FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 2

fetos-mehmet-tatlici.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğinden dünyaya gelen oğullarından biri olan Mehmet Tatlıcı’nın, merhum babasının vefatından beri, bu hayırsever işadamının geride bıraktığı ailesi ve vasiyetine karşı normal bir insan aklı ve vicdanının alamayacağı bir kin ve nefretle sürdürdüğü sözde hukuk mücadelesi kapsamında, adı bu dava ve soruşturmaların resmi mahkeme kayıtlarında ve medyada çıkan haberlerde geçen bazı şahısların, FETÖ soruşturmaları ile birlikte gözaltına alınmaları, tutuklanıp cezaevine konulmaları, yurt dışına kaçmaları veya yurtdışına kaçarken yakalanmaları ve bazılarının da önce gözaltına alınıp, daha sonra da “adli kontrol şartıyla serbest bırakılmaları” oldu…

Bu yüzden Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak, Mehmet Tatlıcı’nın yolunun nasıl olup da bütün bu FETÖ soruşturmalarında adı geçen savcı, avukat ve gazetecilerle kesişebildiğini araştırmaya ve bir yazı dizisi halinde okurlarımızla paylaşmaya karar verdik.

Ortaya oldukça ilginç bağlantılar ve bir o kadar da üzerinde durulması ve soruşturulması gereken gerçekler çıktı; gazetecilik sorumluluğu içinde bunları okurlarımız ve kamuoyu bilgisine sunuyoruz. 

MEHMET TATLICI’NIN, MERHUM BABASININ TABLO KOLEKSİYONU ÜZERİNDEN YARATTIĞI KUMPAS SENARYOSU

Mehmet Tatlıcı’nın haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla masum insanlar hakkında soruşturmalar ve davalar açtırarak onları mahkum ettirme amacıyla yürüttüğü, medya üzerinden çamur atma ve itibarsızlaştırma kampanyası ile de desteklenen “bir hukuk mücadelesi” vardır ve bu süreç yaklaşık 8 yıla yakın bir zamandır bu şekilde devam etmektedir.

Mehmet Tatlıcı’nın bu sözde hukuk mücadelesindeki önemli adımlarından biri de, merhum babasının tablo ve antika eşyalardan oluşan koleksiyonu üzerinden adeta bir kumpas senaryosu ile “yaratılan” bir dava süreci olmuştur.

Burada ülkemiz hukuk tarihine geçecek medya destekli bu hukuk komedisinin nasıl yaratıldığını ve ardındaki gerçekleri okurlarımızla paylaşacağız. Bütün bunlar çok önemlidir, çünkü bu süreçte “rol alan” savcı, avukat ve gazeteciler şimdilerde bir bir FETÖ soruşturmalarına takılmaya, tutuklanmaya ve hakkında yakalama kararları çıkarılmaya başlamış sanık ve şüphelilere dönüşmüş durumdadır.

MEHMET TATLICI “OYUNLARINI” NASIL HAYATA GEÇİRİYOR?

Mehmet Tatlıcı, rahmetli babasının vefatının çok öncesinden planlayarak uygulamaya koyduğu bu oyunu,hep aynı senaryo” dahilinde oynamaktadır:

  1. Önce, büyük paralar harcayarak kurduğu “avukat ordusunun” da desteği ile savcılara giderek, öz babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında, haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla suç duyurusunda bulunmaktadır Mehmet Tatlıcı…(Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Avukat Koleksiyonu”, “Avukat Koleksiyonu Genişletiyor” ve “Mehmet Tatlıcı’ya Avukat Dayanmıyor” haberleri).
  1. Ardından, yine baba bir kardeşi ile babasının ikinci eşi aleyhinde bu akıl almaz iddialarla dava açılmasını sağlamaya çalışmakta, emrindeki “avukat ordusu” ve hukuk profesörü danışmanlarıyla birlikte, bu davalara “müdahil olarak” katılmakta ve kendisiyle aynı soyadını taşıyan bu masum aile fertlerini büyük bir acımasızlıkla haksız yere mahkum ettirebilmek için elinden geleni ardına koymamaktadır Mehmet Tatlıcı… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?” ve “Masum İnsanlar Nasıl İtibarsızlaştırılır?” haberleri).

