Cinsiyet Kimliği Bozukluğu (Cinsiyet Disforisi) Nedir?

cinsiyet-kimligi-bozuklugu-cinsiyet-disforisi-nedir.jpg

Kişinin kendi bedeni ve biyolojik cinsiyeti ile uyumsuzluğunu ifade eden hastalıklar arasında yer alan ve tıp literatüründeki DSM 5’de (Psikiyatrik Hastalıklar Tanı Kılavuzu) gender dysphoria (cinsiyet kimliği disforisi) tanısı ile açıklanan bu hastalık, dilimizde cinsel kimliğinden yakınma (hoşnut olmama) şeklinde tanımlanmakta, ancak son yıllarda daha yalın bir ifade ile cinsiyet disforisi adıyla anılmaktadır. Yapılan araştırmalar, anne babanın cinsiyet tercihleri ve aile tarafından çocuğu yetiştirme tutumlarındaki yanlışlıkların cinsiyet disforisinde önemli bir rol oynadığını da göstermektedir.

Dünyaya gelen bir bebek, erkek veya kadın cinsel organlarına sahip olmasına bağlı olarak biyolojik (anatomik) bir cinsiyete sahip olur. Cinsiyet kimliği ise, kişinin kendini erkek veya kadın olarak hissetme duygusudur. Geliştirilen bu ben duygusu genellikle biyolojik cinsiyetle uyumlu olmasına rağmen, cinsiyet kimliği bozukluğu durumunda, bireyin cinsel kimliği biyolojik cinsiyetiyle uyumsuz olmakta ve birey bu durumdan hoşnutsuzluk duymaktadır.

CİNSİYET DİSFORİSİNE NEDEN OLAN ETKENLER

Yapılan araştırmalar cinsiyet kimliği bozukluklarında biyolojik, çevresel ve psikososyal etkenlerin yanında, çocuğun yetiştirilme tarzının da etkili olduğunu göstermektedir.

Konunun uzmanları, çocuğun gelişiminin özellikle ilk üç-dört yılında aile-çocuk ilişkisinin ve aile içindeki dinamiklerin önemli bir rol oynadığını ve burada yapılan yanlışların cinsiyet kimlik bozukluğuna yol açtığını belirtmektedirler.

Bu konuda Dr. Kenneth Zucker ve Dr. Michael Bailey’in yaptığı araştırmalar, cinsiyet kimlik bozukluklarını anlamak için çocuğun yetiştirilme tarzına ve dolayısıyla çocuktaki cinsiyete göre farklılaşmış sosyalleşme etkilerine bakılması gerekliğini ortaya koymaktadır.

AİLEDE İKİ ERKEK ÇOCUK VARSA, ÜÇÜNCÜ ÇOCUĞUN KIZ OLMA BEKLENTİSİ DOĞUYOR

Özellikle ailelerin diğer cinsten bir bebek beklerken, (örneğin ailede iki erkek çocuk varsa ve 3. çocuk da yine erkek olmuşsa) bu çocuğu çok küçük yaşlarda kendi bedeni ve cinsel kimliğinin tam tersi bir şekilde (örneğin bir kız çocuğu gibi) yetiştirmeyi tercih etmelerinin (örneğin, bir kız gibi görünmesi için saçlarını aşırı bir şekilde uzatma ve örme, kız çocuğu gibi giydirme ve ona karşı tutumlarını bir kız çocuğuna yönelikmiş gibi geliştirme, vb.), cinsiyet disforisine neden olabildiği ifade edilmektedir.

Burada, aile-çocuk ilişkisi, çocukluk çağındaki öğrenmeler, çocuk-anne arasındaki ilk ilişkiler ve özdeşimlerin, cinsel kimliğin gelişmesinde etkili olduğunu belirten uzmanlar, anne ve babanın çocukla ilgili cinsiyet tercihlerinin onun cinsel kimlik ve cinsel rol gelişiminde önemli bir etken olduğunda da birleşmektedirler.

