getirmeleri karşısında taraflar sulhe teşvik edildi.”

şeklinde zapta geçen açıklama ile tarafların sulhe teşvik edildiği, ancak duruşmaya Mehmet Tatlıcı’nın avukatı, Avukat Bahri Bayram Belen’in katılmış olmasına rağmen, sessiz kaldığı görülmüştür.

 Mahkemede yöneltilen bu soruya “sessiz kalmak”, hukuken sulhe yanaşmamanın, sulhe karşı olmanın ta kendisidir…

Ayrıca bu konuda daha önce Hukuksuzluk 2 başlığı altında yukarıda açıkladığımız husus da atlanmamalıdır ki, aynı dava dosyasında Mehmet Tatlıcı’nın avukatı 16 Mart 2016 tarihli dilekçesinde; İstanbul’da görülen bu dava içerisinde Florida’daki bazı gayri menkullerden ve oradaki banka hesaplarından bahsetmiş ve bütün bunların (Florida’daki gayrimenkuller ve banka hesapları) İstanbul’daki tenkis davasının konusunu teşkil ettiğini çok açık ve net şekilde ifade etmiştir.

Peki, aynı taşınmazların hem Florida Mahkemelerinde hem de Türk Mahkemelerinde dava konusu edilmesine rağmen, Türk Mahkemelerinde hakimin sulh teşvikine Mehmet Tatlıcı neden ısrarla sessiz kalmıştır?

Cevabı çok nettir:

Çünkü Mehmet Tatlıcı’nın derdi sulh olmak değil, bütün bu hamleleriyle Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı taciz etmek ve onları bütün bu oyunlarla bıktırıp-usandırıp kendi istediği noktaya getirerek mirastan, hiç hak etmediği halde daha fazla pay alabilmektir. Mehmet Tatlıcı bunu, bugüne kadar yaptıklarıyla net olarak göstermiştir ve aşağıda açıklayacağımız diğer hukuksuzluk örneklerinde görüleceği gibi Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu oyunlarının kanıtları da vardır:

Hukuksuzluk 4:

Mehmet Tatlıcı’nın Florida’daki arabuluculuk (mediation) taleplerinin asıl amacının mediation görüşmelerini herhangi bir sonuç elde etmek için değil, karşısındaki kişileri yani Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’yı taciz etmek için kullanmak olduğu bizzat bugüne kadar Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan eylem ve tavırlarında net olarak görülmüştür.

Nitekim, rahmetli iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından beri 10 yılı aşkın süredir devam eden hukuki süreçte de bunun çok sayıda örneği vardır:

Mehmet Tatlıcı’nın Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı hakkında Türkiye’deki Savcılık Makamına yersiz suç duyurularında bulunması ve bunların hepsinin de Savcılık Makamları tarafından “kovuşturmaya yer olmadığı” kararlarıyla sonuçlandırılması söz konusudur ve de Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de Uğur ve Nurten Tatlıcı ile uzlaşmak bir yana, onlar aleyhine gerçek olmayan, kanıtlarını hiçbir zaman savcılık makamına sunamadığı ve tamamen kendi uydurduğu izlenimi veren iddiaları üzerinden yaptığı haksız, hukuksuz ve mesnetsiz suç duyurularının sayısı da şimdiye kadar tam 15’tir.

Yani,  ortada 10 yılda hepsi de savcılık makamları tarafından “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla Mehmet Tatlıcı aleyhine sonuçlanan tam 15 asılsız ve yersiz suç duyurusu vardır…

Hayatın normal akışına bakıldığına, hiç kimsenin bu şekilde yersiz adli yollar kullanarak masum ve kendi halinde yaşayan insanları taciz etmeye hakkı olmadığı açıktır. Ama Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı tavrı aynen bu şekildedir; yani uzlaşmadan tamamen uzak ve yine tamamen karşı tarafı taciz eden bir tutum içinde olmak…

Bu sebeple Mehmet Tatlıcı’nın dürüstlük kuralına da aykırı olan Amerika’daki bu arabulucuk  (mediation) taleplerinin hukuken haklı bir yönü olmadığı da çok açıktır ve Mehmet Tatlıcı da Türkiye’deki bütün bu dürüstlükten uzak hamleleriyle, aslında esas derdinin sulh olmadığını çoktan kanıtlamıştır…

Hatta bu yüzden, Mehmet Tatlıcı’ya karşı savcılık makamının iftira suçundan açtığı 4 ayrı soruşturma vardır; bu suçlamalar ceza mahkemesi tarafından kabul edilmiştir ve bu sebeple Türkiye’de Mehmet Tatlıcı aleyhine 4 ayrı iftira suçlamasıyla açılan tam 16 yıl hapis cezası istenen bir ceza davası da vardır…

Bu iftira suçundan mahkemedeki ceza davasına yol açan soruşturmaları da, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya yönelik taciz temelli, haksız ve hukuksuz suç duyurularını temel alarak başlatmıştır savcılık makamı…

Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’deki “hal ve gidişi” böyleyken, Amerika’da açtığı davaya bakan oradaki Amerikalı hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G., hukukun emrettiği yolu izleyerek “bir zahmet” önlerine (Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın oradaki avukatları tarafından) konulan tüm belgelerin ve kanıtların net bir şekilde gösterdiği Türkiye’deki hukuki süreci takip edip, bugüne kadar Mehmet Tatlıcı’nın neler yaptığına bakabilseler, bütün bu gerçekleri görebilecekler; ama Jamie G. ve Jeffrey D.G. isimli bu hakimler (yukarıda örneklerini verdiğimiz uygulamalarının gösterdiği gibi) nedense hukuku uygulamak yerine, bütün bu hukuki süreçte Mehmet Tatlıcı’nın hukuksuzluklarını ve önlerine konulan hukuki kanıtları görmezlikten gelerek, maalesef Mehmet Tatlıcı’nın “ekmeğine yağ sürmeye”, dolayısıyla tüm bu hukuksuzluklara verdikleri kararlarla ortak olmaya devam etmektedirler…