Ancak, önceden planlanmış bir “senaryo” dahilinde yürütülen bu “oyunu” destekler bir görünüm arz eden ve hukuki süreçlerdeki karar vericileri, “kendi akıllarınca” etkilemeyi amaçladıkları izlenimi veren “bazı mekanizmalar” da burada “ilginç bir şekilde” devreye sokulmaktadır:

  1. Çünkü, bütün bu gelişmeler yaşanırken, Mehmet Tatlıcı’nın haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla açılan davalar devam ederken, hep aynı “muhabirlerin” kaleme aldığı ve Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma hedefini taşıdığı görülen tek yanlı ve bir örnek haberler, “nedense” duruşma tarihinden bir veya iki gün önce bazı gazetelerde yer almaktadır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Çamur Siyasetine Medya Desteği”, Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo’ ve “Tarafsız Medya Ne Tarafta?” haberleri).

Bu ilginç “tesadüf” hiç değişmeden, yaklaşık sekiz yıldan bu yana devam etmektedir ve rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri bütün bu yaşananlar bize FETÖ’nün kumpas davalarını hatırlatmaktadır;

ÇÜNKÜ FETÖ DE BENZER ŞEKLİDE HAREKET ETMİŞTİ:

Tıpkı son yıllarda tanık olduğumuz FETÖ/PDY’nin (Fethullahçı Terör Örgütü – Paralel Devlet Yapılanması) Ergenekon, Balyoz ve Kumpas davalarında ordumuzun masum ve saygıdeğer subaylarına, medyanın değerli araştırmacı gazetecilerine, ülkemizin büyük spor kulüplerinin yöneticilerine ve 17-25 Aralık sürecinde bu ülkeyi yöneten siyasi iktidara yaptıkları gibi…

FETÖ SORUŞTURMALARI KAPSAMINDA YAKALANAN VEYA HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKARILANLARIN YOLU GEÇMİŞTE MEHMET TATLICI İLE NASIL KESİŞMİŞTİ?

15 Temmuz darbe girişimi sonrası gündeme gelen FETÖ soruşturmalarında adı geçen savcı, avukat ve gazetecilerin adları daha önce Mehmet Tatlıcı’nın kumpas senaryosu dahilinde hayata geçirdiği oyunlarda da geçmişti, acaba bütün bunlar bir tesadüf müydü?

Kimlerdi bunlar:

Mehmet Tatlıcı’nın merhum babasının kederli ailesini hedef alarak asılsız iddialarla yaptığı suç duyurusunu gerçekmiş gibi kabul edip kendi halinde yaşayan masum insanlar aleyhinde haksız yere dava açılmasını sağlayan zamanın İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Ekrem BEYAZTAŞ;

  1. Mehmet Tatlıcı’nın açtığı davalarda kendisine yardımcı olan avukatı Hüseyin ATAOL;
  1. Mehmet Tatlıcı’nın masum insanlar hakkında yaptığı suç duyurularındaki asılsız iddiaları gerçekmiş gibi kaleme alıp, bu masum insanları itibarsızlaştıran bir haber söylemi ile sözde habercilik yapan “gazeteciler”: Abdullah KILIÇ ve Dinçer GÖKÇE

Yukarıda isimleri verilen savcı, avukat ve gazetecilerin hepsinin yolu “bir şekilde” Mehmet Tatlıcı’nın “hukuk oyunları” içinde kesişmişti…

Yazı dizimizin bu bölümünde, Mehmet Tatlıcı ile FETÖ soruşturmaları kapsamında yakalanarak cezaevine konulan EKREM BEYAZTAŞ’ın yolunun nasıl kesişebildiğini ve aralarında nasıl bir ilişki olabileceğini değerlendireceğiz.

