Mehmet Tatlıcı Florida’da “Madeni” Buldu

mehmet-tatlici-floridada-madeni-buldu-manset.jpg

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliliğinden oğlu Mehmet Tatlıcı, Türk Adaleti’ni kandıramadığı için açtığı bütün miras davalarını kaybedince umudunu adaletsizliği tüm dünyanın malumu olmuş “Amerikan Adaletine” bağladı. “Ya tutarsa” mantığıyla Amerikan hukuk sistemindeki boşluklardan yararlanmayı hedefleyen Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de elde edemediklerini türlü oyunlarla Amerika’da “yakalamaya” çalışıyor. Hiç değişmeyen “oyunu” ise, Amerika’da açtığı davalarda mahkemelere yanlış tebligat adresleri vererek, hedef aldığı kendi aile fertlerine tuzaklar kurmak. Burada izlediği yol da, Amerikan Adaletinin çifte standardından yararlanmak.

MEHMET TATLICI, TÜRKİYE’DE AÇTIĞI DAVALARIN HEPSİNİ KAYBETTİ

Mehmet Tatlıcı, merhum babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından beri kendi payına düşen milyonlarca dolarlık mirası beğenmeyerek açtığı miras, miras tespiti ve babasının resmi vasiyetnamesinin iptali davalarının hepsini kaybetti.

Bu davalarda, emrindeki avukat ordusu (toplam sayıları 30’u geçmiştir) ve üniversite hocalarından oluşan danışmanlarıyla birlikte Türkiye’deki hukuk sisteminin “gri noktalarından” faydalanmayı defalarca denemesine rağmen, açtığı onlarca davada Türk Adaleti’ni kandıramadı ve her seferinde “hukuk duvarına” çarptı.

MEHMET TATLICI TÜRKİYE’DE HUKUK DUVARINA ÇARPTIKÇA, SOLUĞU AMERİKA’DA ALDI, AMA “BİLDİK OYUNLARINI” DA ORALARA KADAR TAŞIDI

Burada uğradığı hüsranın “hayal kırıklığı” Mehmet Tatlıcı’yı aradaki denizleri, okyanusları aşarak yeni dünyaya, Amerika Birleşik Devletleri’ne “taşıdı”. Amerika’da da başta rahmetli babasının ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı’ya karşı olmak üzere yeni davalar açan Mehmet Tatlıcı, hep yapageldiği “ya tutarsa” kafasıyla oradaki mahkemeleri de yanıltmaya çalıştı.

Mahkemelere kasten yanlış bilgiler verdi; Türkiye’deki hukuk sisteminde olmayan kanun maddelerini varmış gibi gösterdi; davaya taraf olan mirasçıların ve karşı dava açtığı aile fertlerinin adres bilgilerini, oradaki mahkemelere “bilerek ve isteyerek” yanlış olarak bildirdi ve böylelikle davaya taraf olan veya aleyhine dava açtığı aile fertlerine gidecek tebligatların onların eline geçmesini engelleyerek, bu davalarda kendi istediklerini elde etmeye çalıştı, Mehmet Tatlıcı…

Normal bir insan aklı ve vicdanının asla kabul edemeyeceği bu davranışlar, Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yıllardır okurlarımızın ve kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Haber ekibimizin Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’deki araştırmaları, “can çıkar, huy çıkmaz” atasözünü hatırlatırcasına Mehmet Tatlıcı’nın aynı oyunlarla, Amerika’daki mahkemeleri yıllardır yanıltmaya devam ettiğini ortaya koymaktadır.

Amerikan Adaleti’nin Mehmet Tatlıcı gibi, Türk Adaleti’nin ve kamuoyunun malumu olmuş ve adı medyada hakkında çıkan onlarca olumsuz habere konu olmaya devam eden bir şahsın beyanlarını doğru gibi kabul ederek yıllardır “uyuması”, Mehmet Tatlıcı’nın yeni cinlikler ve türlü oyunlarla Türkiye’de “beceremediklerini” oralarda “becerebilme umudunu” bugüne kadar sürdürmesini sağladı.

