Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkar mı? – 2

ates-olmayan-yerden-duman-cikar-mi-2.png

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın oğullarından Mehmet Tatlıcı, bir süre önce Sabah gazetesinde yer alan beyanında, “FETÖ’cü olmadığım kanıtlandı” diye açıklama yapmasına rağmen, haber ekibimizin araştırmaları bir kez daha Mehmet Tatlıcı ile FETÖ’cülerin yolunun kesiştiğini ortaya koyan resmi belgeleri açığa çıkardı:

FETÖ’nün avukatlar imamı olduğu gerekçesiyle hakkında yakalama kararı çıkarılan firari sanık Hüseyin ATAOL’un, savcılık soruşturmaları ve polis raporlarında yer alan beyanında, “MEHMET TATLICI’NIN ARKADAŞIYIM” dediği ortaya çıktı…

Bugünkü haberimizde, Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı olduğunu beyan eden ve FETÖ/PDY (Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) üyesi olmaktan aranırken, yurtdışına kaçan firari sanık Hüseyin Ataol ile Mehmet Tatlıcı’nın yolunun nasıl kesiştiği ve hangi eylemlerde birlikte olduklarını okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunacağız…

Sabah Gazetesinde çıkan haber ve Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ üyeliği kapsamında soruşturulması

Sabah gazetesinde 4 Mayıs 2020 tarihinde Dilek Yaman imzasıyla yayımlanan haberde, Mehmet Tatlıcı’nın, hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle başlatılan bir soruşturma kapsamında ifadesinin alındığı belirtiliyor ve aynı haberin son bölümünde Mehmet Tatlıcı’nın şu sözlerine yer veriliyordu:

“… Yürütülen soruşturma sonunda FETÖ ile herhangi bir iltisakım tespit edilemediği için takipsizlik kararı verildi. FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı…”

Bu haberle ilgili olarak Tatlıcı Gerçekleri haber ekibinin yaptığı araştırmalar, ayrıca Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası onun geride bıraktığı miras üzerinde diğer aile fertleriyle anlaşmazlığa düşüp, onlara karşı çok sayıda dava açtığı ve yine bu aile fertleri hakkında savcılıklara asılsız iddialarıyla çok sayıda suç duyurusunda bulunduğu yaklaşık 11,5 süre içinde yaptıklarına bakıldığında kendisinin yolunun her seferinde FETÖ/PDY (Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) üyeleriyle kesiştiğini ortaya koyan çok sayıda gelişme ve hepsi de resmi belgelerde yer alan çok önemli kanıtlar bulunmaktaydı…

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın 4 Mayıs 2020 tarihli Sabah gazetesinde yer alan bu haber kapsamında söyledikleri, 11 yılı aşkın süredir yaptıklarına ve kimlerle yolunun kesiştiğine bakıldığında dikkat çekici bir çelişki oluşturuyordu…

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak bu çelişkileri ortaya koyan araştırmamızı, ilişiğinde hepsi de resmi belgelere dayanan kanıtlarıyla birlikte, Tatlıcı Gerçekleri haber sitemizde yayımlanan “Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkar mı?” başlıklı haberimizde, tüm detaylarıyla birlikte okurlarımızın ve kamuoyunun bilgisine sunmuştuk (bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkar mı?” haberi).

“Bana Arkadaşını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim”

Bu haberimizin ardından haber ekimizin araştırmaları, Mehmet Tatlıcı’nın, Sabah gazetesinde çıkan haberdeki “… Yürütülen soruşturma sonunda FETÖ ile herhangi bir iltisakım tespit edilemediği için takipsizlik kararı verildi. FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı…” şeklindeki açıklamasını adeta yalanlayan başka yeni kanıtlara ulaşmamızı da sağladı. Bunların içinde en önemlilerinden biri de, FETÖ/PDY’nin avukat imamı olarak ismi ön plana çıkan ve yurt dışına kaçtığı için hakkında INTERPOL tarafından kırmızı bültenle arama kararı çıkarılan firari FETÖ sanığı Hüseyin ATAOL’un resmi belgelerde yer alan beyanları oldu…

Örneğin, Hüseyin Ataol’un, Mehmet Tatlıcı ve onun silahlı adamlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri İstanbul’daki TAT ART isimli sanat galerisine gerçekleştirdikleri baskınla ilgili yürütülen soruşturmalarda yer alan beyanları, Mehmet Tatlıcı ile FETÖ’nün önemli isimlerinin yolunun bir kez daha kesiştiğini ortaya koyan net bir kanıt oluşturmaktaydı:

Zira, Mehmet Tatlıcı’nın avukatı olarak da bilinen Hüseyin Ataol, 18 Kasım 2013 tarihinde TAT ART BASKINI ile ilgili yürütülen polis soruşturması sırasında Harbiye Polis Merkezi Amirliği’nde HAKARET ve KASTEN YARALAMA suçu kapsamında alınan ifadesinde, çok net bir şekilde “Mehmet TATLICI isimli şahsın arkadaşı ve avukatıyım” beyanında bulunmuştu…

Mehmet Tatlıcı hamlelerinin temel mantığı ve işleyişi, FETÖ/PDY kumpaslarıyla benzerlikler taşıyor

Bu önemli belge ile ilgili detaylı değerlendirmelerimizi biraz sonraya bırakarak, Mehmet Tatlıcı’nın yolunun nasıl olup da her defasında FETÖ’cülerle kesiştiğini kısaca okurlarımıza hatırlatalım:

Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası, resmi vasiyetnamesindeki miras paylaşımından memnun kalmayarak, daha fazlasını elde edebilmek amacıyla kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerine karşı çok sayıda dava açmış, ayrıca yine onlar aleyhinde asılsız iddialarıyla çok sayıda suç duyurusunda da bulunmuştu.

