Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkar mı? – 1

ates-olmayan-yerden-duman-cikar-mi-scaled.jpg

Sabah Gazetesinde verilen bir habere göre, Mehmet Tatlıcı, FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) üyesi olduğu gerekçesiyle, hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ifade verdi. Haberde, Mehmet Tatlıcı’nın hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla medyada çıkan haberlerden, baba bir kardeşini sorumlu tutarak kendisini savcılığa şikayet ettiği bilgisi de yer almakta…

Acaba İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı neden Mehmet Tatlıcı hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğu gerekçesiyle bir soruşturma başlatma ihtiyacı duydu?

Bugünkü haber yorumumuzda, Sabah Gazetesinde 4 Mayıs 2020 tarihinde yayımlanan bu haber ve ardındaki gerçekleri değerlendireceğiz…

Haberimizin ilk bölümünde, 4 Mayıs 2020 tarihli Sabah Gazetesi’nde yayımlanan haber ve bu haberin ardındaki gerçekler; ikinci bölümde Mehmet Tatlıcı’nın senelerdir kendi aile fertlerini hedef alarak sürdürdüğü sözde hukuk mücadelesindeki yöntemlerin FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) kumpaslarıyla benzerliği ve ardından, daha ayrıntılı olarak ele alınacak üçüncü bölümde de, FETÖ/PDY’nin 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrası, bu terör örgütünün emniyet-yargı-medya üçgenindeki örgütlenmesiyle ilgili ortaya çıkarılan gerçekler ışığında, Mehmet Tatlıcı’nın yıllardır kendi aile fertlerini hedef alarak sürdürdüğü sözde hukuk mücadelesinde, yolunun nasıl olup da her defasında FETÖ’cülerle kesişebildiği yanında, Sabah Gazetesi haberinde kendilerinden bahsedilmeyen, ancak Mehmet Tatlıcı ile birlikte sorgulananların kimler olduğu, hepsi de resmi belgeler ve medyada çıkan haberlerin oluşturduğu kanıtlarla birlikte değerlendirilecektir…

BİRİNCİ BÖLÜM:

SABAH GAZETESİ’NDE YER ALAN HABER VE

MEHMET TATLICI’YA “ATFEDİLEN” BEYANLAR

Sabah Gazetesi’nde 4 Mayıs 2020 tarihinde, Dilek Yaman imzasıyla yer alan “Bitmek Bilmeyen Miras Kavgası” başlıklı haberde;

“Ünlü işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın iki oğlu arasındaki miras kavgası sürüyor. Mehmet Tatlıcı, üvey kardeşi Uğur Tatlıcı’nın kendisi hakkında bir site kurdurup FETÖ üyeliğiyle suçladığını belirterek şikayetçi oldu” şeklindeki, haber girişiyle birlikte ilk satırlarda,  “İşadamı Mehmet Salih Tatlıcı yedi yıl önce (altını biz çizdik) vefat ederken geride 3 milyar dolarlık servet bıraktı. Kalan miras için Tatlıcı’nın oğlu Mehmet Tatlıcı ile üvey kardeşi Uğur Tatlıcı arasındaki kavga bitmek tükenmek bilmiyor. Taraflar arasında birçok dava bulunuyor. Kardeşler şimdi de FETÖ kavgasına tutuştu.” ifadesine yer verilmiş.

Sabah gazetesinde yer alan bu haberin devamında;

“… geçtiğimiz günlerde Mehmet Tatlıcı hakkında bir site açıldı. Sitede, iddiaya göre özel hayatıyla ilgili ve gerçek dışı bilgilerle oluşturulan metinler yer alıyordu. Mehmet Tatlıcı söz konusu sitenin, üvey kardeşi Uğur Tatlıcı tarafından açıldığını, kendisini küçük düşürmek ve yalan haberlerle itibarının zedelendiğini ileri sürdü.

Sitede, yine iddiaya göre Uğur Tatlıcı, kardeşi Mehmet Tatlıcı’yı FETÖ üyesi olmakla suçladı ve bununla ilgili yine söz konusu sitede bir metin yayınladı. Söz konusu metinin yayınlanmasının ardından savcılığa başvuran Mehmet Tatlıcı, üvey kardeşini ihbar etti” denilmekteydi…

Sabah gazetesinde Dilek Yaman imzasıyla yayımlanan haberin son bölümünde ise, Mehmet Tatlıcı’ya atfedilen beyanlarla birlikte şu satırlara yer verilmiştir:

“Şikayet dilekçesinde, yayınlanan metinin gerçeği yansıtmadığını ileri süren Mehmet Tatlıcı, ‘Evet, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkımda FETÖ üyeliği kapsamında soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturma sonunda FETÖ ile herhangi bir iltisakım tespit edilemediği için takipsizlik kararı verildi. FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı. Buna rağmen beni silahlı bir terör örgütüne üye olmakla suçluyor’ ifadelerini kullandı. Mehmet Tatlıcı’nın şikayetinin ardından kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında soruşturma başlatıldı.”

Şimdi gelelim bugünkü haberimizin konusunu oluşturan ve yukarıda okurlarımızın bilgisine sunduğumuz, Sabah gazetesinin 4 Mayıs 2020 tarihli haberinde yer alan Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandısöylemine…

SABAH GAZETESİ’NDEKİ HABERDE AÇIKLANMAYAN ESAS GERÇEKLER

Mehmet Tatlıcı’nın 4 Mayıs 2020 tarihli Sabah gazetesinde yer alan bu söylemini, (onun yıllardır sürdürmekte olduğu “hamlelerini” ve bu hamlelerin FETÖ/PDY kumpaslarıyla benzerliğini araştıran Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak), bir kez daha incelemeye değer bulduk ve bu haberin ardındaki gerçekleri de burada okurlarımızla paylaşmak istedik…

Sabah gazetesinde bu haberin yayımlanmasından bugüne kadar, haber ekibimizin yaptığı araştırmaların ortaya koyduğu bilgi, bulgu ve belgelere göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Mehmet TATLICI, avukatı Ali ARDA ve Mehmet Tatlıcı’ya yıllardır asistanlık yapan sekreteri Serap DURMUŞ hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle yürüttüğü bir soruşturmada, ifadelerinin alındığı anlaşılmaktaydı.

Şüpheliler arasında adı geçen Mehmet Tatlıcı, Ali Arda ve Serap Durmuş hakkında savcılık makamının yaptığı soruşturma neticesinde, şüpheliler aleyhinde yeni delile ulaşılması halinde yeniden soruşturma açılması hususu saklı kalmak kaydıyla, şimdilik delil yetersizliği nedeniyle kovuşturma olanağı bulunmadığından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı; bunun yanında Mehmet Tatlıcı yönünden Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet suçundan hakkında bizzat savcılık makamı tarafından ihbar yapılması kararı verildiği görülmekteydi…

Savcılık makamı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle hakkında soruşturma başlattığı şüpheliler Mehmet Tatlıcı, avukatı Ali Arda ve sekreteri Serap Durmuş için bu tür soruşturmalara kaynak oluşturması maksadıyla hazırlanan “bilgi havuzunda” adı geçen kişilerin şahsi olarak karıştığı ve atılı suça delil kabul edilebilecek bir veriye rastlanılmadığını da belirtmekteydi.

Sabah gazetesindeki bu haberde adları geçmemekle birlikte, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın habere konu olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle Mehmet Tatlıcı ile birlikte ifadeleri alınan şüpheliler Serap Durmuş ve Ali Arda’nın kimler olduğunu ve Mehmet Tatlıcı ile bu şüphelilerin ilişkisini, bugünkü haberimizin ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak değerlendireceğiz.

Ancak haberimize devam etmeden önce, burada yeri gelmişken okurlarımıza, haberde bahsi geçen bu Bilgi Havuzu konusun ne olduğunu da kısaca açıklayalım:

Bu “bilgi havuzu”, devletin emniyet ve istihbarat birimlerinin, FETÖ/PDY’nin (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrası yürütülen soruşturmalarda, FETÖ/PDY üyelerini tespit etme amacıyla hazırlanan “bir ön protokoldür” ve bu protokolle, özellikle FETÖ/PDY’nin en önemli finans tedarikçisi olan Bank Asya isimli finans kuruluşunda hesabı olanlarla, yine bu terör örgütünce örgüt üyelerinin gizli mesajlaşma yapmalarını sağlamak için FETÖ’cüler tarafından üretilen Bylock isimli şifreli mesajlaşma uygulamasını kullananların tespit edilmesi amaçlanmaktadır.

Belirttiğimiz gibi bu “bilgi havuzu” sonuçta sadece bir ön protokoldür ve FETÖ/PDY üyelerini tespit için tek soruşturma ve sorgulama işlemi değildir. Çünkü, Bank Asya’da hesabı olmamasına ve Bylock uygulaması kullanmamasına rağmen, FETÖ/PDY üyesi olan veya bu örgüte yardımcı olan binlerce şüpheli de, 15 Temmuz sonrasında başka araştırma ve incelemeler sonucu tespit edilerek yakalanmıştır veya firari şüpheli olarak aranmaktadır…

Şimdi gelelim, Sabah gazetesinde yer alan bu haberin içeriğine, haberin sunuluş biçimine ve de Mehmet Tatlıcı’nın adının FETÖ/PDY soruşturmalarında geçmiş olmasının ardındaki esas gerçeklere…

Mehmet Salih Tatlıcı vefat edeli 7 yıl değil, 11 yıl oldu

Sabah Gazetesi’nde 4 Mayıs 2020 tarihinde, Dilek Yaman imzasıyla yer alan “Bitmek Bilmeyen Miras Kavgası” başlıklı haberde; “Ünlü işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın iki oğlu arasındaki miras kavgası sürüyor. Mehmet Tatlıcı, üvey kardeşi Uğur Tatlıcı’nın kendisi hakkında bir site kurdurup FETÖ üyeliğiyle suçladığını belirterek şikayetçi oldu” şeklindeki, haber girişiyle birlikte ilk satırlarda,  “İşadamı Mehmet Salih Tatlıcı yedi yıl önce (altını biz çizdik) vefat ederken geride 3 milyar dolarlık servet bıraktı. Kalan miras için Tatlıcı’nın oğlu Mehmet Tatlıcı ile üvey kardeşi Uğur Tatlıcı arasındaki kavga bitmek tükenmek bilmiyor. Taraflar arasında birçok dava bulunuyor. Kardeşler şimdi de FETÖ kavgasına tutuştu.” ifadesine yer verilmişti…

Her şeyden önce bu haberin özensiz bir araştırmayla kaleme alındığı ve Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı tüm aile fertleri aleyhine yaptığı daha önceki tüm suç duyurularında her seferinde tanık olduğumuz gibi, medya destekli yeni bir algı operasyonunun sergilendiği görülmekte:

Özensiz bir araştırma, çünkü rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından bu yana, bu haberin yayımlandığı tarih olan 4 Mayıs 2020’de yedi yıl değil, 11 yıldan fazla zaman geçmişti. Oysa bu haberde, kendisinin haberin veriliş tarihinden yedi yıl önce vefat ettiğinden söz edilmekte…

Miras kavgasını kim, nasıl başlattı ve hangi oyunlarla sürdürüyor?

Yine aynı haberde, “miras kavgası” denilirken, aslında bu miras anlaşmazlığıyla ilgili hukuki süreci başlatan ve yıllardır büyük bir husumet içinde sürdüren tarafın bizzat Mehmet Tatlıcı olduğu gerçeği de göz ardı ediliyordu.

Ama hepsinden önemlisi, Mehmet Tatlıcı bir kez daha kendisiyle aynı soyadını taşıyan bir aile ferdine karşı, (bu defa baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı aleyhinde), savcılık makamına asılsız iddialarıyla bir suç duyurusunda bulunuyor ve aynı esnada, Sabah gazetesindeki bu haberde olduğu gibi, medyada Uğur Tatlıcı hakkında olumsuz bir imaj oluşturan, itibarının zedelenmesine neden olabilecek ve adeta onu hedef gösteren bir “haber” yayınlanıyordu.

Haberde sözü edilen sitenin adı (bize göre kasten) verilmemekle birlikte, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı bir sitede hakkında haber yaptırdığı iddiasıyla itham ederek savcılık makamına şikayet etmesi ve her zaman olduğu gibi kendisiyle aynı soyadını taşıyan bir aile ferdini (ve çoğunlukla yaptığı gibi de Uğur Tatlıcı’yı) hedef aldığı ve Sabah gazetesindeki bu haberin de, (yukarıda okurlarımızla paylaştığımız haberin son bölümündeki ifadeleri dikkate alındığında, aslında tıpkı yıllardır yaptığı gibi, ancak bu sefer de Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ ile arasında bir bağ olmadığını “kanıtlama” adına), haklarında asılsız iddialarla davalar açıp, suç duyurularında bulunduğu aile fertlerinin itibarını zedelemek adına, yine tam da yeni bir suç duyurusu yaptığı tarihe “denk getirildiği” çok net bir şekilde görülmektedir.

Bu durum da bize, geçmişten beri yapılan ve kamuoyunun sıkça tanık olduğu, savcılık soruşturması ve yargıdaki davalarla paralel olarak medyada yer alan ve hakkında soruşturma yapılan, dava açılan insanları hedef gösteren medya destekli FETÖ kumpaslarıyla büyük bir benzerlik gösteren, “klasik” Mehmet Tatlıcı manevralarını hatırlatıyordu…

Peki neydi Sabah gazetesindeki bu haberde özenle araştırılmamış gerçekler ve Mehmet Tatlıcı’ya atfedilen beyanlardaki “bu manipülatif haber söyleminin” esas gerçekle çelişkisi?

Önce, haberde bahsi geçen Mehmet Tatlıcı’nın kim olduğuna ve bu miras davalarının ardındaki esas gerçeklere bakalım:

Adı medya gündeminden düşmeyen bir şahsiyet: Mehmet Tatlıcı

Mehmet Tatlıcı’nın adı, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından beri medya gündeminde çok sık yer almaktadır.

Mehmet Tatlıcı, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğini yaptığı teyzesinin kızı Bedriye Hanım’dan dünyaya gelen üç oğlundan biridir.

Mehmet Salih Tatlıcı ve Resmi Vasiyetnamesi

Rahmetli Mehmet Salih Bey, adeta sıfırdan başladığı iş hayatında, azmi, sabrı ve çalışkanlığıyla işlerini büyütmüş ve ileri görüşlülüğüyle büyük yatırımlara ve projelere imza atarak adını dünyanın en zengin işadamları listesine yazdırmış, vefatıyla birlikte geride hatırı sayılı bir servet bırakmış, başarılı ve hayırsever bir iş adamıydı.

Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesi de, 22 Şubat 2009 yılındaki vefatından sonra ortaya çıktı. Merhumun işadamının henüz hayattayken, 2 Ağustos 1994 tarihinde ve noter huzurunda tanzim etmiş olduğu görülen vasiyetnamesinde; kendisini ölümle tehdit etmiş olduğu söylenen ilk evliliğinden oğulları Ahmet Tatlıcı ve Ali Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, diğer oğlu Mehmet Tatlıcı ile torunları Salih Ziya Tatlıcı ve Bedriye Kamer Tatlıcı’nın da mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını istemişti.

Rahmetli işadamı, mirasının geri kalan payı ile mirasın tasarruf nisabını tümüyle, kendisine hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya bırakmıştı.

Mehmet Salih Bey’in vasiyetnamesini beğenmediler ve çok sayıda dava açtılar

Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının hemen ardından, merhum işadamının kendilerine bıraktığı ve milyonlarca dolar ettiği söylenen miras payından memnun kalmayarak, daha fazlasını elde etme adına (en başta Mehmet Tatlıcı olmak üzere, bütün bunların hazırlığını vefattan çok daha önceden başlattıkları anlaşılan), ilk evliliğinden oğulları ve torunları Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesini iptal ettirmek ve miras tespitinin yeniden yapılması için çok sayıda dava açtılar.

Bunların yanında, başta yine Mehmet Tatlıcı olmak üzere, bu mirasçıların Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’yı hedef alan onlarca dava açtıkları ve asılsız iddialarla çok sayıda suç duyurusunda bulunduklarına da tanık olundu.

Bu süreçte Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın taleplerinin ise, rahmetli Mehmet Salih Bey’in resmi vasiyetnamesinde emrettiği hususların yerine getirilmesi olduğu görülmekteydi…

Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesi geçerli oldu

Uzun yıllar süren bu davaların ardından, Türk Adaleti merhum işadamının 2 Ağustos 1994 yılında tanzim etmiş olduğu resmi vasiyetnamesinin geçerli olduğuna hükmetti ve miras paylaşımının da, (mirastan ıskat edilen Ahmet Tatlıcı’nın saklı payı oranında yararlanması dışında) yine aynen merhumun resmi vasiyetnamesinde emrettiği şekilde yerine getirilmesine hükmetti.

Ama Mehmet Tatlıcı ve diğer mirasçılar husumetlerini sürdürüp, medya gündeminde yer almaya devam ediyorlar

O gün, bu gündür babasından kalan ve 3-4 milyar dolar olduğu iddia edilen bu büyük mirasın kamuoyunda yarattığı merakın, medyanın da ilgisini çekmesiyle, Mehmet Tatlıcı başta olmak üzere, Tatlıcı ailesiyle ilgili haberler medya gündeminden hiçbir zaman düşmemiştir.