Zira bugüne kadar Amerikalı bu hakimler, Jamie G. ve Jeffrey D.G’in yaptıklarının ortaya koyduğu net gerçek bu olmaktadır:

  • Türk hukukunu ve Türk mahkemelerinin kararların yok saymak,
  • Uluslararası hukuku yok saymak;
  • Mehmet Tatlıcı’nın hiçbir zaman sulh yanlısı olmadığını görmemek ve görmek de istememek….

Hukuksuzluk 5

Mehmet Tatlıcı, en başından beri Amerika’da Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı miras davalarında, bu miras davalarında yer alan diğer mirasçıları yok saymakta ve hep tek başına hareket etmektedir.

Oysa, daha önce de yukarıda belirttiğimiz gibi, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı terekesinin mirasçıları arasında Mehmet Tatlıcı’nın ağabeyi Ahmet Tatlıcı ve daha önce vefat eden ağabeyi Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ile Bedriye Kamer Tatlıcı da vardır…

Aslında Merhum Mehmet Salih Tatlıcı’ya ait terekenin ve miras davalarına konu tüm malvarlığının Türkiye’de ve çok büyük çoğunlukla da İstanbul’da olduğu dikkate alındığında, eğer olacaksa bu tür sulh görüşmelerinin veya arabulucu ile yapılan toplantıların da Türkiye’de yapılması gerekmektedir. Bu yüzden bu görüşmelerin ve toplantıların Türkiye dışında başka bir ülkede, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılması tamamen hukuk dışıdır.

Bunun yanında, Florida’daki bu arabuluculuk görüşmelerine (mediation), merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın bütün mirasçılarının davet edilmemesi de söz konusudur.

Mehmet Tatlıcı’nın açtığı dava ile Amerika Birleşik Devletleri’nin Floride Eyaletinde devam eden bu hukuki sürece, yukarıda isimlerini belirttiğimiz tüm mirasçılar dahil edilmeden sulh görüşmesi ve arabuluculuk talep edilmiştir ki; bu durumun, hukuk, akıl ve mantık dışı olduğu, bunun yanında hukuken uygulanabilir olmadığı da çok net olarak görülmektedir.

 BUNUN ADI “HUKUK KOMEDİSİ” DEĞİLDİR DE NEDİR?

Ama ortada bütün bu hukuki gerçekler varken, Mehmet Tatlıcı tarafından senaryosu yazılıp oynanan bu hukuk komedisine “hukuk adına” göz yumarak, bütün bu hukuksuzlara izin veren Jamie G. ve Jeffrey D.G. isimli iki Amerikalı hakim de vardır…

Hukuk adına esas bunun sorgulanması gerekir…

Meselenin Amerikan hukuku açısından bir başka çelişkili noktası daha var ki, bu da hukuk adına vahim bir duruma işaret ediyor; bunu da aşağıda okurlarımızın bilgisine sunmak isteriz:

Hukuksuzluk 6

Mehmet Tatlıcı, Türkiye ve Florida’da görülmekte olan bütün bu miras davalarında bu iki ülkenin yasalarına göre sadece “saklı pay” sahibi bir mirasçı olarak temsil edilmektedir. Onun bu durumu hem Türkiye’deki, hem de Amerika’daki davalarda aynen geçerlidir.

Bunun yanında, Amerikan yasalarına göre, mirastan sadece saklı payı oranında yararlanan bir mirasçının, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu tür davaları açma hakkı bile bulunmamaktadır…

Ayrıca, Mehmet Tatlıcı bu davayı kendini sanki merhum babası Mehmet Salih Bey’in tek mirasçısı gibi göstererek açmıştır…

Oysa, yukarıda da açıkladığımız gibi Türkiye’deki miras davaları sürecinde yer alan diğer saklı pay sahibi mirasçılar; yani, Mehmet Tatlıcı’nın ağabeyi Ahmet Tatlıcı, merhum ağabeyi Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı’nın adları, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı bu davalarda hiçbir şekilde geçmemektedir…

Bunun yanında, saklı pay sahibi bu üç mirasçı (Ahmet Tatlıcı, Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı) Amerika’da yapılan arabuluculuk (mediation) görüşmelerine de hiçbir zaman davet edilmemişlerdir; Zira Mehmet Tatlıcı Amerikan adaletinden diğer mirasçıları saklayarak kendini Uğur ve Nurten Tatlıcı dışında tek mirasçıymış gibi gösterme derdindedir…

Kısacası; 

  • Amerikan yasalarına göre saklı pay sahibi bir mirasçı tek taraflı olarak bu tür bir dava açma yetkisine sahip değildir ve buna göz yumulması büyük bir hukuksuzluktur;
  • Bunun yanında, Mehmet Tatlıcı’nın haksız ve hukuksuz olarak kendi dışındaki diğer mirasçıları (yani öz ağabeyi Ahmet Tatlıcı ile vefat etmiş öz ağabeyi Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı (Titiz) ve Bedriye Kamer Tatlıcı’ları yok sayarak) tek taraflı olarak başlattığı bu arabuluculuk (mediation) görüşmelerine, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirası ile ilgili bu davanın diğer mirasçılarının çağrılmamış olması da diğer bir hukuksuzluktur…