11 yılı aşkın süredir devam eden bu süreçte Mehmet Tatlıcı, aralarında FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol’un da yer aldığı büyük bir avukat ordusundan destek almaktaydı…

Zaman içinde ortaya çıkan gelişmeler, Mehmet Tatlıcı’nın miras anlaşmazlıkları temelinden giderek uzaklaşarak adeta kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerine hayatlarını zindan etme adına, normal insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği, çoğu medyadaki haberlere de yansıyan hamlelerine tanık olundu…

Mehmet Tatlıcı’nın çok sayıda avukat ve hukuk danışmanından oluşan büyük avukat ordusuyla birlikte açtığı bu davalarda ve yaptığı suç duyurularında öylesine akıl almaz iddialar ileri sürülmekteydi ki, “bu kadarı da olmaz artık” denilen bu gelişmelerle birlikte, zaman içinde ortaya çıkan esas gerçekler ve resmi belgelere yansıyan kanıtları, tüm bunların aslında çok iyi planlanmış bir kumpas harekatı çerçevesinde gerçekleştirildiğini de açık ve net olarak ortaya koyacaktı.

Bu kumpas harekatı, FETÖ/PDY’nin (Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) yakın tarihimizde tüm ülke olarak acı bir şekilde tanık olduğumuz kumpaslarıyla büyük bir benzerlik taşımaktaydı ve bunlarda aktif olarak rol alan “aktörlerin” gerçek yüzü ve FETÖ/PDY ile açık ve net ilişkileri de, bu terör örgütünün 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirdiği kanlı darbe girişimi sonrası yürütülen soruşturmalar, tutuklamalar ve yargı süreciyle birlikte tek tek ortaya çıkacaktı…

Mehmet Tatlıcı, yıllardır kendi aile fertlerine karşı sürdürdüğü ve adına “hukuk mücadelesi” dediği, “hakkımı arıyorum” dediği ama yaptıklarına bakıldığında ise ortaya insanlık adına, kamu vicdanı adına büyük bir haksızlığın, büyük bir hayal kırıklığının yaşandığı bu ibretlik hamlelerinde her seferinde hep aynı yolu izlemekteydi:

İşte Mehmet Tatlıcı hamlelerinin temel mantığı ve hayata geçirilme tarzı:

1) Mehmet Tatlıcı, önce aslında hiçbir somut kanıt sunamadığı ve sadece kendi iddialarına dayandırdığı varsayımlarıyla savcılıklara giderek baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhinde suç duyuruları yapıyordu…

2) Bu suç duyurularının büyük bir kısmı savcılarımızın soruşturması sonucunda doğal olarak kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararlarıyla sonuçlanıyordu; ama Mehmet Tatlıcı yılmıyor ve “ya tutarsa” kafasıyla bu suç duyurularına devam ediyordu… Onun bu arayışlarının nedeni de zaman içinde ortaya çıkıyor, devreye giren (!) bazı savcılar Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertleri hakkındaki bütün bu haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarını “gerçekmiş gibi kabul ederek” masum insanlar hakkında ceza davaları açabiliyordu…

3) Mehmet Tatlıcı tarafından hedef aldığı aile fertlerine karşı yapılan suç duyuruları ve açılan davalar sürecinde, çok ilginç bir şekilde, medyadaki bazı aktörler devreye giriyor ve Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertleri aleyhinde adeta onun “ekmeğine yağ sürercesine” ve “çamur at izi kalsın” deyişini hatırlatırcasına insafsız, aynı zamanda gazetecilik etiği ve ilkeleriyle bağdaşmayan bir karalama kampanyası başlatılıyordu…

Bütün bunlar ülkemizin başına türlü çoraplar örmesi amacıyla Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen ve beslenen, lideri Fethullah Gülen’in de yine Amerika Birleşik Devletleri’nin savcıları ve hakimleri aracılığıyla, ama hepsinin de arkasında ABD’nin istihbarat örgütlerinin de yer aldığı bir devlet politikası olarak açıkça korunduğu ve kollandığı ortaya çıkan FETÖ/PDY isimli terör örgütünün, Ergenekon ve Balyoz davaları süreci, şike soruşturmaları yanında, 17-25 Aralık operasyonlarıyla ve hatta Hrant Dink’in öldürülmesi olayıyla birlikte, bu “paralel örgüt” eliyle hükümeti yıkmayı amaçlayan siyasi operasyonları hatırlatan, içinde emniyet/yargı ve medya yapılanmaları alacak şekilde organize bir kumpas harekatı olarak gerçekleştiriliyordu:

Kısacası;

1) Mehmet Tatlıcı önce asılsız iddialarıyla suç duyurusunda bulunuyor,

2) Ardından bu suç duyurusu “savcı” tarafından ceza davasına taşınıyor;

3) Açılan bu davaların duruşma günlerinin hemen öncesinde veya yapılan suç duyurularıyla birlikte anında medya üzerinden, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertleri aleyhinde olumsuz bir kamuoyu algısı yaratmak amacıyla çok açık bir karalama kampanyası başlatılıyordu…

Bütün bunlar olurken, Mehmet Tatlıcı’nın büyük paralar harcayarak oluşturduğu “avukat ordusu” içinde yer alan “bazı avukatları” da, bütün bu kumpas harekatının organize bir şekilde planlanması, yürütülmesi ve sonuçlandırılmasında “üzerlerine düşen görevin hakkını veriyorlardı”…

Bu süreçte, Mehmet Tatlıcı’nın ekmeğine yağ süren savcı ve gazeteciler FETÖ üyesi olmaktan göz altına alındı, tutuklandı, yargılandı, mahkum oldu veya şartlı salıverildi; Mehmet Tatlıcı’nın yanında yer alan ve açıkça “ben Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşım” diyen Hüseyin ATAOL isimli avukatının da, FETÖ’nün avukat imamı ve yine FETÖ’nün en önemli para kaynağını oluşturan “Himmet Çarkı” isimli yapılanmasının başında olduğu ortaya çıktı…

Mehmet Tatlıcı hamlelerinde “rol alan aktörler” FETÖ’cü çıktı…

Bugünkü haberimizde, sadece Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol ve bu FETÖ imamının Mehmet Tatlıcı ile ilişkileri içinde gerçekleştirdikleri bir silahlı baskın olayı ve ardındaki gelişmeleri ele almak istediğimizden, okurlarımızın Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ/PDY kumpaslarını hatırlatan hamlelerinde yer alan diğer FETÖ’cü aktörlerin kimler olduğuna ve Mehmet Tatlıcı’nın her defasında yolunun nasıl olup da FETÖ’cülerle kesiştiğine dair bilgi, belge ve haberlerle ilgili ayrıntılı bilgilere burada linkini verdiğimiz haberlerden ulaşabileceklerini hatırlatmak isteriz: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” isimli haber dizisi ve “Bunlar, Mehmet Tatlıcı’nın “Oyun Arkadaşları” mı?” ; “Miras Oyunlarında ‘Bozacının Şahidi Şıracı’haberleri ve ayrıca bugünkü haberimizin ilk bölümünü oluşturan: “Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkar mı?” haberi…

Bütün bu haberlerde aktarılan gerçekler, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertlerine karşı gerçekleştirdiği hamlelerinin, FETÖ kumpaslarıyla örtüşen kesişmesini de net olarak ortaya koyuyordu…

Neler yoktu ki, Mehmet Tatlıcı’nın hamlelerinin içinde?

Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerini hedef aldığı bu hamleleri içinde neler yoktu ki; daha sonra mahkemeye “delil olarak” sunacağı yasa dışı gizli dinleme kayıtları oluşturmak; Mehmet Tatlıcı’nın dayak attığı, adamlarının da bilgisayarını ve paralarını gasp ettiği bir garip Fransız mimarı polisin yanında bile büyük bir pişkinlikle “biz Mafya’yız, seni öldürürüz” diye tehdit etme cüreti gösterebilen sözde avukatlar, aynı Fransız mimarın gasp edilen bilgisayarından kopyaladıkları, kişiye özel bazı fotoğrafların, üzerinde Photoshop isimli programla oynamalar yapılarak, Mehmet Tatlıcı’nın aleyhine boşanma davası açtığı eski eşi aleyhinde olumsuz algı yaratacak şekilde medyaya “servis edilmesi”…

Ama hepsinden önemlisi de bugünkü haberimizin konusunu oluşturan, Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı olduğunu açıkça beyan eden FETÖ’nün avukat imamı Hüseyin ATAOL’un Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu hamlelerinin içinde bizzat yer almasıdır

“TENCERE YUVARLANMIŞ, KAPAĞINI BULMUŞ!”

Kumpasların ardındaki kilit isim Hüseyin Ataol ve onun diğer FETÖ’cülerle ilişkisi

Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerini hedef aldığı hamlelerinin FETÖ/PDY kumpaslarıyla benzerliğinin ardında yatan esas dikkat çekici gerçek ise, onun bütün bu hamlelerinde yanında yer almış olan ve Mehmet Tatlıcı ile olan bağlantısını, resmi belgelere de geçecek şekilde, “Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşıyım” diyerek açıkça beyan eden, FETÖ imamı ve aynı zamanda FETÖ’nün en önemli para kaynağı olan ve “Himmet Çarkı” olarak isimlendirilen yapılanmasının da başında yer alan Hüseyin ATAOL isimli avukatın varlığı ve onun FETÖ/PDY’nin diğer kilit isimleriyle yakınlığı olacaktı…

Örneğin, Ali Fuat YILMAZER ile olan ilişkisi:

Hüseyin Ataol, FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle şu anda cezaevinde olan eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü, eski İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Müdürü Ali Fuat YILMAZER’in kayınbiraderidir de…

Ali Fuat Yılmazer, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi öncesi dikkat çeken bir diğer önemli kumpası olan 17-25 Aralık (2013) operasyonlarında medyaya servis edilen yasa dışı dinleme kayıtlarını oluşturanların elebaşıydı ve FETÖ/PDY’nin Emniyet yapılanmasındaki kilit isimlerden biriydi ve Hrant Dink cinayeti ile bağlantısı olan kamu görevlileri arasında yer almıştı; ardından yürütülen bu soruşturma kapsamında 28 Mayıs 2015’te tutuklanmıştı.

Savcılıkça hazırlanan, iddianamede sanıklardan Ali Fuat Yılmazer’in “tasarlayarak kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet; “silahlı örgüt kurma, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma” suçlarından, 19 yıldan 32 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.

Kayınbiraderin yardımıyla karartılan deliler

Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol’un ve onun kayınbiraderi Ali Fuat Yılmazer’in adları cinayet soruşturmalarına da karışmış; Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi FETÖ’cü eski emniyet müdürü Ali Fuat Yılmazer’in yardımı ile bir cinayet soruşturmasındaki en önemli delilleri birlikte kararttıkları da ortaya çıkmıştı…

Bugünkü haberimizin ilişiğinde okurlarımızın bilgisine sunduğumuz haberlerde de görüleceği üzere, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü arkadaşı ve avukatı olan Hüseyin Ataol’un, 7 Ekim 2009 tarihinde Turkuaz Holding CEO’su Hayri Ersoy’ün öldürüldüğü ve aynı holdingin yönetim kurulu başkanı Zeki Pilge’nin de ağır yaralandığı bir kumpas cinayetiyle, Kazakistan’da 1 milyar dolarlık bir anlaşmaya imza atan bu şirketi ele geçirmeye çalıştığından da söz edilmektedir.

Bu cinayetle ilgili soruşturmayı Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi Ali Fuat Yılmazer’in yürüttüğü ve bu cinayet ve yaralama olayıyla ilgili soruşturmalar esnasında, en önemli delillerden olan HTS kayıtlarında tam 621 kez oynanıp, delil karartılmaya çalışıldığı da ortaya çıkmıştı…

Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol, sık sık emniyet müdürleriyle toplantılar yapıyordu ve Amerika’daki Zarrab davasında da parmakları vardı…

FETÖ’nün avukat imamı ve aynı zamanda Mehmet Tatlıcı’nın da avukatı olan Hüseyin Ataol’un sık sık Emniyet Müdürleri’ye biraraya gelerek istişarelerde bulundukları bilgisi de görüntüleriyle birlikte ülkemiz gazetelerinde yer almıştı.

Bu görüntülerde FETÖ firarisi Hüseyin Ataol’nun kendi gibi FETÖ firarisi olan eski emniyet müdürleri Hamza Tosun (17-25 Aralık kumpas soruşturması şüphelisi) ve Tufan Ergüder (Ergenekon ve Tahşiye kumpası şüphelisi) ile bir araya gelerek o tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde İranlı işadamı Reza Zarrab’ın tutuklanmasından iki ay sonra, 26 Mayıs 2016 tarihinde yaptıkları 34 dakikalık görüşme ABD’deki davaların daha sonraki seyrine ilişkin önemli bilgilerin de paylaşıldığını ortaya koymaktaydı.