Medya, kendisine bugün sahip olduğu büyük zenginliği ve lüks içindeki yaşamı sunan babası hakkında bile (üstelik merhumun vefatından sonra) savcılıklara suç duyurusunda bulunmasıyla dikkat çeken Mehmet Tatlıcı’yı (bu konuda lütfen bakınız: “Oğul: Müşteki – Merhum Baba: Şüpheli” haberi), babasının 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından itibaren mercek altına almaya başlamış; onu sadece rahmetli babasının vasiyetnamesini iptal ettirmek için ortaya koyduğu türlü oyunlarıyla değil, babasının ikinci evliliğini yaptığı Nurten Tatlıcı ile o evlilikten dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı hedef alan onlarca dava açması ve onlar hakkında asılsız iddialarıyla yine onlarca suç duyurusu yapmasıyla da takip etmeye devam etmişti…

Bu süreçte Mehmet Tatlıcı da, kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerine karşı (25 yıl evli kaldığı eşi Gizem Tatlıcı dahil) açtığı davalar ve yine onlar aleyhinde (öz çocukları dahil) asılsız iddialarla savcılıklara yaptığı veya yaptırdığı suç duyurularıyla üzerindeki Medya ilgisini sürekli “sıcak tutmaya” adeta katkıda bulunan bir görüntü çizmişti…

Bir kısım sözde gazetecinin asılsız haberleri Mehmet Tatlıcı’nın “ekmeğine yağ sürüyor”

Bütün bunlar olurken, bir kısım sözde gazetecinin de, adeta Mehmet Tatlıcı’nın “ekmeğine yağ sürercesine” onun aleyhlerine dava açtığı aile fertlerinin itibarlarını zedeleme amacıyla (duruşma tarihlerinden hemen önce yayımladıkları, hep aynı içerik ve kendilerine servis edilen görsellerle “süslenmiş”) taraflı ve manipüle edilmiş haberlerle, gazetecilik etiği ve ilkeleriyle bağdaşmayan söylemleriyle, adeta suçlu gibi göstermeye çalışmaları dikkat çekmekteydi.

Zira, Mehmet Tatlıcı ne zaman bir aile ferdini asılsız iddialarıyla savcılığa şikayet etse, onlar hakkında haksız ve hukuksuz iddialarıyla bir suç duyurusunda bulunsa veya aleyhlerinde dava açsa, medyada kendisine yardımcı olan bazı “muhabirler ve sözde gazeteciler”, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertlerini adeta suçlu gibi göstermeye çalışan, “çamur at, izi kalsın” deyişini hatırlatan bir söylemle kaleme aldıkları sözde haberleriyle, anında devreye giriyordu… (Bu sözde gazetecilerin kimler olduğunu ve Mehmet Tatlıcı ile yollarının nasıl kesişmiş olduğuna dair gerçekleri, bugünkü haberimizin sonraki bölümlerinde okurlarımızın bilgisine sunacağız).

Mehmet Tatlıcı’ya akıl veren “avukatlar” ve “işini kolaylaştıran savcılar”

Buna bir de, Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarıyla aile fertleri aleyhinde savcılıklara yaptığı suç duyurularını, sanki gerçekmiş gibi kabul eden bazı savcıların hukuksuzlukları yanında, Mehmet Tatlıcı’nın “avukat ordusu” içinde yer alan bazı avukatların, büyük bir pervasızlık ve kabadayılıkla onun hedef aldığı kişilere karşı sergiledikleri cüretkar tavırlar ve bütün bunların resmi mahkeme kayıtları ve savcılık soruşturma dosyalarında yer almaya başlaması, medyada “Kim bu Mehmet Tatlıcı?” “ve Kim bu avukatlar?” ve hatta, “Kim bu savcılar?” sorularının sorgulanmasına ve araştırılmaya başlamasına da neden oluyordu… (Bunların kimler olduğu ve Mehmet Tatlıcı yollarının nasıl kesişmiş olduğuna dair gerçekleri, bugünkü haberimizin izleyen bölümlerinde okurlarımızın bilgisine sunacağız).

Ayrıca, Tatlıcı ailesinin fertleri de (başta Mehmet Tatlıcı), yaptıklarıyla medya için haber değeri taşıyan oldukça “malzemeyi” bütün bu davalar ve suç duyurularıyla adeta kendi elleri ve söylemleriyle vermeye devam ediyorlardı…

Bütün bunlar, gazetecilik adına araştırılması ve değerlendirilmesi gereken bir alanın boşluğunu da gösteriyordu…

Zira, Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası merhum işadamının resmi vasiyetnamesindeki miras paylaşımından “memnun kalmayıp”, Türkiye’de ve dünyanın başka ülkelerinde açtıkları davalar ve yaptıkları suç duyurularıyla yıllardır sürdürdükleri sözde “hukuk mücadelesi” sürecinde ortaya çıkan bütün bu gelişmeleri doğrudan takip edip, bu hayırsever işadamının miras paylaşımından memnun kalmayan mirasçıların hamlelerinde, “perde arkasında nelerin döndüğünü, nasıl oyunların oynandığını” araştırarak geniş kamuoyuyla esas gerçekleri paylaşan herhangi bir medya kuruluşu da bulunmuyordu.

Böylelikle Tatlıcı Gerçekleri haber platformu, İnternet üzerinden yayın hayatına giriş yaptı…

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası ortaya çıkan bütün bu gelişmeleri yakından takip edip, sergilenen hukuksuzların yanında, medya destekli kumpaslarla birlikte gerçekleştirilen bu oyunların ardındaki gerçekleri araştırmaya ve hepsi de resmi kayıtlara geçen kanıtlarıyla birlikte Türk ve Dünya kamuoyunun bilgisine sunmaya karar vererek, Dubai merkezli bir medya grubunun sahipliğinde bu haber sitesini kullanıma açtık.

Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi, okurlarımızın ilgisi sayesinde sadece reklam gelirleriyle ayakta durmaktadır ve Türkiye’den hiçbir kişi veya kurumla ilişkisi bulunmamaktadır. (Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi hakkında ayrıntılı bilgiye, sitede yayınlanan kamuoyu duyurularıyla birlikte, iletişim bölümünden ulaşılabilir).

Bu haber sitesini, tematik bir haber kanalı olarak Türk ve Dünya kamuoyunun ilgisine açtık; Çünkü ortada, adını dünyanın en zengin işadamları listesine yazdırmış dikkat çekici bir isim olarak Mehmet Salih Tatlıcı ve onun geride bıraktığı, (içinde paha biçilmez tablolar ve antika objelerden oluşan büyük bir koleksiyon ve başta İstanbul olmak üzere çok sayıda gayrimenkulün bulunduğu ve) yaklaşık dört milyar dolar ettiği söylenen “hatırı sayılır” bir miras vardı ve böylesine büyük bir mirasın varlığı, hem Türkiye, hem de Dünya iş alemince çok iyi tanınan rahmetli işadamı Mehmet Salih Bey’in varlığıyla birleşince, elbette onun vefatı sonrasında geride bıraktığı mirası ve Tatlıcı ailesiyle ilgili bütün gelişmeler, spekülasyonlar ve bunların medyaya yansıyan görüntüsü de gazetecilik adına önemli bir haber değeri taşımaya başlamıştı…

Yukarıda da belirttiğimiz gibi bütün bunlar, gazetecilik adına araştırılması ve değerlendirilmesi gereken bir alanın boşluğunu da gösteriyordu; Zira, Türkiye’de ve Dünya’da Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrası ortaya çıkan bütün bu gelişmeleri doğrudan takip edip, perde arkasında “nelerin döndüğünü, nasıl oyunların oynandığını” araştırarak geniş kamuoyuyla paylaşan herhangi bir medya kuruluşu da bulunmuyordu.

İKİNCİ BÖLÜM: KRİTİK BENZERLİKLER

MEHMET TATLICI’NIN HAMLELERİ ve FETÖ/PDY KUMPASLARI

Mehmet Tatlıcı’nın “müttefikleri” yardımıyla yaptıkları – Ergenekon ve Balyoz kumpasları

Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinin kuruluşundan itibaren haber ekibimizin yaptığı araştırmalar, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı öncesinden planlandığı anlaşılan ve Mehmet Tatlıcı’nın başını çektiği bütün bu miras davaları ve diğer mirasçılar hakkında asılsız iddialarla sürekli suç duyurularında bulunma ve onlara karşı onlarca dava açma “motivasyonunun”, medya destekli bir itibarsızlaştırma ve karalama kampanyasıyla desteklendiğini ve bütün bunların adeta önceden planlı ve içine kendi avukatları yanında, emniyet-yargı-medya üçgenindeki “bazı aktörlerin” dahil olduğu, “bir kumpas senaryosu doğrultusunda” gerçekleştirildiği de ortaya koymaya başladı…

Bunları ülkemizde çok daha önceden, medya üzerinden itibarsızlaştırma kampanyasıyla desteklenen ve içine bir takım emniyet amiri ve komiserin yanında, savcılar ve hakimlerin de dahil olduğu kumpas davalarını, 2006-2007 yıllarında başlatılan Ergenekon ve Balyoz kumpaslarından itibaren görmeye başlamıştık:

Bu kumpaslarda, silahlı kuvvetler içinde askeri liselerden başlayarak örgütlenen bir cemaatin (Fetullah Gülen Cemaati) varlığına dikkat çekmeye çalışan, ülkesi için canını, kanını ortaya koymuş vatansever subaylarımız, devlet içinde yuvalanıp adeta bir virüs gibi yayılan paralel bir devlet yapılanmasını araştırmacı gazetecilikle ortaya çıkaran dürüst gazeteciler, haklarında gizli dinleme kayıtları, “montajlanmış ses ve görüntü kasetleri ile yaratılan sahte delillerle” suçlanmaya ve yine bunlarla eş zamanlı olarak bu vatansever subaylarımızı ve dürüst gazetecileri hedef alarak medyada başlatılan ve adeta yargısız infaz şeklinde bir hezeyanla desteklenen, içinde emniyet müdürleri, savcılar, hakimler ve medyadaki sözde gazetecilerin hep birlikte yer aldığı “kumpas operasyonlarıyla” suçlu gibi gösterilerek itibarları yerle bir edilmekteydi, gözaltına alınmaktaydı ve tutuklanarak ceza evine konulmaktaydı…

Ardından, büyük hukuksuzluklara imza atılarak yürütülen sözde yargı süreciyle birlikte, bu masum insanlar haklarında uzun yıllar cezaevlerinde kalacakları hapis cezalarına çarptırılmaktaydı…

Emniyet-Yargı-Medya üçgeninde inşa edilen gizli bir yapılanma

Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla 2006’da başlatılan ve 2010’lu yılların başlarına kadar devam eden bu süreçte yaşanan gelişmeler, aslında devletin neredeyse bütün kurumları içinde, ama özellikle de yargı, emniyet ve medya mekanizmaları bünyesinde uzun yıllar içinde “ince ince inşa edilmiş” paralel bir yapılanmanın işaretlerini de vermekteydi…

Ve, bütün bu kumpasların hedef aldığı vatansever subaylarımız ve araştırmacı gazeteciler de aslında bu yapılanmayı ortaya koyan raporlara ve haberlere imza atanlardı ve bu kumpas operasyonlarını gerçekleştirenlerce, kamuoyu gözünde itibarları yerle bir edilerek, haksız hukuksuz bir soruşturma ve yargı sürecinin ardından verilen ağır hapis cezalarıyla etkisiz hale getirilmeye çalışılıyorlardı…

Çok daha önceden hazırlıklarına başlanıp, 3 Temmuz 2011 tarihinde “düğmeye basılan” ve yüzyıllık geleneğe sahip spor kulüplerimizi, onların yöneticileri ve futbolcularını hedef alan şike soruşturmaları ve yargılamalarıyla birlikte ortaya konulan, emniyet-yargı-medya ayaklarından oluşan operasyonlar dizisi, kamuoyunun bu paralel devlet yapılanmasının ne kadar derine giden bir güce sahip olduğunu yavaş yavaş görmesini de sağlıyordu…

Ama ne yazık ki, ülkemizde bütün bu kumpasların ardındaki esas failler ve bunların kurduğu terör örgütü ve paralel devlet yapılanması hakkındaki gerçek toplumun büyük bir kesimi tarafından hala anlaşılamamaktaydı…

Yine de “bu adamların ne mal olduğunu” bilen de biliyordu; Zira, ortada bu ülkenin vatansever subaylarını, medyadaki dürüst gazetecileri hedef alan FETÖ kumpaslarını ve bunun gizli bir örgüt gibi çalışan ve ülke dışından, ama özellikle Amerika tarafından desteklenen bir yapı olduğunu açıklayan subaylarımız, gazetecilerimiz vardı.

Ancak ne yazık ki bu dürüst insanlar, FETÖ’ye özgü yöntemlerle üretilen sahte deliller üzerinden oluşturulan sözde kanıtlarla haklarında yine FETÖ’cü emniyet amirleri, FETÖ’cü savcılar ve FETÖ’cü hakimlerden oluşan bu yapı tarafından yıllarca hapiste tutuldular…

Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertlerine karşı yaptıkları ve “oyun arkadaşları”

Bütün bunlar olurken, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertlerine karşı açtığı davalar ve yaptığı suç duyuruları sürecinde yaptıkları dikkatimizi çekmekte ve bunların Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde, şike operasyonları ve yargılamalarındaki benzerlikler, ilgimizi Mehmet Tatlıcı’nın “oyun arkadaşlarının” kimler olduğuna yöneltmemizi sağlıyordu…

Zira Tatlıcı Gerçekleri haberi ekibinin araştırmaları, Mehmet Tatlıcı’nın medya destekli hamleleri başta olmak üzere, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirası üzerinden oynanan tüm oyunlarda, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını hatırlatan ve bu paralel yapılanmaya birebir uyan “paralel” bir takım işlerin döndüğünü de ortaya koymaktaydı, ancak bunu nasıl adlandırmamız gerektiğini bulamıyorduk…

Çünkü, Mehmet Tatlıcı hedef aldığı aile fertleri aleyhine davalar açıyor, asılsız iddialarıyla suç duyurusunda bulunuyor, adeta bir hukuk komedisi içinde onun bu asılsız iddialarını “ciddiye alan bazı savcılar eliyle” masum insanlar aleyhinde soruşturmalar başlatılıyor, davalarda bazı hakimlerce (büyük bir hukuk skandalına imza atarak) yeni medeni kanunumuz yerine yürürlükten kalkmış eski medeni hukuk hükümlerine istinaden kararlar alınıyor ve yine bu süreçte, medyadaki bir takım sözde gazeteci de devreye girerek Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarını gerçekmiş gibi aktaran “haberler” yapıyor ve haberlerinde Mehmet Tatlıcı’nın aleyhinde dava açtığı aile fertlerini suçlu gibi gösteren ve onların itibarını sarsan bir söylemle kumpas operasyonu tamamlanmış oluyordu…

Tıpkı, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında olduğu gibi; tıpkı şike operasyonlarında olduğu gibi, soruşturmalar-yargılama-medyadaki haberler üçgeninde inşa edilen bir kumpasın varlığı hissedilmekteydi.

İlk başlarda bunun tam adını koyamıyorduk; Ama yine de, Mehmet Tatlıcı’nın yaptıklarının izini sürmeye devam ediyor ve yapılanları ekindeki resmi belgelere dayanan kanıtlarıyla birlikte okurlarımızın ve kamuoyunun bilgisine sunmaya devam ediyorduk…

FETÖ/PDY esas yüzünü göstermeye başlıyordu

Derken, bu yapılanma yıllardır gizlediği gerçek yüzünü, doğrudan zamanın başbakanı şimdiki cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve ailesini, bazı bakanların çocuklarını hedef alan, ülkemizde büyük bir siyasi ve ekonomik kriz yaratmayı amaçlayan 17-25 Aralık 2013 tarihli kumpas operasyonlarıyla göstermeye başladı:

Gizli dinlemelerle elde edilen konuşmalar, “büyük bir ustalıkla montajlanarak” başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi ile bazı bakanların çocukları aleyhinde negatif bir algı oluşturmak amacıyla, “medyaya servis edilmeye” ve eş zamanlı olarak bazı savcıların talimatıyla “şüpheliler” gözaltına alınmaya başlandı…

Ülkemiz kamuoyu, özellikle Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde ve ardından bu ülkenin en eski ve köklü spor kulüplerini hedef alan şike davalarında, emniyet-savcı-yargı-medya bağlantılarının birbirini beslediği algı operasyonlarıyla destekli kumpas davaları ve soruşturmalarını tüm açıklığıyla izlemeye, bu yapının silahlı kuvvetler içindeki örgütlenmesine dair ortaya çıkan gerçeklerle birlikte artık neyin ne olduğunu ve bütün bunların ardında kimlerin parmağı olduğunu görmeye ve anlamaya başladı…

Ama esas gerçek daha sonra anlaşılacaktı:

FETÖ/PDY’nin (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) 15 Temmuz 2016’daki kanlı darbe girişimiyle devlet içinde yuvalanmış bu terör örgütünün gerçek yüzünü ve esas emellerini gösterdi…

248 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 2196 vatandaşımızın yaralandığı bu kanlı darbe girişiminin ardından terör örgütüne karşı başlatılan ve derinleştirilen operasyonlarla birlikte, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ/PDY kumpaslarını hatırlatan hamlelerinin nasıl olup da bu terör örgütünün daha önceki hamleleriyle bu kadar büyük benzerlik taşıdığı da ortaya çıkmaya başladı…

Elbette Mehmet Tatlıcı’nın bu FETÖ/PDY kumpaslarını hatırlatan hamlelerinde rol alanların gerçek kimliklerinin ortaya çıkması gibi…

15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrası ortaya çıkan gerçekler

FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) terör örgütünün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirmeye çalıştığı, ancak bu ülkenin güzel insanlarının şanlı direnişi karşısında başarısızlığa uğratılan kanlı darbe girişimi sonrası gelişmelerin ortaya koyduğu tüm bilgi, bulgu ve belgeler ışığında; Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi, Mehmet Tatlıcı başta, rahmetli babalarının, dedeleri olan Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesiyle kendilerine bıraktığı mirastan memnun kalmayanların yıllardır yürütmeye çalıştığı “hukuk savaşındaki müttefiklerinin” kimler olduğunu da net bir şekilde ortaya koymaya başladı…

Bu süreçte, hepsi de medyada yer alan haberlerin yanında, savcılık soruşturmalarında ve resmi mahkeme kayıtlarında geçen bilgi ve belgelerle birlikte, Mehmet Tatlıcı’nın hangi oyunları, hangi hesaplarla ortaya koyduğunu, bu süreçte kendisine yardımcı olduğu izlenimi veren ve hepsinin de adları daha sonra FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) soruşturmalarında geçmeye başlayan avukat, gazeteci ve hatta savcıların varlığı da daha net bir şekilde görülmeye başlandı.

