Hep Aynı Oyunlar, Aynı İtibarsızlaştırma Senaryoları…

hep-ayni-oyunlar-manset.jpg

Rahmetli İşadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı sonrasında geride bıraktığı gözü yaşlı ailesini hedef alan bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatılmıştı. Bu kampanya kapsamında, medya üzerinden gazetecilik ilkeleri ve ahlakını ayaklar altına alma pahasına sahneye konulan maksatlı ve tek taraflı haberlerle, merhumun geride bıraktığı ailesi doğrudan hedef alınmakta ve itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Normal bir insan aklı ve ahlakının anlamakta ve kabul etmekte zorlanacağı bu karalama ve itibarsızlaştırma kampanyası sistemli bir şekilde yaklaşık 6 yıldır aralıksız sürdürülmektedir.

Bugünkü haber-yorumumuzda, 26 Ocak 2015 tarihinde Sabah Gazetesi’nde VELİ SARIBOĞA tarafından gazetecilik meslek ilkeleri ve gazetecilik etiğini ihlal etme pahasına kaleme alınmış ibretlik bir “habercilik” örneği üzerinde duracağız.

 

MERHUM İŞADAMININ GERİDE BIRAKTIĞI AİLESİNİ HEDEF ALAN İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYASI

Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının hemen ardından başlatılan bu itibarsızlaştırma kampanyası iki kulvardan sürdürülmektedir.

Birinci kulvardaki hedef, Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından yıllar önce düzenlemiş olduğu resmi vasiyetnamesinin iptali ve mirasının tespitine yönelik ilk evliliğinden çocukları ve torunlarının açtığı davaların oluşturduğu ve hukuk adına her türlü komedinin sahneye taşındığı “hukuki süreç” oluşturmaktadır.

Bu davaların hedefine de merhum işadamına hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı konulmuştur.

İkinci kulvar ise bu söz konusu vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davalarına paralel olarak medya üzerinden gazetecilik meslek ilkeleri ve ahlakını ayaklar altına alarak sürdürülen ve yine merhum işadamının ailesini hedef alan ve uydurma haber başlıklarıyla sahneye konulan açık ve net bir karalama, küçük düşürme ve itibarsızlaştırma operasyonudur.

İBRETLİK BİR GAZETECİLİK ÖRNEĞİ: İÇERİK TOPHANE, BAŞLIK ŞİŞHANE…

26 Ocak 2015 tarihinde Sabah Gazetesi’nde çıkan haberin başlığı aynen şu şekildeydi:

Ölmüş babasından alacaklarını istedi

Haberin anonsunda ise Uğur Tatlıcı’nın bu parayı merhum işadamının diğer çocuklarından istediği belirtilmektedir.

Ancak VELİ SARIBOĞA imzasını taşıyan bu başlık altındaki haberi satır satır okuduğumuzda, Uğur Tatlıcı’nın ölmüş babasından alacaklarını istediğine dair herhangi bir bilgi göremedik…

Ayrıca, haber anonsunda iddia edildiği gibi Uğur Tatlıcı’nın, merhum babasının ilk eşinden olan çocuklarından para istediğine dair herhangi bir bilgiye de rastlayamadık…

Haber içeriğinde verilen bilgilere göre davayı açan tarafın Uğur Tatlıcı değil, Metler isimli bir şirket olduğu da net bir şekilde görülmektedir. Ancak şirketin yönetim kurulu başkanı olarak Uğur Tatlıcı’nın ismi zikredilmekte ve bütün bunlardan yola çıkılarak Uğur Tatlıcı’nın ölmüş babasından alacaklarını istediği sonucu çıkarılmaktadır…

Böyle bir “habere” imza atan Veli Sarıboğa’nın, olmayan bir şeyi olmuş gibi gösterme “motivasyonu” ve “hayal gücü” takdire şayandır.

Ancak  haberi bu şekilde kaleme alıp, bu gerçek dışı manşeti atan “hayal gücü” ile gazetecilik ilkeleri ve meslek etiği arasında da dağlar kadar fark vardır.

TARAFSIZLIK, NESNELLİK VE DENGELİLİK İLKELERİ BU “HABERİN” NERESİNDE?

