Besle Büyüt Danayı, Tanımasın Babayı

besle-danayi-haber-manset.jpg

Mehmet Tatlıcı, bugün sahip olduğu tüm zenginliği ve lüks içinde yaşamını kendisine sunmuş olan rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına büyük bir saygısızlık daha yaptı. Merhum babası, Antalya’daki otelinin girişinde ziyaretçilere açık olarak sergilenmesi için yıllar önce kendi elleriyle geleneksel bir Türk odası yapmıştı. Ancak Mehmet Tatlıcı, merhum babasının anısına yine büyük bir saygısızlık gösterdi ve bu odada yer alan geleneksel eşyaların yerinden sökülüp, haksız bir şekilde müzeye taşınması için yıllardır elinden geleni ardına koymadığı bir “hukuksuzluk süreci” başlattı ve böylece ne kadar “hayırlı” bir evlat olduğunu bir kez daha tüm dünyaya kanıtlamış oldu.

ANTALYA’DA HUKUKSUZLUK, ACIMASIZLIK VE SAYGISIZLIKLA GERÇEKLEŞTİRİLEN BİR HAK İHLALİ

Antalya Belek’teki Tat Beach Golf Otel’in giriş katında yıllardır “Saltanat Odası” ismi ile yaklaşık 20 yıldır sergilenen ve Osmanlı kültür mirasını yerli-yabancı ziyaretçilerin merakına sunulduğu odadaki eşyalar 15 Kasım 2016 tarihinde yerinden söküldü…

Hem de bu ahşap eşyaların söküm işlemleri sırasında zarar görmesi ve bazı parçaların asla birleşemeyecek şekilde kullanılmaz hale gelme pahasına…

Üstelik, bu eşyaların zarar görmemesi adına devam eden hukuk sürecine ve söz konusu davanın Danıştay aşamasında olmasına rağmen…

Üstelik, bu eşyaların mülkiyet hakkını elinde bulunduran ve rahmetli eşinin anısını onun bıraktığı şekilde yaşatmak isteyen 65 yaşındaki dul bir kadının mülkiyet hakkı dahil, tüm anayasal haklarını ihlal ederek…

Bu nasıl bir hukuksuzluk, nasıl bir acımasızlık ve nasıl bir saygısızlıktır?

Bütün bunlar ülkemiz idare hukuku tarihine, büyük bir hukuksuzluk, büyük bir acımasızlık, hayırsever bir işadamı olan rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına da büyük bir saygısızlık olarak kaydedilecektir.

“HAYIRLI EVLAT” MEHMET TATLICI, HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ BAŞ ROLDE…

Ama bütün bu hukuksuzluk, acımasızlık ve saygısızlığın arkasında bir “hayırlı evlat” vardır ve onun adı da Mehmet Tatlıcı’dır…

Mehmet Tatlıcı, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009’daki vefatından beri bu hayırsever insanın geride bıraktığı kederli ailesine olduğu gibi, merhumun saygın anısına karşı da “takıntılı” bir mücadele başlatmıştır.

Oysa, bu “hayırlı evlat” hâlihazırdaki bir eli yağda, bir eli balda lüks içindeki yaşamını, sadece ve sadece, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendisine bıraktıklarına borçludur.

Hal böyleyken, zaman içinde yaşananların gösterdiği gibi, Mehmet Tatlıcı’nın merhum babasına karşı duyduğu bu anlamsız kin ve nefretin körüklediği “motivasyona”, bir de bir türlü engelleyemediği para hırsı da eklenince her şey netleşmektedir: Mehmet Tatlıcı, dünyanın parasını ödediği büyük bir avukat ve hukuk danışmanı ordusu kurmuştur, bu “orduyla” beraber merhum babasına, onun saygın anısına ve geride bıraktığı aile fertlerine karşı, normal bir insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği bir “savaş açmıştır”.