SURİYE’YE KAÇARKEN YAKALANAN BİR CUMHURİYET SAVCISI: EKREM BEYAZTAŞ 

Ekrem Beyaztaş, 17 ve 25 Aralık FETÖ kumpas soruşturmaları sonrası, İstanbul’daki görevinden alınarak Erzurum’a tayini çıkan bir cumhuriyet savcısıydı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan FETÖ soruşturmaları kapsamında önce açığa alındı, sonra da hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Savcı Ekrem Beyaztaş adresinde bulunamadı, firardaydı. Kendisi hakkında yurt dışına kaçtığı veya kaçabileceği şüphesi üzerine kırmızı bültenle yakalama kararı çıkarılmıştı.

Söz konusu cumhuriyet savcısı Ekrem Beyaztaş, Suriye’ye yasa dışı yollarla kaçak olarak geçmeye çalışırken 15 Ağustos tarihinde Kilis’te yakalandı. Sınırda gece devriye görevi yapan askerlerce fark edilerek yakalanan savcı Ekrem Beyaztaş’ın üzerinde ağabeyi Tahsin Beyaztaş adına düzenlenmiş sahte bir kimlik de bulundu.

Emniyet işlemleri tamamlanan Ekrem Beyaztaş, adliye sevk edildi ve çıkarıldığı mahkemece FETÖ üyesi olmaktan tutuklanarak cezaevine gönderildi…

Ekrem Beyaztaş daha önce İstanbul’da görevliyken, Mehmet Tatlıcı’nın merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrasında, onun geride bıraktığı kederli ailesini hedef alarak haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla yaratmaya çalıştığı bir hukuk komedisi içinde, onun hiçbir temeli olmayan iddiaları üzerine soruşturmalar açıp bir dava süreci yaratan cumhuriyet savcısı olarak yer almıştı…

İşte bu Ekrem Beyaztaş, yukarıda bahsi geçen ve şimdi FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan cumhuriyet savcısıydı…

Şimdi başa dönerek, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ’nün kumpaslarına çok benzeyen yollarla nasıl bir dava süreci yarattığını, bu davanın açılmasını sağlayan savcı Ekrem Beyaztaş’ın oynanan bu hukuk komedisi içindeki rolünü ve ardındaki gerçekleri açıklayalım:

MEHMET SALİH TATLICI’NIN KOLEKSİYONU VE MEHMET TATLICI’NIN “KUMPAS SENARYOSU”

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı, sanatsal değer taşıyan tablolara ve objelere meraklı bir insandı ve bu merakını zaman içinde büyük bir koleksiyona dönüştürmüştü.

Mehmet Salih Bey, koleksiyonunun en sevdiği parçalarını, evine ve işyerlerine kendi elleriyle yerleştirir ve özellikle tablolarının karşısına geçip onları uzun uzun izlemekten mutluluk duyardı. Vefatından sonra da, koleksiyonundaki her sanat eseri ve tablo, hep onun kendi elleriyle yerleştirdiği şekilde muhafaza ediliyordu. Kimse, onun çok değer verdiği bu tablolara ve sanat eserlerine dokunmamıştı, neyi nereye bıraktıysa, aynen bıraktığı şekilde yerlerinde duruyordu…

MEHMET TATLICI, BABASININ GERİDE BIRAKTIĞI BU KOLEKSİYON ÜZERİNDEN “KUMPAS SENARYOSUNU” SAHNEYE ŞU ŞEKİLDE KOYDU:

Sanat eserleri ve tablolardan oluşan bu koleksiyonunun “tarihi eser” niteliği taşıdığı ve bunların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından “resmi mercilerden” saklandığı, hatta “yurt dışına kaçırıldığı” gibi, akıl almaz iddialarla savcılıklara ve mahkemelere dilekçeler vermeye ve suç duyurularında bulunmaya başladı Mehmet Tatlıcı.

Ama, Mehmet Tatlıcı’nın sadece kendi asılsız iddialarına dayandırdığı bu suç duyuruları içinde bir tanesi vardır ki, tam bir hukuk komedisidir ve bu hukuk komedisinde savcı olarak yer alan şahıs ise, şimdi FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla cezaevinde olan ve Suriye’ye yasa dışı yollarla kaçmak isterken yakalanan Ekrem Beyaztaş’tır.