Ama ne gam, Amerikalı yargıçlar önlerine yaklaşık 10 yıl önce bu şekilde gelen davayı, kendi ülkelerinin bu konudaki hukukunu ve yasalarını bile hiçe sayarak; dolayısıyla, böylesine büyük bir hukuki yanlışa imza atarak bu davayı kabul etmişlerdir ve şu anda bu davaya bakan Amerikalı hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. da, halihazırda aynı hukuki yanlışa kendilerinden önceki hakimlerin bıraktıkları yerden aynen devam etmekte ve verdikleri yanlış kararlarla aynı hukuksuzluğu yeni boyutlara taşıyarak sürdürmektedirler…

Bu davayı açan “saklı pay” sahibi mirasçı Mehmet Tatlıcı da aradan geçen 10 yılda:

– Bu hakimlerin önlerine iddialarını destekleyen bir tek kanıt sunamamıştır;

– Üstelik bu süreçte Türkiye’de açtığı tüm davaları da kaybetmiş ve Türkiye’deki hukuki süreçte bir kere bile uzlaşma ve sulh yanlısı olmamış, tam tersine Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan suç duyurularında bulunmuş (hem de 15 suç duyurusu) ve onlar aleyhine (hepsi de dava açtığı kişilerin lehine beraat kararlarıyla sonuçlanmış) onlarca dava açmıştır;

Ancak, uluslararası hukukun işaret ettiği yargılama usulleri yukarıda açıkladığımız gibi bu kadar açık ve net iken, Mehmet Tatlıcı Amerika’da “ben uzlaşmak istiyorum, arabuluculuk toplantısı yapalım; diğer tarafla uzlaşabiliriz” kandırmacası ve “ya tutarsa kafasıyla” yeni bir oyun sahneye koymakta ve büyük bir hukuk komedisi olarak oradaki hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. da maalesef bu hukuk komedisinde, burada örneklerini verdiğimiz türlü hukuksuzluklara imza atarak “rol almaya” devam etmektedirler…

Hukuksuzluk 7

Florida Mahkemesinin mediation (arabuluculuk) kararlarında başka çok önemli hukuksuzluklar da dikkat çekmektedir:

Florida Mahkemesi’nin hakimleri Jamie G. ve Jeffrey D.G., bu arabuluculuk görüşmelerine (Mediation) bizzat katılmaları için Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’yı sürekli olarak (aldıkları mahkeme kararları üzerinden ve mahkeme kayıtlarına da geçen) “katılmazsanız bu davada sunduğunuz tüm yasal savunma ve kanıtları geçersiz kılacağız” diyerek adeta tehdit etmekte; Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın bu kararlara karşı ileri sürdükleri, (aşağıda detaylarını verdiğimiz) hiçbir insani ve hukuki mazereti de kabul etmeyerek, onları haksız ve hukuksuz şekilde okyanus ötesine bu uzun yolculuğu yapmaya zorunlu tutmaktadırlar…

Örneğin, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Florida’daki avukatları aracılığıyla Florida Mahkemesi’ne sundukları 8 Mart 2017 ve 6 Şubat 2019 tarihli affidavitlerde (onaylı ve İngilizce olarak düzenlenmiş resmi beyanlarında), Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida Eyaleti’ndeki arabuluculuk (mediation) görüşmelerine katılamamalarına ilişkin gerekçeli nedenler detaylı olarak ve ekindeki kanıtlarıyla/belgeleriyle birlikte açıklanmıştır:

Bu belgelerde,

  • Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamadıkları ve uzun yıllardır da oraya gitmedikleri, hatta Amerika Birleşik Devletleri’ne giriş için vizelerinin dahi olmadığı;
  • Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gergin olduğu ve (Amerikalı rahip Andrew Brunson’un, Türkiye’de terör örgütlerine yardım ettiği gerekçesiyle tutuklu olduğu döneme denk geldiği için de), Türkiye’deki Amerikan konsolosluklarının tüm vize işlemlerini dondurduğu;
  • Ayrıca, Uğur Tatlıcı’nın bacağındaki kırık nedeniyle yatarak tedavi gördüğü ve daha sonra da koltuk değnekleriyle zorlukla hareket edebildiği ve bu durumda uzun uçak yolculukları yapamayacağına yönelik resmi sağlık raporunun Amerika’daki davanın görüldüğü mahkemeye sunulduğu (ekindeki doktor ve hastane raporları ve belgeleriyle birlikte);
  • Nurten Tatlıcı’nın da özellikle yaşı ve sağlık durumu (detaylı bir şekilde ve ekindeki doktor raporlarıyla birlikte) açıklanarak, kendisinin vertigo rahatsızlığı olduğu ve bu hastalığın ne zaman baş göstereceğinin belli olmaması ve uçakla çok uzun bir süre seyahat etmesinin kendisi için hayati risk taşıdığı,

Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Amerika’daki avukatları tarafından oradaki mahkemeye tek tek açıklanmıştır.

Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın bu şekilde çok haklı gerekçelerle mazeretlerini bildirmelerine, Amerika’daki avukatları aracılığıyla zaten bu arabuluculuk (mediation) görüşmelerinde yasal olarak temsil edilmelerine ve ayrıca, bu toplantılara Türkiye’den tele-konferans veya video-konferans yoluyla katılabileceklerini beyan etmelerine rağmen oradaki hakimler, Jamie G. ve Jeffrey D.G’ın bunları hiçbir şekilde yeterli bulmayıp;

Bu insanları, (sağlık durumu bu tür uzun yolculuklara elverişli olmadığı doktor raporlarıyla sabit Nurten Tatlıcı’yı ve ayağı kırıldığı için koltuk değnekleriyle güçlükle ayakta durabilen ve yatak istirahati verilen Uğur Tatlıcı’yı) bu tür okyanus ötesi uzun bir yolculuğa mecbur bırakması ve onları Florida’daki bu arabuluculuk görüşmesine bu şekilde bizzat katılmaya zorlaması, kesinlikle hem hukuka, hem de insan haklarına aykırı bir karardır.