Yine zaman içinde yaşananlar, Mehmet Tatlıcı’nın bu anlamsız ve insan vicdanını yaralayan “savaşına” bir de kendilerine “gazeteci” diyenlerin katıldığını da ortaya çıkarmıştır.

MEHMET TATLICI’NIN “OYUN ARKADAŞLARI” NEDEN HEP FETÖ’CÜ ÇIKTILAR?

Bugünlerde bazılarının isimleri FETÖ soruşturmalarında sanık ve şüpheliler arasında geçen, bu yüzden de bu terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle hapse atılan veya haklarında savcılık soruşturmaları açılan bu sözde gazeteciler, yıllardır Mehmet Tatlıcı’nın haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla rahmetli babası ve geride bıraktığı aile fertlerine karşı ne zaman dava açsa, hepsi birden anında “devreye girerek” sadece ve sadece Mehmet Tatlıcı’nın bu temelsiz iddialarına dayandırdıkları sözde haberleriyle onun yanında adeta “saf tutmuşlardır.”

Bunun yanında, Mehmet Tatlıcı’ya bu “kirli savaşında” yardımcı olan avukat ve savcılar da, onun bu oyunlarının medya ayağında rol alan sözde gazeteciler de şimdilerde FETÖ üyesi olmaktan soruşturmaya uğramış, tutuklanmışlardır veya firarda oldukları için terör suçlusu olarak aranmaktadırlar.

Bu yüzden, Mehmet Tatlıcı’ya bugüne kadar yardımcı olan ne kadar savcı, avukat, sözde gazeteci varsa artık hepsinin foyası birer birer ortaya çıkmaktadır ve Mehmet Tatlıcı’nın bu “ilişkileri” de kesinlikle savcılıklarca soruşturulmalıdır… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” yazı dizisi)

Şimdi gelelim “hayırlı evlat” Mehmet Tatlıcı’nın, rahmetli babasına yaptıklarına…

MEHMET TATLICI KİMDİR, MERHUM BABASINA VE GERİDE BIRAKTIKLARINA NEDEN BU HAKSIZLIKLARI YAPMAKTADIR?

Mehmet Tatlıcı, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğinden olan çocuklarından biridir. Merhum babası hayattayken Mehmet Tatlıcı’ya, tüm ailesine ve çocuklarına olduğu gibi rahat bir yaşam ve en iyi eğitim olanaklarını sağlamıştı ve hayata gözlerini yumarken de hatırı sayılır bir servet bırakmıştı.

Mehmet Salih Tatlıcı’nın Mehmet Tatlıcı’ya bıraktığı miras payının milyonlarca dolar olduğu söylenmektedir. Ama bu miras payının az bularak daha fazlası peşinde koşan Mehmet Tatlıcı, merhum babasının resmi vasiyetnamesinin iptali ve miras tespiti için davalar açmıştı. Bu davalar ve Mehmet Tatlıcı’nın diğer “hukuk oyunları” detayları ve tüm gelişmeleriyle birlikte Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.

Bugün sahip olduğu lüks içindeki hayatı borçlu olduğu merhum babasına duyduğu vefayı, onun geride bıraktığı ailesine ve eserlerine karşı adeta bir savaş açarak ödeyen bu hayırlı evlat Mehmet Tatlıcı, bütün bu yaptıklarıyla normal bir insan aklı ve vicdanının almayacağı ibretlik örnekler sergilemeye devam etmektedir (Lütfen bakınız: “Âyinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz!” haberi).

Mehmet Tatlıcı’nın, merhum babasından kalan ve Antalya Belek’teki Tat Beach Golf Resort isimli otelde sergilenen eski ahşap eşyalara karşı kavgası da, onun bu ibretlik “hukuk mücadelesinin” enteresan örneklerinden biri olmaktadır.

MEHMET TATLICI’NIN “ESKİ EŞYALARLA KAVGASI” NEDİR?

