Çamur Siyasetine Medya Desteği

camur-siyasetine-medya-destegi.jpg

Mehmet Tatlıcı’nın, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı öncesinden başlayarak planladığı ve uygulamaya koyduğu normal bir insan aklı ve vicdanın kabul edemeyeceği ibret dolu “mücadelesini” ayrıntılarıyla değerlendirdiğimiz yazı dizimize devam ediyoruz.

Yazı dizimizin bu bölümünde, geçen bölümde üzerinde durduğumuz Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı yürüttüğü mücadelenin ikinci kulvarını oluşturan itibarsızlaştırma çabalarının, nasıl olup da medyadaki hep aynı isimlerden oluşan bir grup muhabirin “haberleriyle” enteresan bir şekilde “kesişebildiğinin” ibretlik örnekleri ve bunların ardındaki gerçekler açıklanacaktır…

 

MEHMET SALİH TATLICI KOLEKSİYONU VE “HAYIRLI EVLAT” MEHMET TATLICI’NIN HAMLELERİ

Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma maksadıyla rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın tablo ve sanat eserlerinden oluşan koleksiyonu üzerinden onları vurmayı amaçlamıştı.

Rahmetli işadamı sanatsal değer taşıyan tablolara ve antika objelere meraklı bir insandı ve bu merakını zaman içinde büyük bir koleksiyona dönüştürmüştü. Mehmet Salih Bey, koleksiyonunun en sevdiği parçalarını, evine ve işyerlerine kendi elleriyle yerleştirir ve özellikle tablolarının karşısına oturup onları uzun uzun izlemekten mutluluk duyardı.

Koleksiyonundaki her sanat eseri ve tablo, hep onun kendi elleriyle yerleştirdiği şekilde muhafaza ediliyordu. Bu durum vefatından sonra da aynı şekilde günümüze kadar devam etmektedir.

MERHUMUN TOPRAĞA VERİLİŞİNİN 8. GÜNÜ ACILI AİLEYE VURULAN İKİNCİ DARBE…

Eşini ve babasını henüz yeni kaybetmiş bu acılı insanlar, merhumun toprağa verilmesinin üzerinden henüz 8 gün geçmişken, kapılarında biten bilirkişi, hakim, avukat ve resmi görevlilerden oluşan bir insan grubunun evlerini yatak odalarına varana kadar sanki bir şeyler saklanıyormuş gibi aramalarıyla karşılaştılar…

Baba bir kardeşi ile merhum babasına hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan babasının ikinci eşini bu insan vicdanını sızlatan duruma düşüren şahıs ise, merhumun “abla” diye hitap ettiği teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden dünyaya gelen üç oğlundan biri olan Mehmet Tatlıcı’dan başkası değildi…

Mehmet Tatlıcı’nın bu hamlesinin arkasındaki esas hedefi aslında bu koleksiyondaki tablo ve objelerden kendi payına bir kazanç elde etmek değildi…

Ne Uğur Tatlıcı’nın, ne de Nurten Tatlıcı’nın bu koleksiyonu kimseden saklamadığını, saklamayacağını da gayet iyi biliyordu…

Çünkü Mehmet Tatlıcı, bu koleksiyonun mülkiyet hakkının yasal mirasçı olarak Uğur ve Nurten Tatlıcı’da olduğunun bilincindeydi… Ayrıca, üzerinde hiçbir mülkiyet hakkı bulunmayan bu koleksiyonun miras davaları sonuçlandıktan sonra kendisine yar olmayacağını da çok iyi bilmekteydi…

MEHMET TATLICI’NIN ESAS DERDİ: UĞUR VE NURTEN TATLICI’YI İTİBARSIZLAŞTIRMA VE SUÇLU GÖSTERME ÇABALARI…

Mehmet Tatlıcı’nın esas derdi, bu koleksiyondaki bazı parçaların tarihi eser ve taşınabilir kültür varlığı olduğunu kendince “ispat etmek” ve müzelerden bilinçli bir şekilde saklandığını, hatta yurtdışına kaçırılacağını iddia ederek Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı adeta suçlu gibi göstermeye çalışmaktı.