Yargıç Jamie G. ve Yargıç Jeffrey D.G.’ın bu kararları niye hukuksuzdur ve insan haklarına aykırıdır, şimdi detaylı olarak açıklayalım:

Bu tür miras davalarında, hem miras bırakan ve hem de mirasçıların tamamı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları ve mirasa tabi tüm taşınmazların sahiplerinin ikametlerinin de Türkiye’de bulunması nedeniyle, bu davanın Türk hukukuna göre değerlendirilmesi ve sürdürülmesi gerektiğine yönelik uluslararası hukuk uygulamalarını, yukarıdaki Hukuksuzluk 1 başlıklı kısımda açık ve net olarak belirtmiştik.

Ayrıca, bu davanın konusunu oluşturan gayrimenkullerin Amerika’dakilerin tapusu da sadece ve sadece Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya aittir; bu gayrimenkullerin hiçbiri kesinlikle merhum iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı’ya ait değildir ve geçmişte de hiçbir zaman merhuma ait olmamıştır; bu gerçek de ortadadır…

Bu hatırlatmalardan sonra, Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’de sulh olmaya yanaşmazken, Florida’da “sulh istiyorum” diyerek büyük bir pişkinlikle talep ettiği şu arabuluculuk (mediation) meselesinin hukuki boyutunu da, burada yeri gelmişken okurlarımızla paylaşmak isteriz:

 Mediation kelimesinin Türkiye hukuk mevzuatına göre karşılığı arabuluculuktur. Türkiye’de arabuluculuk; hukuki süreçte dava şartı (zorunlu) arabuluculuk ve ihtiyari arabuluculuk şeklinde düzenlenmiştir:

İhtiyari arabuluculuk tamamen tarafların iradesine bağlı bir müessesedir.

– Zorunlu arabuluculuk ise, bir kısım iş davaları ve ticari davalar için öngörülmüştür.

– Zorunlu arabuluculukta bile, zorunlu olan taraf arabuluculuğa başvuruda bulunabilir, buna bir engel yoktur; ancak Türk hukukundaki uygulamada, davaya taraf hiç kimse arabuluculuk görüşmesine katılmaya zorlanamaz.

Florida’da görülmekte olan Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı bu davaya bakıldığında ise, bunun ticari veya iş konulu bir dava değil, bir miras davası olduğu hukuken çok nettir;

Burada, Mehmet Tatlıcı’nın tek taraflı olarak arabuluculuk istemesi diğer tarafı (yani Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı) hukuken hiçbir şekilde bağlamamaktadır ve dolayısıyla, onlar bu arabuluculuk görüşmesine katılmaya yine hukuken asla zorlanamaz;

Kaldı ki, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın bu davada ve arabuluculuk (mediation) toplantılarında, Amerika’daki avukatları tarafından sürekli olarak temsil edilmektedirler ve ayrıca, bu kadar uzun yolculuğa haklı ve yasal gerekçeleriyle katılamadıkları için (Amerikan hukuk sisteminde de bu tür durumlarda kullanılmasına izin verilen) tele-konferans veya video-konferans yoluyla katılmaları da söz konusudur.

Ancak, Yargıç Jamie G. ve Yargıç Jeffrey D.G., Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın tele-konferans veya video-konferans yoluyla katılmalarını asla “yeterli görmemekte” ve bu insanları yasal mazeretleri ve gerekçelerine rağmen okyanus aşırı bir yolculukla Florida’ya gelip bu arabuluculuk (mediation) görüşmelerine katılmaya zorlamaktadır.

Buna hukuken hakları olmadığı halde…

Bir de şu gerçek vardır ki, bu da aynı hakimler, yani Yargıç Jamie G. ve Yargıç Jeffrey D.G. tarafından reddedilmiştir:

Bu süreçte, Amerika’daki davaya bakan hakimlere tüm tarafları Türkiye’de yaşayan bu davanın muhataplarının hepsinin birden Türkiye’den Amerika’ya gelmesi yerine, (arabulucu olarak atanan hakemin tüm yolculuk, konaklama ve kişisel masrafları dahil) tüm masrafların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından karşılanarak, arabulucu olarak atanan hakemin Türkiye’ye gelmesi ve bu arabuluculuk oturumunun, yine onun huzurunda ama Türkiye’de yapılması bile teklif edilmişti.