Tarafsızlık, dengelilik ve nesnellik gazeteciliğin temel ilkelerindendir…

Uğur Tatlıcı asla merhum babasından para istemiş değildir; Bu yönde bir dava da açmış değildir… Kaldı ki vefat etmiş bir kimseye hukuken dava açılamaz.

Ancak burada Veli Sarıboğa’nın yazdığı haberin en başında “Ölmüş babasından alacaklarını istedi” diye bir manşete de maalesef tanık oluyoruz…

Bu yüzden de aşağıdaki sorular ister istemez aklımıza geliveriyor:

Peki, bir gazeteci böylesine gerçek dışı bir haber başlığını “NE” pahasına kaleme alır?

Bir gazeteci böylesine bir “haberi” kaleme alırken, “haberinin” öznesi olarak zikrettiği saygın ve hayırsever bir işadamının adını nasıl olur da merhum babasından asla istemediği ve zaten hukuken de isteyemeyeceği bir paranın muhatabı haline getirerek, onu kamuoyun nezdinde küçük düşürmeye ve itibarsızlaştırmaya çalışır?

Neden haberinde adını zikrettiği kendi halinde yaşayan ve yaptığı hayır işleri ve bağışlarla merhum babasının saygın adını yaşatmaya çalışan Uğur Tatlıcı’yı gazeteciliğin tarafsızlık ve nesnellik ilkesi gereği bir kez olsun arayıp da, “siz gerçekten böyle bir şey yaptınız mı” diye sormaz?

Gazeteye haber yazmak gibi saygın bir görevi üstlenen ve tarafsız olması gereken bir şahıs, yazdığı böylesine gerçek dışı bir manşetin aslında kendi adını lekeleyebileceğini, basın konseyi ve mahkemelerce kınanabileceğini ve manevi tazminat cezası ödemek zorunda kalabileceğini nasıl olur da göremez?

Yine bir gazete editörü böylesine gerçek dışı manşetin gazetesinde yer almasına nasıl göz yumar?  Böylesine gerçek dışı ve akıl almaz bir manşetin gazetesine kınanma ve maddi-manevi tazminat cezası gibi bir bedele mal olacağını nasıl olur da düşünemez?

Bütün bunların ardında “BAŞKA nedenler” yoksa, bunları insanlık adına da, gazetecilik ilkeleri ve etiği adına da anlamak mümkün değildir.

BU TÜR “HABERLER” VE “HABERCİLİK” ÖRNEKLERİ İLK DEĞİL…

Ama bu tür ibretlik “habercilik örnekleri” de ilk değildir. Daha önce de benzerlerine çokca tanık olduk…

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından hemen sonra geride bıraktığı ailesini hedef alan davalar süreci içinde de, her duruşmanın birkaç gün öncesinde merhumun yasını tutmaya devam eden ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’yı itibarsızlaştırmaya çalışan gerçek dışı haberler bazı gazetelerde yer alıyordu…

Medyadaki bazı “kalemler” tarafından yazılan bu “haberler” (ki aslında hepsi de birbiriyle rekabet halindeki gazetelerde çalışmalarına rağmen) nasıl oluyorsa adeta “bir örnek haberler” şeklinde, hemen hemen aynı manşetler, aynı içerik ve aynı fotoğraflarla gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğiyle çelişme pahasına büyük bir umarsızlıkla sergileniyordu (Bkz. Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo” haberi).

YİNE BİR DURUŞMA VE DAVAYLA İLGİLİ BİR TARAFI HEDEF ALAN SÖYLEMLER…

Sabah Gazetesi’nin 26 Ocak 2015 tarihli nüshasında yayımlanan VELİ SARIBOĞA imzalı haberi de bu çerçevede değerlendirmek, pek de yanlış olmayacaktır.

Çünkü burada da mahkemede görülmekte olan bir davadan bahsedilmiş, ama davanın sadece bir tarafının bakış açısını ortaya koyan, diğer tarafı da adeta “yerin dibine batıran” bir söylem geliştirilmiştir.