Bütün çabaları bu nafile hedefe yönelikti…

MEHMET TATLICI’NIN HAMLELERİ, MEDYADAKİ “BİR ÖRNEK HABERLERLE” KESİŞİYOR…

Mehmet Tatlıcı’nın miras davalarında istediği sonucu alabilmek adına sürdürdüğü bütün bu nafile çabalar içinde önemli bir husus daha dikkat çekmektedir:

Mehmet Tatlıcı, bu amaçla bütün bu adımları atarak Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı peş peşe açtığı davalarla kendi aklınca köşeye sıkıştırmaya ve itibarsızlaştırmaya çalışıyor, ancak onun bu çabaları da “enteresan” şekilde başka bir çabayla kesişiyordu…

Bu enteresan “kesişme noktası”, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla açtığı davaların her duruşma günü öncesinde, hep de aynı muhabirler tarafından yazılan “bir örnek haberler” oluyordu…

MEHMET TATLICI’NIN AÇTIĞI DAVALARA “PARALEL OLARAK” BASINDA YER ALAN VE HEP AYNI MUHABİRLERCE YAZILAN “SENKRONİZE HABERLER”

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davaların görüleceği duruşmaların hemen öncesinde, günlük basında hepsi de aynı muhabirler tarafından yazılan, ama temelinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırma ve küçük düşürme amacını taşıyan asılsız “haberler” yer almaktadır.

Bu haberler birbiriyle kıyasıya rekabet halindeki farklı gazetelerde, ama “büyük bir tutarlılıkla” hep aynı muhabirlerin isimleriyle yayınlanmaktadır:

Akşam gazetesi ve Güneş gazetesinde haberleri çıkan muhabir, Ercan Öztürk;

Sabah gazetesi muhabiri, Erhan Öztürk (Ercan Öztürk’ün kardeşidir);

Hürriyet gazetesi muhabiri, Dinçer Gökçe ve

Habertürk gazetesi muhabiri, Zülfikar Ali Aydın

(Bu konuda ayrıntılı bilgi için, bkz. Hep Aynı Ekip, Hep Aynı Senaryo haberi).

HEP AYNI MUHABİRLERCE YAZILAN “BİR ÖRNEK HABERLER” SADECE “TESADÜF” MÜ?

Yukarıda isimleri geçen muhabirler “büyük bir tutarlılıkla” ve “bir örnek haberlerle” hepsi de Mehmet Tatlıcı’nın merhum babasının geride bıraktığı ailesine karşı açmış olduğu davaların hemen öncesinde, davaların haksız yere suçlanan tarafı olan Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı adeta suçlu insanlarmış gibi gösteren bir şekilde kaleme alınmaktadır.

Bu da akla ister istemez bütün bunların, Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda ve yazı dizimizin daha önceki bölümlerinde açıkladığımız adımlarıyla nasıl bu kadar birebir örtüşebildiği sorusunu getirmektedir.

Bu tür tek taraflı ve masum insanları kamuoyunda itibarsızlaştırmaya çalışan haberler bir kere olsa tesadüftür denilebilir.  Ama bunların örnekleri çoktur ve  sayıları 10’u geçmiştir.

Bu “haberler”, sadece yukarıda ismi geçen muhabirler tarafından, hepsi de Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı ne amaçla açtığı açık olan önemli davaların duruşmaları öncesinde, AYNI tarihlerde, AYNI içerikle ve AYNI “tutarlılıkla” yayınlanınca, insana  doğal olarak, “bu kadarı da tesadüf olabilir mi?” sorusunu sordurmaktadır (Bu konuda bkz. Tarafsız medya ne tarafta? haberi).

MUHABİR ERCAN ÖZTÜRK ALEYHİNDE, YAPTIĞI ASILSIZ HABER İÇİN BASIN KONSEYİ VE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ‘NİN VERDİĞİ KARARLAR

Bu muhabirlerden Ercan Öztürk hakkında yaptığı asılsız haberlerle ilgili olarak Basın Konseyi’ne şikayette bulunulmuş ve ayrıca hakkında manevi tazminat davası açılmıştı.

Basın Konseyi, bu asılsız haberi yazan muhabir Ercan Öztürk ile yayınlayan Akşam gazetesinin, Basın Meslek İlkeleri’nin 4, 6 ve 9. Maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle uyarılmalarına karar vermişti (Bkz. Basın Konseyi Akşam Gazetesi ve Akşam Gazetesi Muhabiri Ercan Öztürk’ün Uyarılmalarına Karar Verdi ve Basın Konseyi Sekreterliğinden Ercan Öztürke Kınama Kararı” haberleri).

İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava sonucunda ise, Mahkeme Hakimliği muhabir Ercan Öztürk ve Akşam gazetesi aleyhinde, Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında yazılmış olan bu gerçeklerden uzak haber için toplam 5.000 TL. MANEVİ TAZMİNAT ödenmesi, ayrıca yapılan bu asılsız haber için mahkeme kararıyla kınanmalarına ve bu kınama kararının da Türkiye genelinde dağıtımı yapılan tirajı en yüksek üç gazetede yayınlanmasına karar vermiştir (Bkz. Muhabir Ercan Öztürk Tazminata Mahkum Oldu haberi).

MEHMET TATLICI’NIN ASILSIZ SUÇLAMALARINI “HABER” YAPTILAR, AMA BUNLARIN HEPSİNİN DE REDDEDİLMİŞ OLDUĞU GERÇEĞİNİ ASLA HABER YAPMADILAR…

Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarla aleyhlerinde bunca dava açtığı, suç duyurusunda bulunduğu Uğur ve Nurten Tatlıcı hakkında ise, bu suçlamalara ve davalara bakan savcılarımız ve hakimlerimizin her defasında da beraat, ret ve/veya kovuşturma yapılmasına gerek görülmediği için takipsizlik kararları verdiğini söz konusu muhabirler bir kere olsun haber yapmamışlardır.

Dava duruşmalarından önce masum insanları itibarsızlaştıran “bir örnek haberleri” aynı içerikle ve aynı tarihlerde “senkronize olarak” yazan bu muhabirler, “haberlerinde” bahsettikleri davaların esas sonuçlarını ise bir türlü “gerçek haber” olarak kaleme alamamışlardır ki, bu da gazetecilik adına ibretlik bir durumdur.

Ülkemizin asılsız iddialarla suç duyurusu rekortmenlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Mehmet Tatlıcı’nın, bütün bu asılsız iddialarının hepsinin de reddedilmiş veya takipsizlikle sonuçlandırılmış olması gerçeği, acaba bu muhabirler için bir “haber değeri” taşımamakta mıdır?

Bu muhabirler neden ısrarla hep Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarla suçlamaya çalıştığı masum insanlar hakkında tek yanlı “haber” yapmaktadırlar ve ayrıca Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu “çabalarıyla” onları bir araya getiren “motivasyonun” kaynağı nedir?

Bu bir tür “gazetecilik refleksi” ise, bu muhabirler neden davaların ve soruşturmaların gerçek sonuçlarından ısrarla söz etmemektedirler?

BU MUHABİRLERİN GÖZÜNDE MEHMET TATLICI’YI BU KADAR “DEĞERLİ” YAPAN ACABA NEDİR?

Erhan ve Ercan Öztürk kardeşlerle, onlarla adeta senkronize şekilde bir örnek haberler yapmaya devam eden Dinçer Gökçe ve Zülfikar Ali Aydın, bugüne kadar Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarıyla suçlamaya ve mahkum ettirmeye çalıştığı baba bir kardeşini (kardeşi gerçekten masum olduğu için) bir kere olsun mahkum ettiremediğini; Mehmet Tatlıcı’nın bu asılsız suçlamalarının hepsinin de ülkemizin savcıları ve hakimleri tarafından reddedilmiş veya takipsizlikle sonuçlandırılmış olduğunu bir kez bile haber yapmamışlardır.

MAHKEMEYE SUNULAN BİR İHBAR BELGESİ VE İÇERİĞİNDEKİ İDDİALAR

Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde Mehmet Tatlıcı tarafından açılmış olan miras davaları yanında, yine aslı, astarı olmayan hukuksuz ve mesnetsiz iddialarına dayanan suç duyurularına ve devam eden dava duruşmalarına “denk düşen” bir örnek haberlerle ilgili, insana haklı olarak “bu nasıl bir tesadüf?” dedirten soruları sorduran çok önemli iddialar da bulunmaktadır…

Burada kimseyi suçlamak amacında değiliz ama artık resmi mahkeme kayıtlarına da girmiş olan bazı belgeler vardır:

Mehmet Tatlıcı’nın açmış olduğu tereke davasının görülmekte olan bir duruşmasında Tereke Mahkemesine sunulan bir belge, gerçekten düşündürücüdür ve o ölçüde de, bütün bu olanların nedenleri konusunda ilginç bağlantıları ortaya koyan iddialar içermektedir…

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın rahmetli babasının kendisine bırakmış olduğu milyonlarca dolar ettiği söylenen miras payını az bularak daha fazlasını kazanmak amacıyla açmış olduğu tereke (miras) davası sürecinde mahkemeye sunulan bir ihbar belgesi, oldukça ilginç bilgiler içermekteydi.