Ancak, Amerikalı hakim Jamie G. akıl almaz bir tavırla buna onay vermemiş ve oraya sağlık nedenleriyle gidemeyen Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı adeta tehdit ederek ve tüm davayı aleyhlerine sonuçlandıracağını da ima ederek:

“Bizzat gelmezseniz Mehmet Tatlıcı’nın sizin aleyhinize açtığı bu davada, kendinizi savunma adına atacağınız her türlü adımı yok sayacağım, iddialarınız ve kanıtlarınızı da dikkate almayacağım”

demiş ve bu insanları her seferinde Amerika’ya getirmeye zorlamıştır…

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da haksız, hukuksuz gerekçelerle açtığı ve davayı açarken ileri sürdüğü iddialarını (aradan geçen yaklaşık on yıllık süre içinde) hiçbir şekilde kanıtlayacak delil ve belge bile sunamadığı halde, bu hukuk komedisinin bugüne kadar sürdürülmesine göz yuman Jamie G. ve Jeffrey D.G. gibi hakimlerin varlığı yanında; şimdilerde yine aynı Mehmet Tatlıcı’nın ortaya çıkıp “ben sulh istiyorum, arabuluculuk (mediation) talep ediyorum” demesi karşısında da, yine aynı hakimlerin uygulamaları gereken hukuku ve yargılama usulleri bir kenara bırakıp, dava sürecini sürekli “kendi kafalarına göre” yorumlamaya ve uygulamaya devam etmeleri hukuk adına tam bir komedidir…

Zira, yukarıda detaylı bir şekilde açıkladığımız gibi,

  • Bu davada Türk Hukukunun uygulanacağı ve Türk hukukunda da miras davalarında zorunlu arabuluculuk olmadığı;
  • Bu tür ihtiyari arabuluculuk faaliyetinin isteyen tarafın çekilmesi suretiyle herhangi bir yaptırıma maruz kalmadan her zaman sonlandırabilecekleri dikkate alınarak,
  • Davanın taraflarının, Florida’da yapılan bu arabuluculuk görüşmelerine katılmaya zorlanmamaları (ve katılmamaları halinde de yaptırıma maruz kalmamaları) gerektiği hukuken çok açık ve net bir gerçektir…

Ancak bu davaya bakan oradaki hakimler, Jamie G. ve Jeffrey D.G. bütün bu hukuki ve insani gerçekleri dikkate almayıp, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı sürekli olarak bu arabuluculuk görüşmelerine bizzat katılmaları için zorlamaya devam etmektedirler.

Çünkü burada,

– Önlerindeki bu davaya konu olan ve mirasçılar arasındaki ihtilafın esas kaynağını oluşturan miras davasının Türkiye’de görülmekte olduğunu görmezden gelmeleri;

– Burada uygulamaları gereken hukuki sürecin, yasaların ve usullerin, Amerika ve Türkiye’nin de imza attığı, MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN ile Ölen Kişilerin Malvarlıklarının Mirasçılarına İntikaline Uygulanacak Hukuka Dair 1 Ağustos 1989 Tarihli Lahey Sözleşmesi gibi kanunlar ve uluslararası sözleşmeler olduğunu haksız ve hukuksuz bir şekilde kabul etmemekte direnmeleri;

– Bu konuda, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Florida’daki avukatları aracılığıyla yaptıkları uyarı ve itirazları da hiçbir şekilde kabul etmemeleri

söz konusudur.

Hatta bu hakimler, yani Jamie G. ve Jeffrey D.G., o kadar ileri gitmektedirler ki; Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın avukatlarına onlara hitaben mahkemedeki resmi duruşma kayıtlarına da geçen şekliyle, “Bizzat gelmezseniz Mehmet Tatlıcı’nın sizin aleyhinize açtığı bu davada, kendinizi savunma adına atacağınız her türlü adımı yok sayacağım, iddialarınız ve kanıtlarınızı da dikkate almayacağım” diyecek kadar hukuktan ve adaletten yoksun bir tavır ortaya koyma cesareti gösterebilmektedirler; üstelik bunu hukuk adına yaptıklarını iddia ederek…

Bunun nasıl bir hukuksuzluk olduğunun değerlendirilmesini de okurlarımızın ve Türk ve Amerikan kamuoyunun yorumuna bırakıyoruz…

Hukuksuzluk 8:

Türkiye’de İstanbul 11. Aile Mahkemesi Hakimliği’nin Mehmet Tatlıcı aleyhinde verdiği 15 Ocak 2019 tarihli bir karar vardır:

Bu karara göre, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya bizzat veya onların konutlarına ve iş yerlerine de, 50 metreden fazla yaklaşması mahkemece yasaklanmıştır.

Yani, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı ile bir araya gelerek aynı masaya oturması kanunen yasaktır; dolayısıyla Mehmet Tatlıcı’nın bu tür arabuluculuk görüşmesi talebinde bulunup, Uğur ve Nurten Tatlıcı ile aynı ortamda görüşmeye zorlanması da hukuka aykırıdır. Zira, çok net olarak Türkiye’de Mehmet Tatlıcı’ya bu konuda Mahkeme kararıyla getirilmiş bir yasak vardır; Üstelik bu karar izleyen aylarda yine aynı mahkemece iki defa uzatılmıştır ve hala geçerlidir.

Bu kararın gerekçesinde ise, merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın, (yani Nurten Tatlıcı’nın eşi ve Uğur Tatlıcı’nın babası), kabristanına bir bıçakla üzerinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın (merhumun cenaze töreninde kendilerinden habersiz çekilmiş kederli, gözyaşları içindeki) bir fotoğrafı saplanmış halde bulunmuş ve bu mafya tarzı tehdit mesajında;

“daha çok ağlayacak!!” ve “bu miras kimseye yar olmayacak!!!”

ifadesi yer almaktaydı…

Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı açıkça ölümle tehdit eden “Mafya Tarzı” bu mesaj üzerine, zaten yıllardır Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine onlarca dava açarak, haksız ve hukuksuz iddialarıyla onları sürekli savcılık makamına şikayet edip, aleyhlerinde suç duyurularında bulunarak taciz etmesi ve bu yüzden de aleyhinde bu insanlara iftira attığı gerekçesiyle açılmış 16 yıl hapis istemli bir de ceza davası geçmişi bulunan Mehmet Tatlıcı’nın, tüm bu davranışları bir kanıt teşkil ettiğinden, kendisine yukarıda açıkladığımız mahkeme kararıyla, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya 50 metreden fazla yaklaşamayacağı ihtarı yapılmıştır. Bu mahkeme kararı, izleyen aylarda da yenilenerek halen devam etmektedir.