Bu görüşme sırasında, aralarında paraların gömülerek saklanması ve yurt dışına illegal yollarla çıkarken yanlarında ikinci bir pasaport daha bulundurulmasından bahsettikleri, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı Hüseyin ATAOL’un bu emniyet müdürlerine o tarihlerde ikinci bir pasaport daha çıkarttığını söylediği görülmekteydi.

Bütün bunlar da, bu FETÖ’cü avukat imamla, yine kendi gibi FETÖ’cü emniyet müdürlerinin aynı yılın Temmuz ayında gerçekleştirilecek FETÖ’cü darbe girişiminden haberdar olduklarını ve daha o zamandan paraları gömmek ve yurtdışına illegal yollarla çıkarken yanlarında ikinci bir pasaport daha bulundurmanın öneminden bahsettikleri anlaşılıyordu.

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol, FETÖ’nün para kaynaklarından Himmet çarkının da başındaydı…

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü imamı Hüseyin Ataol’un iş adamlarından toplanan paralarla oluşturulan ve FETÖ’nün en önemli para kaynaklarında olan “Himmet Çarkı” olarak adlandırılan yapılanmanın da başında bulunduğu medyada çıkan haberlerde çokça dile getirilmişti…

15 Temmuz’daki FETÖ/PDY’nin darbe girişimi başarılı olsaydı, Hüseyin Ataol Adalet Bakanı yapılacaktı…

Halen firari sanık olarak aranan FETÖ’nün avukatlar imamı ve Mehmet Tatlıcı’nın da arkadaşı olan Hüseyin Ataol’un, 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, Adalet Bakanı yapılacağı da medyada yer alan haberlerde sıklıkla dile getirilmektedir…

Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı FETÖ imamı Hüseyin Ataol’la ilgili diğer haberlere şu haber linklerinden ve bugünkü haberimizin ekinde okurlarımızla paylaştığımız medyada çıkan haberlerden ulaşılabilir:  “Mehmet Tatlıcı’nın Avukatı FETÖ Soruşturmasından Firarda” ; “Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü Avukatı, Reza Zarrab Kumpasında da Baş Aktör” ve “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” yazı dizisinin 3. Bölümü.

Resmi belgelere yansıyan bütün bu somut kanıtlar yanında medyada yer alan haberlerin gösterdiği gibi, Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı olduğunu açıkça beyan eden Hüseyin Ataol isimli bu avukatın ne kadar tehlikeli bir şahıs olduğu ve içine cinayet, delil karartma, yurt dışında farklı ülkelerin milli enerji politikalarıyla ilgili yapılanlar, Amerika Birleşik Devletleri’nin ülkemiz ekonomisini ve istikrarını bozmaya yönelik hamleler ve yine Amerikan istihbarat kuruluşu CIA’ye bilgi ve belge sağlamaya kadar FETÖ/PDY terör örgütü içinde kilit bir rol üstlendiği çok açıktır ve bu şahıs açıkça “Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşıyım” demektedir…

Şimdi gelelim bugünkü haberimizin esas konusunu oluşturan Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı ve avukatı FETÖ’nün avukat imamı olan Hüseyin Ataol ile birlikte gerçekleştirdikleri TAT ART BASKINI olayına..

TAT ART BASKINI

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol, masum insanlara “biz Mafya’yız seni öldürürüz” diye tehditler savuran diğer avukatı Ali Arda ve silahlı adamlarıyla birlikte gerçekleştirdiği TAT ART Baskını olayı gerçekten Mehmet Tatlıcı’nın yanında “doğru adamları bulduğunda” nelere cüret edebileceğini göstermesi açısından ibretlik bir olay olarak dikkat çekmekteydi…

Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı FETÖ imamı Hüseyin ATAOL ile birlikte, 18 Kasım 2013 tarihinde, o tarihlerde evli olduğu ancak kendisine boşanma davası açtığı Gizem Tatlıcı’nın yönetmekte olduğu TAT ART isimli sanat galerisini silahlı adamlarıyla bastıkları olayda, o sırada orada bulunan Richard Tuil isimli bir Fransız mimarı tehdit ve darp edip, ayrıca bu mimarın şahsi eşyaları, paraları ve bilgisayarlarını gasp etmeleri söz konusu olmuştu.

Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol ve Ali Arda isimli avukatı yanında, çok sayıda silahlı adamıyla birlikte gerçekleştirdikleri Tat Art sanat galerini basıp orada bulunan Fransız mimar Richard Tuil’i döverek, parası, şahsi eşyaları ve bilgisayarlarının gasp edilmesi olayının polis ve savcılık raporlarıyla, mahkeme belgelerine ve medyadaki haberlere yansıması Mehmet Tatlıcı’nın ve adamlarının cüretkarlığını ortaya koyması yanında, onun bu “cesaretinin” nereden geldiğini ve arkasındaki güçlerin kimler olduğunu ortaya koyması bakımından önemli bir gelişme olacaktı.

Mehmet Tatlıcı ve yanında FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol ile birlikte gerçekleştirdikleri bu baskında Mehmet Tatlıcı tarafından dövülen ve onun silahlı adamları tarafından karnına silah dayanarak tehdit edilen; parası ve şahsi eşyaları yanında cep telefonu ve bilgisayarları gasp edilen Fransız mimar Richard Tuil’in Mehmet Tatlıcı ve adamlarından şikayetçi olması üzerine başlatılan polis ve savcılık soruşturmalarının kapsadığı resmi belgelere de yansıyan önemli gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamıştı. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı Silahlı Adamlarıyla Eşinin İşyerini Bastı!” haberi ve ekindeki resmi belgeler).

MEHMET TATLICI’NIN BİLİNMEYEN HÜNERLERİ: GİZLİ DİNLEMELER VE YASA DIŞI KAYITLAR

“İnternet’ten öğrendiğim bilgiler ve tedarik ettiğim cihazlarla eşimi ve çocuklarımı dinledim!”