TÜRKİYE’DE SUÇ OLAN MAHKEMEYE SAHTE BİLGİ VERME, AMERİKA’DA MEHMET TATLICI’NIN YANINA KAR KALIYOR…

Aslında, bütün bu yaptıklarının Türkiye’deki tanımı, yanlış ve sahte beyanlarda bulunarak adaleti yanıltmaktan açıkça işlenmiş bir suç olması kesinken, Amerikan Adaleti’nin Mehmet Tatlıcı gibi Türkiye’de yaptığı türlü hukuksuzlarla kamuoyunun ve adalet sisteminin malumu bir şahsı “gerçek yüzüyle tanımamasının” getirdiği bilgi eksikliği yanında; Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı ve Romanyalı avukat ve “iş ortaklarıyla” birlikte oluşturduğu bir işbirliği çetesinin de yardımıyla, oradaki hakimleri yanıltarak “mevzi kazanma” adına oynadığı bu oyunlarda, kendisini daha da cesaretlendirdiği görülmektedir.

Burada, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davalara taraf olan diğer mirasçılarla, aleyhine dava açtığı diğer aile fertlerinin adreslerini mahkemeye yanlış bilgi vererek “mevzi kazanma” hamlelerini “göremeyen” Amerikalı hakimler, ayrıca orada açtığı davalardan (kendilerine Amerika’daki mahkemelerden resmi bir mahkeme celbi gelmediği için) haberdar bile olmayan diğer mirasçılar ve aleyhine dava açtığı diğer aile fertleri de bütün bu oyunların “kurbanı” olmaktadır.

Mehmet Tatlıcı’nın bu akıl almaz oyunlarını Türk Adaleti’nin hiçbir zaman “yemedi”; ama aynı Mehmet Tatlıcı benzer oyunları Amerika’da rahatlıkla oynayabiliyor, çünkü Amerikan Adaleti ve orada açtığı davalara bakan hakimler bunu bir türlü “göremiyor”…

Bu gerçek de, Amerikan Adaleti’nin, filmlere ve televizyon dizilerine konu olan yüzlerce yaşanmış vakanın gösterdiği gibi, adaleti bir türlü yerine getiremediğinin bir başka kanıtı olmakta…

Aşağıda bu gerçekleri bir kez daha okurlarımıza hatırlatmak isteriz.

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki davalarında “adaleti yanıltma hamleleri”:

  1. Okuma-yazma bilmeyen, 90 yaşını aşmış bir annenin olduğu iddia edilen “parmak izi”

– Örneğin, Beyoğlu Aile Mahkemesi’nde görülen bir davada, Mehmet Tatlıcı’nın 7 Şubat 2010 tarihli ve ekinde annesinin parmak izini taşıdığı iddia edilen (1 Haziran 2010 tarihinde noter tercümesi de yaptırılmış) “Hakların Devri” başlıklı belgeyle, Amerika’nın Florida Eyaleti’nde açtığı davada, annesi Bedriye Hanım’ın, Mehmet Salih Tatlıcı’dan boşanması sonrası bazı haklarını Mehmet Tatlıcı’ya devrettiği iddia edilmişti.

Haber ekibimizin yaptığı araştırmalar, merhum işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın (teyzesinin kızı da olan) ilk eşi Bedriye Hanım’ın, doksan yaşını geçmiş ve okuma yazma bilmeyen bir insan olarak altına “parmak izini bastığı” iddia edilen bir belge ile, oğlu Mehmet Tatlıcı’ya “Hakların Devri” adı altında miras davalarına kendisi adına katılma hakkını vermesindeki bu belirsizliğin, hem Amerika’da hem de Türkiye’de uzun süredir farklı mahkemelerde devam eden hukuki süreçte de gündeme geldiğini ortaya koymaktadır.

Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da açtığı bu davada kullandığı belgenin doğrulanması amacıyla o tarihlerde annesi Bedriye Hanım’ın dinlenilmesi talep edilmiş ve bu amaçla Bedriye Gönüldaş’ın Beyoğlu Aile Mahkemesi tarafından 2010/37 talimat sayılı dosya kapsamında duruşmaya katılması gündeme gelmiş, ancak Mehmet Tatlıcı’nın annesi Bedriye Gönüldaş kendisine yapılan bütün bu tebligatlara rağmen çağrıldığı duruşmalara gelmemişti.

Kısacası, ortada Mehmet Tatlıcı’nın elinde Amerika’daki mahkemelerde bile kullandığı bir “Hakların Devri” belgesi var ve bu belgenin altında da okuma-yazma bilmeyen 90 yaşını geçmiş annesi Bedriye Hanım’a ait olduğu iddia edilen bir “parmak izi” var; ancak bu davalarla ilgili olarak (Amerikan Mahkemesi’nin Türkiye’deki dava sürecinde muhatabı olan Beyoğlu 1. Aile Mahkemesi aracılığıyla Bedriye Gönüldaş’ı mahkemeye davet eden talimatlarına rağmen) ortada Mahkeme’ye gelip de, “evet bu belgeyi oğlum Mehmet Tatlıcı’ya ben verdim, altında da benim ‘parmak izim’ var diyen” bir Bedriye Hanım yok… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’dan ‘Sahte Parmak İzi’ Hamlesi” haberi).

AMERİKAN ADALETİ DE, MEHMET TATLICI’NIN BÜTÜN BU OYUNLARINI MAALESEF “YEMEYE” DEVAM EDİYOR…

Çünkü Amerikan Adaleti, Mehmet Tatlıcı’nın buradaki “tezgahının” altında yatan şu sorulara cevap bulmaya çalışmıyor:

Bu “parmak izi” gerçekten Mehmet Tatlıcı’nın annnesi ve rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk eşi Bedriye Hanım’a mı ait?

Okuma ve yazması olmayan Bedriye Hanım, (altına parmak izi kullanılarak imza atılmış olduğu iddia edilen) bu “Hakların Devri” belgesinde neler yazdığını gerçekten biliyor mu?

Altına parmak izi attığı iddia edilen bu belge ile birlikte herşeyden haberdar ise, Bedriye Hanım neden adına yapılan Mahkeme çağrılarına cevap vermiyor ve bütün bunları doğrulamak adına Mahkeme’ye gidip ifade vermiyor?

Mahkeme’den kendi adına yapılan bu çağrılara Bedriye Gönüldaş’ın cevap vermemesinin ve bir türlü Mahkeme’ye gitmemesinin ardında, aslında bütün bu gelişmelerden haberdar olmaması mı yatıyor?

– Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı’nın annesi Bedriye Gönüldaş’a ait olduğunu iddia ettiği bu “parmak izi” sahte mi?

Amerikan Adaleti, bu soruların cevabını aramadığı için de Mehmet Tatlıcı yaklaşık on yıldır Türkiye’de yanıltamadığı adaleti pek ala oralarda parmağının ucunda oynatmaya devam etmekte…

Üstelik, Mehmet Tatlıcı’nın annesinin “parmak izi” olduğunu iddia ederek Amerika’daki mahkemeye sunduğu belgenin tamamen sahte olduğu da ortaya çıkmasına rağmen…

Yaklaşık 10 yıldır oynanan bu “hukuk komedisi”, tam da Mehmet Tatlıcı’nın istediği gibi oynanmakta ve onun açtığı davalara bakan Amerikalı hakimler de maalesef Mehmet Tatlıcı’nın tezgahına bir türlü uyanamamakta, bu “hukuk komedisine” imza atmaya devam etmektedirler…

  1. Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de olmayan kanunları var gibi göstermeye çalışmıştı:

Amerika’da açtığı davalarda Türkiye’deki avukatına hazırlattığı bir mütalaada, mevcut medeni kanunumuzda olmayan maddeleri varmış gibi göstermiş, mevcut kanun maddelerinin bazılarını da kendi istediği sonuçları elde etmek adına ingilizce tercümesinde kasten çarpıtarak, gerçeğinden farklı aktarmıştı. Bütün bu mütalaaları da “yeminli noterden” tasdik ettirdiği tercümelerle Florida’daki mahkemeye sunmuştu (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı Mahkemeyi Nasıl Yanıltıyor?” haberi).