Mehmet Tatlıcı’nın avukatları, Mehmet Tatlıcı’nın asılsız suç duyurularını anında ceza davaları olarak mahkemelere taşıyan sözde savcılar, yine bu süreçte medya üzerinden yürütülen algı operasyonlarında rol alan sözde gazetecilerin isimleri FETÖ/PDY soruşturmalarında tek tek geçmeye başlamıştı bile…

Böylelikle, Mehmet Tatlıcı’nın yıllardır rahmetli babasının vasiyetnamesi ve mirası üzerinden kendi aile fertlerini hedef alarak sürdürdüğü sözde hukuk arayışında devreye sokulan kumpas hamlelerinin, FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) kumpaslarıyla birebir örtüşmesinin ardındaki gerçekler de tek tek “aydınlanmaya” başladı…

Zaten 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, Mehmet Tatlıcı ile “bir şekilde yolu kesişmiş olan” ve FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmaktan yargılanıp, mahkum olanların yanında, firari sanık olarak tüm dünyada kırmızı bültenle arananların veya FETÖ üyesi olmak şüphesiyle hakkında dava açılanların varlığı da tek tek ortaya çıkmaya başlamıştı…

Bu süreçte Tatlıcı Gerçekleri haber ekibinin araştırmaları, Mehmet Tatlıcı ile adları FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmaktan yargılanıp, mahkum olanların yanında, firari sanık olarak tüm dünyada kırmızı bültenle arananların veya üye olmak suçuyla hakkında dava açılanların da yolunun kesiştiğini ortaya koyuyordu…

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: KESİŞEN YOLLAR

15 TEMMUZ SONRASI FETÖ/PDY SORUŞTURMALARI İLE ORTAYA ÇIKAN GERÇEKLER

ve

YOLU MEHMET TATLICI İLE “KESİŞEN” FETÖ’CÜLER

Buraya kadar okurlarımızla paylaştığımız önemli bilgilerin ışığında şimdi Mehmet Tatlıcı’nın babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri aile fertlerini hedef olarak sürdürdüğü sözde hukuk mücadelesinde yolunun nasıl olup da FETÖ/PDY isimli terör örgütünün kilit isimleriyle kesişebildiğine bakalım…

İşte örnekleri:

Mehmet Tatlıcı’nın Avukatları:

HÜSEYİN ATAOL ve HASAN KÜÇÜK

11 yılı aşkın bir süredir bıkıp-usanmadan tüm aile fertlerini hedef aldığı bu hukuk komedisi içinde sayıları 30’u aşan büyük bir “avukat ordusundan” ve aralarında üniversite hocalarının da yer aldığı “hukuk danışmanlarından” da büyük destek aldı Mehmet Tatlıcı…

Mehmet Tatlıcı’ya “destek veren” avukatları arasında, adı FETÖ soruşturmaları ve davalarında yer alan önemli isimler dikkat çekmekteydi:

Bunların bazılarının FETÖ/PDY terör örgütüyle ilişkileri de, milletimizin şanlı direnişiyle bozguna uğratılan FETÖ’nün 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrasında ortaya çıktı…

Adları FETÖ davalarında ve soruşturmalarında geçen avukatlar, neden hep Mehmet Tatlıcı’nın “avukat ordusu” içinde yer almakta?

Bunlardan şüphesiz en önemlisi, FETÖ’nün avukat imamı olduğu gerekçesiyle hakkında yakalama kararı çıkarılan ve yurt dışına firar ettiği için INTERPOL tarafından kırmızı bültenle aranan Hüseyin ATAOL olmaktadır.

Hüseyin Ataol’un adı, FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında medyadaki çok sayıda habere de konu olmuştu. (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Avukatı FETÖ Soruşturmasından Firarda” ; “Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü Avukatı, Reza Zarrab Kumpasında da Baş Aktör” ve “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” yazı dizisinin 3. Bölümü).

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı Hüseyin Ataol’u ve Mehmet Tatlıcı ile ilişkilerini, haberimizin izleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak okurlarımızla paylaşacağız.

Şimdi Mehmet Tatlıcı’nın diğer bir avukatına bakalım:

FETÖ’nün avukat imamı olarak aranan firari Hüseyin ATAOL’un hukuk bürosunda çalışan avukat Hasan Küçük de, yine adı FETÖ soruşturmalarında yer alan bir isim olarak dikkat çekmektedir.

Haber ekibimizin araştırmaları, aslında son aylarda Mehmet Tatlıcı’nın “yanında yer alan” avukatlar arasında ismi ön plana çıkan Hakan Küçük hakkında, “FETÖ’ye üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandığını ve bu iddianamelerin de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Boz tarafından onaylanarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerine gönderildiğini ortaya koymaktadır (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Bir Avukatı Daha FETÖ Üyesi Çıktı” haberi).

Yolu, Mehmet Tatlıcı’nın asılsız suç duyuruları ile kesişen FETÖ’cü bir savcı:

EKREM BEYAZTAŞ

Mehmet Tatlıcı’nın merhum babasının geride bıraktığı ailesini hedef alarak asılsız iddialarla yaptığı suç duyurusunu gerçekmiş gibi kabul edip Mehmet Tatlıcı’nın haksız-hukuksuz iddialarını “dikkate alarak” onlar aleyhinde haksız yere dava açılmasını sağlayan zamanın İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Ekrem BEYAZTAŞ da yolu Mehmet Tatlıcı ile kesişen FETÖ’cüler arasında yer alıyordu…

EKREM BEYAZTAŞ, Suriye’ye kaçarken sahte pasaportla yakalandı

Ekrem Beyaztaş, 17 ve 25 Aralık FETÖ kumpas soruşturmaları sonrası, İstanbul’daki görevinden alınarak Erzurum’a tayini çıkan bir cumhuriyet savcısıydı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan FETÖ soruşturmaları kapsamında önce açığa alındı, sonra da hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Savcı Ekrem Beyaztaş adresinde bulunamadı, firardaydı. Kendisi hakkında yurt dışına kaçtığı veya kaçabileceği şüphesi üzerine kırmızı bültenle yakalama kararı çıkarılmıştı.

Söz konusu cumhuriyet savcısı Ekrem Beyaztaş, Suriye’ye yasa dışı yollarla kaçak olarak geçmeye çalışırken 15 Ağustos tarihinde Kilis’te yakalandı. Sınırda gece devriye görevi yapan askerlerce fark edilerek yakalanan savcı Ekrem Beyaztaş’ın üzerinde ağabeyi Tahsin Beyaztaş adına düzenlenmiş sahte bir kimlik de bulundu.

Emniyet işlemleri tamamlanan Ekrem Beyaztaş, adliye sevk edildi ve çıkarıldığı mahkemece FETÖ üyesi olmaktan tutuklanarak cezaevine gönderildi ve yapılan yargılamalardan sonra mahkum oldu, şimdi cezasını çekmekte…

İşte bu Ekrem Beyaztaş, daha önce İstanbul’da görevliyken, Mehmet Tatlıcı’nın merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrasında, onun geride bıraktığı kederli ailesini hedef alarak haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla yaratmaya çalıştığı bir hukuk komedisi içinde, onun hiçbir temeli olmayan iddiaları üzerine soruşturmalar açıp bir dava süreci yaratan cumhuriyet savcısı olarak yer almıştı…

Bu süreçte, Mehmet Tatlıcı’nın lehine ve hedef aldığı aile fertlerinin aleyhine medya üzerinden gerçekleştirilen ve FETÖ’nün kumpaslarıyla birebir örtüşen algı operasyonlarında “görev alan” sözde gazetecilere tanık oldu ülkemiz kamuoyu…

Mehmet Tatlıcı’nın “ekmeğine yağ süren” sözde gazeteciler

Zaman içinde, Mehmet Tatlıcı lehine bu manipülatif ve taraflı haberleri kaleme alan sözde gazetecilerin, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi oldukları ve bu terör örgütünün medya yapılanmasına dahil oldukları için yargılanıp mahkum olduklarına, zanlı olarak yakalanıp göz altına alındıklarına da tanık olduk.

İşte örnekleri:

ABDULLAH KILIÇ-DİNÇER GÖKÇE

Bu “gazeteciler”, Mehmet Tatlıcı’nın 11 yılı aşkın bir zamandır kendi aile fertlerine karşı sürdürdüğü “hukuk oyunlarıyla” paralel giden ve FETÖ/PYD (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) kumpaslarına benzer şekilde ilerleyen “medya üzerinden itibarsızlaştırma” sürecinde devreye giren iki isimdi: biri Abdullah Kılıç ve diğeri de Dinçer Gökçe…

Bunlardan Abdullah Kılıç, FETÖ’nün medya yapılanmasında görev alan bir isim olarak FETÖ üyesi olmaktan yargılanmış ve mahkum olmuştur; cezasını çekmektedir. Diğeri ise, yine FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece şimdilik “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış olan Dinçer GÖKÇE’dir.

Bunların yolunun nasıl olup da, Mehmet Tatlıcı ile, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) kumpaslarına çok benzeyen oyunlarının medya ayağında kesişebildiğini değerlendiren haberler için lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 4” ; “Miras Oyunlarında “Bozacının Şahidi Şıracı” ve “Bunlar, Mehmet Tatlıcı’nın “Oyun Arkadaşları” Mı?” haberleri.

Böylelikle, Mehmet Tatlıcı’nın aile fertlerine karşı sürdürdüğü sözde hukuk mücadelesindeki hamlelerinde kendisine yargı sürecinde destek olanlara “medya üzerinden algı yaratma operasyonunda” da işte bu sözde gazeteciler devreye girerek yardımcı oluyor ve bu şekilde organize edilen kumpaslar büyük bir ustalıkla hayata geçiriliyordu…

Mehmet Tatlıcı’nın yolunun nasıl olup da bütün bu FETÖ’cülerle kesişebildiği yeteri kadar araştırıldı mı?

Bütün bunlar tesadüf olabilir mi diyerek, Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerine karşı açtığı davalarda, onlar aleyhine yaptığı suç duyurularında yolunun nasıl olup da her defasında FETÖ’cülerle kesiştiğinin gerçekten araştırılması gerektiğine inanıyoruz.

Dolayısıyla, şimdi Mehmet Tatlıcı’nın kalkıp da, Sabah gazetesindeki açıklamalarına baktığımızda, onun benim “FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı” şeklindeki beyanının ne kadar gerçekçi olduğunun yorumunu da okurlarımızın takdirine bırakıyoruz…

Zira, Sabah gazetesinde yer alan haberde de belirtildiği gibi savcılık makamı, YENİ DELİLE ULAŞILMASI HALİNDE YENİDEN SORUŞTURMA AÇILMASI hususu saklı kalmak kaydıyla Mehmet Tatlıcı hakkında “şimdilik kaydıyla” takipsizlik kararı vermiş bulunuyor. Ancak o da, Mehmet Tatlıcı ile ilgili olarak bu tür soruşturmalara kaynak oluşturması maksadıyla hazırlanan “bilgi havuzunda” adı geçen kişilerin şahsi olarak karıştığı ve atılı suça delil kabul edilebilecek bir veriye rastlanılmadığı belirtilerek…

Bank Asya’da hesabı olmamak ve Bylock kullanmamak “aklanmak için” yeterli mi?

Haberimizin önceki bölümlerinde belirttiğimiz gibi, bu “bilgi havuzu” da daha çok FETÖ/PDY yapılanmasının finans destekçisi Bank Asya’da hesabı olanlarla, yine bu terör örgütü mensuplarının kullandığı “Bylock” adı verilen şifreli mesajlaşma sistemini kullananları kapsamaktadır.

Peki ya, Bylock kullanmayan ve/veya Bank Asya’da hesabı bulunmamasına rağmen FETÖ’ye destek olanlar, bu terör örgütüne Himmet çarkı üzerinden hiçbir şekilde resmi kayıtlara, bankacılık işlemelerine geçmeden destek olanlar?…

Öyleyse, Mehmet Tatlıcı bütün bu gerçekler ortadayken ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada ifadesi alınmışken, şimdi gazeteler üzerinden kamuoyuna nasıl olup da, FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı” mesajı verebilmektedir?

Üstüne üstlük, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı 4 Mayıs tarihli bu haberle birlikte bir kez daha medya üzerinden hedef gösterip, onun itibarını sarsacak ve hakkında olumsuz algı oluşmasını sağlayacak şekilde ve de esasen onunla bir alakası olmayan bir haber sitesi üzerinden kendisini savcılara şikayet ettiğini davul-zurnayla ilan ederek

Aslında, Mehmet Tatlıcı’nın Sabah gazetesinde “FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı” beyanı ile süslenen ve manipülatif bir haber olduğu da çok net bir şekilde görülen “bu haberle” FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmadığını kanıtlamaya çalışma adına “sergilediği görüntüyle” ne yapmak istediği çok açıktır ve rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri yaptıkları da bu gerçeğin göstergesidir:

Yıllardır anlamsız bir şekilde hedef aldığı ve medyadaki adamları üzerinden gazetelerde ve haber siteleri üzerinden sürekli hedef göstermeye çalıştığı baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı bir kez daha yıpratmak, onun itibarını zedelemek ve bu yolla, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın bıraktığı mirastan daha büyük bir payı koparmak adına, baba bir kardeşini kendince dize getirmek ve ona istediklerini yaptırmak …

Mehmet Tatlıcı’nın bütün bunları yaptığı benzer oyunlarını geçmişte de gördük. Okurlarımız burada ve yukarıda linkini verdiğimiz bu haberlerden, Mehmet Tatlıcı’nın oyununu nasıl oynadığını ve bu oyunda yolunun kimlerle kesişmiş olduğunu takip edebilir. (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinin, Perde Arkası bölümünde yer alan dizi yazılar: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” ; “Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu” ; “Savcılara Ne Diyor, Gerçekte Ne Yapıyor?”).

Şimdi tekrar Sabah gazetesinde 4 Mayıs 2020 tarihinde yayımlanan habere ve esas gerçeklere dönelim:

Sabah gazetesindeki haberde bahsi geçen, ancak adı verilmeyen site hangi site?

Sabah gazetesinde yer alan 4 Mayıs 2020 tarihli haberde, “… geçtiğimiz günlerde Mehmet Tatlıcı hakkında bir site açıldı. Sitede, iddiaya göre özel hayatıyla ilgili ve gerçek dışı bilgilerle oluşturulan metinler yer alıyordu. Mehmet Tatlıcı söz konusu sitenin, üvey kardeşi Uğur Tatlıcı tarafından açıldığını, kendisini küçük düşürmek ve yalan haberlerle itibarının zedelendiğini ileri sürdü.

Sitede, yine iddiaya göre Uğur Tatlıcı, kardeşi Mehmet Tatlıcı’yı FETÖ üyesi olmakla suçladı ve bununla ilgili yine söz konusu sitede bir metin yayınladı. Söz konusu metinin yayınlanmasının ardından savcılığa başvuran Mehmet Tatlıcı, üvey kardeşini ihbar etti” denilmekteydi…

Haber ekibimizin araştırmalarına rağmen, Sabah gazetesindeki haberde bahsi geçen ve “geçtiğimiz günlerde” açıldığından söz edilen bu sitenin, hangi site olduğu konusunda bir sonuca ulaşamadık.

Ancak, Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi olarak rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından bu yana yıllardır bu hayırsever insanın saygın adı ve mirası üzerinden oynanan oyunların takipçisi olduğumuzu başta okurlarımız olmak üzere dünya-alem bilmektedir ve bildiğimiz kadarıyla, ülkemizde ve uluslararası alanda, bu konuda yayın yapan tematik bir haber kanalı olarak başkaca bir haber sitesi de bulunmamaktadır.

Yine, Tatlıcı Gerçekleri sitesindeki haberlerimizin bir kısmında, Mehmet Tatlıcı’nın (mirastan daha fazla pay alma motivasyonuyla birlikte), “kendine has” gerekçelerle başlatmış olduğu miras davaları yanında, diğer mirasçıları hedef alan asılsız suç duyuruları sırasında, yolunun her defasında nasıl olup da, FETÖ üyesi olmaktan mahkum olmuş veya FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle hakkında dava açılıp, firari oldukları için aranan sanıklarla ve de FETÖ şüphelisi olarak göz altına alınıp, şartlı salıverilmiş şahıslarla “kesiştiğine” dikkat çekilerek, (hepsi de resmi mahkeme kayıtları, savcılık soruşturmalarında yer alan kanıtların ve medyada çıkan haberlerin ışığında) bütün bunların “birer tesadüf” olup olmadığı ve Mehmet Tatlıcı’nın bu şahıslarla nasıl bir ilişki içinde olabileceği de sorgulanmaktadır.

Ayrıca, Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yer alan haberlerde hiçbir zaman Mehmet Tatlıcı hakkında onun FETÖ üyesi olduğuna yönelik bir itham yer almadığının da altını çizmek isteriz.