Bu “kavganın” ardındaki gerçekler aynen şöyle gelişmiştir: 

  1. Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı antika sanat eserlerine meraklı bir insandı. Kendisi henüz hayattayken, İstanbul Kuştepe semtindeki Antikacılar Çarşısında gördüğü eski ahşap eşyalardan oluşan bir koleksiyonu çok beğenmiş ve bu koleksiyonu, özenle Antalya’ya taşıyarak Belek’teki otelinin giriş katında kendi elleriyle düzenlediği bir sergi alanı oluşturmuştu.
  1. Bu sergi alanı, geçmişte Osmanlı coğrafyasında ve Türk-İslam geleneği içinde insanların nasıl mekanlarda yaşadığını göstermesi açısından, ahşap sedir, sehpa ve tavan kaplamalarından oluşan bir tarafı açık bir oda şeklinde düzenlenmişti ve Belek’teki bu otelde konaklayan turistlerin ziyaretine açık tutulmaktaydı.
  1. Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrasında da, Antalya’daki otelinde sergilenen bu ahşap eşyalar onun anısına bir saygı olarak en küçük oğlu Uğur Tatlıcı ve eşi Nurten Tatlıcı tarafından, aynen merhum işadamının bıraktığı şekilde muhafaza edilmeye ve otelde kalan turistlerin ziyaretine açık tutulmaya devam edildi.
  1. Bu eski ahşap eşyalar, tarihi eser değildir. Hepsi, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı tarafından, İstanbul Kuştepe’deki Yılmaz Antik isimli bir antikacı dükkanından, 1997 yılında, (05.1997 ve 16.06.1997 tarihlerinde) eşi Nurten Tatlıcı adına düzenlettiği faturalarla satın alınmıştır. Bu tür eşyalar, tarihi eser özelliği taşımadığı için zaten yıllardır ve halen birçok benzer antikacı dükkanında alınıp, satılmaktadır.
  1. Ayrıca, bu ahşap eşyaların tamamı, Antalya Müzesi’ne taşınabilir kültür varlığı adı altında kaydı yaptırılarak merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın eşi Nurten Tatlıcı adına tescil ettirilmiştir. Tescile Tabi Kültür ve Tabiat Varlığı Belgesi ile söz konusu objelerin mülkiyetinin Nurten TATLICI’ ya ait olduğu alım satımda da bir sakınca olmadığı açıkça gösterilmektedir. 

ŞİMDİ GERÇEKLER BU İKEN, MEHMET TATLICI MERHUM BABASINDAN KALAN “BU ESKİ AHŞAP EŞYALARI KAFASINA TAKARAK” NASIL İBRETLİK BİR KAVGA VERMEKTEDİR:

  1. Mehmet Tatlıcı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Antalya Müzesi’ne “enteresan” bir ihbarda bulunuyor.
  1. Mehmet Tatlıcı, bu “enteresan ihbarında”, merhum babasından kalan ve Antalya’daki otelde yıllardır yüzbinlerce insanın gözü önünde sergilenmeye devam eden söz konusu ahşap eşyaların, “tarihi eser” olduğunu ve “bakanlık yetkililerinden saklandığını” büyük bir pişkinlikle iddia ediyor.
  1. Daha sonra da baba bir kardeşi ile babasının 43 yıllık hayat arkadaşı olan ikinci eşi aleyhine aslı-astarı olmayan iddialar ve suçlamalarla bu yönde davalar açılmasını sağlayarak, kendisiyle aynı soyadını taşıyan bu kederli insanları adeta “tarihi eser kaçakçısı” ve “tarihi eserleri saklamaya çalışan taraf” gibi göstermeye çalışıyor ve bu davalara da avukatlar ve hukuk fakültesi hocalarından oluşan danışmanlarıyla beraber müdahil olarak katılıp, baba bir kardeşi ve babasının ikinci eşini mahkum ettirmeye çalışıyor… (Mehmet Tatlıcı’nın açtığı diğer davalarla beraber görev verdiği avukat ve danışman profesörlerin sayısı da 30’u bulmuştur. Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davalara bakan ayrıca iki Amerikalı avukatı daha vardır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bkz. “Mehmet Tatlıcı’nın Avukat Koleksiyonu” haberi).
  1. Mehmet Tatlıcı, bir yandan normal bir insan aklı ve vicdanının almayacağı bütün bu ibretlik hamleleri yaparken, bir yandan da yine “enteresan bir tesadüf” olarak, bazı “muhabirlerin” yazdığı sözde haberlerle bu masum insanlar kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışılıyordu (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bkz. Merhumun Koleksiyonu Üzerinden İtibarsızlaştırma Senaryosu” başlıklı haber dizisinin özellikle 6. Bölümü ile, “Çamur Siyasetine Medya Desteği” ve ”Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo” haberler).
  1. Mehmet Tatlıcı’nın bu hamleleriyle bir amacı da, rahmetli babasının kendi elleriyle İstanbul’dan taşıyarak Antalya’daki otelin girişinde sergilenmesini uygun bulduğu bu ahşap eşyaların buradan kaldırılarak müzeye taşınmasıdır. Bu şekilde merhum babasının anısını yaşatmak isteyen baba bir kardeşi ile babasının ikinci eşini adeta “yaralamaya” çalışmaktadır Mehmet Tatlıcı…