Mehmet Tatlıcı’nın aslında hiçbir şekilde içinde yer almaması gereken bir soruşturma sürecine müdahil olarak katılmasına ve daha sonra da bu hukuk komedisinin bir parçası olarak açılan davada baş aktör olarak yer almasına söz konusu savcı Ekrem Beyaztaş nasıl ve neden izin vermiştir?

MEHMET TATLICI İLE FETÖ ÜYESİ OLMAKLA SUÇLANAN ESKİ SAVCI EKREM BEYAZTAŞ’IN YOLLARI NASIL OLUP DA BU DAVA SÜRECİNDE KESİŞEBİLMİŞTİ?

Bütün bu soruların cevapları, titizlikle ve ciddiyetle üzerinde durulması gereken konulardır. Bunların araştırılması, hem FETÖ soruşturmalarına ışık tutacak, hem de Mehmet Tatlıcı’nın nasıl bir insan olduğunu ve kimlerle nasıl ittifaklara girerek kumpas senaryolarını hayata geçirebildiğini ortaya çıkaracaktır.

Şimdi bütün bu oyunların nasıl sahneye konulduğunu geçmişe giderek değerlendirelim:

MEHMET TATLICI İLE ŞİMDİLERDE FETÖ’DEN TUTUKLU ESKİ SAVCI EKREM BEYAZTAŞ’IN YOLU KESİŞİYOR

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından sonra en küçük oğlu Uğur Tatlıcı ile eşi Nurten Tatlıcı bazı işyerlerinde güvenlik hizmeti veren bir şirketle var olan güvenlik anlaşmasını iptal etmişti. Bu güvenlik şirketi ile anlaşmanın iptal edildiği tarih 26 Ağustos 2009’dur.

Anlaşmanın iptali üzerinden 12 gün geçtikten sonra, 8 Eylül 2009 tarihinde, söz konusu güvenlik firmasının sahibi M.Ö’nün talebiyle Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ait işyerinde bir toplantı yapılmıştır. Güvenlik şirketi sahibi M.Ö, bu toplantıda gizli bir kamera ile çekim yapmış ve akabinde de Uğur Tatlıcı ve bazı şirket görevlileri tarafından tehdit edildiğini öne sürerek 17 Eylül 2009 tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. İşin ilginç yanı ise söz konusu toplantıya haklarında suç duyurusunda bulunduğu ne Uğur Tatlıcı ne de Nurten Tatlıcı katılmıştır. Kaldı ki Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın orada hiç bulunmadığı gizli yapılan çekimden de anlaşılmaktadır.

M.Ö.’nün daha sonra (acaba kendi hür iradesiyle mi yoksa talimatla mı hareket ediyordu?) hızını alamayarak bu sefer 24 Eylül 2009 tarihinde bir kez daha sahne aldığını ve masum insanlar aleyhinde yeni bir ihbarda bulunduğunu görüyoruz.

Bu ihbarda iddia edilenler ise, kendi güvenlik şirketinin bir çalışanının Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından verilen talimatla dövüldüğü, hakarete ve tehdide maruz kaldığı ve hatta kaçırıldığıydı…

İŞTE TAM BU NOKTADA DEVREYE BİR KEZ DAHA ASILSIZ SUÇ DUYURULARI REKORTMENİ MEHMET TATLICI DA GİRİYOR VE BU SUÇ DUYURUSUNUN DA MÜDAHİLİ OLUYORDU…

M.Ö, MEHMET TATLICI VE GÜVENLİKÇİ AYNI GÜN AYNI SAATTE TESADÜFEN (!) SAVCILIĞA GİDİYORLAR.