Bütün bunlarla birlikte Sabah gazetesi haberinde bahsi geçen ancak haberde adı verilmeyen sitenin hangi site olduğunu anlayamadık; Ancak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da, Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde (hepsi de resmi kayıtlarda ve medya çıkan haberlerde yer alan kanıtlara dayanarak) yayınlanan haberlerden yola çıkarak, başta Mehmet Tatlıcı olmak üzere, onun avukatı Ali Arda ve yine Mehmet Tatlıcı’nın sekreteri Serap Durmuş hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle böyle bir soruşturma başlatmış olabileceğini de düşünmüyor değiliz.

Zira sitemizde, Sabah Gazetesinde Dilek Yaman ismiyle yayımlanan haberde belirtildiğinin aksine, sadece bir metin değil, aslında Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cülerle nasıl olup da her defasında yolunun kesişebildiğini sorgulayan çok sayıda haber metni yer almaktadır… (Örneğin; “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” başlığıyla Tatlıcı Gerçekleri haber sitesindeki Perde Arkası bölümünde yayımlanan haber dizisi; Ayrıca, “Mehmet Tatlıcı’nın Avukatı FETÖ Soruşturmasından Firarda” ; “Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü Avukatı, Reza Zarrab Kumpasında da Baş Aktör haberleri).

Yine bir suç duyurusu ve yine medya üzerinden algı yaratma operasyonu

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, 4 Mayıs 2020’de Sabah gazetesinde yayımlanan haberde, site adı verilmemekle birlikte, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’yı bir sitede hakkında haber yaptırdığı iddiasıyla savcılık makamına şikayet ettiğinden bahsedilmektedir.

Aslında tek başına bu bile, Mehmet Tatlıcı’nın kendisinin FETÖ ile arasında bir bağ olmadığını kanıtlama ve hedef saptırma adına, bir kez daha kendisiyle aynı soyadını taşıyan bir aile ferdini (ve çoğunlukla yaptığı gibi de Uğur Tatlıcı’yı) hedef gösterdiğini ve Sabah gazetesindeki bu haberin de, Mehmet Tatlıcı’nın yine asılsız iddialarla suç duyurusunda bulunduğu bir zamana “denk getirildiğini” çok net bir şekilde göstermektedir.

Bütün bu gerçekler de, bu haberde Mehmet Tatlıcı’nın parmağı olabilir mi sorusunu düşündürmektedir…

Çünkü, “haberde” her şey adeta onun istediği gibi kurgulanmış izlenimi vermekte…

Haberimizin önceki bölümlerinde de belirttiğimiz gibi, buna geçmişte de çokça tanık olunmuştu: Mehmet Tatlıcı ne zaman bir aile ferdini asılsız iddialarıyla savcılığa şikayet etse, onlar hakkında haksız ve hukuksuz iddialarıyla bir suç duyurusunda bulunsa veya aleyhlerinde dava açsa, medyada kendisine yardımcı olan bazı “muhabirler ve sözde gazeteciler”, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertlerini adeta suçlu gibi göstermeye çalışan, “çamur at, izi kalsın” deyişini hatırlatan bir söylemle kaleme aldıkları sözde haberleriyle, anında devreye giriyordu.

Medyadaki bazı “kalemler” tarafından yazılan bu “haberler” (ki aslında hepsi de birbiriyle rekabet halindeki gazetelerde çalışmalarına rağmen) nasıl oluyorsa adeta “bir örnek haberler” şeklinde, hemen hemen aynı manşetler, aynı içerik ve aynı fotoğraflarla gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğiyle çelişme pahasına büyük bir umarsızlık ve pişkinlikle sergileniyordu.

Medyadaki bazı “kalemler” tarafından yazılan bu “haberler” (ki aslında hepsi de birbiriyle rekabet halindeki gazetelerde çalışmalarına rağmen) nasıl oluyorsa adeta “bir örnek haberler” şeklinde, hemen hemen aynı manşetler, aynı içerik ve aynı fotoğraflarla gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğiyle çelişme pahasına büyük bir umarsızlıkla sergileniyordu (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Çamur Siyasetine Medya Desteği”, Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’ ve “Tarafsız Medya Ne Tarafta?” haberleri).

Sabah gazetesinde yer alan haberde bazı önemli şahısların “es geçildiği” de görülmektedir:

Zira, habere konu olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmada, sadece Mehmet Tatlıcı’nın değil, yıllardır Mehmet Tatlıcı’ya asistanlık yapmakta olan sekreteri Serap Durmuş ile yine kendisine yıllarca Mehmet Tatlıcı’ya hizmet eden avukatı Ali Arda’nın da ifadeleri alınmıştır…

Sabah gazetesindeki haberde isimleri geçmeyen, ama FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle Mehmet Tatlıcı ile birlikte sorgulanan şahıslar – I

Bütün bu gerçeklerin ışığında, Sabah gazetesinde 4 Mayıs 2020 tarihinde yayımlanan haberde isimleri geçmemesine rağmen, yıllardır Mehmet Tatlıcı’ya hizmet etmekte olan ve habere konu edilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmada Mehmet Tatlıcı ile birlikte ifadeleri alınan Mehmet TATLICI’nın avukatı Ali ARDA ve Mehmet Tatlıcı’ya yıllardır asistanlık yapan sekreteri Serap DURMUŞ’un kimler olduğuna ve bu şahısların Mehmet Tatlıcı ile ilişkilerine…

1) SERAP DURMUŞ:

Bu şahsın adı, medyada çıkan haberlerde Mehmet Tatlıcı’nın uzun yıllardır yanında çalıştırdığı sekreteri olarak geçmektedir.

Serap Durmuş’un adı, 23 Temmuz 2011 tarihinde yayımlanan Ekonomist dergisine verdiği bir röportajda, sekreterliğini yaptığı Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında ağır ifadeler ve ithamlar içeren cümleler sarf ettiği için aleyhinde açılan hakaret davasında da geçmişti. İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23 Mayıs 2013 tarihinde yapılan duruşmasında, Mahkeme Hakimliği, Mehmet Tatlıcı’nın sekreteri Serap Durmuş’un Uğur Tatlıcı’ya hakaret ettiği gerekçesiyle, 3000.00 TL manevi tazminat ödemesine karar vermiş ve bu kararın Ekonomist dergisinin ilk nüshasında yayınlanmasına hükmetmişti.

Bunların yanında Serap Durmuş’un adı, Mehmet Tatlıcı hakkında yürütülen savcılık soruşturmalarıyla, yine Mehmet Tatlıcı hakkında İstanbul Harbiye Polis Merkezi’nce soruşturulan bir olayda, ifade tutanaklarına geçen tanık beyanlarında da, “Mehmet Tatlıcı’nın SEVGİLİSİ” olarak geçmişti;

Örneğin, Mehmet Tatlıcı’nın 25 yıl evli kaldığı ve daha sonra boşandığı eski eşi Gizem Tatlıcı, Harbiye Polis Merkezi Amirliği’nde verdiği 18.11.2013 tarihli ifade tutanağında, “… eşim Mehmet Tatlıcı’nın yanında çalışan Serap Durmuş isimli kişi ile beraberliği olduğunu öğrendim. Ben bunu eşime söylediğim zaman bana her türlü zorluk çıkartacağını, boşanmak istemesem bile kendisinden hiçbir şey alamayacağımı, hatta üstü kapalı olarak hayatım ile ilgili tehditkar sözler sarf etti. Eşim ile aramızda hiçbir geçimsizlik olmadığı halde bir başka kadın yüzünden bu durumlara maruz kalıyorum şeklinde bir beyanda bulunmuştu…

Örneğin, Mehmet Tatlıcı’nın çocukları O.T. Tatlıcı ile A.N. Tatlıcı, 27 Nisan 2015 tarihinde babaları Mehmet Tatlıcı’nın işyerine kendisiyle konuşmak için gittiklerinde, Mehmet Tatlıcı’nın çalışanları tarafından “bizzat babalarının talimatıyla” içeri alınmamış; buna bir anlam veremeyen ve olay tarihinde biri 17 yaşında bir çocuk (O. T. Tatlıcı), diğeri 19 yaşında bir genç kız olan (A. N. Tatlıcı), babalarının çalışanlarıyla aralarında yaşananlar sonucu kendilerini bir anda haklarında yapılan suç duyurusuyla birlikte savcılık soruşturmasının muhatabı olarak bulmuşlardı.

Bu olayda Serap Durmuş, Mehmet Tatlıcı’nın çocuklarını savcılığa şikayet eden çalışanların başında gelmekteydi ve Mehmet Tatlıcı’nın çocukları da bu olayla ilgili olarak yapılan polis ve savcılık soruşturmaları yanında, mahkeme tutanaklarına da geçen ifadelerinde, Serap Durmuş’un babalarının sevgilisi olduğunu beyan etmişlerdi (Lütfen bakınız: “Bu Nasıl Bir Baba?” haberi).

Mehmet Tatlıcı’nın kendisini ziyarete gelen öz çocuklarını yanında çalışan elemanları kullanarak işyerine aldırmadığı ve ardından sekreteri Serap Durmuş başta, yine elemanlarını kullanarak onlar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmalarını sağlaması ve bu suç duyurusunu da yine kendi avukatlarından Uğur Uğurlu’ya yaptırması, Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu yaptıklarının sorgulanmasına yol açıyordu ve o tarihlerde boşanmak için dava açtığı 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı’nın medyaya konu olan açıklamaları üzerinden gazetelere de manşet oluyordu:

HABERTÜRK ve HT KULÜP’TE YER ALAN HABERLERİN GÖSTERDİĞİ GERÇEKLER:

20 ve 21 Ağustos 2015 tarihlerinde, Habertürk Gazetesi’nde ve HT KULÜP isimli haber portalında yer alan haberler medya gündemine düşmüştü. Bu haberlerde, Mehmet Tatlıcı’nın boşanmak için dava açtığı 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı’ya ve bu evlilikten dünyaya gelen çocuklarına yaptıkları, eşinin ağzından anlatılmaktaydı…

Örneğin, HT KULÜP isimli haber platformunda yer alan ‘EŞİMDEN KORKUYORUM’ başlıklı haberin anonsunda, Gizem Tatlıcı, “Kendi öz oğluna dava açacak kadar şuurunu kaybetmiş bir kişinin bana yapabilecekleri beni korkutuyor” demekteydi…

Aynı haberin metninde de şu bilgiler yer almaktaydı (Haberde altı çizili kısımlar, Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerine karşı neler yapabildiğinin ibretlik örnekleri olarak özellikle belirtilmiştir):

20 Ağustos 2015 tarihli HT Kulüp isimli haber platformunda yer alan haber:

Hakkında çıkan haberlerle ilgili çok üzgün olduğunu söyleyen Gizem Tatlıcı, boşanma davasıyla ilgili HT Kulüp’e konuştu.

Eşi Mehmet Tatlıcı’dan boşanmak istemediğini söyleyen Gizem Tatlıcı, “Bizim iki çocuğumuz var ve onları düşünmek zorundayım. Tatlıcı Ailesi’ne çok büyük saygım ve sevgim var, bu yüzden sessiz kalarak eşimin bana attığı bütün iftiralara karşılık vermeden süreci tatlı bir üslupla geçiştirmeye çalışıyorum. Ancak Mehmet Bey’in son günlerdeki yazılı basın aracılığıyla şahsıma yönelik yaptırdığı haberler mahkemeyi de olumsuz etkiledi ve aleyhime bir sonuç çıktı. Dava şu an temyiz aşamasında olduğu için bu süreçle ilgili  konuşamıyorum. Şunu belirtmek isterim ki büyük bir haksızlık ve iftirayla karşı karşıyayım’’ diye konuştu.

Haberin devamında da şu bilgiler yer almaktaydı:

ÖZ OĞLUNU MAHKEMEYE VERDİ

Eşi Mehmet Tatlıcı’yla ilgili çarpıcı iddialarda bulunan Gizem Tatlıcı,

Mehmet kendi öz oğlumuzu mahkemeye vererek 3 yıl ceza almasını sağlayacak kadar şuurunu kaybetmiş şekilde davranışlar göstermeye başladı. Mehmet benimle ilgili yalan yanlış karalama kampanyası yapsa da sessiz kalmamın bir nedeni de onun yapabileceklerinden korkmamdandır. Kendi öz oğluna dava açacak kadar şuurunu kaybetmiş bir kişinin bana yapabilecekleri beni korkutuyor dedi.

HT Kulüp isimli haber platformunda yer alan haberin devamında ise, Mehmet Tatlıcı’nın bir başka kadınla aşk yaşadığı ve 25 yıllık eşinden de bu yüzden boşanmak istediği iddia edilmektedir:

‘Başka kadınla aşk yaşıyor’

Eşinden boşanmak istemediğini yineleyen Gizem Tatlıcı, eşi Mehmet Tatlıcı’nın başka bir kadınla aşk yaşadığını iddia etti. Mehmet Tatlıcı’nın ilişkisi yüzünden kendisini devre dışı bırakmak istediğini belirten Gizem Hanım, “Şunu tekrar söylemek isterim ki ben boşanmak istemiyorum. Boşanmayı isteyen kendisi çünkü başkasıyla aşk yaşıyor ve sırf bu ilişkisi yüzünden beni devre dışı bırakmak istiyor. Arkadaşlarım çeşitli zaman ve mekânlarda çekilmiş ikisinin birçok fotoğrafını bana yollayarak ‘Gazeteye ver’ demesine rağmen ben Tatlıcı Ailesi’ne saygım ve Mehmet’ten çekindiğim ve bu işlerle uğraşmak istemediğimden kimseyle paylaşmadım. Şuna da inanıyorum ki Mehmet eninde sonunda bana geri dönecek’’ diyerek kendini savundu.

21 Ağustos 2015 tarihli Habertürk Gazetesi’nde yer alan günün sözü:

Yukarıdaki haberin dışında, 21 Ağustos 2015 tarihinde yayınlanan Habertürk Gazetesi’nin 3. sayfasında yer alan GÜNÜN SÖZÜ köşesinde, Mehmet Tatlıcı hakkında şu sözlere yer verilmişti:

GÜNÜN SÖZÜ

“Büyük bir iftiraya uğradım. Eşimin bana yapabilecekleri beni çok korkutuyor.”

GİZEM TATLICI

(Boşandığı eşi Mehmet Tatlıcı için)

İşte Mehmet Tatlıcı’nın sevgilisi olduğu iddia edilen ve yıllardır ona asistanlık yapan Serap Durmuş’un adının doğrudan veya dolaylı olarak geçtiği, savcılık soruşturmaları, polis raporları ve duruşma kayıtları yanında, medyada yer alan haberler bu şekilde…

HEPSİ DE RESMİ MAHKEME TUTANAKLARINDA YER ALAN GERÇEKLER

Maalesef Mehmet Tatlıcı kendi aile fertlerine bile bunları yapabilmiştir ve bu süreçte yanında Serap Durmuş’un da yer aldığı çok net bir şekilde görülmektedir…

Aslında gazetelerde Mehmet Tatlıcı hakkında burada yerimiz el vermediği için hepsine yer veremediğimiz çok sayıda haber da yer almaktadır…

Kendi ailesine karşı bütün bunları yapabilen Mehmet Tatlıcı hakkında medyada yer alan haberlerin ve resmi belgelerde yer alan kanıtların burada yer verebildiğimiz sadece küçük bir bölümünün bile, bazı gerçekleri göstermesi açısından okurlarımıza bir fikir vereceğini düşünüyoruz.

Mehmet Tatlıcı’nın hakkında polis ve savcılık soruşturmalarıyla, mahkeme dosyasında yer alan belgelerin ışığında haberimizde ortaya koyduğumuz gerçekler, (medyadaki haberlerle bir araya getirildiğinde), Mehmet Tatlıcı’nın nasıl bir baba, nasıl bir oğul, nasıl bir eş ve nasıl bir kardeş olduğunu net olarak ortaya koymaktadır…

Tekrar belirtelim, bütün bunlar gazetelerde yer alan haberlere ve hepsi de mahkemelerdeki dava dosyalarında yer alan resmi belgelere dayanan gerçeklerdir ve Gizem Tatlıcı’nın Haber Türk’te yayımlanan beyanlarında, Mehmet Tatlıcı’yı kastederek,

“… eşimin bana attığı bütün iftiralara karşılık vermeden süreci tatlı bir üslupla geçiştirmeye çalışıyorum. Ancak Mehmet Bey’in son günlerdeki yazılı basın aracılığıyla şahsıma yönelik yaptırdığı haberler mahkemeyi de olumsuz etkiledi ve aleyhime bir sonuç çıktı. Dava şu an temyiz aşamasında olduğu için bu süreçle ilgili  konuşamıyorum. Şunu belirtmek isterim ki büyük bir haksızlık ve iftirayla karşı karşıyayım’’

dediği olay da, bugünkü haberimizin ilerleyen bölümlerinde, Mehmet Tatlıcı’nın eşi Gizem Tatlıcı’nın yönettiği Tat Art isimli sanat galerisini güpegündüz silahlı adamlarıyla basarak, burada Mehmet Tatlıcı tarafından dövülen, silahlı adamları tarafından tehdit, darp ve gasp edilen bir Fransız mimardan alınan cep telefonu ve bilgisayarlardaki kişisel verilerinin, ‘photoshop’ isimli bir yazılımla üzerlerinde oynanarak, boşanma davasında “delil” olarak kullanılmasına işaret etmektedir…

Davaya bakan mahkeme hakimliği, maalesef, Mehmet Tatlıcı’nın bu sözde delillerini gerçekmiş gibi kabul ederek, Gizem Tatlıcı aleyhinde, Mehmet Tatlıcı lehinde boşanma kararı vermiştir…

Mehmet Tatlıcı isimli bu şahıs, tam 11,5 yıldır kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerine karşı, yani sadece 25 yıllık eşine ve bu evlilikten dünyaya gelen öz çocuklarına değil, bugün sahip olduğu lüks içindeki hayatını ve tüm zenginliği vermiş olan öz babası Mehmet Salih Tatlıcı’ya, ayrıca baba bir kardeşine ve rahmetli babasının ikinci eşine karşı bu anlamsız “oyununu” işte hep böyle “oynamaktadır”:

Aile fertlerine karşı saçma sapan bir dava açma, asılsız iddialarla suç duyurusunda bulunma takıntısı ve bütün bunlarla ilgili hukuki süreç devam ederken, hep aynı şekilde “meçhul bir elin”, medyaya “servis ettiği yazılı metinler ve fotoğraflar” eşliğinde, Mehmet Tatlıcı’nın dava ettiği kişileri itibarsızlaştırma amacıyla yapıldığı izlenimi veren “haberler” eşliğinde oynanan bir “oyun”…

Tıpkı, FETÖ/PDY’nin kumpas davalarında yıllarca yaptığı gibi…

KENDİ AİLE FERTLERİNE KARŞI ÇOK SAYIDA ASILSIZ SUÇ DUYURULARI YAPAN MEHMET TATLICI HAKKINDA, ‘İFTİRA’ SUÇUNDAN AÇILAN BİR CEZA DAVASI VAR

Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde, haber ekibimizin bu yönde yaptığı araştırmaların sonuçlarını ve Mehmet Tatlıcı’nın haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla tüm aile fertlerini hedef alarak savcılıklara yaptığı suç duyurularını ve aslında her seferinde de kendi aleyhine sonuçlanan gelişmeleri, daha önceki haberlerimizde okurlarımızın ve kamuoyunun bilgilerine sunmuştuk.