Mehmet Tatlıcı, yukarıda özet olarak verdiğimiz bilgilerin de gösterdiği gibi, normal bir insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği işte böylesine hamlelerle merhum babasının geride bıraktığı kederli ailesine ve babasının geride bıraktığı anıları yaşatan eski ahşap eşyalara karşı garip bir sözde “hukuk mücadelesi” vermektedir.

Mehmet Tatlıcı’nın kendi ihbarıyla açtırdığı ve ardından da müdahil olduğu bu dava süreci şu anda Danıştay aşamasına gelmiştir. Görülmekte olan dava duruşmalarında Mehmet Tatlıcı ve avukatlarının beyanları da, idare hukuku tarihine geçecek örnekler sergilemiştir.

ŞİMDİ ÜLKEMİZİN İDARE HUKUKU TARİHİNE GEÇECEK BU İBRETLİK ÖRNEKLERE BİR BAKALIM:

  1. Mehmet Tatlıcı, avukatları ile birlikte müdahil taraf olarak katıldığı dava duruşmalarında bu eski ahşap eşyaların merhum babasının terekesine (miras) dahil kültür varlıkları olduğunu iddia etmektedir. 

Halbuki bu eşyaların hiçbiri Mehmet Salih Tatlıcı terekesine dahil değildir; bunlar merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın eşi Nurten Tatlıcı adına faturalı olarak satın alınmış, ülke içinde alımı ve satımı serbest olan, aynı zamanda Nurten Tatlıcı adına müzeye kaydı ve tescili yaptırılmış taşınabilir kültür varlıklarıdır. Bu eski ahşap eşyalar Antalya’daki söz konusu otelin giriş katında ziyarete açık bir şekilde muhafaza edilmekte ve sergilenmekteydi. Bu eşyaların mülkiyeti de sadece ve sadece Nurten Tatlıcı’ya aittir.

Mehmet Tatlıcı, mülkiyetinin Nurten Tatlıcı’ya ait olduğunu aslında çok iyi bildiği bu ahşap eşyaların üvey annesi ve baba bir kardeşi tarafından merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına bir saygı olarak bu şekilde yaşatılmasına engel olabilmek için, haksız ve asılsız iddialarla sahneye koyduğu bu akıl almaz “oyunlarıyla” ve de her zaman yaptığı gibi “ya tutarsa” kafasıyla kendince “bir hukuk mücadelesi” sergilemektedir.

Mehmet Tatlıcı’nın burada bir diğer amacı da Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Valiliği gibi devlet kurumlarını bütün bu “ince hesaplarıyla” sahneye koymaya çalıştığı “oyunlarının” içine dahil etmeye çalışarak, baba bir kardeşi ve babasının ikinci eşini yıldırmaktır. 