Hal böyleyken, Florida’da Mehmet Tatlıcı’nın büyük bir pişkinlikte ortaya çıkıp da, “ben sulh olmak istiyorum” deyip, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı arabuluculuk (mediation) görüşmesine tek taraflı olarak davet etmesindeki samimiyet (samimiyet – eski dilde = dürüstlük) bir yana; kendisinin Uğur ve Nurten Tatlıcı ile bir araya gelmesinin (ortada yine kendi aleyhine hukuken verilmiş bir mahkeme kararı bulunması nedeniyle) imkansızlığı da ortadadır.

Ancak gelin görün ki, Florida’daki davaya bakan “hakimler” Jamie G. ve Jeffrey D.G, Türkiye’de verilmiş bu mahkeme kararını bile yok saymakta; Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Amerika’daki avukatları vasıtasıyla mahkemeye sundukları bu yasal duruma yönelik afidavit (resmi onaylı beyan) ve noter onaylı yeminli tercüme gibi tüm resmi belgeleri de ellerinin tersiyle itmekte; kısacası, bütün bu hukuki kanıtları ve belgeleri (mahkeme kararları dahil) hiçbir şekilde kabul etmemekte ve beraberinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı arabuluculuk (mediation) görüşmesine gelmeleri için hukuka ve insan haklarına aykırı bir şekilde zorlamaya devam etmektedirler…

Mehmet Tatlıcı’nın on yılı aşkın süredir kendilerine yönelik tacizleri sebebiyle Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın kendisiyle bir araya gelmekten çekince, hatta endişe duymaları; bir yandan da yukarıda açıkladığımız gibi, mafya usulü tehditler almaları ve üstelik bu nedenle, lehlerine İstanbul’da 11. Aile Mahkemesince koruma kararları verilmesi; yani yaşam haklarından ve güvenliklerinden çok haklı bir şekilde ciddi endişe duymaları gibi sebepler dikkate alındığında, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Florida’daki davaya bakan hakimler Jamie G. ve Jeffrey D.G. tarafından Amerika Birleşik Devletleri’ne arabuluculuk (mediation) için okyanus aşırı bir yolculuğa zorlanarak çağırılmaları, hukuken de, insan hakları açısından da tamamen haksızdır…

Sonuçta, tüm bu gerekçeli sebeplerine rağmen Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın Florida’daki arabuluculuk (mediation) görüşmelerine katılmaya zorlanmaları, insan haklarına ve hukuka aykırıdır.

Yine tüm bütün bu nedenlerle, Uğur Tatlıcı ve Nurten Tatlıcı’nın diğer mirasçı Mehmet Tatlıcı ile bir araya gelmekten kaçınmalarda öne sürdükleri hukuki ve insani gerekçelerinde tamamen haklı oldukları da ortadadır.

Dolayısıyla, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın sadece hukuken gerekçeli sebepleri dikkate alındığında bile, katılmaya zorlandıkları bu arabuluculuk (mediation) görüşmelerine haklı olarak fiziken katılamamaları neticesinde Florida Mahkemesince yaptırımlara maruz bırakılmalarının da ne kadar haksız olduğunu anlamamak için, hukuktan ve insan haklarından hiçbir şey anlamamak veya tüm bu hukuksuzluklara imza atan “Jamie G.” ve “Jeffrey D.G.” gibi yargıçlar olmak gerekiyor her halde…

Zira, ortada bütün bu haklı gerekçeler ve hukuki kanıtlar olduğu halde bütün bunları görmezden gelerek Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı sürekli olarak Florida’daki bu arabuluculuk (mediation) görüşmelerine katılmaya zorlamak, en hafif deyimle insafsızlık, haksızlık ve adaletsizliktir. Bunu yapan Jamie G. ve Jeffrey D.G. de, isimlerinin başına koydukları “judge” (hakim/yargıç) sıfatıyla hala Florida mahkemelerinde boy göstermeye  ve bütün bu hukuksuzluklara imza atmaya devam etmektedirler.

Yukarıda gerçek olaylardan yola çıkarak örneğini verdiğimiz oğlunu sünnet ettirmek istemeyen bir anneyi süresiz olarak hapse attıran ve bu anneyi oğlunu sünnet ettirmeye rıza göstermezse yine süresiz olarak hapiste tutmakla tehdit eden Jeffrey D.G. adlı sözde bir yargıçtan da, adil ve hukuka uygun bir karar beklemek ne kadar doğru olacaktır; bunun yorumunu da yine okurlarımıza ve Türk ve Amerikan kamuoyunun değerlendirmesine bırakıyoruz…

Yoksa, kendini yargıçlık makamına layık gören hangi akıl, önlerine tüm gerekçeleri ve yasal kanıtlarıyla konan bunca hukuki belgeye rağmen şu sözleri mahkeme kayıtlarına geçecek şekilde sarf edebilir:

“Bizzat gelmezseniz Mehmet Tatlıcı’nın sizin aleyhinize açtığı bu davada, kendinizi savunma adına atacağınız her türlü adımı yok sayacağım, iddialarınız ve kanıtlarınızı da dikkate almayacağım…”

BÖYLESİNE BİR YARGI MAKAMI OLABİLİR Mİ? HUKUK VE ADALET BUNUN NERESİNDE?