Bir itirafçının ses kaydını içeren bu belgede, merhum işadamının teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlikten dünyaya gelen oğullarından biri olan Mehmet Tatlıcı hakkında çok önemli iddialar yer almaktaydı.

Bu ihbar belgesinde, itirafçı şahsın anlattıklarına göre, Mehmet Tatlıcı’nın ERHAN ÖZTÜRK isimli bir gazeteciye para karşılığı haber yazdırdığı da iddia edilmekteydi.

Mahkeme kayıtlarına da geçmiş olan, ayrıca Mehmet Tatlıcı aleyhine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmış olan suç duyurusunda da belirtilmiş olan iddialar aynen şu şekildedir:

İtirafçı kişinin ses kaydında;

  • City Otel var. Orada ben hemen karşıda beklerim, gazeteciyi çağırır zarf içinde 15 bin lira para verilir, gazeteciye Ali Beyin yazdığı mağdur rolü oynattırılır, o şahıs Erhan Öztürktür. Yarı hafif şişman koca kafalı aynı yerdeyiz renkli gözlü yanında bir de asistanı vardı. Efendime söyleyeyim, 15 milyar lira para verilir, ondan sonra Mehmet Tatlıcı halk nezdinde mağdur gösterilir…

şeklinde bir beyan yer almaktadır.

İhbarı yapan kişinin iddialarında 15.000 lira verildiğini beyan ettiği ERHAN ÖZTÜRK, aleyhlerinde yaptığı asılsız haberleri nedeniyle Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya 5.000 lira manevi tazminat ödemeye mahkum olan muhabir ERCAN ÖZTÜRK’ün kardeşidir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Tatlıcı Hakkında ŞOK İddialar! haberi)

Burada kimseyi suçlamıyor, sadece resmi mahkeme kayıtlarına geçmiş olan bu iddiayı aktararak, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma adına nasıl bir yol izlediğine yönelik gerçekleri açıklamaya devam ediyoruz:

MEHMET TATLICI’NIN AÇTIĞI DAVALAR VE “PARALEL HABERLER”

Mehmet Tatlıcı’nın normal insan aklı ve vicdanını zorlayan kin ve nefret dolu mücadelesinin, “enteresan bir tesadüf olarak” onun bütün bu nafile çabalarına “paralel düşecek şekilde” hep aynı muhabirlerin yaptıkları tek yanlı haberlere verilecek çok sayıda örnek vardır.

Bunlara en ibretlik örnek ise Antalya Belek’teki Tat Beach Golf Oteli’nin girişinde sergilenen ahşap eşyalardan oluşan koleksiyonla ilgili olandı…

ANTALYA’DAKİ BİR OTELDE SERGİLENEN AHŞAP EŞYALAR ÜZERİNDEN BİR BARDAK SUDA KOPARILAN FIRTINA…

Konunun aslı şudur:

Mehmet Salih Tatlıcı vefatından yıllar önce, 1997 yılında, İstanbul Kuştepe’de bulunan Antikacılar Çarşısı’ndan bazı ahşap eşyalar alır. Yılmaz Antik isimli bir dükkandan alınan bu eşyalar eski bir evin döşeme, tavan kaplamaları ile bazı ahşap eşyalar ve sedirlerden oluşmaktadır.

Bu ahşap eşyalar Mehmet Salih Tatlıcı tarafından Antalya’daki otele özenle taşınmış ve kendi elleriyle otelin giriş katındaki bir bölüme yerleştirilmiştir. Rahmetli işadamının amacı, otelde kalan turistlere geçmişte bu topraklardaki insanların nasıl mekanlarda yaşadığını gösteren bir bölüm oluşturmaktı.

Burada yer alan eşyaların hepsinin faturası vardı ve bu fatura da rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı adına alınmıştı. Bu ahşap eşyalar kesinlikle tarihi eser değildi ve ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı Antalya Müzesi Müdürlüğü’nce Nurten Tatlıcı adına da tescili yapılmış durumdaydı.

Ahşap eşyalardan otel giriş katında oluşturulan bu bölüm, kimseden saklanmıyor, tam tersine rahmetli işadamın anısına bir saygı olarak, aynen onun kendi elleriyle oluşturduğu şekilde yıllarca otelde kalan müşterilerin ziyaretine açık bir durumda muhafaza edilmeye devam ediliyordu.