Mehmet Tatlıcı’nın hamleleriyle, FETÖ/PDY isimli terör örgütünün kumpasları arasındaki benzerliklere en güzel örneklerden biri de Mehmet Tatlıcı’nın 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı’dan ayrılıp başka bir eve çıktıktan sonra, eşi ve iki çocuklarının birlikte kaldığı evi gizlice yerleştirilen dinleme ve kayıt cihazlarıyla “delil toplaması” ve bunların daha sonra kurgulanıp/montajlanıp ardından Mehmet Tatlıcı’nın Gizem Tatlıcı aleyhine açtığı boşanma davasında “delil olarak” Mahkeme’ye sunulması olmuştu…

Meğer Mehmet Tatlıcı’nın başka uzmanlık alanları da varmış…

Bu gizli dinlemelerin yapıldığının ortaya çıkmasından sonra Gizem Tatlıcı’nın avukatlarının Mehmet Tatlıcı aleyhinde yaptıkları suç duyurusu üzerine açılan savcılık soruşturmaları sırasında, Mehmet Tatlıcı’nın beyanları “oldukça ilginçti”:

Mehmet Tatlıcı, gizli dinleme yapabilmek için gerekli bilgi ve ekipmanı İnternet üzerinden sağladığını, bu dinleme ekipmanlarını eşi ve çocuklarının kaldığı evin farklı odalarına kendisinin yerleştirdiğini, buradan elde ettiği dinlemeleri kaydettiğini ve daha sonra da bunları mahkemeye eşiyle boşanmak için açtığı dava kapsamında delil olarak sunduğunu büyük bir pişkinlikle ve bütün bunlar normal bir olaymış gibi beyan etmişti… (Mehmet Tatlıcı’nın hakkındaki soruşturma kapsamında, Beykoz Asayiş Büro Amirliği’ne verdiği 29 Kasım 2013 tarihli bu beyanını haberimizin ilişiğinde okurlarımızın bilgisine sunduk).

Mehmet Tatlıcı’nın bu hamleleri, FETÖ/PDY’nin hamleleriyle benzerlik taşıyor…

Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu hamleleri, aslında FETÖ/PDY’nin gizli dinleme kayıtları üzerinden elde ettiği bilgilerin daha sonra montajlanarak mahkemelere delil diye sunulduğu FETÖ/PDY kumpaslarıyla büyük bir paralellik arz ediyordu ve gizli dinlemeler dahil bütün bu yaptıklarının zamanlaması da diğer olaylarla bir araya getirildiğinde ortaya, hepsinin daha önceden planlanarak büyük bir titizlikle yerine getirildiğini net bir şekilde gösteren bir tablo sunuyordu:

Boşanma için planlanan ve FETÖ hamlelerini hatırlatan bir kumpas

Tarih 2013 yılının Ekim ayı başları…

Mehmet Tatlıcı, 25 yıllık eşi ve iki çocuğunun annesi Gizem Tatlıcı’dan boşanmayı kafaya koyuyor ve düğmeye basıyor…

Bakın ardından neler yapıyor Mehmet Tatlıcı:

4-5 Ekim 2013

Mehmet Tatlıcı, İnternet’ten temin ettiğini söylediği ses kaydetmeye yarayan dinleme cihazlarını, eşi Gizem Tatlıcı ile iki çocuklarının yaşadıkları evin farklı bölümlerine tek tek yerleştirdiğini beyan ediyor…

10 Ekim 2013

Mehmet Tatlıcı, boşanmayı kafaya koyduğu eşi Gizem Tatlıcı’yı ve iki çocuğunu terk ederek başka bir yerde kalmaya başlıyor (Herhalde, aslında ayrılma istediği o evde bir süre daha kalarak bütün bu gizli dinlemelerin ve bunlardan oluşturulan kayıtların “teknik kontrolünü” yapıyor veya birilerine yaptırıyor…)

25 Ekim 2013

Mehmet Tatlıcı, eşi ve çocuklarını onların yaşadığı, kendisinin de terk ettiği eve yerleştirdiği cihazlarla dinlemelerini yapmayı ve bunların kaydını tutmayı 25 Ekim’e kadar sürdürüyor…

Mehmet Tatlıcı, FETÖ/PDY kumpaslarında çokça tanık olduğumuz gibi gizli dinleme ve bunlardan istediği kayıtları oluşturma işlemini artık tamamlamıştır ve boşanma için işin yasal boyutunu devreye sokar:

8 Kasım 2013

Mehmet Tatlıcı, Beykoz Aile Mahkemesi’nde eşi Gizem Tatlıcı’dan boşanmak amacıyla dava açar…

18 Kasım 2013

Mehmet Tatlıcı, yanında arkadaşı FETÖ’nün avukat imamı Hüseyin Ataol ve çok sayıda silahlı adamıyla birlikte eşinin yönettiği ve birlikte ortak oldukları İstanbul Nişantaşı semtindeki TAT ART isimli sanat galerisine baskın yapar…

Mehmet Tatlıcı, bunun zamanlamasını da çok iyi belirlemiştir, zira baskın anında eşi Gizem Tatlıcı’nın lisans üstü çalışmaları için bir üniversitede derste olduğunu bilmektedir…

Baskın, Gizem Tatlıcı orada yokken gerçekleştirilir ki, geride “baş ağrıtacak” somut bir delil kalmasın…

Mehmet Tatlıcı’nın esas amacı, bu sanat galerisinde kendisine tahsis edilen odada çalıştığını bildiği ve aslında geçmişte iş ilişkisi olan Fransız mimar Richard Tuil üzerinden, eşi Gizem Tatlıcı’dan boşanabilmek amacıyla ek bilgiler ve deliller elde edebilmek ve de bu Fransız mimara biraz da haddini bildirebilmek…

Mehmet Tatlıcı, yanında FETÖ’nün önemli isimleriyle birlikte bu baskını gerçekleştirir, Fransız mimarı bir güzel döver, adamları da bu Fransız mimarı karnına silah dayayarak, silah göstererek korkutup tehdit eder, yetmedi onun bilgisayarlarını gasp eder, Mehmet Tatlıcı’nın bir başka “ağır abi” avukatı Ali Arda da bu Fransız mimara “biz Mafya’yız seni öldürürüz” diye polisin yanında bile tehditler savuracak cesaret gösterilerine girişir…