İşte kendine yargıç deme cüretinde bulunmaya devam eden bu şahıslar, yani Amerikalı yargıçlar Jamie G. ve Jeffrey D.G., Mehmet Tatlıcı’nın açtığı davada bu şekilde boy gösterip, bütün kararlarını haksız ve hukuksuz bir şekilde Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde ve de Mehmet Tatlıcı lehinde vermeye devam etmekte ve yukarıdaki (mahkeme kayıtlarına da geçen) bu sözleri hiç utanmadan ve sıkılmadan söyleyebilmektedirler…

İşte Amerika Birleşik Devletleri’nde sözde hukuk adına, senaryosu Mehmet Tatlıcı tarafından yazılan böyle bir “hukuk komedisi” sahnelenmekte; bu komedideki “yargıç rolünü” de, Jamie G. ve Jeffrey D.G. isimli “iki aktör” oynamaktadır…

Türkiye’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde resmi dava dosyasında yer alan tüm gerçekler aynen bu şekildedir ve bu hukuk komedisi yaklaşık 10 yıldır aynen bu şekilde sahnelenmeye devam etmektedir…

AMERİKA’DA DAVAYA GERÇEK BİR HUKUKÇU GÖZÜYLE BAKAN BİR TEK HAKİM YOK MU?

Elbette var, adı da Charles B.

Charles B., yukarıda sözünü ettiğimiz “pretrial conference” adı verilen bu duruşmaya bakan hakimdi ve haber ekibimizin araştırmaları bu duruşmanın yukarıda anlattığımız hukuk komedisinin aktörlerinin esas amaçlarının ne olduğunu göstermesi yanında; hakim Charles B’un bu duruşmada yaptığı hukuki değerlendirmeleriyle, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı Florida’da açtığı bu dava genelinde diğer hakim Jamie G.’nin hukuksuzluklarını ortaya koyması açısından da önemli sonuçlara işaret etmekteydi…

Hakim Charles B.’un başkanlık ettiği (esas dava öncesi yapılan) duruşmada yaşanılanlar:

Hakim Charles B. duruşma sırasında Mehmet Tatlıcı ve avukatı Jeremy Friedman’a;

“Bu dava 10 yıldır hiçbir ilerleme kaydetmemiş, herşey yerinde sayıyor” diyerek soruyor:

“Madem bu davayı Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı açtınız ve bu hukuki süreci başlatan taraf oldunuz; bunca yıl sulh olamadığınız bu insanlarla şimdi niye arabuluculuk görüşmesi talep ediyorsunuz da, sürecin doğrudan jüri önünde yapılacak esas davada görülmesini istemiyor ve hemen böyle kısa bir sürede sonuçlanmasını istemiyorsunuz?”

Mehmet Tatlıcı avukatı Jeremy Friedman ise esas soruyu cevaplamak yerine,

Biz sulh olmak istiyoruz ve karşı tarafın da bizimle sulh olmasını bekliyoruz(!)” şeklinde kaçamak bir cevap veriyor ve şunları ekliyordu:

  • “Müvekkilim Mehmet Tatlıcı arabuluculuk görüşmeleri için İstanbul’dan buraya tam üç defa geldi, ama Uğur ve Nurten Tatlıcı, esas davaya bakan hakim Jamie G.’in emirlerini dinlemeyerek gelmediler; hakim Jamie G. da onlara, ‘bu görüşmelere gelmezlerse davaya sunacakları delil ve belgeleri kabul etmeyeceğim ve tüm savunma haklarını ellerinden alacağım’ dedi ve şimdi sizin hakim olarak görev yaptığınız bu ön duruşmayı talep etti”; 
  • “Şimdi sizden de aynı kararı bekliyoruz; Uğur ve Nurten Tatlıcı, gördüğünüz gibi bu duruşmaya da gelmediler, sizin de tıpkı hakim Jamie G. gibi onların savunma için sundukları tüm belge ve kanıtları yok sayarak bu davanın onlar aleyhine sonuçlandırılması yönünde bir karar vermenizi bekliyoruz…”

diyerek esas niyetlerinin sulh olmaktan ziyade, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın (aşağıda tüm detaylarıyla anlatacağımız hukuki gerçeklerin ortaya koyduğu gibi), bu tür haksız ve hukuksuz hakim kararlarıyla Mehmet Tatlıcı’nın istediği bir yere doğru “sıkıştırmak” olduğunu net bir şekilde gösteriyordu…

Zira, yukarıda detaylarını verdiğimiz (hepsi de yasal mahkeme ve savcılık kayıtlarında ve aynı zamanda medyada çıkan haberlerde de) açıkça ve net olarak görüldüğü gibi, aslında Mehmet Tatlıcı aleyhlerine Amerika’da dava açtığı Uğur ve Nurten Tatlıcı ile hiçbir zaman sulh olma yoluna gitmemiş, tam tersine onlar aleyhine Türkiye’de  onlarca dava açmış ve yine onlar aleyhinde Türkiye’de savcılıklara haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla tam 15 suç duyurusunda bulunmuştu)…

Aynı zamanda, Mehmet Tatlıcı hakkında İstanbul 11. Aile Mahkemesi tarafından verilmiş Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya, iş yerlerine ve konutlarına 50 metreden fazla yaklaşamaz ihtarı bulunan bir karar verilmişti ve bu kararın verilme gerekçesinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan “Mafya Tarzı” ölüm tehditleri vardı ve bu tehdit mesajları sonucunda İstanbul 11. Aile Mahkemesi Mehmet Tatlıcı’ya (ve onunla birlikte geçmişte yine Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan suç duyuruları ve davalarda yer alan Murat Yüce’ye) karşı bu kararları vermiş ve daha sonraki aylarda da bu ihtarları yenilemişti.