  1. Mehmet Tatlıcı ve avukatları dava duruşmalarında, bu eski ahşap eşyaların Nurten Tatlıcı tarafından parçalatılarak özgün halinin bozulduğunu, otel girişindeki yerine monte edilirken orijinaline sadık kalınmayarak bulunduğu alana sığdırılması amacıyla bazı bölümlerin çıkarıldığını, parçalandığını ve duvara perçinlenerek sabitlendiğini bile iddia edecek kadar ileri gidebilmektedirler.

Tamamen gerçek dışı bu iddialar aslında tam da bir iftira niteliğindedir. Çünkü davaya konu eski ahşap eşyalar bulunduğu yere davacı Nurten Tatlıcı tarafından değil, Mehmet Tatlıcı’nın öz babası merhum Mehmet Salih Tatlıcı tarafından, 22.09.2009 tarihindeki vefatından uzun bir süre önce monte ettirilmiştir. Söz konusu eşyalar Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından sonra hiçbir müdahaleye tabi tutulmamış, olduğu gibi muhafaza edilmiştir.

  1. Serik Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında yer verilen 22.12.2014 tarihli bir bilirkişi raporu, davaya konu eski ahşap eşyalardan oluşan ve oda şeklinde düzenlenen sergi alanının monte edildiği yerden sökülmesi halinde SONRADAN TELAFİSİ İMKÂNSIZ ZARARLAR ORTAYA ÇIKACAĞINI bilimsel açıdan net bir şekilde ortaya koymuştu. 

Hal böyle iken Mehmet Tatlıcı ve avukatları ne pahasına olursa olsun bu eşyaların müzeye kaldırılması için ellerinden geleni ardına koymayarak, beyanlarında bu bilirkişi raporunu ve onun ortaya koyduğu bilimsel gerçekleri bile görmezden gelme yolunu tercih etmişlerdir. Nitekim bu eşyalar yerinden sökülürken zarar görmüştür ve bunun telafisi de mümkün olmayacaktır.

“Hayırlı evlat” Mehmet Tatlıcı’nın buradaki amacı da, bu eski eşyaların rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın arzu ettiği şekilde sergilenmesi değil, onun anısına büyük bir saygısızlık olarak eşyaların zarar görmesi pahasına müzeye taşıtılmasıdır.

  1. Mehmet Tatlıcı ve avukatları, bu dava duruşmalarındaki beyanlarında Nurten Tatlıcı’nın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aykırılık gerekçesi ile yargılanmasını sağlamaya da çalışmaktadırlar. 

Mehmet Tatlıcı’nın Nurten Tatlıcı’ya yönelik taciz amaçlı bu ifadeleri de gerçek dışıdır ve hukuki dayanaktan yoksundur ve bütün bunlar da aslında onun gerçek niyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Halbuki Nurten Tatlıcı hiçbir zaman 2863 sayılı Kanuna aykırı hareket etmemiştir. Kendisi sadece ve sadece rahmetli eşinden geride kalanları, onun anısına bir saygı olarak aynen onun bıraktığı şekilde muhafaza etmiştir. Zira bu eşyalar yukarıda da belirtildiği gibi tamamen Nurten Tatlıcı’nın mülkiyetindedir ve yine kendisi tarafından müzeye tescili de yaptırılmıştır…

Görüldüğü gibi, Mehmet Tatlıcı burada oyununu çok yönlü olarak oynamaktadır:

Önce asılsız ihbarlarda bulunmakta, ardından kendisinin de (avukatlar ve üniversitelerin hukuk fakültelerinde görevli avukat-profesörlerden oluşan bir hukukçu ordusuyla birlikte) bizzat  müdahil olarak katıldığı davalarla konunun içine bakanlıkları, valilikleri ve müze yetkililerini de çekmeye çalışmakta, basındaki hep aynı isimlerden oluşan “muhabirlerin” yazdığı ve baba bir kardeşi ile babasının ikinci eşini itibarsızlaştıran  “haberlerin” de devreye girdiği bir karmaşa içinde, hedeflediği sonuçlara ulaşmaya çalışmaktadır.