Dahası da var…

Mehmet Tatlıcı’nın adamlarının gasp ettiği Fransız mimara ait kişisel bilgisayar ve tablet bilgisayardaki bazı görüntüler, fotoshop isimli bir yazılımla üzerinde oynamalar yapılarak, ileride Mehmet Tatlıcı’nın eşinden boşanmak için açtığı dava sürecinde mahkemeye “delil” olarak sunulur. Bu fotoğraflarda Mehmet Tatlıcı’nın eşi Gizem Tatlıcı ile henüz küçük bir genç kız olan öz kızlarının resmi bulunmaktadır ve tatilde çekilmiş bu fotoğraflar sanki Gizem Tatlıcı ile bu Fransız mimar arasında bir ilişki varmış gibi, o izlenimi uyandıracak şekilde ustalıkla oynanarak özgün halinden uzak başka bir hale sokulur…

Mahkeme hakimliği de Mehmet Tatlıcı’nın gizli dinleme kayıtları, üzerinde oynanmış fotoğraflara bakarak Mehmet Tatlıcı ile eşi Gizem Tatlıcı’nın boşanmasına karar verir…

Nasıl bir kumpas değil mi? Tıpkı FETÖ/PDY kumpasları gibi…

Ama hepsi de gerçek…

Mehmet Tatlıcı, bütün bu kumpas hamleleri için “aklı” kimden alıyor?

FETÖ/PDY soruşturmaları ardından ortaya çıkan gerçekler, daha önceden Mehmet Tatlıcı’nın hamlelerinin resmi belgelere yansıyan bu tür kanıtlarıyla birleştiğinde, Mehmet Tatlıcı hamlelerindeki FETÖ/PDY kumpaslarını hatırlatan gelişmeleri de netleştiriyordu…

Çünkü Mehmet Tatlıcı’nın yanında, FETÖ/PDY yapılanmasının en önemli isimlerinden FETÖ’nün avukat imamı olan arkadaşı Hüseyin Ataol vardı ve onun da yanında “kapı gibi” (geçmişte birlikte cinayetlerdeki delilleri birlikte kararttıkları) kayınbiraderi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat Daire Başkanı olan FETÖ’cü Ali Fuat Yılmazer vardı…

O Ali Fuat Yılmazer ki, FETÖ/PDY kumpaslarında delil olarak sıklıkla kullanılan (o zamanki başbakanımız, şimdiki cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık çalışma odasının, ayrıca onun ve aile fertlerinin, bazı bakanların ve ailelerinin telefonları dahil) tüm yasadışı dinlemeleri yapan ekibin başındaki kilit bir isimdi…

Tüm bu gerçekler, delilleriyle birlikte ortadayken Mehmet Tatlıcı’nın “İnternet’ten öğrendiği bilgiler” ve “kendi başına” tedarik ettiğini söylediği dinleme ve kayıt aletleriyle bütün bu dinlemeleri ve kayıt oluşturmayı “tek başına” yapabildiğine inanmak da, gerçekten Mehmet Tatlıcı’nın resmi belgelere yansıyan beyanlarında, büyük bir pişkinlikle anlattığı kadar da “kolay olmuyor”…

Bunun takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

Hazır bu gizli dinleme kayıtları ve bunların FETÖ/PDY kumpaslarıyla benzerliği üzerinde durmuşken, ülkemizde yasa dışı dinlemelerin en önemli isimleri arasında gelen FETÖ’cü eski emniyet müdürlerinden Ali Fuat Yılmazer’e ayrı bir yer açalım:

YASA DIŞI DİNLEME VE KAYIT OLUŞTURMA UZMANI: FETÖ’cü Emniyet Müdürü ALİ FUAT YILMAZER

FETÖ/PDY’nin yasa dışı dinlemelerini yöneten istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer, bu terör örgütünün birçok önemli kumpasında baş rollerdeydi…

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi olan Ali Fuat Yılmazer, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi öncesi dikkat çeken bir diğer önemli kumpası olan 17-25 Aralık (2013) operasyonlarında medyaya servis edilen yasa dışı dinleme kayıtlarını oluşturanların elebaşıydı ve FETÖ/PDY’nin Emniyet yapılanmasındaki kilit isimlerden biriydi…

Ali Fuat Yılmazer, Hrant Dink cinayeti ile bağlantısı olan kamu görevlileri arasında yer almıştı; ardından yürütülen bu soruşturma kapsamında 28 Mayıs 2015’te tutuklanmıştı.

Savcılıkça hazırlanan, iddianamede sanıklardan Ali Fuat Yılmazer’in “tasarlayarak kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet; “silahlı örgüt kurma, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma” suçlarından, 19 yıldan 32 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.

Burada tam da yeri gelmişken aralarında Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı FETÖ’cü Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi de olan Ali Fuat Yılmazer’i ve onun FETÖ/PDY ile ilişkilerini ortaya çıkaran çok önemli bir isim olan, değerli savcımız Gökalp Kökçü’ye ve onun soruşturmalarına ayrı bir yer açmak isteriz; Zira, kendisi yukarıda bilgisini verdiğimiz, Mehmet Tatlıcı’nın yanında arkadaşı FETÖ imamı Hüseyin Ataol ve silahlı adamlarıyla birlikte eşinin yönettiği TAT ART isimli sanat galerine yaptığı baskın sonrası yürütülen soruşturmada da görev almıştı…

FETÖ’nün tüm baskılarına rağmen dimdik ayakta duran değerli bir savcımız: Gökalp KÖKÇÜ