Böylelikle, bu güvenlik firması sahibi M.Ö. ile Mehmet Tatlıcı’nın yolu bu senaryoda “ilginç bir şekilde kesişiyor” ve zamanla katılacak “bazı yeni aktörlerin” de rol alacağı bu yeni oyun, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ve öz babasının ikinci eşi aleyhinde yaptığı suç duyurularının bir başka bölümü olarak sahneye konulmaya başlıyordu…

DEVREYE, FETÖ’DEN TUTUKLU SANIK OLAN ESKİ SAVCI EKREM BEYAZTAŞ GİRİYOR…

Ne ilginç bir tesadüftür ki, belirli bir senaryo dahilinde oynandığı çok açık olan bu oyuna, cumhuriyet savcısı (şimdi FETÖ üyesi olmaktan tutuklu sanık) Ekrem Beyaztaş da soruşturmayı yürüten savcı olarak dahil olmuştu ve oynanan bu hukuk komedisine hiçbir şekilde müdahale etmeyerek, adeta davetiye çıkarıyordu…

TAM BİR KUMPAS SENARYOSU…

Çok açık bir şekilde görüldüğü gibi burada bir güvenlik firması ile iş akdi feshediliyor, firma sahibi M.Ö. isimli şahıs asılsız ihbarlarda bulunmaya başlıyor, ardından bu sefer gizli kamera görüntüleri alarak görüntülerde ne adı geçen ne de yer alan bu masum insanlar aleyhinde yeni ihbarlarda bulunuyor, ama izlediği bu yol tam bu noktada ilginç bir şekilde Mehmet Tatlıcı ile aynı suç duyurusunda kesişiyordu…

Uğur ve Nurten Tatlıcı ile onlara ait şirketin bazı çalışanlarının hedef alındığı bu yeni hamlesinde Mehmet Tatlıcı, söz konusu güvenlik firmasının sahibi M.Ö. ile birlikte ihbarda bulunarak, H.K. adındaki bir güvenlik görevlisinin dövüldüğünü, hakaret ve tehdide maruz kaldığını, hatta kaçırıldığını birlikte iddia etmişlerdir.

Beraberinde bu olayın sebebi olarak da, H.K. isimli güvenlikçinin, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın, aralarında M.Y. isimli bir çalışanlarının da yer aldığı bazı şahısların yardımıyla, mirasa konu olabilecek eski eserleri kaçırdığını, çaldığını bilmesinden ileri geldiğini iddia etmişlerdir.

Mehmet Tatlıcı, aynı ihbarları birkaç gün arayla Sarıyer, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıklarına da yapmıştır. Konu ve iddialar aynı olduğu için de dosyalar birleştirilmiştir.

İşte bütün bu sözde “hukuki sürecin” savcısı olarak da, şimdi FETÖ’den tutuklu sanık olan EKREM BEYAZTAŞ “görev almıştı”…

MEHMET TATLICI’NIN “YENİ OYUNU” ÇELİŞKİLİ BEYANLAR YÜZÜNDEN TAM BİR KOMEDİ DİZİSİNE DÖNÜŞÜYOR!

Mehmet Tatlıcı ile güvenlik firması sahibi M.Ö. bu yeni ihbarlarında güvenlik firması çalışanı H.K.’nın başına bunların 5 Ağustos 2009 tarihinde geldiğini iddia etmişlerdir…

Halbuki dövüldüğü, kaçırıldığı, hakaret ve tehdide maruz kaldığı iddia edilen H.K. isimli güvenlikçi ise, Mehmet Tatlıcı ve çalıştığı güvenlik firması sahibi M.Ö. ile birlikte aynı gün savcılığa verdiği ifadede, kendisine bütün bunların 5 Temmuz 2009 tarihinde yapıldığını iddia etmiştir. Üstelik sorulan soru üzerine o zaman kendisine yapılanlar üzerine hiçbir sağlık raporu almadığını da beyan etmiştir.