BU NASIL BİR “HUKUK”?

Burada “ilginç” olan nokta ise, Mehmet Tatlıcı’nın mülkiyetinde olmayan, üzerinde hiçbir hakkı olmayan bu eski eşyalardan oluşan odaya yönelik bir dava süreci başlatarak buna müdahil olmak istemesi ve bunun “kabul edilmesidir”.

Mehmet Tatlıcı, kimdir de hakkı-hukuku olmayan bir davanın müdahili olmasına göz yumulmuştur? Onun bu ayrıcalığı nereden gelmektedir?

Mehmet Tatlıcı’ya geçmişte kol-kanat gerenlerin, ona bu kirli “hukuk savaşında” yardımcı olanların, şimdilerde FETÖ’ye yönelik soruşturmalarda geçmesi de bize doğal olarak bu soruları sordurmaktadır…

MEHMET TATLICI’YA YARDIMCI OLANLAR FETÖ SANIĞI VEYA ŞÜPHELİSİ OLARAK GÜNDEME GELİYOR

Ki, Mehmet Tatlıcı’nın bu “kirli savaşında” onunla birlikte saf tutanlar ve/veya ona yardımcı olanlar şimdilerde bir bir FETÖ soruşturmalarına takılmaktadırlar.

Örneğin, Mehmet Tatlıcı’nın avukatı Hüseyin Ataol, FETÖ üyesi olmaktan hakkında yakalama kararı çıkarılmış ve yurtdışına kaçtığı söylenen bir firaridir (Lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 3” haberi).

Örneğin, Mehmet Tatlıcı’nın, baba bir kardeşi ve rahmetli babasının ikinci eşini karşı haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla savcılığa yaptığı şikayetleri gerçekmiş gibi kabul edip bu masum insanlara karşı dava açan bir cumhuriyet savcısı Ekrem Beyaztaş, yurtdışına kaçarken yakalanmış ve FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle cezaevine konulmuştur (Lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 2” haberi).

Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ve rahmetli babasının ikinci eşine karşı bu tür asılsız iddialarına dayandırdıkları haberleri, gerçekmiş gibi kaleme alarak bu masum insanları kamuoyu nezdinde küçük düşüren söylemleriyle gazetecilik ilkelerini ayaklar altına alan sözde gazeteciler de şimdilerde bir bir FETÖ soruşturmalarında boy göstermektedirler.

Bunlardan biri olan Dinçer GÖKÇE, FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece şimdilik “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmıştır.

Bir diğer sözde gazeteci de Abdullah KILIÇ’tır. Abdullah Kılıç FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmış ve cezaevine konulmuştur. (Lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 4” başlıklı haber).

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın rahmetli babasının geride bıraktığı her şeye ve herkese karşı açtığı bu anlamsız savaşta kendisine yardımcı olanların isimleri bugünlerde FETÖ soruşturmalarında da geçmektedir ve Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu FETÖ şüpheli ve sanıklarıyla ilişkileri kesinlikle sorgulanmalıdır.

Bu araştırmaların, FETÖ’nün kendini hala gizlemeye çalışan yargıdaki ve medyadaki üyelerini de ortaya çıkaracağını söylemek mümkündür.

MEHMET TATLICI’NIN BAŞKA “HEDEFLERİ” DE VAR

Ancak Mehmet Tatlıcı’nın birbirine bağlı bütün bu oyunlarıyla ulaşmaya çalıştığı tek bir hedef vardır:

740 Milyon Amerikan Doları elde etme hayali…

Bunu da aşağıda açıklayacağız

UĞUR VE NURTEN TATLICI İSE SADECE, RAHMETLİ MEHMET SALİH TATLICI’NIN ADINI VE ANISINI YAŞATMAYA ÇALIŞIYORLAR

Mehmet Tatlıcı’nın (açtığı davalarda ve aleyhlerinde yaptığı suç duyurularında) hedef aldığı kendisiyle aynı soyadını taşıyan bu insanlar, yani Uğur ve Nurten Tatlıcı ise, sadece merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısını ve onun geride bıraktıklarını yaşatmaya çalışmaktadırlar.