Hrant Dink cinayetine karıştıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma başlatılan (ve aralarında Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi Ali Fuat Yılmazer’in de bulunduğu) kamu görevlilerinin FETÖ/PDY ile bağlantılarını da ortaya koyarak soruşturulması ve yargı önüne çıkarılması sürecinde, daha önce FETÖ/PDY’nin bir başka kumpası olan Balyoz soruşturmalarına da bakan Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü’nün adı ön plana çıkmaktaydı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesi devlet içinde kilit noktaları tutmuş olan FETÖ’cü savcı, hakim ve emniyet müdürleri eliyle karartılmaya çalışılan deliller, ağır aksak kağıt üstünde yürütülen sözde soruşturmalarla Hrant Dink cinayetinde parmağı olan FETÖ’cü kamu görevlileri adeta yok sayılmaya devam ederken; Gökalp Kökçü isimli savcımız, üzerindeki tüm baskılara rağmen; (ki hazırladığı iddianame iki kez haksız, hukuksuz gerekçelerle FETÖ’cü baş savcılarca reddedilmişti), hazırladığı iddianamenin arkasında durmuş, iki kez reddedilen iddianamesini noktasına, virgülüne dokunmadan 3 kez aynen göndermiş; ama bu kararlı duruşuna karşın o dönemde Adalet mekanizmasının her köşesini tutmuş FETÖ’cüler tarafından görevden alınmıştı…

Bütün bu süreçte, FETÖ’nün medya yapılanmasındaki kilit isimler de hedeflerinde olan kişilere karşı hep yaptıkları gibi “çamur at izi kalsın” tarzı haberleri ve “köşe yazarlarıyla” savcı Kökçü aleyhinde sistemli bir karalama kampanyası yürütmüşlerdi…

Bunun yanında, bu cesur ve kararlı savcımızın mücadelesini anlayan gazetecilerimiz de, haberleri ve yorumlarında onun bu haklı mücadelesini okurlarına açıklıyorlardı:

Örneğin, Ergenekon kumpasıyla birlikte haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanarak Silivri Cezaevi’nde tutulan gazeteciler arasında ismi geçen Nedim Şener, o dönemde savcı Gökalp Kökçü’nün FETÖ’cüler tarafından açıkça hedef alındığını belirterek şunları yazmıştı:

“Adliye içinde Savcı Gökalp Kökçü ile uğraşanlar vazgeçmedi. Ne yapacaklarını şaşırmışlar Adliye’nin granit zemininde ayağını kaydırmak için uğraşıyorlar(!) Görev yerini değiştirerek cezalandırmak istiyorlar. Başına da ödül koymuşlar; görev yerini değiştirene makam teklif ediyorlar.

Tetikçi arıyorlar, bulamıyorlar. İddianamenin sanığı olan kişi halen İstihbarat Dairesi Başkanlığı koltuğunu koruyor ama onların suçunu ortaya çıkaran Savcı Gökalp Kökçü işini düzgün yaptı diye cezalandırmak isteniyor. Pes be kardeşim bir savcının başını yiyemediniz hâlâ!”

Nedim Şener’in yukarıda bir kısmına alıntı yaptığımız yazısında, “İddianamenin sanığı kişi halen İstihbarat Dairesi Başkanlığı koltuğunu koruyor” derken kastettiği şahıs da, Mehmet TATLICI’nın arkadaşı FETÖ’nün avukat imamı Hüseyin ATAOL’un kayınbiraderi Ali Fuat YILMAZER’den başkası değildir…

15 Temmuz sonrası gelişmeler

FETÖ’nün 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrası kimin ne olduğunun ortaya çıkmasına kadar Adalet mekanizmalarında her köşeyi tutmuş olan FETÖ’cüler, Gökalp Kökçü gibi savcılarımızı bu şekilde devre dışı bırakmaya çalışmışlardı…

Darbe girişimi sonrasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atanan İrfan Fidan’ın ilk icraatı ise, Hrant Dink dosyasını Savcı Gökalp Kökçü’ye yeniden teslim etmek oldu.

Neden Savcı Gökalp Kökçü’den bahsettik?

Mehmet Tatlıcı ve onun arkadaşı Hüseyin Ataol, TAT ART BASKINI soruşturmasında savcı Gökalp Kökçü’ye hesap veriyorlar…

Savcı Gökalp Kökçü’ye ve FETÖ’nün onun üzerinde (medyadaki adamlarının karalama kampanyası ile birlikte) oynadığı oyunlara bugünkü haberimizde yer vermemizin önemli bir nedeni de, yukarıda kısaca açıkladığımız gibi Kökçü’nün, Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamlarıyla eşinin yönettiği TAT ART isimli sanat galerisini basarak, orada bulunan Fransız mimar Richard Tuil’i darp edip, kişisel eşyaları ve bilgisayarlarını gasp ettikleri olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmada da görev almış olmasıdır…

Savcı Gökalp Kökçü, yürüttüğü bu soruşturma kapsamında, yukarıda detaylarını verdiğimiz TAT ART baskını sırasında Mehmet Tatlıcı’nın yanında bulunan Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı ve avukatı Hüseyin Ataol’u da soruşturmuş, ancak hazırlanan iddianameyle birlikte verilen ek karara göre, Basit Yaralama, Kilitlenmek Suretiyle Muhafaza Altına Alınan Eşya Hakkında Hırsızlık, Cebir ve Tehdit veya Hile Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma, Silahla Tehdit ve Tehdit suçlarından yeterli somut delil olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapatılmıştı…

Zira o baskında, FETÖ’nün avukat imamı ve Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol gibi delil karartma uzmanı bir FETÖ’cü Mehmet Tatlıcı’nın yanında yer almıştı ve “Minareyi Çalan Kılıfını Uydurur” sözünü hatırlatan “deneyimi” ile savcının yeterli delile ulaşmaması için vazifesini layıkıyla yerine getirmişti…

Olan da Richard Tuil adlı bir garip Fransız mimara olmuş, Mehmet Tatlıcı’dan yediği dayak, uğradığı tehdit ve hakaret yanında gasp edilen bilgisayarları ve kişisel eşyalarının üzerine su içmek zorunda kalmıştı…

Alın size FETÖ/PDY kumpaslarına benzer somut bir örnek daha:

Tat Art Baskını sonrasında Fransız vatandaşı bu mimar, bir yandan da Mehmet Tatlıcı ve onun FETÖ’cü arkadaşı Hüseyin Ataol ve de Mehmet Tatlıcı’nın bir diğer avukatı Ali Arda tarafından savcılığa şikayet edilmişti… Yani, “Biz Mafya’yız, Seni Öldürürüz!” denilerek tehdit edilen Fransız mimar, bir anda suçlu durumuna düşürülmüştü