Kısacası Mehmet Tatlıcı ve güvenlik firması sahibi M.Ö. savcılığa H.K. isimli güvenlikçinin başına bunlar geldi deyip tarih olarak 5 Ağustos 2009’u veriyor, ama ortaya sürülen ve dersini iyi çalışmayan güvenlikçi H.K. ise tam bir ay öncesini, 5 Temmuz 2009’u savcılığa beyan ediyor. Üstelik darp edildiğini ispat edecek bir sağlık raporu almadığını da söyleyerek…

Hepsi çok açık bir şekilde oynan tam bir hukuk komedisiydi ve soruşturmayı yürüten savcı Ekrem Beyaztaş bütün bunlara hiçbir şekilde müdahale etmiyordu…

AYNI “AKTÖR KADROSU”, BU SEFER YENİ BİR İHBARLA SAHNE ALIYOR…

Savcı Ekrem Beyaztaş’ın “seyrettiği” bu oyunda meydanın tamamen kendisine açılmasından yararlanan Mehmet Tatlıcı, yanına güvenlik firması sahibi M.Ö.’yü de alarak ve H.K. isimli bir güvenlikçi üzerinden başlattığı yeni hamlesinde devreye onları da sokuyor, oyunun bu yeni aktörleri de ayrıca kendi asılsız ve mesnetsiz suç duyurularıyla Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı bir kez daha savcılıklara şikayet ediyorlardı:

Bu sefer 4 Haziran 2012 tarihinde M.Ö.’nün ve 12 Haziran 2012 tarihinde de H.K.’nın savcılığa yaptığı ayrı ayrı suç duyurularıyla H.K. isimli şahsın Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın azmettirmesiyle ikinci kez dövüldüğü iddia ediliyordu. Ancak H.K. daha öncekinden farklı olarak bu sefer, Özel Acıbadem Maslak Hastanesi’nden aldığı sağlık raporunu da delil olarak sunuyordu.

BÜTÜN BU OYUNLARIN NASIL BİR KOMEDİ DİZİSİ HALİNE GELDİĞİ, AKLI BAŞINDA HER İNSANIN ANLAYABİLECEĞİ KADAR NETTİR

Yukarıda belirttiğimiz olayların birçoğu bu yargılamanın tarafı olmayan Mehmet Tatlıcı’nın yapmış olduğu şikayetlere ilişkindir. Bu soruşturmayı yürüten zamanın İstanbul Cumhuriyet Savcısı, şimdinin FETÖ’den tutuklu sanığı Ekrem Beyaztaş, bütün bunları adeta “seyretmiş”, meydanı Mehmet Tatlıcı’ya bırakmıştır:

Yargılama konusu olay, iddia edilen olay tarihinden tam 2 ay 19 gün sonra Mehmet Tatlıcı’nın şikayetiyle başlamış; aynı gün H.K. müşteki olarak, M.Ö. ise tanık olarak ifade vermiştir.

Mehmet Tatlıcı’nın avukatları ise verdikleri şikayet dilekçesinde, olayı müşteki H. K.’dan daha detaylı bir biçimde anlatmış ve hatta müştekinin beyanı olmamasına rağmen Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın M.Y. isimli çalışanlarını azmettirdiğini iddia etmişlerdir.

Bunun yanı sıra ifade verdirilen “diğer tanıklar” da, yine Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde pek çok kez hiçbiri delili ve dayanağı olmayan ve asılsız iddialarda bulunmuşlardır.

Yargılama konusu olay, içerisinde pek çok çelişkili beyanın olduğu, bir takım kişilerin ceza almak pahasına bile olsa delil yaratmaya çalıştığı, dosya ile ilgili olmayan ve miras anlaşmazlığına konu olayların isnat edilen eylemlerden daha fazla dile getirildiği ve tartışıldığı, gerçek olmayan ve iftira niteliği taşıyan bir olay niteliğine bürünmüştü…

İşin ilginç yanı, bütün bu hukuki sürecin savcısı olan Ekrem Beyaztaş’ın oynanan bu çok açık oyuna adeta seyirci kalmasıydı…

FETÖ’DEN TUTUKLU SANIK OLAN ESKİ SAVCI EKREM BEYAZTAŞ, MEHMET TATLICI’NIN KUMPAS SENARYOLARINA ENGEL OLMAYARAK, BU HUKUK KOMEDİSİNİN SERGİLENMESİNE YARDIMCI MI OLDU?