Daha sonra “yeminli noterden tasdikli” bu sözde yeminli tercümelerin tamamen uydurma olduğu gerçeği ortaya çıktığında ise, büyük bir pişkinlikle “çevirmen kağıtları karıştırmış” diye işin içinden sıyrılmaya çalışmıştı. (Lütfen bakınız: “Göl maya tuttu hocam!” haberi).

Ayrıca, yine Florida’da açtığı bir başka davada da, Mehmet Tatlıcı, davaya konu olan bir muhatabın adresini, mahkemeye sahte bir adres vererek bildirmiş, mahkemenin muhataba yolladığı davet çağrısı da doğal olarak öyle bir adres olmadığından muhatabın eline ulaşmamış ve Mehmet Tatlıcı da bu “cinliği” ile davalı aleyhinde bir karar aldırmayı “başarmıştı”… (Lütfen bakınız: “Al dağlardan kengeri, ver devenin ağzına…” haberi).

  1. Mehmet Tatlıcı’nın, Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldığını Amerikan Adaleti’nden gizleme çabaları:

Mehmet Tatlıcı’nın Florida’da açtığı davalarda izlediği “ilginç” yollardan biri de, davaya konu olan taşınmaz varlıkların bedelini Türk Lirası’ndan altı sıfır atılmadan önceki duruma geri götürme cinliği olarak dikkat çekmekteydi:

Mehmet Tatlıcı, bir yandan da (31 Ocak 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan ve 1 Ocak 2005’den itibaren yürürlüğe giren) Türk Lirasından 6 sıfır atılması gerçeğini, Amerika’daki mahkemeleri kandırma maksadıyla kullanmaya da çalışmaktaydı.

Bunu yaparken ABD doları ve Türk Lirası arasındaki kur farkı bir yana, ayrıca bir de liradan atılan 6 sıfır üzerinden (bütün bunları yok sayan bir anlayışla) kendi kafasında “ince ayar” çeken Mehmet Tatlıcı, annesi Bedriye Hanım için boşanma tarihinde zamanın mahkemesince belirlenmiş aylık nafaka yükümlülüğü olan eski parayla 5.000.000 TL üzerinden, şu andaki Türk Lirası sanki buymuş gibi bir talep de iddia edebilmekteydi Amerika’da.

Oysa bu konuda Türkiye’deki yargı sürecinde, Türk Mahkemelerince verilmiş kararlar vardı ve liradan atılan bu 6 sıfıra göre, Türk Lirası değerleri Yeni Türk Lirasına dönüştürülerek hesaplanmaktaydı. Buna göre, Bedriye Hanım’ın nafaka alacağı manevi tazminata ilişkin eski Türk Lirasıyla 1.000.000.000 TL olan değer = 1.000 Yeni Türk Lirası ve Aylık nafakaya ilişkin eski Türk Lirasıyla 5.000.000 TL olan değer de = aylık 5 YTL’ye dönüşmüştü.

Üstelik ortaya çıkan bu tutarların güncellenmesi de söz konusu değildi. Hal böyleyken Mehmet Tatlıcı, Amerika’daki mahkemeye taşıdığı ve annesinin mağdur edildiğini iddia ettiği davada, Türk Lirasından atılan 6 sıfır gerçeğini göz ardı ederek “astronomik” paralar talep edebilmekteydi… (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın Florida’daki Yeni ‘Manevraları” haberi).

“YALANCININ MUMU YATSIYA KADAR YANAR”

Mehmet Tatlıcı, yukarıda verdiğimiz bilgiler ve kanıtlarının gösterdiği gibi Türkiye’de yanıltamadığı adaleti, Amerika’daki avukatı Jeremy Friedman’ın da yardımını alarak bu şekilde yanıltmaya devam ediyor, hem de tam 10 yıldır…

Ama bütün bu yaptıkları, elbette oradaki mahkemelerin de önüne gelecek ve o zaman bakalım Mehmet Tatlıcı, “adaleti” dünyanın başka hangi ülkesinde “aramaya” çalışacak?