Üstelik VELİ SARIBOĞA imzalı bu haberin öznesi olarak Uğur Tatlıcı gibi yaptığı hayır işleriyle tanınan saygın bir işadamının adı açıkça zikredilmiş, ancak Uğur Tatlıcı’ya zahmet edip de bir tek soru bile sorulmadan gazeteciliğin nesnellik, tarafsızlık ve dengelilik gibi ilkeleri açıkça göz ardı edilerek, yapmadığı bir şeyi yapmış gibi gösteren ve böylelikle onu kamuoyu nezdinde küçük düşürecek büyük bir “yanlışa” da imza atılmıştır…

Bu utancı, bırakın bir gazeteci olarak taşımanın sorumluluğunu, vicdan sahibi ve sağduyulu bir insanın taşıması bile zordur…

Sonuçta bu tür ısmarlama “haberler” ne ilktir, ne de son olacaktır. Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden olan çocuklarının açtığı veya muhatap olduğu tüm davaların öncesinde gördüğümüz “oyunları” bundan sonra da medyadaki bazı “habercilerin” kaleme aldığı “haberlerde” görmeye devam edeceğimizden şüphemiz yoktur.

SORUN, BU TÜR “HABERLERİ” YAZANLARDAN ÇOK, YAZILAN “HABERLER” VE ARDINDAKİ GERÇEKLERDİR…

Burada amacımız kimseye gazetecilik dersi vermek değildir. Bu ülkede elbette dürüst gazeteciler vardır ve gerçekleri tarafsız bir şekilde ve kanıtlarıyla birlikte haber yapmaktadırlar. Onlara saygımız sonsuzdur.

Yine burada söz konusu manşetin altında imzası olan VELİ SARIBOĞA ile şahsi bir sorunumuz da yoktur. Burada sorun, Veli Sarıboğa’nın yazdığı ve yukarıda değerlendirdiğimiz haberin manşetindeki gerçek dışı ifadeler yanında, basın meslek ilkeleriyle çelişen haber söylemidir.

Burada okurlarımızla esas paylaşmak istediğimiz ise, bu tür gazetecilik meslek ilkelerini ihlal eden haberlerin ardındaki gerçeklerdir.

Kısacası, Veli Sarıboğa’nın bu haberini, gerçekler ve basın meslek ilkeleri açısından değerlendirdiğimizde ortaya çıkan sonuçlar ve bütün bunların ardındaki gerçeklerdir burada okurlarımızla paylaşmak istediğimiz… Tekrar edelim bizim Veli Sarıboğa ile şahsi bir sorunumuz yoktur, sorun onun yazdığı haberdeki söylemi ve basın meslek ilkelerinin ihlali eylemidir.

Veli Sarıboğa’nın “haberinde” dikkat çeken en önemli husus haber manşetinde belirtilen eylemin gerçekmiş gibi kaleme alınmasıdır. Ayrıca, haberin muhatabı olarak gösterilen Uğur Tatlıcı’nın görüşlerinin sorulduğu ya da başkaca ek bilgi ve belgelerle olayın doğruluğunun teyit edildiği bilgisine de haberde yer verilmemiştir.

Kişilerin, bu tür “haberlerde” olduğu türden, son derece vahim iddialarla karşı karşıya kalmaları ve kamuoyu nezdinde itibar kaybetmeleri sonucunu doğuracak “haberlerin” aslında habere dayanak olaya ilişkin somut belgelere dayanması ve elbette haberin muhatabının da açıklamasını içermesi icap etmektedir. Veli Sarıboğa’nın haberi de bu yönüyle, Basın Meslek İlkeleri’nin “soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayımlanamaz” şeklindeki 6. Maddesinin ihlalinden başka bir şey değildir.

Gazetecilikteki nesnellik ilkesi, “değer yargılarından arınmış bir gazeteci” üretmeyi amaçlar. Diğer yandan tarafsızlık ilkesi, gazetecinin yazdığı haber metninde kendi kişisel görüşlerini değil, haberine konu aldığı kişilerin ve tarafların görüşlerine yer vererek yerine getirmeyi işaret eder. Dengelilik ise, nesnel ve tarafsız haberciliğin bir garantör ilkesidir. Burada kastedilen, gazetecinin haberindeki farklı tarafların görüşlerine eşit oranda yer vermesi gerekliliğidir.