VEFAT ETMİŞ ÖZ BABASI BİLE ONUN İÇİN BİR “HEDEF”

Bilindiği gibi Mehmet Tatlıcı, bugün sahip olduğu her şeyi kendisine veren, onun dünyanın en iyi özel okullarında eğitim almasını, iş-güç sahibi olmasını sağlayan ve evlenip yuva kurmasına bu evlilikten dünyaya gelen çocuklarına da her zaman destek olan rahmetli babası Mehmet Salih Bey hakkında bile asılsız iddialarıyla savcılıklara suç duyurusunda bulunmuştu (lütfen bakınız: “Oğul: Müşteki – Merhum Baba: Şüpheli” haberi).

RAHMETLİ BABASININ EŞİ VE BABA BİR KARDEŞİ DE “HEDEF”

Bunun yanında, Mehmet Tatlıcı rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında yine asılsız ve kanıtsız iddialarıyla çok sayıda suç duyurusunda bulunmuş ve bütün bu suç duyuruları, savcılıkların “kovuşturmaya yer olmadığı” kararlarıyla Mehmet Tatlıcı aleyhine ve de asılsız iddialarıyla suçladığı masum aile fertleri lehine sonuçlanmıştı (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Attığı Çamur Kendi Yüzüne Bulaşan Çelebi” ; “Mehmet Tatlıcı Rekorunu Yeniledi” ; “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” ve “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” haberleri).

Hepsi de takipsizlikle sonuçlanan bu haksız suç duyuruları nedeniyle Mehmet Tatlıcı aleyhinde iftiradan suç duyurusunda bulunulmuş ve savcılık tarafından hazırlanan iddianame İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve Mehmet Tatlıcı aleyhinde iftiradan toplam 16 yıl hapis istemli ceza davası da açılmıştı…(Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Ah Alan Onmaz” haberi).

Şimdi kaldığımız yerden, bugünkü haberimizin konusunu oluşturan Sabah gazetesindeki 4 Mayıs 2020 tarihli haberde adları geçmemekle birlikte, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın habere konu olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle Mehmet Tatlıcı ile birlikte ifadeleri alınan şüphelilerden Ali Arda’nın kim olduğunu ve Mehmet Tatlıcı ile bu şüphelinin ilişkisini değerlendirmeye devam edelim:

Sabah gazetesindeki haberde isimleri geçmeyen, ama FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle Mehmet Tatlıcı ile birlikte sorgulanan şahıslar – II

Mehmet Tatlıcı ve onun asistanlığını yapan sekreteri Serap Durmuş ile birlikte, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada ifadesi alınan Mehmet Tatlıcı’nın avukatlarından Ali Arda’nın kim olduğuna ve Mehmet Tatlıcı ile ilişkisi de sonuçları itibariyle dikkat çekicidir.

2) ALİ ARDA:

Polisin yanında bile “Biz Mafya’yız Seni Öldürürüz” diye tehditler savurma cüreti gösteren bir “avukat”: Ali ARDA

Bu şahsın adı, Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamlarıyla birlikte o zaman evli olduğu eşi Gizem Tatlıcı’nın İstanbul Nişantaşı semtindeki sanat galerisini bastığı ve orada bulunan bir Fransız mimarın tehditlere maruz kalarak darp edildiği ve şahsi eşyalarının, bilgisayarlarının ve parasının gasp edildiği olayda geçmişti. Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Ali Arda’nın bu olayda, Fransız mimar Richard Tuil’e “Biz Mafya’yız, seni öldürürüz” diyerek kendisini tehdit ettiği beyan edilmişti, polis ve karakol kayıtlarında yer alan resmi belgelerde.

Bu ne cüretti? Kimdi bunu polisin yanında bile söyleme cesaretine sahip avukatlar? ve bunların Mehmet Tatlıcı ile ilişkileri neydi?

Bu süreçte, Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamlarıyla o zaman eşi olan Gizem Tatlıcı’nın İstanbul Maçka’daki Tat Art isimli sanat galerisini silahlı adamlarıyla basmalarıyla birlikte gelişen olaylar önemli bir gösterge olmuştu.

Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerini FETÖ kumpaslarına benzeyen oyunlarla hedef aldığı hamlelerine en güzel örneklerden biridir, yukarıda bahsi geçen TAT ART baskını…

Zira bu baskında rol alan Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin Ataol’un adı FETÖ/PDY’nin 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrasında yürütülen soruşturmalarda FETÖ’nün avukat imamı olarak geçmişti ve Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamlarıyla o zaman eşi olan Gizem Tatlıcı’nın İstanbul Maçka’daki Tat Art isimli sanat galerisini silahlı adamlarıyla basmalarıyla birlikte gelişen olaylar Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cülerle ilişkisinin sorgulanmasına yol açan çok önemli bir gösterge olmaktaydı…

Şimdi gelelim bu olayın ayrıntılarına ve sonraki gelişmelere:

Mehmet Tatlıcı’nın avukatları ve silahlı adamlarıyla birlikte gerçekleştirdiği TAT ART Baskını

Mehmet Tatlıcı’nın, 18 Kasım 2013 tarihinde, o tarihlerde evli olduğu ancak kendisine boşanma davası açtığı Gizem Tatlıcı’nın yönetmekte olduğu TAT ART isimli sanat galerisini silahlı adamlarıyla bastıkları olayda, o sırada orada bulunan Richard Tuil isimli bir Fransız mimarı tehdit ve darp edip, ayrıca bu mimarın şahsi eşyaları, paraları ve bilgisayarlarını gasp etmeleri gerçekten araştırılması gereken bir gelişmeydi…

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibinin araştırmaları, bütün bunların, İstanbul gibi büyük bir şehrin merkezinde bulunan medeni bir yerde, güpegündüz, üstelik bu tehditlerin bir kısmının daha sonra olay yerine gelen polisin gözleri önünde büyük bir cüretle gerçekleştirilen bir hadise olarak kayıtlara geçtiğini göstermekte; Mehmet Tatlıcı ve silahlı adamlarının bütün bu cüretkarlığının nereden kaynaklandığına ve kimlerin desteğiyle gerçekleştirildiğine dair önemli mesajlar da vermekteydi…

Mehmet Tatlıcı ve yanındaki silahlı adamları tarafından dövülen; karnına silah dayanarak tehdit edilen; parası ve şahsi eşyaları yanında cep telefonu ve bilgisayarları gasp edilen Fransız mimar Richard Tuil’in Mehmet Tatlıcı ve adamlarından şikayetçi olduğu ifadesinden bazı bölümleri aşağıda aynen resmi kayıtlarda yer aldığı şekliyle okurlarımızla paylaşıyoruz:

Mehmet Tatlıcı’nın TAT ART BASKINI ve resmi kayıtlar ile medyadaki haberlere yansımaları

Mehmet Tatlıcı’nın avukatları Hüseyin Ataol ve Ali Arda isimli avukatları ve silahlı adamlarıyla gerçekleştirdiği Tat Art sanat galerini basıp orada bulunan Fransız mimar Richard Tuil’i döverek, parası, şahsi eşyaları ve bilgisayarlarının gasp edilmesi olayının polis ve savcılık raporlarıyla, mahkeme belgelerine ve medyadaki haberlere yansıması kamuoyunun Mehmet Tatlıcı’nın nasıl bir insan olduğu ve bütün bunları kimlerin yardımıyla gerçekleştirebildiğinin de sorgulanmasına neden oluyordu…

İşte bütün bu gerçeklerin polis ve savcılık tutanaklarıyla mahkeme kayıtlarında yer alan kanıtları:

Mehmet Tatlıcı’dan dayak yiyen Richard Tuil’in resmi kayıtlarda yer alan beyanları:

Mehmet Tatlıcı ve adamlarının saldırısına uğrayan, parası ve eşyaları gasp edilen Fransız mimar Richard Tuil, “Gizem Tatlıcı ile daha önceden tanıştığını, mimar olduğunu, Amerika’nın Los Angeles şehrinde ofisinin bulunduğunu, Mehmet Tatlıcı ile 2-3 ay önce tanıştırıldığını, Mehmet Tatlıcı’nın ikiz kule inşaatı yapmak istediğini, bunun mimari detaylarını konuşmak için bir restoranda bir araya geldiklerini, daha sonra yine bir restoranda ücret hakkında pazarlık ederken Gizem Tatlıcı masayı terk ettiğinde, Mehmet Tatlıcı’nın kendisine Gizem Tatlıcı’dan nefret ettiğini, onunla çalışmak istemediğini ve ayrıca, Gizem Tatlıcı’dan uzun süredir birlikte olduğu için sıkıldığını, hayatında başka kadın olduğunu söylediğini, bu sohbet üzerine kendi manevi değerlerini göz önünde bulundurarak, Mehmet Tatlıcı’nın ahlaki değer yargısını kendisine uygun bulmaması nedeniyle onunla çalışamayacağını söylediğini, bir daha da Mehmet Tatlıcı’yı görmediğini, bir başka iş projesi için yakın zamanda İstanbul’a geldiğini, kendine çalışma ofisi bakarken Gizem Tatlıcı’nın kendisine Tat Art Sanat Merkezi’ni ofis olarak kullanabileceğini söylediğini, bu ofisin bulunduğu binanın 4. katındaki bir daireyi de oturmak için kiralamış olduğundan bu teklifi kabul ettiğini” belirtmiştir.

Fransız mimarı ve Gizem Tatlıcı’nın şoförünü dövmüşler

Fransız mimar Richard Tuil ifadesinin devamında da, “Tat Art’ta çalışırken bir yandan da kiraladığı üst kattaki dairenin tadilatı ile ilgilendiğini, 18.11.2013 tarihinde apartman içinde ofisten üst kata çıkarken Mehmet Tatlıcı ve yanındaki 10-12 adamı ile karşılaştığını, bunların arasında Ali Arda ve Hüseyin Ataol ile tanımadığı diğer şahısların olduğunu, Mehmet Tatlıcı’nın yanındaki adamlara kendisini işaret ederek, bu o şeklinde bir işaret yaptığını” söyleyerek aynen şunları beyan etmiştir:

“Daha sonra Mehmet Tatlıcı isimli şahıs beni kolumdan yakaladı, hemen akabinde tanımadığım iri yarı iki şahıs beni kollarımdan tuttu ve Gizem’in ofisine doğru beni ittiler. Gizem’in ofisini açmamı istediler, ben de onlara kapıyı açmam dedim, sonra Gizem hanımın şoförü Burhan’ı çağırdılar, çünkü Burhan’ın anahtarının olduğunu biliyorlardı. Sonra 4 tane koruma tipindeki şahıs Burhan’ı kapıyı açmaya zorladılar, Burhan direnince onu tartakladılar ve suratına yumruk attılar. O da kapıyı açmaya mecbur kaldı ve kapıyı açtı.”

Mehmet Tatlıcı’nın adamları Fransız mimarın KARNINA SİLAH DAYAYIP tehdit etmişler, silah göstermişler, Mehmet Tatlıcı da mimarı yumruklamış…

“Beni içeri itmeye çalıştılar, Mehmet Tatlıcı isimli şahsın korumalarında bir tanesi belinden 9 mm. çapında siyah renkli bir tabanca çıkarttı ve benim karnımın sol tarafına silahı dayadı, diğer koruma da belindeki gümüş gri renkli silahı bana gösterdi. Ben de bağırıp yardım istedim, kaçmaya çalıştım. Mehmet Tatlıcı isimli şahıs önce benim yüzümü tırnakladı sonra suratıma iki kez yumruk attı.”

Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Ali Arda, Fransız mimara “Biz mafyayız seni öldürürüz” demiş…

“Daha sonra Ali Arda isimli şahıs bana İngilizce olarak biz mafyayız seni öldürürüz dedi. Ben de bir fırsatını bulup oradan kaçtım ve önce polis merkezinize geldim. Daha sonra bir polis ekibi ile orayı kontrol etmek için tekrar döndük ve o şahıslar oradaydı ancak bana silah teşhiri yapan şahıs ile karnıma silah dayayan iki şahıs orada yoktu.”

Fransız mimarın bilgisayarları, özel eşyaları ve paralarına Mehmet Tatlıcı ve silahlı adamları tarafından “çalınmış”…

“Daha sonra pasaportuma almak için ofiste kaldığım odaya girdiğimde kapının kilidinin çilingir ile açıldığını, kilidin değiştirilmiş olduğunu ve odamda bulunan İPad2 Tablet PC’min, Mac Pro marka bilgisayarımın, Leica marka kameramın, tabletimin altında zarf içinde duran kira bedelim olan 10.000 Amerikan Doları paramın, 5.700 Euro paramın da yerinde olmadığını, çalınmış olduğunu gördüm. Çalınan bilgisayarımın ve tabletimin içinde Başbakanlığa yapacağım ve daha önce Başbakan yardımcısı Belma Satır ile yaptığım toplantıya ilişkin notlar ve diplomatik belgeler bulunmaktadır.”

Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Ali Arda, Fransız mimarı bir kez daha tehdit etmiş

Fransız mimar Richard Tuil’in beyanları şu şekilde devam etmektedir:

“Ben oradayken, Ali Arda isimli şahıs bana yaklaştı ve oradaki olay tutanağını tanzim eden polislerin yanında İngilizce olarak nasıl bir tehlikenin içinde olduğumun farkında olmam gerektiğini söyledi, beni tehdit etti. Ben de bu şahsa kendisinin bir Avukat olduğunu, bu tarz konuşmalar yapmaması gerektiğini söyledim. Sonra bu şahıs (Ali Arda) bana tokat atmaya çalıştı ancak kendimi geri çekerek kurtuldum, polisler bu şahsı tuttu ve olay uzamadı.”

“Daha sonra merkezinize geldik, darp raporu almak için hastaneye gittim, beni darp eden, beni tehdit eden Mehmet Tatlıcı ve Ali Arda isimli şahıslardan, ayrıca bana silah çeken tanımadığım meçhul iki şahıstan ve paralarım ile birlikte elektronik eşyalarımı çalan şahıslardan davacı ve şikâyetçiyim, uzlaşmak istemiyorum.

Hukuk Bürosu da, Richard Israel Tuil’in bir hafta içinde iki kez silahlı saldırıya, yağmaya ve tehdit suçuna maruz kalmasından ötürü can güvenliği tehlikede olduğu için Fransız mimara İstanbul Valiliği’nden koruma talep etmiş.

Mehmet Tatlıcı, adamları ve avukatı Ali Arda tarafından bu şekilde tehdit ve darp edilen, parası ve eşyaları da çalınmış olan Fransız mimar Richard Israel Tuil’in Harbiye Polis Merkezi Amirliği’nde verdiği ifadenin tutanağında olay aynen yukarıdaki gibi anlatılmış.

Bu ifadeler daha sonra olayla ilgili olarak savcılık soruşturmalarıyla, mahkemelerdeki duruşma kayıtlarında da aynen bu şekilde yer almaktadır.

Ancak, Mehmet Tatlıcı’nın adeta bir Mafya çetesi gibi işler çeviren bu silahlı adamları “hızlarını alamayıp” daha sonraki günlerde de Fransız mimar Richard Tuil’in peşini bırakmayıp, tehditlerini sürdürmüşler…

İşte Mehmet Tatlıcı ve silahlı adamlarının cüretkarlığını gösteren resmi kayıtlardan bir bölüm:

Fransız mimarı tekrar takip edip silah göstermişler ve mimar da Valilik’ten koruma talep etmiş

Gültekin Hukuk Bürosu’ndan avukat Natık Barkın Gültekin tarafından İstanbul Valiliği’ne yapılan ve Fransız mimar Richard Israel Tuil için koruma talep eden müracaatta beyan edilenlere göre, Fransız mimarı bir takım silahlı adamlar daha sonraki günlerde de takip etmiş ve kendisini sıkıştırarak silah göstermişler.