Çünkü, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar”. Amerika’nın adalet sisteminin “yatsı anlayışı” bizdekinden farklı olsa da, Amerikalıların kendi dillerinde de benzer deyişler var: “Cheaters never prosper” gibi…

Bu deyişin işaret ettiği gerçek, tam da Mehmet Tatlıcı’nın ihtiyacı olan erdemli davranışa davettir:

 – İnsan haysiyetine yakışmayan işlerin peşinde koşanlar, yani namussuzlar, hiçbir zaman gerçek başarıyı elde edemez…

 – Bu yollara sapanların yaptıkları yanlarına kar kalmaz..

 Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki mahkemeleri yanıltmaya yönelik bu “ustaca” hamleleri, bugüne kadar açtığı davalara bakan çok sayıda hakimin dikkatinden kaçmıştır ve aslında bütün bu hakimler Mehmet Tatlıcı’nın ve avukatı Jeremy Friedman’ın adaleti yanıltma hamlelerinin de “kurbanıdır”. Ama, Amerikan Adaleti de “dürüstlükten sapanları” er veya geç “yakalayacaktır”…

Şimdi bugünkü haber-yorumumuzun konusunu da oluşturan Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davalarda mahkemeyi yanıltmak için başka neler yaptığını okurlarımızın bilgisine sunmak istiyoruz:

AMERİKA’DAKİ MAHKEMELERE DAVAYA MUHATAP OLANLARIN ADRESLERİNİ YANLIŞ OLARAK BİLDİRİYOR

Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de açtığı davalarda Türk Adaletini kandıramadığı için şansını Amerika’da açtığı davalarda yine “bildik yöntemleriyle”, yani “ya tutarsa” mantığıyla, oradaki hukuk sisteminin “açıklarından” da yararlanarak aramaya devam etmektedir.

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki mahkemeleri yanıltmak için kurduğu “tezgah” şu şekilde işlemektedir:

– Amerika’da hepsi de kendisiyle aynı soyadını taşıyan aile fertlerini hedef alarak açtığı davalarda, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı mirasın muhatabı olan diğer mirasçıların adres bilgilerini de, aleyhine dava açtığı aile fertlerinin adreslerini de mahkemeye yanlış olarak bildirmektedir, Mehmet Tatlıcı…

Mehmet Tatlıcı, bu süreçte mahkemeye, bir tek kendi adresini doğru olarak vermektedir; diğer tüm muhatapların adres bilgileri Mehmet Tatlıcı tarafından bilerek ve isteyerek ilgili mahkemeye yanlış olarak bildirilmektedir…

– Bu yüzden aleyhlerine dava açılanlar da, davanın muhatabı olanlar da, Amerika’daki mahkemenin esas adresleri zannederek başka yere yolladığı belgeler ellerine geçmediği için, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki bu tezgahından haberdar olamamaktadırlar.

KİMDİR MEHMET TATLICI’NIN AMERİKA’DA AÇTIĞI DAVALARIN MUHATAPLARI VE NEDEN ORADAKİ DAVALARDAN HABERDAR OLAMAMAKTADIRLAR?

Çünkü, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davalarda, (Türkiye’de görülmekte olan rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın geride bıraktığı mirasın muhatapları da olan) Tatlıcı ailesinin üyeleri, yani abisi Ahmet Tatlıcı ile vefat eden diğer abisinin evlatları Bedriye Kamer Tatlıcı ile Salih Ziya Tatlıcı ile aleyhlerine Türkiye’de ve Amerika’da onlarca dava açtığı, rahmetli Mehmet Salih Bey’in ikinci eşi ve 43 yıllık hayat arkadaşı Nurten Tatlıcı ile merhumun bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’nın adres bilgileri Mehmet Tatlıcı tarafından mahkemelere yanlış olarak bildirilmektedir.