Hepsi de Antalya Müzesi’ne taşınabilir kültür varlığı olarak kaydı ve tescili yapılmış eski ahşap eşyalardan oluşan ve Antalya’daki bir otelin giriş bölümünde rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı tarafından kendi elleriyle seneler önce yerleştirilmiş olan bu sergi alanını, aynen onun bıraktığı gibi yaşatmaktan başka hiç bir amacı olmayan bu insanlar, Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu yaptıklarına hiçbir şekilde anlam verememektedirler.

Bu eski ahşap eşyalar yerlerinden sökülünce hasar görecekleri açıktı ve bu konuda hazırlanmış resmi bilirkişi raporları dava dosyasında mevcuttu.

Bu eşyalar rahmetli babasının bıraktığı yerden (ki otelde kalan konukların ziyaretine açık bir şekilde yıllardır orada durmaktaydı ve en iyi şekilde muhafaza edilmekteydi) müzeye taşınınca Mehmet Tatlıcı’nın başı göğe mi erecektir?

Bir evlat bugün yaşadığı lüks hayatı ve yedi sülalesine yetecek zenginliği kendisine vermiş olan merhum babasına ve onun geride bıraktığı kederli ailesine nasıl olur da bütün bunları yapabilir?

Meseleye bir de diğer taraftan bakalım:

BU EŞYALAR MÜZEYE TAŞINCA, UĞUR VE NURTEN TATLICI NE KAYBEDECEKTİR?

Hiçbir şey…

Daha önceki demeçlerinde ifade ettikleri gibi, onların tarihi eşyalara herhangi bir ilgisi veya merakı bulunmamaktadır. Onlar sadece rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısını yaşatmak için, Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu asılsız iddialarına ve FETÖ’nün kumpaslarına benzeyen oyunlarına karşı, gerekli hukuk mücadelesini ellerinden geldiğince vermeye çalışmaktadırlar.

Burada, rahmetli eşinin anısını onun vasiyet ettiği şekilde yaşatmak isteyen 65 yaşındaki dul bir kadının mülkiyet hakkı dahil, tüm anayasal haklarının ihlali de söz konusudur…

MEHMET TATLICI’NIN BİR BARDAK SUDA KOPARDIĞI FIRTINA VE FETÖ’CÜLER

Mahkeme, Danıştay, Antalya Müzesi veya Kültür ve Turizm Bakanlığı, neyin, nerede ve nasıl bulundurulacağına dair kararını verir, bu eşyalar istenilen şekilde istenen yere de taşınır. Bu da kimse için bir sorun olmaz. Zaten bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmayacaktır.

Uğur ve Nurten Tatlıcı bu ahşap eşyalardan oluşan sergiyi sadece ve sadece rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın anısına bir saygı olarak muhafaza etmek istemişlerdir. Her şey rahmetlinin seneler önce bıraktığı yerde ve onun istediği şekilde duruyordu, kimseden bir şey saklanmamıştı.

Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda anlattığımız oyunlarının bir parçası olarak, çamur at izi kalsın mantığıyla, adeta “bir bardak suda fırtına koparacak” şekilde asılsız iddialarla davalar açma ve suç duyurularında bulunma “takıntısı”; bunların bazı sözde gazetecilerin kaleme aldığı “maksatlı haberlerle” bir şekilde medyaya taşınması, konunun içine “avukat ordusunun” desteğini alarak bakanlıkları, kamu kurum ve kuruluşlarını çekme refleksi, burada esas dikkat edilmesi gereken noktalardır.