Ve bütün bunlar işte böyle bir hukuk komedisine dönüşürken, soruşturmayı yürüten savcı Ekrem Beyaztaş, Mehmet Tatlıcı’nın böyle “damdan düşer gibi” bu sürece dahil olmasına “hayır” dememiş ve Mehmet Tatlıcı’nın kumpaslarına engel olmayarak adeta bütün bu hukuk oyunlarına davetiye çıkarmıştır…

İŞTE BÜTÜN BU GELİŞMELERLE BİRLİKTE MEHMET TATLICI’NIN BU FİLM SENARYOSU TAM BİR KOMEDİ DİZİSİNE DÖNÜŞMÜŞTÜ…

Görüldüğü gibi iki masum insan Uğur ve Nurten Tatlıcı, Mehmet Tatlıcı tarafından başka bazı aktörler de kullanılarak oynanmak istenen oyunun hedefi olarak seçilmişti ve süreç zamanın soruşturma savcısı Ekrem Beyaztaş’ın engel olmamasıyla giderek tam bir hukuk komedisine dönüşmüştü…

BU DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYORDU?

İlk ihbarında hastane raporu almayı akıl edemeyen H.K., Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde daha sonra ikinci kez darp edildiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunurken, bu sefer ülkemizin en büyük özel hastanelerinden Acıbadem Sağlık Grubunun, Acıbadem Maslak Hastanesi’ne giderek bir sağlık raporu alabilmiştir.

Ayrıca H.K.’yı mahkemedeki dava sürecinde 3 (üç) ayrı avukat temsil etmekteydi. Bunun yanında H.K.’nın, o dönemde Marmara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’tan 35 sayfalık bir mütalaa alabilecek ilişkilere sahip olması da ilginçtir.

Böyle bir mütalaa böylesine önemli bir üniversite hocasından hangi bedelle alınabilmektedir, takdirini kamuoyuna ve okurlarımıza bırakıyoruz.

Ama böyle bir mütalaanın bedelinin hiç de ucuz olmadığını ve on binlerle (Lira ya da Amerikan Doları) ifade edildiğini çok iyi bilinen bir gerçektir…

Bir güvenlik firmasında mütevazı bir ücretle çalışan H.K. neden bir devlet hastanesinden daha az parayla alabileceği sağlık raporunu gider de, bu ülkenin en büyük ve en pahalı özel hastane grubunun bir hastanesinden alır? Özel Acıbadem Maslak Hastanesi, devlet hastanelerinden daha mı ucuzdur da bizim mi haberimiz yoktur?

H.K. KENDİSİNİ DAVA SÜRECİNDE TEMSİL ETMESİ İÇİN, 1 DEĞİL, 2 DEĞİL, TAM 3 (ÜÇ) AVUKATA VEKALET VERMENİN BEDELİNİ HANGİ KAYNAKTAN KARŞILAMAKTADIR?

Bir özel güvenlik görevlisi maaşıyla mı?

Bir avukat yetmiyor, o zaman üç olsun, tamam da bunun bir de bedeli var… Yoksa avukatlar bedavaya çalışıyorlar da bizim mi haberimiz yok?

Bu paraları vermek normal bir güvenlik görevlisinin sadece maaşıyla altından kalkabileceği bir yük değildir…

MEHMET TATLICI’NIN AVUKATLARI İLE BU OYUNUN DİĞER AKTÖRLERİNİN AVUKATLARI “NEDENSE” HEP AYNI HUKUK BÜROSUNDAN…

15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi sonrası FETÖ üyesi olmaktan, Suriye’ye kaçarken yakalanarak cezaevine konulan eski savcı Ekrem Beyaztaş’ın “yürüttüğü” soruşturmada daha önceden yazdığı hukuk komedisini sergilemesi için adeta davetiye çıkarılan Mehmet Tatlıcı, kendisine açılan “bu yolda” oyununu sahneye koyarak işi daha da ileriye götürdü ve kendi avukatlarının H.K. isimli “aktörün” de avukatı olmasını sağladı…