Ustalıkla planlanmış ve hayata geçirilmiş mükemmel bir kumpas!…

Tıpkı, FETÖ/PDY’nin yaptıkları gibi…

Hüseyin Ataol gibi FETÖ/PDY’nin kilit isimlerinden biri elden kaçmış…

Devlet içinde yuvalanmış ve adeta her köşeyi tutmuş olan ve adı Hrant Dink cinayetine karışmış FETÖ’cü kamu görevlilerini (Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ali Fuat Yılmazer dahil) o dönemde üzerindeki tüm baskılara rağmen yargı önüne taşıyan değerli savcımız Gökalp Kökçü’nün, FETÖ’nün kilit isimlerinden olan FETÖ imamı Hüseyin ATAOL’u, Mehmet Tatlıcı ile birlikte adının karıştığı TAT ART baskını soruşturmasıyla birlikte bu şekilde hazır önünde bulmuşken, bu FETÖ’cü hainin baskın sırasında ve sonrasında karartılan deliller yüzünden “elden kaçmış olması” da büyük bir talihsizlik olmuştu.

Zira, Hüseyin Ataol, FETÖ’nün kanlı darbe girişimi başarılı olsaydı Adalet Bakanı yapılacak kadar FETÖ içinde önemli bir isimdi

Evet… Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol’dan bahsediyoruz…

Daha o dönemden, FETÖ’nün tüm baskılarına rağmen dimdik ayakta durarak, adaletin yılmaz bir savaşçısı olduğunu gösteren bu savcımız, FETÖ’nün böylesine önemli bir ismini, Mehmet Tatlıcı ile birlikte gerçekleştirdiği TAT ART baskını gibi bir olay kapsamında bile olsa tam önüne gelmişken “içerde” tutulabilseydi, şimdi yurtdışında firarda olamayacaktı ve FETÖ/PDY’nin başka kumpasları yanında, Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamlarıyla birlikte gerçekleştirdiği TAT ART baskınının ardındaki esas gerçekler ile Mehmet Tatlıcı’nın yolunun nasıl olup da her seferinde bu şekilde FETÖ’cülerle kesişebildiği de tamamen aydınlanmış olacaktı…

Bütün bunlarla birlikte yine de şu hususları da gözden kaçırmamak lazım:

Mehmet Tatlıcı’nın yanında arkadaşı FETÖ imamı Hüseyin Ataol ile birlikte gerçekleştirdikleri TAT ART baskını 18 Kasım 2013 tarihinde gerçekleştirilmişti. Bu olaydan tam bir ay sonra FETÖ/PDY, 17 Aralık kumpasıyla gerçek yüzünü göstermiş, 25 Aralık kumpasıyla da artık doğrudan iktidarı ve zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldığını ortaya koymuştu…

O dönemde savcı Gökalp Kökçü, FETÖ kumpaslarından Balyoz Davası soruşturmalarını yürütüyordu ki, önüne Hüseyin Ataol ve arkadaşı Mehmet Tatlıcı’nın adlarının karıştığı bu TAT ART baskını olayı geldi.

İlginç bir şekilde savcı Kökçü’nün imzasıyla hazırlanan bu olayla ilgili iddianame de 25 Aralık 2013 tarihini taşımaktadır; yani FETÖ’nün 17 Aralık kumpasının hemen ardından, 25 Aralık’ta başlattığı ve bu sefer de zamanın başbakanı, şimdiki cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la birlikte, bazı bakanların çocuklarını ve Halk Bank’ın üst düzey yöneticilerinin hedef alındığı operasyonun tarihi ile aynı…

Bu iddianamede adı geçen Hüseyin Ataol, aynı iddianamede yazılanlara bakılırsa, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı yönünde ek bir kararla maalesef “elden kaçmış”…

Elbette 25 Aralık 2013 tarihini kapsayan o dönemde (15 Temmuz 2016’daki FETÖ/PDY’nin kanlı darbe girişiminden neredeyse üç yıl önce) Mehmet Tatlıcı’nın arkadaşı Hüseyin Ataol’un FETÖ/PDY yapılanması içinde böylesine kilit bir isim olarak yer aldığını bilmek, bulabilmek pek kolay değildi…

O dönemde üzerindeki başsavcıların baskılarına rağmen adaletin yılmaz bir savaşçısı olarak cesur bir şekilde dik durabilen değerli savcımız Gökalp Kökçü’nün Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi İstanbul Emniyet Müdürlüğü, eski İstihbarat Daire Başkanlığı görevini yürüten Ali Fuat Yılmazer’i adalet karşısına çıkarabilen Kökçü’nün, bir diğer FETÖ’cü Hüseyin Ataol’u onun arkadaşı Mehmet Tatlıcı ile birlikte gerçekleştirdikleri TAT ART baskını soruşturmasıyla da olsa bu şekilde hazır önünde bulmuşken elinden kaçırmayacağı da çok nettir…

Esas Gerçekler bu şekildedir…

İki bölüm halinde hazırladığımız “Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkar mı?” başlıklı haberlerimizde, okurlarımızla ekindeki resmi belgeler ve medyada çıkan haberlere dayandırarak paylaştığımız gerçekler aynen bu şekilde gerçekleşmiştir…

Bütün bunlara bakıldığında, Mehmet Tatlıcı’nın Sabah gazetesinde 4 Mayıs 2020 tarihinde yayımlanan haberde yer alan beyanlarında iddia ettiklerini anlamak ve normal bir insan aklı ile bir yerlere oturtmak pek de kolay olmamaktadır:

“… Yürütülen soruşturma sonunda FETÖ ile herhangi bir iltisakım tespit edilemediği için takipsizlik kararı verildi. FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı…”

Mehmet Tatlıcı’nın, FETÖ’nün imamı olan arkadaşı Hüseyin Ataol ile yakınlığı ve birlikte geçmişte yaptıkları bu kadar ortadayken, bütün bunların şimdi Gökalp Kökçü gibi bir savcımızın önüne gelmesi kim bilir beraberinde FETÖ/PDY’nin başka hangi kumpaslarının ve bu kumpaslarda kimlerin, nasıl bir rol üstlendiklerinin ortaya çıkmasını sağlardı…

Takdirini okurlarımıza bırakıyoruz.

Gerçekleri, ekindeki kanıtlarıyla birlikte okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top