Bu silahlı adamların kimler olabileceğini tahmin etmek de çok zor değil; zira bu ülkede sokaklarda silahla dolaşıp, önüne gelene silah göstermek “milli bir hobi değil” ve ayrıca bu cüretkarlık herkesin harcı da değil…

Ayrıca, ülkemizde bazı önemli projeler için bulunan bir Fransız mimarı ayrıca kim tanıyacak da sokaklarda silah göstererek tehdit edecek?…

Fransız mimar Türkiye’ye hükümet için önemli projeleri gerçekleştirmek amacıyla gelmiş

Yine aynı müracaat belgesinden öğrendiğimize göre, Richard Israel Tuil Türkiye’de bulunma sebebi, Hükümet için resmi bir projeyi tamamlamak üzere görevini ifa etmesiymiş. Bahsi geçen proje, Amerikan Hükümeti ile Türkiye Hükümeti arasında gerçekleşen cami yapımı, müze yapımı, konferans merkezi ve bir anıt yapımını içeren dünya çapında ses getirecek resmi bir projeymiş.

Gültekin Hukuk Bürosu’nun İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı müracaatta belirtildiğine göre, bu önemli projelerin içinde yer aldığı Fransız mimara ait bilgisayarlar mimarın bilgisi dışında ve rızası hilafında Mehmet Tatlıcı ve adamları tarafından alınmış.

Hukuk Bürosu da, Richard Israel Tuil’in bir hafta içinde iki kez silahlı saldırıya, yağmaya ve tehdit suçuna maruz kalmasından ötürü can güvenliği tehlikede olduğu için Fransız mimara İstanbul Valiliği’nden koruma talep etmiş.

Mehmet Tatlıcı ve silahlı adamları hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunulmuştu

Gültekin Hukuk Bürosu’ndan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na avukat Natık Barkın Gültekin imzasıyla müvekkilleri Richard Israel Tuil’i temsilen verilen şikayet dilekçesinde de aynı olaylar anlatılarak, “18 Kasım 2013 Cuma günü, Mehmet Tatlıcı, Ali Arda ve Hüseyin Ataol’un da aralarında bulunduğu kimliği belirlenemeyen yaklaşık 12 kişinin müvekkillerine saldırdığı, kendisini darp ettiği ve mimara ait yukarıda bahsi geçen projenin de içinde bulunduğu MAC Pro masaüstü bilgisayarını, ipad tablet bilgisayarını, 10 bin Amerikan Doları ve 5 bin 700 Euro bulunan zarfı Fransız mimarın bilgisi dışında ve rızası hilafında aldıkları” belirtilmektedir.

Bütün bunlardan dolayı da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan, “Mehmet Tatlıcı, Ali Arda, Hüseyin Ataol ve kimliği belirlenemeyen şahıslar hakkında kovuşturma yapılarak, müsnet suçtan tecziyelerine (ceza almalarına) karar verilmesi” talep edilmektedir.

Şimdi gelelim, Mehmet Tatlıcı’nın kendisinden boşanmak için FETÖ kumpaslarını hatırlatan taktiklerle hareket ettiği ve delil toplamaya çalıştığı 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı’nın resmi kayıtlarda yer alan beyanlarına:

Mehmet Tatlıcı’nın eşi Gizem Tatlıcı, kocasının sekreteri Serap Durmuş ile evlilik dışı ilişki yaşadığını beyan etmiş

Mehmet Tatlıcı’nın boşanmak istediği eşi Gizem Tatlıcı ise, yine Harbiye Polis Merkezi Amirliği’nde verdiği 18.11.2013 tarihli ifade tutanağında aynen şunları söylemiş: 

“Mehmet Tatlıcı ile 24 senedir evliyim, evliliğimizden müşterek iki çocuğumuz bulunmaktadır. 2011 senesinde geçirdiğim bir trafik kazasından dolayı eşimin bana olan tutum ve davranışlarında bir değişiklik sezinledim. Bunun sonucunda eşim Mehmet Tatlıcı isimli şahsın yanında çalışan Serap Durmuş isimli kişi ile beraberliği olduğunu öğrendim.”

Mehmet Tatlıcı, Gizem Tatlıcı’ya tehditkar sözler sarf etmiş

“Ben bunu eşime söylediğim zaman bana her türlü zorluk çıkartacağını, boşanmak istesem bile kendisinden hiçbir şey alamayacağımı hatta üstü kapalı olarak hayatım ile ilgili tehditkar sözler sarf etti. Eşim ile aramızda hiçbir geçimsizlik olmadığı halde bir başka kadın yüzünden bu durumlara maruz kalıyorum.”

Mehmet Tatlıcı evi terk etmiş ve eşine para vermeyeceğini söylemiş

“Son olarak Ekim ayı başında evi terk etti ve kendisinden boşanmadığım takdirde bütün paraları keseceğini, tüm çalışanlara maaşlarını ödemeyeceğini ve çalışanların maaşının kendisinin verdiğini onlara her istediğini yaptırabileceğini söyledi.”

Mehmet Tatlıcı şirketle ilgilenmemiş ve eşi Gizem Tatlıcı’yı yıldırmaya çalışmış

“Harbiye Mahallesi, Maçka Caddesi No: 29/2-6 sayılı adreste faaliyet gösteren TAT ART isimli şirketi iki yıl evvel sanatsal faaliyetlerde bulunmak için eşim ile birlikte açtık. Şirkette eşimin benden fazla hissesi olmasına rağmen o şirket açıldığı günden beri her gün o şirkette ben çalıştım, tüm sıkıntılarla ben ilgilendim. Bu süreçte eşim şirket ile hiç ilgilenmedi hatta sürekli beni yıldırma politikası uyguladı.”

Mehmet Tatlıcı, eşi Gizem Tatlıcı’nın ofisine kalabalık bir grupla baskın yapmış

“18.11.2013 günü saat: 10:30 sıralarında beni boşanmaya zorlayabilmek, parasız bırakarak ve çirkin iftiralar atarak Türkiye’de bile olamayacaksın, seni buradan sürdüreceğim diyerek ofisime kalabalık bir grupla baskına gelerek, hissedarı ve ortağı olduğum şirkette yaklaşık bir aydır benim kalmasına müsaade ettiğim ve Türkiye’de kültür projeleri için bulunan Fransız Vatandaşı Richard Israel TUIL isimli şahsı darp ve tehdit ettiğini Doktora yaptığım Özel Işık Üniversitesi’ndeki dersimde telefon aracılığı ile öğrendim.”

“Hemen avukatım ile birlikte şirket ofisime geldim, ofis kapımın sonuna kadar açık olduğunu, içeride şirket ile hiç alakası olmayan insanların gezindiğini gördüm. O insanlara burada ne işiniz var diye sorduğumda; “Bizi Mehmet Tatlıcı bey gönderdi, artık onun talimatları ile bu ofiste kalacağız” dediler. Bunun üzerine yaşanan olayın Polis Merkezi’ne intikal ettiğini öğrendim, ardından merkezinize geldim.”

Park Görevlisi, Mehmet Tatlıcı’nın adamlarının bir arabaya bilgisayarlar yüklediğini görmüş

“Polis Merkezi’nizde beklerken misafirim olan mağdur Richard Israel Tuil isimli şahsın pasaportunu almak için tekrar ofise gidildiğinde bu şahsın kaldığı odanın kilidinin değiştirilmiş olduğunu, kapısının açık olduğunu ve içeride misafirim olan Richard Israel Tuil isimli şahsa ait bilgisayar, cep telefonu ve tablet PC’nin odada olmadığını gördük. Daha sonra ofisten çıktığımda Maçka Caddesi üzerindeki görevli İspark sorumlusu Mahfuz Yılmaz isimli şahıs bana, “Hayırdır abla bir sorun mu var?” diye sordu. Ben de bir misafirimin bilgisayarlarının çalındığını söyledim. O da bana şirketten çıkan bazı adamların koyu renk bir arabaya bilgisayarlar yüklediğini gördüğünü söyledi.”

(Gizem Tatlıcı’ya bunları anlatan park yeri sorumlusu görgü şahidi, aynı ifadeyi Polis tutanaklarına geçen beyanında da tekrarlamıştır).

Gizem Tatlıcı: “Mehmet Tatlıcı, bütün bunları bilinçli olarak beni sindirmek için yaptı”

“Eşim Mehmet Tatlıcı benim her Pazartesi Işık Üniversitesi’nde dersim olduğunu bildiği için bugün böyle bir olay vuku buldu. Tüm bu olanlar bilinçli ve hesaplanarak yapılmıştır, ayrıca ileriyi düşünüp beni nafaka vermeksizin böyle suçlamalar konu etmek istemektedir. Ayrıca benim ofisimde çalışan üç kişi bulunmaktadır ancak bu olay ile ilgili daha önceden hiç tanımadığım ve şirketle resmi olarak hiçbir ilgisi bulunmayan kişileri olaya tanık göstermektedir. Tüm bunları bilinçli olarak beni sindirmek amacıyla yapan eşim Mehmet Tatlıcı isimli şahıstan davacı ve şikâyetçiyim dedi.”

Gizem Tatlıcı’nın Harbiye Polis Merkezi Amirliği’nde verdiği ifade de aynen yukarıda anlatıldığı gibi…

Ama başka resmi belgelerde açıklanan bilgilere göre Mehmet Tatlıcı’nın adamlarıyla birlikte yaptıkları bunlardan ibaret değilmiş:

MEHMET TATLICI’NIN AİLESİNE KARŞI YAPTIKLARINDAN ÖTÜRÜ ADININ KARIŞTIĞI ve MAHKEME KAYITLARINDA YER ALAN DİĞER OLAYLAR:

Kızı şikayetçi olmasın diye annesini tehdit etmiş

Gizem Tatlıcı, 10.10.2013 tarihinde Beykoz Aile İçi Şiddet başvurusu ile ilgili verdiği ifadesinde ise, “O gün Mehmet Tatlıcı’nın eve adamları ile gelerek kendisini boşanma konusunda tehdit ettiğini, küfürler ve hakaretler savurduğunu, çocuklarının da bu duruma şahit olduğunu, korktuğu için polis çağırdığını, şikayetçi olmak için karakola gittiğinde annesinin aradığını, Mehmet Tatlıcı’nın annesini de tehdit ettiğini, annesinin hem bu tehdit hem de aile birliğinin kutsallığı yönünde şikayetçi olmaması için kendisine telkinde bulunduğunu, bu nedenle o tarihte kendisinin şikayetçi olmadığını” beyan etmektedir.

Kayın validesi evini satıp Mehmet Tatlıcı’ya para vermiş, ama borcunu geri alamamış

Gizem Tatlıcı’nın avukatları da Beykoz Aile Mahkemesine verdikleri dilekçede, “Mehmet Tatlıcı’nın geçmişte çok büyük ekonomik sıkıntılar yaşadığını, hiç parası yok ve borcu varken Gizem Tatlıcı’nın annesi Güniz Pamukçu’nun Acarkent ve Florya’daki taşınmazlarını satarak Mehmet Tatlıcı’ya nakden destek olduğunu, Mehmet Tatlıcı’nın Beylikdüzü’ndeki taşınmazını 22 milyon dolara satmış olmasına ve bu bedeli tahsil etmiş olmasına rağmen hala annesine olan borcunu ödemediğini ve sürekli annesini oyaladığını” beyan etmektedirler.

Otomobilin önünü kesip çocukları almışlar

Gizem Tatlıcı, Beykoz Aile Mahkemesine verdiği dilekçede yine, “21.11.2013 tarihinde kendisinin sahip olduğu araçla şoför tarafından çocukları okula götürülürken, Mehmet Tatlıcı’nın Serap Durmuş ile beraber aracın önünü keserek araca el koyduklarını, çocukları Mehmet Tatlıcı’nın Acarkent C477’deki ofisine götürdüklerini, Mehmet Tatlıcı’nın kendisine hakaret ettiğini, darp ettiğini, bu nedenle koruma talep ettiğini, Mehmet Tatlıcı’dan darp ve hakaretten dolayı şikayetçi olduğunu” da beyan etmektedir.

Verilen beyanlar bu şekilde… Silahlı baskın, adam yaralama, tehdit, evlilik dışı ilişki, ofiste çalışan Fransız mimarın çalınan bilgisayarları, eşyaları ve paraları…

Hepsi de resmi belgelere yansıdığı şekliyle aynen bu şekilde olmuş…

Şimdi bütün bu yaşananlar ve bunların kanıtını oluşturan resmi belgelerde yer alan kayıtlar ışığında şu gerçekleri de okurlarımızla paylaşmak isteriz:

Çok açık bir şekilde görülmektedir ki; Mehmet Tatlıcı isimli bu şahıs, yanındaki silahlı adamlarıyla birlikte İstanbul’un göbeğinde eşinin yönettiği bir sanat galerisine güpegündüz baskın yapıp, önüne geleni adeta sıra dayağından geçirip, büyük bir cüretkarlıkla kendisine en ufak bir kötülüğü dokunmamış bir Fransız vatandaşını yumrukluyor, “biz Mafya’yız seni öldürürüz” deyip karnına silah dayıyor, bir diğer Mafya adamı silah gösteriyor, bütün bunlarla bu şahsı açıkça tehdit edebiliyor; yetmedi, bu Fransız mimarın paralarını, cep telefonunu, bilgisayarlarını ve şahsi eşyalarını gasp ediyor, tehditlerini daha sonra olay yerine gelen polisin önünde bile sürdürebiliyor ve sonra da hiçbir şey olmamış gibi ellerini kollarını sallayarak çekip gidebiliyorlar…

TAT ART BASKINI sırasında gasp edilen cep telefonu ve bilgisayarlardan alınan görüntüler nasıl kullanıldı?

Peki olay bunlarla sınırlı kaldı mı? Elbette hayır!

Bakın, Mehmet Tatlıcı ve adamları  Fransız mimar Richard Tuil’in gasp edilen cep telefonu ve bilgisayarlarında bulunan bu mimarın şahsi bilgileri ve belgeleri üzerinden çaldıkları görüntülerle tıpkı FETÖ’nün kumpaslarını hatırlatan başka ne işler çevirdiler:

Mehmet Tatlıcı, boşanma davası açtığı eşini gizlice dinletmiş ve bu kayıtları mahkemede ona karşı kullanmış

Mehmet Tatlıcı, yukarıdaki resmi belgelerde yer alan kayıtların da gösterdiği gibi yaklaşık 25 yıl evli kaldığı eşi Gizem Tatlıcı’dan bütün bu yollarla boşanma kararı almıştı ve daha sonra da zaten eşi Gizem Tatlıcı boşanmak istememesine rağmen ona karşı boşanma davası açtı.

Bu boşanma davası sürecinde, Mehmet Tatlıcı’nın eşinin kaldığı eve gizli bir şekilde mikrofon yerleştirdiği ve evdeki bütün konuşmaları gizlice kaydettiği de ortaya çıktı. Bunlar davanın resmi duruşma kayıtlarında yer almaktadır.

Tehdit ve darp edilen, parası ve şahsi eşyaları gasp edilen Fransız mimarın kişisel verileri boşanma davasına delil olarak sunuldu

Yine aynı süreçte Mehmet Tatlıcı, eşi Gizem Tatlıcı’nın yönettiği sanat galerisine silahlı adamlarıyla baskın yapıp, orada Fransız mimar Richard Tuil’in silahla tehdit ederek dövüp, cep telefonu ve bilgisayarlarına el koyarak götürdükleri o olay sonrasında, bu Fransız mimarın cep telefonu ve bilgisayarlarında yer alan bazı fotoğrafları (üzerinde photoshop adı verilen yazılımla “oynamalar yaparak” ve bunlarla) sanki eşi Gizem Tatlıcı ile bu Fransız mimar arasında bir ilişki varmış gibi göstereceği “deliller” haline dönüştürüp, Gizem Tatlıcı’ya karşı açmış olduğu boşanma davasında kullandığına da tanık olduk…

Oysa bu fotoğraflar kişinin özel hayatına ait mahrem görüntülerdi ve boşanma davası sürecinde taraflardan birini itibarsızlaştırma adına bu şekilde basına servis edilmesi insanlığa da, erkekliğe de sığmazdı. Ama, bunlar Gizem Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma, kamuoyu ve davaya bakan hakimlerin gözünde küçük düşürme amacıyla “bazı meçhul eller tarafından” medyaya “servis edildi”.

Burada vahim olan konu, Mehmet Tatlıcı ile yıllarını geçirmiş, iki çocuğuna annelik yapmış Gizem Tatlıcı’nın tatildeyken, üstelik yanında öz kızı varken bikini ile çekilmiş normal fotoğraflarının, boşanma süreci ile birlikte bu fotoğraflardan “fayda sağlamayı” planlayanlar tarafından aynı anda gazetelere de “servis edilmiş” olmasıdır.

Mehmet Tatlıcı dava açar, Medya üzerinden itibarsızlaştırma kampanyaları anında devreye girer

Aslında bütün bunlarla, “meçhul bir elin” medyaya servis ettiği, Mehmet Tatlıcı’nın eşi ve kızına ait deniz kenarında çekilmiş bikinili fotoğraflarla birlikte kaleme alınan “haberlerde”, bu iki kendi halinde insan, adeta bir suç işlemiş ya da yanlış bir şeyler yapmışlar izlenimi verecek şekilde neşrediliyorlardı…

Bir ailenin özel hayatına ait ve mahrem kalması gereken bu fotoğraflar, nasıl oluyordu da önemli duruşmalar öncesinde böylesine pervasızca medya üzerinden yanlış bir algı oluşturacak bir söylemle yayınlanabiliyordu?