ARTIK BU HUKUK KOMEDİSİ, ÇOK AÇIK BİR ŞEKİLDE VE PERVASIZCA SÜRDÜRÜLÜYORDU…

H.K.’nın avukatı ile Mehmet Tatlıcı’nın avukatı BBB’nin aynı avukatlık bürosundan olduğu, bu süreçte ismi geçen bir diğer güvenlikçinin avukatı ile H.K.’nın avukatının aynı kişiler olduğu da tamamen pes dedirtecek (!) bir tesadüften (!) başka bir şey değildir (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Yeni Senaryo, Yeni Aktörler, Yine Hüsran!” haberi).

MEHMET TATLICI’NIN ATTIĞI HER ADIMDA GEÇMİŞTE KARŞIMIZA ÇIKAN BÜTÜN BU “AKTÖRLERİN” ŞİMDİLERDE FETÖ SORUŞTURMALARININ SANIK VE ŞÜPHELİLERİ OLMASI, SAVCILARIMIZCA ARAŞTIRILMALIDIR…

Okurlarımızın gördüğü üzere yaklaşık 6 yıllık bir sürede meydana gelen bu “ilginç tesadüfler” içinde “kesişen yollar” ve “olağan dışı olaylar” hep birbirini izlemiştir.

Mehmet Tatlıcı’nın yolu, geçmişte baba bir kardeşi ve merhum babasının ikinci eşine karşı büyük bir kin ve nefretle sürdürdüğü “hukuk savaşındaki” yargılama ve soruşturmalarda, “her nasılsa” ve “nedense” hep şimdilerde FETÖ soruşturmalarında tutuklanan, savcılık soruşturmasına alınan ve firarda olup aranan şüpheli ve sanıklarla kesişmiştir:

Örneğin:

– Yukarıda yaşanan tüm gerçekleri aktardığımız “hukuk komedisinin” sergilenmesine davetiye çıkaran eski savcı, şimdinin FETÖ üyesi olmaktan tutuklu sanığı EKREM BEYAZTAŞ;

– Mehmet Tatlıcı’nın avukatı olup da, şimdilerde FETÖ üyesi olmaktan aranan şüpheli HÜSEYİN ATAOL;

– Mehmet Tatlıcı’nın tüm bu kumpas senaryolarının medya desteği sürecinde devreye giren sözde gazeteciler, biri şimdi FETÖ üyesi olmaktan cezaevinde olan tutuklu sanık ABDULLAH KILIÇ ve diğeri de, FETÖ’nün medya yapılanmasına yönelik operasyon kapsamındaki savcılık soruşturması sonrası, “şüpheli” olarak mahkemeye sevk edilen ve mahkemenin “adli kontrol şartıyla” şimdilik serbest bıraktığı DİNÇER GÖKÇE…

Yazı dizimizde açıkladığımız ve bundan sonraki bölümlerde açıklayacağımız gerçekler, FETÖ’den tutuklu sanık ve şüphelilerle Mehmet Tatlıcı’nın yolları böylesine ilginç bir şekilde kesişebildiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Mehmet Tatlıcı’nın “yolunun” FETÖ’cülerle nasıl olup da “kesişebildiği” savcılarımızca araştırılması gereken çok önemli bir konudur.

 Bu araştırma, ortaya FETÖ soruşturmalarına da ışık tutacak “ilişkileri” ortaya çıkaracaktır inancındayız…

Gelişmeler aynen yukarıda anlattığımız şekilde devam etmiştir ve yukarıdaki bütün bu sorular da cevaplanması ve araştırılması gereken gerçeklerdir…

Yazı dizimizin izleyen bölümlerinde, Mehmet Tatlıcı’nın FETÖ üyesi olmaktan yurtdışında kırmızı bültenle aranan avukatı HÜSEYİN ATAOL dosyasını okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunacağız; ardından da sözde gazeteciler ABDULLAH KILIÇ ve DİNÇER GÖKÇE dosyaları gelecek…

Gerçekleri açıklamaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top