“MADEM SULH OLMAK İSTİYORSUNUZ O ZAMAN SULH OLUN…”

Duruşmada görevli hakim Charles B. Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Jeremy Friedman’a tekrar soruyor:

“Peki madem sulh olmakta bu kadar kararlısınız, öyleyse bu duruşmada neden üzerime geliyor ve benden dava açtığınız taraf aleyhinde onların hukuki süreçte öne sürdükleri tüm savunmalarını ve kanıtlarını yok saymamı isteyen bir karar almamı talep edebiliyorsunuz?

Madem sulh olmak istiyorsunuz, o zaman sulh olun…”

diyerek sözlerine şöyle devam ediyordu:

“Ayrıca, bu ön duruşmada karşı taraf fiziken gelmedi ve burada sadece avukatlarıyla temsil edildiler diye aleyhlerinde tüm savunma haklarının elinden alındığı bir karar veremem; bulunduğum pozisyon bana bu yetkiyi vermesine rağmen ortada böyle bir karar almamı gerektiren bir durum görmüyorum. Aynı şekilde daha önce yapılan arabuluculuk (mediation) görüşmelerine de fiziken değil ama telekonferans yoluyla katıldılar ve avukatlarıyla temsil edildiler diye de, onların bu davadaki tüm savunma haklarının ellerinden alınmalarını hukuken uygun bulmuyorum. Sonuçta bu sadece bir arabuluculuk görüşmesi ve böyle bir karar doğru değildir…”

“Bunun yanında, esas davaya bakan diğer hakim Jamie G.’in Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın buraya kadar gelmelerini talep ettiğinin ve bir kez daha gelmezlerse aleyhlerinde savunma haklarını ellerinden alacak bir karar verme noktasındaki ısrarının da farkındayım; ama bu onun kararıdır, benden aynı kararı beklemeyin…”

“Bununla birlikte tecrübelerime dayanarak belirtmek isterim ki, varsayalım ki yargıç Jamie G. veya ben böyle bir karar verdik, karşı taraf bunu anında temyize götürür ve süreç en az bir 8-10 yıl daha ileri atılmış olur. Ve bizim onlar aleyhine verdiğimiz bu karar büyük bir ihtimalle de temyizden aleyhimize bir kararla döner…”

“Şimdi beni anlıyor musunuz? Ve doğrudan açtığınız esas davaya devam etmek yerine hala bu sonuçsuz kalacağı çok açık olan arabuluculuk (mediation) kararınızda ısrarlı mısınız?”

diye sormaktaydı…

“BU MİRASTAN BİR SENT BİLE ALAMADAN BU DÜNYADAN GÖÇÜP GİDECEKSİNİZ…”

Mehmet Tatlıcı avukatının, “evet ısrarlıyız” demesi üzerine de, aynı hakim Charles B. bu kez çok doğrudan Mehmet Tatlıcı’ya ilginç bir soru soruyordu:

“Bayım kaç yaşındasınız?”

Mehmet Tatlıcı: “53” (bu duruşmanın yapıldığı 8 Şubat 2018 tarihinde).

Hakim Charles B. bu sefer Uğur Tatlıcının yaşını da, onun oradaki avukatına sorar…

Avukatın cevabı: “40 yaş civarı.”

Bu cevaplardan sonra hakim Charles B. biraz da nüktedan bir üslupla şu yorumu yapıyordu:

“Beyler, bu söylediklerim için bağışlayın ama, korkarım 3,5 milyar dolar olduğunu beyan ettiğiniz bu mirastan bir sent bile göremeden (sent: doların yüzde biri) bu dünyadan göçüp gideceksiniz (davanın uzun yıllar sonuçlanmadan bu şekilde devam edeceğini de ima ederek); şimdi gelin bu arabuluculuk (mediation) yerine doğrudan dava aşamasına geçin, orada mahkeme iyi-kötü bir karar verir ve bu dava da sizler henüz hayattayken daha kısa sürede sonuçlanır; siz de bu mirastan paylarınızı alıp, ahır ömrünüzde bu paranın keyfini çıkarma şansı bulursunuz…”

Amerikalı hakim Charles B. da  oradaki dava dosyasına giren bu sözleriyle (tıpkı Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi ve editörleri olarak yıllardır söylediğimiz gibi), saygın ve hayırsever bir insan olan rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın yıllarca çalışıp çabalayıp kazandıklarıyla inşa ettiği bu mirası, geride bıraktığı evlatları (başta Mehmet Tatlıcı olmak üzere) bir türlü sulh olup paylaşamıyor ve bunun yerine Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yıllardır anlattığımız tüm bu vicdan yaralayıcı hamleleri yapmaya devam ediyor olmaları, gerçekten üzüntü vericidir ve bunu normal bir insan aklı ve vicdanı içinde yorumlamak da oldukça güçtür…

Ama gelin görün ki, Amerika’da görülmekte olan Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı bu davada da uluslararası hukuk yanında Amerikan ve Türk Hukukunun bağlayıcı kararları bile göz ardı edilerek büyük bir hukuk komedisi sergilenmektedir ve bu komedinin baş aktörleri olarak da haber ekibimizin ortaya koyduğu kanıtlar doğrultusunda iki hakimin ismi ön plana çıkmaktadır: Hakim Jamie G. ve hakim Jeffrey D.G.

Gelişmeleri okurlarımız ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top