Mehmet Tatlıcı’nın boşanma davası açtığı 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı, “yine meçhul bir elin medyaya servis ettiği fotoğraflar” eşliğinde ve bir kısım “basın organı” üzerinden, işte böylesine açık ve net bir şekilde kamuoyu gözünde itibarsızlaştırmaya çalışılıyordu…

Yıllar önce çekilmiş ve Mehmet Tatlıcı’nın açtığı bu davayla aslında hiç ilgisi olmayan bu eski fotoğraflar, adeta yeni çekilmiş fotoğraflar gibi sunulmakta ve dava sürecini doğrudan etkilemeye çalışan bir söylemle “tek taraflı bir habere” dönüştürülmekteydi…

Aynı “tesadüfler”, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı davaların hemen öncesinde bir kısım “medya organlarında”, hep aynı “muhabirlerin” yazdığı “haberlerde” de yaşanmıştı… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Çamur Siyasetine Medya Desteği” ; Hep Aynı ‘Ekip, Hep Aynı ‘Senaryo ve “Tarafsız Medya Ne Tarafta?” haberleri).

Gazetelere “servis edilen” fotoğraflarda ne vardı?

Mehmet Tatlıcı’nın 25 yıllık eşine karşı açtığı boşanma davası süreci ile birlikte bir anda basında eşinin özel hayatına ait bu mahrem görüntülerinin yer alması ilginçti. Üstelik bu fotoğraflar Mehmet Tatlıcı’nın eşi Gizem Tatlıcı’nın tatil ortamında bir teknede diğer insanlarla birlikteyken ve yanında kızı varken çekilmiş normal görüntüleridir.

Fotoğrafta, (aslında Mehmet Tatlıcı ile de geçmişte iş ilişkisi olan) Fransız mimar Richard Tuil, Gizem Tatlıcı ile değil, bir başka kadınla birlikte görüntülenmekteydi. Bu fotoğraf, Gizem Tatlıcı’nın mimarla ilişkisine dair bir kanıt olarak nasıl kullanılabilmekteydi, davaya bakan hakimlerin bunu nasıl delil olarak kabul ettiklerini de anlamak mümkün değildi. Fransız mimar Richard Tuil, aslında Gizem Tatlıcı’nın kocası Mehmet Tatlıcı ile de geçmişte iş ilişkisi olan bir insandı ve medyada çıkan bazı haberler de buna işaret etmekteydi.

Zira, bugünkü haber-yorumumuzun yukarıdaki satırlarında ekindeki kanıtlarıyla birlikte işaret ettiğimiz gibi, Fransız mimar Richard Tuil’in, Türkiye’ye gelmesinin asıl sebebi, o dönemde Hükümet için resmi bir projeyi tamamlamak üzere görevini ifa etmesiydi. Bahsi geçen proje de, Amerikan Hükümeti ile Türkiye Hükümeti arasında gerçekleşen cami yapımı, müze yapımı, konferans merkezi ve bir anıt yapımını içeren dünya çapında ses getirecek resmi bir proje olarak planlanmıştı. Bu Fransız mimar işleri nedeniyle uzunca bir süre Türkiye’de kalmayı planladığından oturma izni de almıştı.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, o dönemde, Fransız mimar Richard Tuil, Mehmet Tatlıcı ve Gizem Tatlıcı ile İstanbul’da bir restoranda buluşarak görüşme de yapmış; Mehmet Tatlıcı kendisine ikiz iş kuleleri inşaatı projesi olduğunu ve bu projede birlikte çalışmayı teklif etmişti.

Mehmet Tatlıcı, bu olaydan önce Richard Tuil’i iş görüşmesi için yemeğe davet etmiş

Richard Tuil, Mehmet Tatlıcı ile o zaman evli olduğu eşi Gizem Tatlıcı’ya ait Tat Art isimli bu sanat galerisinin bulunduğu aynı binanın üst katında bir daire de kiralamış ve bu dairenin tadilatı sürerken, Tat Art’ta kendisine çalışması için verilen ofiste, oradaki herkesin bilgisi dahilinde bir süreliğine de kalmış.

Görüldüğü gibi, Mehmet Tatlıcı, bu Fransız mimar ile defalarca görüşmeler yapmış, birlikte Gizem Tatlıcı’nın da yer aldığı yemekler yenmiş ve Richard Tuil’e kullanması için Tat Art sanat galerisinde bir çalışma odası bile verilmiş. Fransız mimar da aynı binada kiraladığı daire tadilattayken, Tat Art sanat galerisinde kendisine tahsis edilen bu odada bir süre akşamları da kalmış…

Peki ne oldu da, Mehmet Tatlıcı yanına silahlı adamlardan oluşan ve Mafya olduklarını hiç gizlemeden açıkça biz Mafya’yız diyen “çetesi” ile birlikte bu Fransız mimara saldırıp, dövüp, tehdit edip, üstüne üstlük parasını, cep telefonunu, bilgisayarlarını, kişisel eşyalarını gasp edip, günlerce de takip ederek adeta bir linç planı üzerinden bu mimarı canından bezdirmeye yöneldi?

Mehmet Tatlıcı’nın yanındaki bu avukatlar kimdi? ve Mehmet Tatlıcı bu cüretkarlığını kimlere borçluydu?

Mehmet Tatlıcı’nın yanına daha sonra FETÖ’nün avukat imamlarından olduğu ortaya çıkan avukatı Hüseyin Ataolu’da alarak, bu FETÖ’cü Hüseyin Ataol’un da bilgisi dahilinde silahlı adamlarıyla birlikte eşinin yönettiği İstanbul’un Maçka semtindeki TAT ART isimli sanat galerisine baskın yapıp, oradaki insanları sıra dayağına çekmesi, tehdit, darp ve gasp etmeleri, tehditlerini daha sonra olay yerine gelen polislerin yanında bile açıkça ve büyük bir cüretkarlıkla devam ettirmeleri o dönemde sürekli kafamızı kurcalıyordu:

Mehmet Tatlıcı ve silahlı adamları nasıl olup da bütün bunları güpegündüz üstelik polisin gözleri önünde bile yapabiliyorlardı? Kimden güç alıyorlardı? Kime ve neye güveniyorlardı?

Üstelik bütün bu yaptıkları kabadayılıklar, kanunsuzluklar yanlarına kalıyor, hiçbir şekilde yaptıklarından ötürü ceza almıyorlardı; olan da 25 yıllık eşi Gizem Tatlıcı’ya, onun yönettiği sanat galerisinde çalışanlara ve o sırada işleri için ülkemizde bulunan bir garip Fransız mimara oluyordu…

Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu yaptıkları gazetelere de haber olumuştu:

Mehmet Tatlıcı ve Boşanma Davası Haberleri

Medyadaki başka haberlerde, Mehmet Tatlıcı’nın iki çocuğunun annesi olan 25 yıllık eşini evlerine gizli mikrofon koyarak dinlettiği ve sonra da boşanma davası açtığı söyleniyordu. (Habertürk Gazetesi, 26 Kasım 2013 tarihli haber)

Yine medyada, eşine karşı açtığı boşanma davası sürecinde yaptığı başka hamlelerle de gündeme geliyordu Mehmet Tatlıcı’nın adı. (Sabah Gazetesi, 16 Şubat 2014 tarihli haber). Medyadaki bu haberlerde Mehmet Tatlıcı’nın eşi Gizem Tatlıcı’yı 6 ay süreyle evden uzaklaştırdığı söylenmekteydi. (Bkz. “Mehmet Tatlıcı eşini mahkeme kararıyla evden uzaklaştırmış” haberi)

Mehmet Tatlıcı’ya karşı açılan “Dayak Davası”

Mehmet Tatlıcı, bunların yanında son birkaç aydır medya gündemine, bizzat kendisinin de iş ilişkisi içinde olduğu bir Fransız mimarı silahlı adamlarıyla birlikte darp etme, mimarın özel eşyalarına, bilgisayarına ve paralarına el koyma haberleriyle de düşmeye başlamıştı. (“Mehmet Tatlıcı’ya Dayak Davası”, Sabah Gazetesi, 4 Ocak 2014 tarihli haber).

Ama nedense bütün bu haberler, Mehmet Tatlıcı’nın 25 yıllık eşine karşı açtığı boşanma davası süreciyle birlikte medya gündemine düşmeye başlamıştı…

Daha önce basında Mehmet Tatlıcı ile Fransız mimar Richard Tuil’in adının birlikte geçtiği başka manşetler de yer almıştı. Bu haberlerde Fransız mimarın silahlı adamlar tarafından ölümle tehdit edildiği ve el konulan bilgisayarında Başbakanlığa sunacağı gizli bir projenin yer aldığı söyleniyordu. (“Boşanma Davasından Gizli Proje Çıktı”, Milliyet Gazetesi, 30 Aralık 2013 tarihli haber).

TAT ART BASKINI ve ardından ortaya çıkan FETÖ/PDY üyesi “aktörler”

Yukarıda örneklerini verdiğimiz Mehmet Tatlıcı ile ilgili olarak medyaya yansıyan haberlerin içinde Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamları ve FETÖ’nün avukat imamı -aynı zamanda kendi avukatı da olan- Hüseyin ATAOL’u da alarak gerçekleştirdiği baskın olayı, yaklaşık bir ay sonra gerçek yüzünü gösterecek olan FETÖ/PDY terör örgütünün 17-25 Aralık kumpaslarının da küçük bir provası oluyordu ve bütün bunların arkasındaki esas gerçek de ortaya çıkmaya başlıyordu:

Burada yeri gelmişken, okurlarımıza bir kez daha hatırlatmak isteriz:

Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamlarıyla gerçekleştirdiği TAT ART BASKINI, ileride ortaya çıkacak FETÖ/PDY üyesi teröristlerin neler yapabileceğinin göstergesiydi…

Mehmet Tatlıcı’nın yanında FETÖ’nün avukat imamı olan avukatı Hüseyin Ataol ve MAFYA olduklarını gizlemekten kaçınmayan diğer avukatı Ali Arda ve de diğer silahlı adamları ile birlikte gerçekleştirdiği sanat galerisi baskını 18 Kasım 2013’te vuku bulmuştu ve o tarihler itibariyle Mehmet Tatlıcı’nın avukatının FETÖ/PDY terör örgütünün avukat imamlarından olduğu hususunda medya da, kamuoyu da bilgi sahibi değildi.

Aslında devlet içinde adeta bir virüs, adeta habis bir ur gibi yuvalanıp, büyüyen böylesine sinsi planlarla hareket edip, ülkeyi batırmak gayreti içinde olan bir terör örgütüne karşı kamuoyunda yeterli bir bilinç de gelişmemişti.

Yine de, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı Hüseyin Ataol ile birlikte gerçekleştirdiği bu silahlı baskın olayı, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ/PDY terör örgütünün önde gelen isimleriyle ilişkisini gösteren bir gerçek olarak kayıtlara düşmüştü.

Meselenin özü ve yukarıda sorduğumuz ama o zaman cevabını bulmakta güçlük çektiğimiz soruların cevapları da FETÖ/PDY’nin gerçekleştirdiği 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrasında tek tek ortaya çıkmaya başladı:

15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrasında bu terör örgütüne yönelik soruşturmalar Mehmet Tatlıcı’nın avukatlığını yapan Hüseyin Ataol’un FETÖ’nün avukatlar imamı olduğunu ortaya çıkardı…

Böylelikle Mehmet Tatlıcı ve silahlı adamlarının, TAT ART BASKINI sırasındaki kanun tanımazlıklarının, cüretkarlıklarının cevabı da karşılığını buluyordu:

Çünkü yanlarında FETÖ’nün avukatlar imamı ve Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin Ataol vardı…

O Hüseyin Ataol ki, bakın nelere kadirdi?

FETÖ’nün Avukatlar imamı Hüseyin Ataol – Mehmet Tatlıcı ilişkisi

Hüseyin Ataol, Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasının vefatı sonrasında aile fertleri aleyhine açtığı davalar ve asılsız iddialarıyla yaptığı onlarca suç duyurusu sürecinde kendisine yardımcı olan “avukat ordusu” içindeki en kritik isimdir.

En kritik isimdir, çünkü onun Mehmet Tatlıcı’nın avukatı olarak onun yanındaki  varlığı, Mehmet Tatlıcı’nın 11 yılı aşkın süredir aile fertlerine karşı sürdürdüğü bütün bu hukuk hamlelerinin, FETÖ/PDY kumpasları ile birebir örtüşmesindeki esas gerçeğin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.

Yukarıda detaylarını verdiğimiz (Mehmet Tatlıcı’nın silahlı adamları ve oraya avukatı olarak yanında taşıdığı FETÖ’nün avukat imamlarından olan Hüseyin Ataol ile birlikte gerçekleştirdiği) TAT ART isimli sanat galerisine yapılan baskın ve sonrasındaki gelişmeler; diğerleri bir yana, tek başına bile Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu FETÖ’cülerin desteğiyle gerçekleştirdiği eylemlerinin nasıl olup da FETÖ’nün kumpaslarıyla bu kadar örtüşebildiğinin de açık ve net bir örneği olmaktaydı:

Mehmet Tatlıcı, İstanbul’un en mutena semtlerinden birindeki, eşi Gizem Tatlıcı’nın ortağı ve yöneticisi olduğu bir sanat galerisine silahlı adamlarıyla güpegündüz baskın yapıyor, orada insanları dövüyor, karnına silah dayayıp, silah gösterip tehdit edebiliyor, orada bulunan bir Fransız mimarın parasını, kişisel eşyalarını, cep telefonunu, bilgisayarlarını gasp edebiliyor, bu cep telefonu ve bilgisayarlarda yer alan Fransız mimara ait kişisel bilgi, veri ve görseller photoshop isimli bir yazılımla üzerlerinde oynanarak, Mehmet Tatlıcı’nın boşanmak istediği 25 yıllık eşine karşı açtığı davada “delil” olarak kullanılabiliyor, yine bu boşanma davasında Mehmet Tatlıcı’nın eşi Gizem Tatlıcı’nın iki çocuklarıyla birlikte yaşadığı eve gizlice yerleştirilen dinleme aletleriyle elde edilen dinleme kayıtları boşanma davasına delil olarak sunulabiliyordu…

Yapılan herşey, uygulanan yöntemler, hepsi birden, tıpkı FETÖ/PDY’nin kumpaslarındaki gibiydi, FETÖ/PDY kumpaslarıyla birebir örtüşüyordu…

– Bütün bunları, Mehmet Tatlıcı isimli bu şahıs tek başına gerçekleştirebilir miydi?

– Bütün bunları büyük bir cüretle gerçekleştirmesini sağlayan “itici güç” nereden geliyordu?

– Bütün bunları yapmasına rağmen, Mehmet Tatlıcı nasıl oluyordu da hiçbir şekilde ceza almıyor ve hala ortalıkta “sütten çıkmış ak kaşık” gibi dolaşabiliyordu?

“Bu işte bir iş vardı” ve oradan da FETÖ’nün avukat imamı Hüseyin Ataol’un varlığı ortaya çıkmaktaydı; hem de Mehmet Tatlıcı’nın akıl hocası ve destekçisi olarak…

Ve FETÖ/PDY’nin avukatlar imamı olan bu Hüseyin Ataol, kim bilir daha hangi hamlelerinde yine Mehmet Tatlıcı’nın yanında olmuş ve ona bir avukatı olmasının da ötesinde “destekte” bulunmuştu?

Mehmet Tatlıcı’nın hamlelerindeki olası “FETÖ parmağı” da böylelikle açığa çıkmaktaydı…

Aşağıda açıklayacağımız gerçekler, Hüseyin Ataol’un FETÖ/PDY terör örgütünde ne kadar etkili bir isim olduğu ve bu örgütün, emniyet, yargı mekanizmalarına yerleştirilen örgüt üyesi emniyet müdürleri, savcılar ve hakimlerin yanında, medyadaki adamlarının da desteğiyle birlikte planladıkları kumpaslarla, her türlü kanunsuzluğu, hukuksuzluğu gizleyip, bunu gerçekleştiren kanun tanımazları da “temiz tutabileceğinin” çok önemli bir göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır.

TAT ART BASKINI sırasında Mehmet Tatlıcı’nın yanında yer alarak ona destek olan Hüseyin Ataol’un başka neler yapabildiğine bakmak, meselenin vahametini ortaya koyması açısından okurlarımıza bir fikir verecektir:

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı, FETÖ’cü İstihbarat Dairesi eski başkanı ile kayınbirader…

Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin Ataol, FETÖ’nün emniyet yapılanmasının kilit isimlerinden olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi eski müdürü Ali Fuat Yılmazer’in kayınbiraderidir; aynı zamanda Mehmet Tatlıcı gibi Ali Fuat Yılmazer’in de avukatı idi

Tıpkı, “bozacının şahidi, şıracı” deyişini doğrularcasına…

Hüseyin Ataol, sık sık emniyet müdürleriyle toplantılar yapıyordu ve Amerika’daki Zarrab davasında da parmakları vardı…

FETÖ’nün avukat imamı ve aynı zamanda Mehmet Tatlıcı’nın da avukatı olan Hüseyin Ataol’un sık sık Emniyet Müdürleri’ye biraraya gelerek istişarelerde bulundukları bilgisi de görüntüleriyle birlikte ülkemiz gazetelerinde yer almıştı.

Bu görüntülerde FETÖ firarisi Hüseyin Ataol’nun kendi gibi FETÖ firarisi olan eski emniyet müdürleri Hamza Tosun (17-25 Aralık kumpas soruşturması şüphelisi) ve Tufan Ergüder (Ergenekon ve Tahşiye kumpası şüphelisi) ile bir araya gelerek o tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde İranlı işadamı Reza Zarrab’ın tutuklanmasından iki ay sonra, 26 Mayıs 2016 tarihinde yaptıkları 34 dakikalık görüşme ABD’deki davaların daha sonraki seyrine ilişkin önemli bilgilerin de paylaşıldığını ortaya koymaktaydı.

Bu görüşme sırasında, aralarında paraların gömülerek saklanması ve yurt dışına illegal yollarla çıkarken yanlarında ikinci bir pasaport daha bulundurulmasından bahsettikleri, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı Hüseyin ATAOL’un bu emniyet müdürlerine o tarihlerde ikinci bir pasaport daha çıkarttığını söylediği görülmekteydi.