UZMAN DEĞERLENDİRMELERİ:

Bu konuda psikolog Nihan Dikme, bebek bekleyen ve daha önceki çocukları erkek olmuş annelerin kız çocuğuna sahip olmak istemesini örnek göstererek, annenin bu isteğinde kız çocuğu tarafından bakılma ya da ona bakım verme ihtiyacının yattığına dikkat çekmektedir (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: Psikolog Nihan Dökme’nin yazıları; tavsiye ediyorum.com. makale: 13224 ve 13225).

KIZ ÇOCUK BEKLEYEN ANNENİN, DOĞAN ERKEK ÇOCUKLA İLİŞKİSİNDEKİ SORUNLAR

Bu tür annelerin erkek çocukla ilişkisinde ve onu yetiştirirken ortaya koyduğu tutum ve davranışlarda, istemediği cinsten bir çocuğa sahip olmanın getirdiği “hayal kırıklığını” yansıtabildiği ve bunun çocuk tarafından fark edilebileceği belirtilmektedir. Anneden gelen bu tür örtülü veya açık mesajları yorumlayan erkek çocuk da, doğal olarak “karşı cinsten biri” olduğu zaman kendini güvende hissedeceğine ve sevileceğine inanmaktadır.

Cinsiyet disforisi yaşayan erkek çocukların annelerinin obsesif-kompulsif, depresyon, idealize etme, değersizleştirme, sosyal uyum ve duygularını düzenlemede zorluk çektikleri de belirtilmektedir.

Böylelikle, depresyon ve benzeri psikolojik sorunlar yaşayan bir anneye duygusal olarak erişemeyen bir çocuğun, anneyi anlamakta güçlük çekerek benlik gelişiminde sorun yaşayabildiği de belirtilmektedir.

Annesi ile özdeşemeyen ve onu anlayamayan çocuk, “ayrılık endişesi” ile bu soruna annesi gibi davranarak kendince bir çözüm üretmeye çalışmakta; annenin erkek çocuktaki karşı cins davranışlarına verdiği olumlu pekiştireçler de, anne ile çocuk arasında çocuğun bu tür davranışlar sergilemesini destekleyen bir uyum oluşturmaktadır.

ÇOCUĞUN ANNE-BABA ARASINDAKİ SORUNLARDAN ETKİLENMESİ

Dr. Kenneth Zucker, ailede aşırı korumacı bir annenin varlığı ile çocuk tarafından duygusal olarak eksikliği hissedilen (ortalarda pek görünmeyen) bir babanın bulunmasının, çocukta görülen cinsiyet kimliği bozukluğunda etkili olduğunu belirtmektedir.

Çocuğun anne ve baba ile özdeşim sorunları yaşamasındaki engeller de çocukta cinsiyet kimlik bozukluğuna yol açabilmektedir. Örneğin anne ile baba arasındaki birbirini aşağılama, saymama gibi sorunlar; aile içindeki sözlü veya fiziksel şiddet, ihmal ve cinsel istismar, babanın anneyi ihmal etmesi gibi nedenler çocuğun anne ve babasıyla sağlıklı bir özdeşim kurmasına zarar verebilmektedir.

Burada travma yaşamış bir annenin bilinç dışı korkularını hisseden erkek çocuk, anneden gelebilecek bir kızgınlık ve öfke ile karşılaşmamak için (onun bu anılarını canlandıracak bir erkek olmamaya çalışarak), karşı cins davranışları da sergileyebilmektedir. Henüz çok küçük olduğu için aile içindeki bu sorunlarla başa çıkma becerilerini geliştirememiş erkek çocuk, burada kendince ortaya koymaya çalıştığı bu “fantezi çözümün” bir kez olumlu yönde işlediğini görürse, tekrar bir örselenme ve kaygı yaşamamak adına bunu “pek ala” sürdürebilmektedir.