Tüm gerçekler yukarıda açıklandığı şekildedir…

MEHMET TATLICI BOŞ DURMUYOR, TAKINTILARINI ANTALYA’YA TAŞIYOR…

Ancak Mehmet Tatlıcı, merhum babasından kalan her şeye takıntılı olduğu gibi, otelin girişinde yıllardır rahmetlinin bıraktığı şekilde muhafaza edilen bu ahşap eşyalara da “kafayı takmıştı.”

Ayrıca, merhum babasının ikinci eşi ile baba bir kardeşine de içindeki kin ve nefretle verebileceği en büyük rahatsızlığı vermek de, yine onun yaşam tarzı ve artık hayatının ayrılmaz parçası olmuştu.

Bu durumda ne yapacaktı?

İstanbul’da yaptıklarının bir benzerini elbette Antalya’ya da taşıdı…

Gitti Antalya Müzesi yetkililerine bu otelde tarihi eserler saklanıyor diye bir güzel ihbarda bulundu…

Antalya Müzesi yetkilileri de doğal olarak Otel’e gelip incelemede bulundular.  Otel’den herhangi bir eşya Müze’ye taşınmadı, her şey yerli yerinde durmaya devam etmekte…

Böylece Mehmet Tatlıcı; haksız, mesnetsiz, kin dolu ve insan vicdanına sığmayan iftiralar hanesine bir nafile hamle daha eklemiş oldu…

MEHMET TATLICI HAMLELERİ YİNE AYNI MUHABİRLERİN “HABERLERİYLE” KESİŞİYOR…

Gerçekler yukarıda açıklandığı gibiyken, başta Akşam gazetesi muhabiri Ercan Öztürk, kardeşi Sabah gazetesi muhabiri Erhan Öztürk olmak üzere, Hürriyet gazetesi muhabiri Dinçer Gökçe ve Habertürk gazetesi muhabiri Zülfikar Ali Aydın’ın yazdıkları “bir örnek haberler” ise, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhlerinde olumsuz bir algı oluşturacak ve onları itibarsızlaştıracak bir söylem içermekteydi…

Yıllardır Otel girişinde sergilenen bu ahşap eşyaların tarihi eser olduğu ve kamu görevlilerinden saklanmaya çalışıldığı, bu yüzden de Otel’e baskın düzenlendiğine yönelik bir söylemle yazılan bu haberler, birbiriyle rekabet halindeki dört ayrı gazetede aynı gün ve hemen hemen aynı içerikle yayınlanmıştır.

Meselenin özünü bilmeyen bir kişi, bu “bir örnek haberleri” okuduğunda, kolaylıkla sanki ortada kamu görevlilerinden saklanmaya çalışılan tarihi eserler varmış da, devlet de gelip bunlara el koymuş izlenimi edinebilir. Bu bir örnek haberlerin “söylemi” de zaten böyle bir algı oluşturmaya yönelik…

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma adına yaptığı suç duyurularına, açtığı haksız, hukuksuz ve mesnetsiz davaların önemli duruşma günlerinin hemen öncesine denk gelecek şekilde hep aynı muhabirler tarafından yazılan bu bir örnek haberler defalarca tekrarlanmıştır (Bu konuda ayrıntı bilgi için bkz. Hep Aynı Gazeteciler, Hep Aynı Senaryo ve Tarafsız medya ne tarafta? haberleri).

MEHMET TATLICI’NIN NAFİLE ÇABALARININ SONU GELECEK GİBİ GÖRÜNMÜYOR…

Biz burada ibretlik bir örnek olarak sadece yukarıdaki “haberi” verdik. Örnekleri çoktur ve yukarıdaki haber linklerinde benzerleri kamuoyunun ve okurlarımızın dikkatine sunulmuştur. Ancak eminiz ki bunlar maalesef aynı şekilde devam edecektir. Çünkü ne Mehmet Tatlıcı’nın normal bir insan aklı ve vicdanının almayacağı, kabul edemeyeceği bu nafile çabaları, ne de bu muhabirlerin “habercilikteki ustalıklarını sergileme” motivasyonları bitecek gibi görünmemektedir.

Onlar bu yolda yürümeye devam etsinler, biz de Tatlıcı Gerçekleri haber sitesi olarak buradayız ve attıkları her adımı izlemeye ve yaptıklarının ardındaki gerçekleri ekindeki kanıtlarla birlikte her zaman olduğu gibi kamuoyu ve okurlarımızla paylaşmaya devam edeceğiz…

Yazı dizimizin bundan sonraki bölümünde, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhindeki çabalarının ikinci kulvarında yer alan bir başka “takıntısı” ve ardındaki gerçekleri açıklayacağız.

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top