Bütün bunlar da, bu FETÖ’cü avukat imamla, yine kendi gibi FETÖ’cü emniyet müdürlerinin aynı yılın Temmuz ayında gerçekleştirilecek FETÖ’cü darbe girişiminden haberdar olduklarını ve daha o zamandan paraları gömmek ve yurtdışına illegal yollarla çıkarken yanlarında ikinci bir pasaport daha bulundurmanın öneminden bahsettikleri anlaşılıyordu.

Haberimizde bahsi geçen ve Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarıyla yaptığı suç duyurusunu sorgusuz, sualsiz işleme alan FETÖ’cü savcı Ekrem Beyaztaş da, FETÖ’cü darbe girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra, Suriye üzerinden yurtdışına kaçak olarak çıkmaya teşebbüs ederken kendine ait olmayan bir pasaportla yakalanmıştı…

Planladıkları darbenin başarısız olma durumunda B planları olduğu anlaşılıyordu…

Bütün bunlar da hepsinin yolu geçmişte bir şekilde Mehmet Tatlıcı ile kesişen bu FETÖ’cülerin darbenin başarısız olması halinde yurt dışına nasıl kaçacakları konusunda “B planları” olduğunun da kanıtı olmaktaydı. Zira, FETÖ’cü eski savcı Ekrem Beyaztaş hariç yukarıdaki haberde bahsi geçen FETÖ’nün avukatlar imamı ve Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin ATAOL da, FETÖ’cü eski emniyet müdürleri Hamza TOSUN ve Tufan ERGÜDER de hep birlikte yurt dışına kaçmışlardır ve Interpol tarafından kırmızı bültenle aranmaktadırlar…

Aslında, FETÖ/PDY üyesi olarak aranan FETÖ’cü 40 avukattan 39 tanesinin firarda olduğu da 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yürütülen soruşturmalarda ortaya çıkmıştı…

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı Hüseyin Ataol, FETÖ’nün para kaynaklarından Himmet çarkının da başındaydı…

Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü imamı Hüseyin Ataol’un iş adamlarından toplanan paralarla oluşturulan ve FETÖ’nün en önemli para kaynaklarında olan “Himmet çarkının” da başında bulunduğu medyada çıkan haberlerde çokça dile getirilmişti…

Kayınbiraderin yardımıyla karartılan deliler

Hüseyin Ataol’un adı cinayet soruşturmalarına da karışmış, kayınbiraderi FETÖ’cü eski emniyet müdürü Ali Fuat Yılmazer’in yardımı ile cinayet soruşturmasındaki en önemli delilleri kararttıkları da ortaya çıkmıştı…

Bu haberlerde Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı olan Hüseyin Ataol’un 7 Ekim 2009 tarihinde Turkuaz Holding CEO’su Hayri Ersoy’ün öldürüldüğü ve aynı holdingin yönetim kurulu başkanı Zeki Pilge’nin de ağır yaralandığı bir kumpas cinayetiyle, Kazakistan’da 1 milyar dolarlık bir anlaşmaya imza atan bu şirketi ele geçirmeye çalıştığından da söz edilmektedir.

Bu cinayetle ilgili soruşturmayı Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’cü avukatı Hüseyin Ataol’un kayınbiraderi Ali Fuat Yılmazer’in yürüttüğü ve bu cinayet ve yaralama olayıyla ilgili soruşturmalar esnasında, en önemli delillerden olan HTS kayıtlarında tam 621 kez oynanıp, delil karartılmaya çalışıldığı da ortaya çıkmıştı…

Mehmet Tatlıcı’nın bir başka avukatı olan Hasan Küçük de Hüseyin Ataol ile birlikte çalışmaktaydı…

Hüseyin Ataol’un Hasan Küçük isimli avukat ile hukuk bürosu ortaklığı olduğu da belirlenmişti. Hasan Küçük de FETÖ soruşturmaları kapsamında göz altına alınmış ve tutuklanmıştı.

Ve ilginçtir, FETÖ ile bağlantısı olduğu söylenen bu Hasan Küçük isimli avukatın da Mehmet Tatlıcı’nın avukatlarından olduğunu burada bir kez daha hatırlatalım… (Lütfen bakınız: “Bir Avukatı Daha FETÖ Üyesi Çıktı” haberi).

15 Temmuz’daki FETÖ’nün darbe girişimi başarılı olsaydı, Hüseyin Ataol Adalet Bakanı yapılacaktı…

Halen firari sanık olarak aranan FETÖ’nün avukatlar imamı ve Mehmet Tatlıcı’nın da avukatı olan Hüseyin Ataol’un, 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, Adalet Bakanı yapılacağı da medyada yer alan haberlerde sıklıkla dile getirilmektedir…

Buna en çok sevinecekler arasında kimlerin olabileceğini tahmin etmek de çok zor değildir…

Ama 15 Temmuz’daki FETÖ’cü kanlı darbe, bu ülkenin kahraman insanlarının şanlı direnişiyle başarısızlığa uğratılmış ve ardından gelen FETÖ soruşturmaları da tüm bu gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır…

Kısacası, “Takke Düşmüş, Kel Görünmüştür”…

Şimdi Mehmet Tatlıcı’nın kalkıp da Sabah Gazetesinde 4 Mayıs 2020 tarihinde yayımlanan haberdeki sözlerini tekrar hatırlayalım:

Evet, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkımda FETÖ üyeliği kapsamında soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturma sonunda FETÖ ile herhangi bir iltisakım tespit edilemediği için takipsizlik kararı verildi. FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı.”

Bugünkü haber-yorumumuzda yukarıda hepsi de resmi belgelerde, tutanaklarda yer alan bilgiler ve kanıtlarla, ülkemiz gazetelerinde ve haber sitelerinde yayımlanan haberlere bakıldığında, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı tüm aile fertlerine karşı, yani vefat etmiş öz babası merhum Mehmet Salih Tatlıcı; 25 yıllık eşi ve iki çocuğunun annesi Gizem Tatlıcı; bu evlilikten dünyaya gelen öz çocukları O.T.Tatlıcı ile A.N.Tatlıcı; merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı, babasının ikinci evliliğinden dünyaya gelen baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı, 11 yılı aşkın süredir FETÖ’nün medya destekli kumpaslarıyla birebir örtüşen yöntemlerle onlarca suç duyurusunda bulundu, onlarca da dava açtı.

Bu süreçte, Mehmet Tatlıcı’ya “yol gösteren” avukatları FETÖ’cü çıktı, onun saçma-sapan iddialarıyla aile fertleri aleyhinde yaptığı suç duyurularını sorgusuz-sualsiz işleme koyup masum insanlar aleyhine anında ceza davası talebinde bulunan savcı FETÖ’cü çıktı; bütün bunlar olurken Mehmet Tatlıcı’nın aleyhlerinde haksız-hukuksuz iddialarıyla suç duyurusu yaptığı ve dava açtığı aile fertleri, daha ne olduğunu anlayamadan bir takım FETÖ’cü “gazetecinin” yazdığı manipüle edilmiş haberleriyle, itibarlarının sarsıldığı, kamuoyu gözünde değersizleştirilmeye çalışıldığı bir karalama kampanyasını acı bir şekilde yaşadılar ve hala aynı acılar benzer oyunlarla onlara yaşatılmaya çalışılıyor;

Bu son Sabah gazetesindeki “haberle” birlikte Mehmet Tatlıcı’nın yine bir aile ferdini, bu sefer de baba bir kardeşini bir kez daha medya üzerinden hedef göstermeye çalışması gibi…

Mehmet Tatlıcı’nın kendi aile fertlerini hedef aldığı bütün bu davalar ve suç duyurularında izlenen yöntemler, yukarıda da ayrıntıları ve ekindeki kanıtlarıyla birlikte okurlarımızın bilgisine sunduğumuz gibi, hep aynıydı; içinde emniyet, savcılık soruşturmaları, mahkeme-dava süreçlerinin entegre bir şekilde birleştirildiği ve bütün bunlar olurken medyadaki karalama ve küçük düşürme kampanyalarıyla desteklenen top yekûn bir kumpas harekatı

Tıpkı Ergenekon ve Balyoz davalarındaki kumpaslar gibi, tıpkı bu ülkenin önde gelen spor kulüplerinin başkanları ve bazı eski futbolcularına kurdukları şike kumpasları gibi, tıpkı zamanın başbakanı ve günümüzün Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve ailesine karşı 17-25 Aralık kumpaslarında yaptıkları gibi…

Hepsi aynıydı, hepsi bir örnekti ve hepsi aynı yollarla hayata geçirilen kumpaslardı…

Şimdi Mehmet Tatlıcı, göğsünü gere gere, “bakın ben FETÖ ile hiçbir bağı olmadığı tespit edilerek takipsizlik kararı aldım, FETÖ’cü olmadığım adli makamlarca da kanıtlandı” diye davul zurnayla bunu tıpkı Sabah gazetesindeki haberinde olduğu gibi tüm dünyaya duyurabilir…

Ama bugüne kadar tüm aile fertlerini hedef alarak yaptıkları ve bütün bunları yaparken kendisine kimlerin, ne şekilde yardımcı olduğu ve yine bu süreçte yolunun kimlerle kesiştiğine yönelik resmi belgelerde ve Türk medyasında çıkan haberler çoktan tarihe kaydedildi bile…

Bütün bunlar, Mehmet Tatlıcı’yı hayatı boyunca takip etmeye devam edecek…

Hem de ilelebet…

O hala, “FETÖ’cü olmadığım kanıtlandı” demeye devam etsin…

Mehmet Tatlıcı’nın 11,5 yıldır sürdürdüğü bu sözde hukuk mücadelesindeki tüm müttefikleri, tüm destekçileri ve onların arkasında saklanan, hala saklanmaya çalışan güçler araştırılmalıdır

Aslında, Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak, gazetecilik ilkelerimiz gereği, tarafsız bir şekilde araştırdığımız ve hepsi de resmi tutanaklarda yer alan kanıtlar ve medyada çıkan dürüst gazetecilerin verdiği haberlere dayanan belgelere dayandırdığımız haberlerin yıllardır okurlarımıza gösterdiği gibi şu husus asla gözden kaçırılmamalı ve hukuk adına, adalet adına ve kamu vicdanı adına sorgulanmalıdır:

Mehmet Tatlıcı’nın tüm zenginliğini ve lüks içindeki hayatını borçlu olduğu rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri, onun vasiyeti başta, geride bıraktığı ne varsa ve kim varsa 11,5 yıldır büyük bir kin ve nefretle neredeyse tüm aile fertlerine karşı sürdürdüğü bu anlamsız mücadelesinde, açtığı davalarda, asılsız iddialarıyla yaptığı suç duyurularında; kısacası işin yargı boyutunda onun lehine olacak şekilde verilen kararlarda hangi hakim, yapılan soruşturmalarda hangi savcı hukuksuz kararlar verdiyse ve Mehmet Tatlıcı’nın aile fertlerine karşı asılsız iddialarıyla başlattığı suç duyurularını destekler şekilde medyadaki karalama kampanyalarına ve bir bütün olarak tüm bu kumpaslara her kim hizmet ettiyse, bütün bunlarda parmağı olanların araştırılması ve soruşturulması gerektiğini düşünüyoruz…

Yukarıda belirttiğimiz gibi buna savcılar, hakimler de dahildir…

Hiçbir gerçek gizli kalmamalı, hukuksuzluklar bunları büyük bir pervasızlık ve pişkinlikle bunları gerçekleştirenlerin yanına kar kalmamalıdır…

Çünkü, Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrası yaptığımız araştırmalar çok net bir şekilde göstermektedir ki; Mehmet Tatlıcı’nın bu sözde hukuk mücadelesinde “yolunun kimlerle kesiştiğinin” izini sürmek, kendini hala gizlemeye çalışan FETÖ/PDY üyelerine ve destekçilerine ulaşmayı sağlayacaktır…

Mehmet Tatlıcı’nın Küçükçekmece Adliyesi’nde bulduğu “maden” de araştırılmalıdır

Son birkaç yıldır, Mehmet Tatlıcı’nın aile fertlerini hedef alarak sürdürmeye devam ettiği ve adına hukuk mücadelem dediği bu nafile hamlelerinde rotayı İstanbul Küçükçekmece Adliyesi’ne çevirmesi de buna dahildir.

Zira, Mehmet Tatlıcı Küçükçekmece Adliyesi’nde belli ki “bir maden bulmuştur” ve bunu kullanma adına aslında Küçükçekmece ilçesinde ikamet etmemesine rağmen bu ilçe sınırları içinde bir dükkanı, bir matbaayı sahte belgelerle ikametgâhı olarak göstermeye çalışmış ve bu kanunsuz işlemlerdeki foyası da ortaya çıkmıştır…

Mehmet Tatlıcı’nın açacağı davalar ve yapacağı suç duyurularını (artık o ilçenin adliyesinde ne varsa?!) Küçükçekmece Adliye’sine “taşıma” adına yaptıkları ortadadır:

Mehmet Tatlıcı, aslında Küçükçekmece ilçesinde ikamet etmemesine rağmen, sırf orada oturuyormuş görüntüsü verebilmek adına savcılık makamına “kanıt diye” sunduğu, ancak çok net bir şekilde sahte olabileceği görüntüsü veren bir kira sözleşmesi vardır; zira, bu sözleşmede adı kiraya veren olarak geçen şahıs G.D., Mehmet Tatlıcı’yı tanımadığını, bu kira sözleşmesinden haberi olmadığını ve sözleşme üzerindeki imzanın da kendisine ait olmadığını beyan etmiştir ve bunlar resmi tutanaklarda yer almaktadır; dahası, sözleşmede Mehmet Tatlıcı’nın bir yılı aşkın bir süredir ikamet ettiğini iddia ettiği adresteki (aslında konut bile olmayan, içinde bir matbaanın faaliyet gösterdiği “dükkan çıkan”) bu yerin de, yine kendisine ait olmadığını G.D. isimli şahıs savcılığa verdiği yeminli ifadesinde beyan etmiştir.

Acaba birileri orada Mehmet Tatlıcı’ya “yeşil ışık” mi yaktı da sürekli Küçükçekmece Adliyesi’ne, (burada linkini verdiğimiz haberimizde, tüm gerçekleri kanıtlarıyla birlikte sunduğumuz gibi), orada oturmamasına rağmen sahte olabileceği izlenimi veren ve kendini de aslında suçlu durumuna düşüren bu tür sözde bilgi ve belgelerle ısrarla Küçükçekmece Adliyesi’ne koşmaktadır Mehmet Tatlıcı?… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Savcılığa Sunduğu Kira Sözleşmesi Gerçek Dışı Çıktı” haberi).

Bütün bunlar araştırılmalıdır…

Zira Mehmet Tatlıcı bütün bu adres oyunlarını geçmişte de mahkemeleri, resmi makamları yanıltmaya çalışarak defalarca yapmıştı:

Geçmişten bu yana Mehmet Tatlıcı, resmi makamlara bazen Romanya bazen de Türkiye’den adresler beyan etmiş, ancak bu adreslerde nedense gecekondu, dükkan, köfteci çıkmıştı; ona ulaşması için yapılan tebligatlar da, “bu adreste böyle bir şahıs oturmuyor” bilgisiyle geri iade edilmişti…

Bu konudaki en çarpıcı kanıtlardan bir de Mehmet Tatlıcı’nın sözde Romanya adresi oluyordu:

Mehmet Tatlıcı, Türkiye’deki mahkemelere adresimdir diye Romanya’nın başkenti Bükreş’teki bir adresi beyan etmesine rağmen, bu mahkemelerden belirtilen adrese yollanan tüm tebligatlar “bu adreste böyle bir şahıs bulunmamaktadır” gerekçesiyle geri iade edilmekteydi… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: Mehmet Tatlıcı Romanya’da mı? ve Mehmet Tatlıcı Romanya’dan “Oturma İzni” Aldı haberleri).

Mehmet Tatlıcı’ya bütün bu oyunlarında kimlerin, ne şekilde yardımcı olduğu araştırılmalı, gerçekler ortaya çıkarılmalıdır…

Zira, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sonrası FETÖ/PDY’ye yönelik soruşturmalarda elde edilen bilgilere göre; örneğin, sadece aranan avukatlar dikkate alındığında şu gerçek insanı ürkütmektedir: şüpheli olarak aranan FETÖ/PDY üyesi 40 avukattan 39’u yurt dışına kaçmıştı…

Ya bu örgütle bir şekilde bağlantısı olan hakimler, savcılar ve emniyet müdürleri…

Unutulmamalıdır ki, Mehmet Tatlıcı’nın hedef aldığı aile fertleri aleyhine asılsız iddialarıyla yaptığı suç duyurusunu, sanki bu iddialar gerçekmiş gibi “yorumlayıp”, elinde yeterli delil olmamasına rağmen başlattığı eksik, hatalı ve hukukun gerçekleriyle bağdaşmayan bir “soruşturmanın” ardından, dosyayı anında ceza davasına taşıyan eski savcı Ekrem Beyaztaş da, sahte pasaportla Urfa üzerinden Suriye’ye kaçmaktayken son anda yakalanmıştı; yoksa o da şimdi çoktan kaçıp gitmişti. Şimdi FETÖ üyesi olmaktan cezaevindedir ve bu örgütün çıkarlarına hizmet edenlere yaptığı yardımların cezasını çekmektedir…

Ya henüz ortaya çıkarılamayan ve yargı kurumlarında gerçek yüzünü gizlemeye devam eden FETÖ’cü savcılar ve hakimler…

Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi olarak tüm gerçekleri ekindeki gerçek kanıtlarla birlikte okurlarımızla paylaşmaya devam edeceğiz…

 

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top