CİNSİYET KİMLİK BOZUKLUĞU YAŞAYAN ERKEK ÇOCUKLAR BABALARIYLA DAHA AZ ZAMAN GEÇİRİYOR

Bu tür araştırmalarda değerlendirmeye alınan cinsiyet disforisi yaşayan erkek çocukların, babalarıyla daha az zaman geçirdikleri görülmüş; babanın buradaki varlığının çocuğun annesine ulaşılmazlığını getiren bilinç dışı süreçlere hizmet etmesi nedeniyle de erkek çocuğun kadınsı davranışlarından hoşnut olup, bunları da (anneye duygusal yönden bu şekilde ulaşabildiğini gördüğünden) olumlu yönde pekiştiriyor olabileceği de düşünülmüştür.

Yine bu yönde yapılan bilimsel araştırmalar, biyolojik olarak erkek veya kız olmanın, cinsel organların normal yapıda olmasının, hormonların uygun bir şekilde salgılanmasının tek başına cinsel kimlik gelişimi için yeterli olamayabileceği, cinsel kimlik bozukluğunun çok etkenli olduğu ve biyolojik etkenler dışında yukarıda özetlenen etkenlerin tanımlanmasının da çok önemli olduğuna dikkat çekmektedir.

ÇOCUKLARDA CİNSİYET DİSFORİSİNİN TEDAVİSİNDE EBEVEYNLERİN KATKISI

Bu yüzden, Dr. Kenneth Zucker ve Michael Bradley 1995 yılında yaptığı araştırmalarından yola çıkarak, ebeveynlerin çocukların karşı cins giysileri giymelerine izin vermemelerini, karşı cinsin imgesel ve rol alma oyunları ile ilgili olarak heveslerini kırmalarını, karşı cins oyuncaklarıyla oynamayı kısıtlamalarını, çocuklarına onlara bir kız veya erkek olarak değer verdiklerini söylemelerini, çocuklarındaki cinsiyet disforisinin tedavisine olumlu katkı sağlayacağını belirtmişlerdir.

Ancak aynı uzmanlar, ebeveynler örneğin cinsiyet disforisi yaşayan erkek çocuğu biyolojik kimliğine uygun davranışlara zorladıklarında onların huysuz, öfke dolu fakat sessiz ve zaman zaman da saldırgan davranışlarıyla karşılaştıklarını da dile getirmekteler.

CİNSİYET DİSFORİSİ OLAN ÇOCUKLARIN GELECEĞİ

Cinsiyet disforisinin (cinsel kimliğinden yakınma, hoşnut olmama) çocukluğa yönelik geçici bir dönem olup olmadığı, çocuğun gelecekte nasıl bir cinsiyet kimliği geliştireceğine yönelik net bir açıklama getirilemediği, bunun ancak yaşanarak görülebileceği de belirtilmektedir.

Ruth Padawer’in 8 Ağustos 2012 tarihinde New York Times gazetesinde kaleme aldığı makalesinde belirtiğine göre, (What’s So Bad About a Boy Who Wants to Wear a Dress? = Bir erkek çocuğun kadın elbisesi giymeyi istemesinde bu kadar kötü olan şey ne ki?) yapılan bazı araştırmalar, çocukluğunda cinsiyet disforisi yaşayan erkek çocukların yetişkinliklerinde yüzde 60 ile yüzde 80 oranda, (içinde bulundukları sosyal ortama ve etkilere bağlı olarak) açık veya gizli homoseksüel (GAY) olduklarını da ortaya koymaktadır.

Uzmanlar, cinsiyet disforisi olan kişilerde akıl sağlığı sorunlarının daha yüksek olduğuna dikkat çekerek, bu sorunlar arasında duygu durum ve kaygı bozuklukları yanında, şizofreni, depresyon, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları bulunduğunu da belirtmekteler.

Cinsiyet disforisi ergenlikten sonra da devam ederse, o kişinin genelde o şekilde hissetmeyi sürdürebileceği belirtilmekte; yaşamlarının oldukça uzun bir döneminde bedenlerinin biyolojik cinsiyetlerine uymadığını hisseden bu kişilerin hem profesyonel, hem de sosyal desteğe ihtiyaç duyacakları ifade edilmektedir.

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top