Bütün bu gazetecilik gerçeklerini, maalesef Veli Sarıboğa’nın haberinde göremiyoruz…

GAZETECİLİK BUNUN NERESİNDEDİR?

Tekrar söyleyelim, dürüst ve meslek ilkelerini her şeyden üstün tutan gerçek gazetecilere gazetecilik dersi vermek elbette burada bizim haddimize değildir. Ancak, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilmek için, gazetecilik meslek ilkeleri ve etiğindeki bazı gerçekleri de burada tekrar hatırlamakta yarar vardır:

Gazeteciliğin özünde, gerçeği teyit etme disiplini yatmaktadır ve gazeteciliğin ilk yükümlülüğü de gerçek haberdir.

Gazetecilerin yazdıkları haberler kapsamlı ve dengeli olmalıdır, haberlerinde adil olmaları ve konu aldıkları kişilerin kişilik haklarına saygı göstermeleri beklenir.

Ancak, bunları da burada örneğini verdiğimiz Veli Sarıboğa’nın haberinin manşeti ve içeriğinde maalesef yine göremiyoruz.

HEP AYNI TÜRDEN HABERLER VE HEP AYNI HEDEF KİŞİ: UĞUR TATLICI. PEKİ AMA NEDEN?

Ancak burada değerlendirilmesi gereken çok önemli bir husus daha vardır, o da bu tür maksatlı ve tek taraflı haberlerin rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı ailesi ve saygın anısına yönelik sistemli bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyasının parçası olduğu izlenimi vermesi gerçeğidir.

Zira bu tür haberler, Uğur Tatlıcı’nın bir şekilde muhatap olmak durumunda kaldığı davaların duruşma tarihinden hemen önce, hep Uğur Tatlıcı’yı itibarsızlaştırmaya yönelik bir manşet, söylem ve içerikle “bir kısım basınımızda” yer almakta, daha sonra da bu gerçek dışı haber, İnternet siteleri üzerinden yayılmaya çalışılmaktadır.

Peki bütün bu oyunlar ne adına oynanmaktadır?

Aşağıda bu tür “haberlerin” ardındaki gerçeği bir kez daha açacağız:

RAHMETLİ MEHMET SALİH TATLICI’NIN VEFATI VE VASİYETNAMESİ

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı, 22 Şubat 2009 tarihinde vefat etti. Vefatından sonra, 1994 yılında düzenlemiş olduğu vasiyetnamesi ortaya çıktı. Vasiyetnamede yazılanlara göre merhum işadamı, teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlilikten olan oğulları Ali ve Ahmet Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, onların çocukları ile diğer oğlu Mehmet Tatlıcı’nın ise mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını uygun bulmuştu. Mirasın geri kalan kısmını ise, kendisine hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya bırakmıştı.

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden oğulları ve onların yasal mirasçıları kendisinin vefatından hemen sonra açtıkları vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davaları ile Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı karşılarına almayı tercih ettiler.

Bunlar Ahmet Tatlıcı ve Mehmet Tatlıcı ile rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı (Titiz ailesi tarafından evlat edinildi) ve Bedriye Kamer Tatlıcı’dır.

İLK ADIMI MEHMET TATLICI ATTI

Mehmet Tatlıcı, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlilikten dünyaya gelen üç oğlundan biridir.

Merhum babasının kendisine bırakmış olduğu ve milyonlarca dolar ettiği söylenen miras payını beğenmeyip daha fazlasını elde etme adına daha babasının toprağı bile kurumadan mahkemelere koşarak vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davaları açmış hayırlı bir evlattır Mehmet Tatlıcı… Zaman içindeki gelişmelerin net bir şekilde gösterdiği bir başka gerçek de, bu hayırlı evladın daha babası hastanede yaşam mücadelesi verirken bütün bunları merhumun vefatından haftalar önce başlatmış olmasıdır… (Bkz. “Vefat Günü Sabaha Karşı 04:29’da Bankaya Gönderilen Faks” haberi)