Bütün bunlar hak, hukuk, saygı gibi temeller üzerinde devam etse, sorun olmaz, ama ortada büyük bir hukuksuzluk, büyük bir acımasızlık ve büyük bir saygısızlık vardır…

Hele bir de Mehmet Tatlıcı’ya bu oyunlarında destek olanların şimdilerde bir bir FETÖ’cü çıkmaları düşünülürse, bütün bunların nasıl bir kumpasın parçası olduğunu görmek daha da kolaylaşmaktadır (Lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” haberi).

Tıpkı, FETÖ’nün yıllarca gizliden gizliden, daha sonra da aleni olarak bu ülkeye, bu ülkenin kurumlarına ve masum insanlarına yaptığı kumpaslar gibi…

MEHMET TATLICI, NORMAL BİR İNSAN AKLI VE VİCDANININ ALMAYACAĞI BÜTÜN BU OYUNLARI NEDEN BU ŞEKİLDE OYNAMAKTADIR?

Bunun cevabını vermek zor değildir:

Merhum Mehmet Salih Tatlıcı, vefatından yıllar önce düzenlediği vasiyetname ile tüm tasarruf nisabını Nurten Tatlıcı ve oğlu Uğur Tatlıcı’ya bırakıp, Mehmet Tatlıcı’ya ise yalnızca saklı payını almasını vasiyet etmiştir.

Bunu hazmedemeyen Mehmet Tatlıcı da işte bu yüzden miras davalarının dışında ayrıca taciz mahiyetinde bir sürü şikâyette bulunup mahkemeler ve savcılıklar gibi adli kurumları ve farklı devlet kuruluşlarını anlamsız bir şekilde meşgul etmiştir ve etmeye de devam etmektedir (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız. “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” ve “Mehmet Tatlıcı Rekorunu Yeniledi” haberi).

Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu hamleleriyle esas amacı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı yıldırarak mirastan kendi kafasınca daha fazla pay almaya yöneliktir. Bu yönde Mehmet Tatlıcı’nın attığı adımlar da zaten onun gerçek niyetini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bunu da aşağıda okurlarımızın ve kamuoyunun bilgisine bir kez daha sunuyoruz:

MEHMET TATLICI’NIN ESAS HEDEFİ, BU TÜR OYUNLARLA 740 MİLYON DOLAR KOPARMAK

Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı Amerika’da açtığı bir dava sürecinde, oradaki avukatı aracılığıyla açık ve net olarak şu teklifi yapmıştır: “Verin bana 740.000.000 (Yedi yüz kırk milyon) Amerikan Doları nakit parayı, ben de size karşı açtığım bütün bu davalardan vazgeçeyim” (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “740.000.000 dolarlık ‘GİZLİ’ Teklif” haberi).

Esas niyeti bu parayı oynadığı bu tür oyunlarla “kazanmak” olan Mehmet Tatlıcı, bu yüzden baba bir kardeşi ile babasının ikinci eşini açtığı onlarca dava ve savcılıklara yaptığı onlarca asılsız ihbar ve suç duyurularıyla yıldırmaya çalışmaktadır.

Takipsizlikle sonuçlanan bu haksız suç duyuruları nedeniyle Mehmet Tatlıcı aleyhinde iftira suçundan suç duyurusunda bulunulmuş ve savcılık tarafından hazırlanan iddianame İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir. Yargılama halen devam etmektedir.

İşte bütün bu gelişmelerin ve ekinde sunduğumuz resmî belgelere dayanan kanıtların ortaya koyduğu gerçekler, Mehmet Tatlıcı’nın nasıl bir insan olduğunu, kimlerden yardım alarak bu “kirli savaşını” sürdürdüğünü, kimleri hedef aldığını ve bütün bu oyunlarla ulaşmak istediği esas amacını çok açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi olarak rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın saygın adını, geride bıraktığı eserleri ve ailesini hedef alan bütün bu oyunları bir bir teşhir etmeye ve kamuoyunu aydınlatmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top