DAHA SONRA DA AHMET TATLICI, SALİH ZİYA TATLICI (TİTİZ) VE BEDRİYE KAMER TATLICI BU SÜRECE KATILDILAR

Bu kişiler ve Mehmet Tatlıcı, kendi açtıkları bu davalarla milyar dolarlar eden bir miras davasının tarafı olmayı tercih ettiler ve merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın sağlığında düzenlemiş olduğu vasiyetnameyi iptal ettirmek için ellerinde geleni yapmaya başladılar. Başlattıkları bu dava sürecinde karşılarına aldıkları taraf ise, merhum babalarına hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan merhumun ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen oğulları Uğur Tatlıcı’dır. Tüm çabalarına karşın aradan geçen yaklaşık 6 yıllık süre içinde açtıkları bu davalarda hedefledikleri hiçbir sonuca da ulaşamadılar.

Nurten ve Uğur Tatlıcı ise, anısına duydukları saygıdan dolayı, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vasiyetnamesinde emrettiği şartların uygulanmasını istemektedirler.

13 SUÇ DUYURUSU YAPTI, HEPSİ DE TAKİPSİZLİK KARARI İLE SONUÇLANDI

Mehmet Tatlıcı, devam eden bu davaların yanında, merhum babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı hakkında hepsi de takipsizlik ve ret kararlarıyla sonuçlanmış tam 13 suç duyurusu ve ihbarda bulunmuştur. Haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bu iddialar yüzünden Mehmet Tatlıcı hakkında iftira suçundan açılmış 16 YIL HAPİS istemli bir ceza davası da vardır ve bu ceza davası henüz sonuçlanmamıştır. (Bkz. “Mehmet Tatlıcı Düzineyi Tamamladı” haberi)

VASİYETNAME, DAVALAR VE ISMARLAMA HABERLERLE DESTEKLENEN İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYALARI

Görüldüğü gibi rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009’daki vefatı sonrası ortaya çıkan 1994 tarihli bir vasiyetnamesi ve miras paylaşımı vardır…

Bu resmi vasiyetnamedeki miras paylaşımından memnun kalmayan merhumun teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evlilikten çocukları ve torunlarının açtığı vasiyetnamenin iptali ve miras tespit davaları vardır… Vasiyetnamenin iptali davasında da, mirasla ilgili diğer davalarda da ellerinden geleni yapmalarına ve büyük bir avukat ordusunun desteğine rağmen bekledikleri hiçbir sonuca ulaşamamışlardır…

Açılan bu davalardan bekledikleri sonucu alamayanların, babalarının ikinci eşi ile baba bir kardeşlerini büyük bir kin ve nefretle açıkça hedef alan haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla yaptıkları suç duyuruları ve davalar da vardır…

Ve bu davaların hemen öncesinde bir kısım basında yer alan gerçek dışı ve adeta “ısmarlama haberlerle” desteklenen bir itibarsızlaştırma kampanyası da ayrı bir gerçek olarak Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri yaklaşık 6 yıldır yaşanmaktadır…

“Habercilik” adına ortaya konulmaya çalışılan bu “senaryolar” ile, görülmekte olan davalardaki taraflarından biri olan Uğur Tatlıcı’nın, adeta sistemli bir şekilde itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye ve böylelikle mahkeme sürecinin “birileri tarafından” kendi kafalarınca bu şekilde etkilenmeye çalışılması da, ibretle izlediğimiz ve okurlarımızla paylaştığımız bir yaşam deneyimi olmaktadır…

Kendine haberci, gazeteci diyenlerin, kimlerin ne tür emellerine ve ne şekilde alet olduklarını görmek de bizler adına yine ibretle izlediğimiz bir başka yaşam deneyimi olmakta ve bu şekliyle tarihe bir not olarak düşülmektedir…

Sabah Gazetesi’nde Veli Sarıboğa imzasıyla yayınlanan bu haberdeki önemli yanlışları da, Uğur Tatlıcı ile yaptığımız görüşme ile ilgili diğer haberimizde okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşacak ve gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olacağız…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top