Mehmet Tatlıcı, kendisinin de adresinin bulunduğu İstanbul’daki Beykoz Konakları olarak bilinen yerleşimi davanın muhatabı olan bütün tarafların da adresi olarak bildirmektedir, Amerika’daki mahkemeye; hem de Beykoz Konakları’nın güvenlik birimi ofisini adres olarak vererek bunu yapmaktadır Mehmet Tatlıcı…

Kendisi orada oturmaktadır, ama diğer mirasçıların adresleri Beykoz Konakları değildir, hele bu yerleşimin Güvenlik Birimi hiç değildir. Kısacası, Mehmet Tatlıcı hariç bu davanın diğer muhataplarının adresleri kesinlikle Beykoz Konakları’nda yer almamaktadır ve Mehmet Tatlıcı da bunu çok iyi bilmektedir. Ayrıca, Beykoz Konakları’nda çalışan güvenlik birimi de, üzerinde Tatlıcı yazan hiçbir mektubu ve kargoyu geri göndermemektedir, çünkü Mehmet Tatlıcı orada oturmaktadır. Hatta, bu arada Mehmet Tatlıcı oradaki güvenlikçilere bu konuda “talimat” bile vermiş olabilir, üzerinde “TATLICI” soyadı olan hiçbir belgeyi geri göndermeyin” diye; tabii, “bedelini” de karşılayarak…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida Eyaleti’nde açtığı davaya bakan mahkeme de, davanın muhataplarına tebligatlar gitti diye hareket ederek, davanın gidişatında bu muhatapların mahkeme sürecine (ellerine tebligat ulaşmadığı için Mehmet Tatlıcı’nın bu hamlelerinden haberdar olmadıklarından dolayı) katılamamasına istinaden kararlarını hep davaları açan Mehmet Tatlıcı’nın işine gelecek şekilde (ve Mehmet Tatlıcı’nın aleyhinde dava açtığı aile fertleri aleyhine) vermektedir.

Geçmişte, Uğur Tatlıcı’nın boşandığı eşine Amerika’daki mahkemeden gitmesi gereken tebligatlar yine Mehmet Tatlıcı’nın yanlış bilgi vermesi nedeniyle Beykoz Konakları’nın Güvenlik Birimine gelmiş, muhatabın eline geçmemesine ve muhatabın bundan haberdar olmamasına rağmen, Florida’daki mahkemeye ilgili tebligat muhatabın eline geçmiştir bilgisi gittiği için de, muhatabın oradaki dava sürecine (konudan hiçbir şekilde haberdar olmaması nedeniyle) katılmaması üzerine mahkeme de Mehmet Tatlıcı’nın lehine karar vermişti…

BEYKOZ KONAKLARI GÜVENLİKÇİLERİ, AMERİKA’DAN GELEN RESMİ MAHKEME TEBLİGATLARINI, MUHATAPLARI ORADA OTURMAMASINA RAĞMEN GERİ İADE ETMEDİ…

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’daki mahkemeye açtığı davanın muhataplarının adres bilgileri bilerek ve isteyerek yanlış olarak vermesi, Türkiye’de suçtur ve cezai yaptırımı vardır. Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de de onlarca miras davası açmıştı ve hepsi de kendisiyle aynı soyadını taşıyan bu aile fertlerinin resmi ikamet adreslerinin Beykoz Konakları olmadığını çok iyi bilmektedir.

Türkiye’de yapamadığını Amerika’da büyük bir pişkinlikle yapabilen Mehmet Tatlıcı, oradaki mahkemeleri bu yolla kandırmaya devam etmektedir.

Beykoz Konakları’nın Güvenlik Biriminde çalışanlar, Tatlıcı soyadıyla gelen bütün tebligatları almaya devam etmekte, dolayısıyla Amerika’daki mahkeme de bu tebligatlar muhataplarına gitti sanmakta ve davanın seyrinde buna göre (hiç de adil olmayan tek yanlı) kararlar vermekte.

Oysa gerçekte, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davaların muhatapları bütün bu gelişmelerden asla haberdar olmamakta, ancak oradaki mahkemelerin aleyhlerinde verdiği kararlardan sonra (ve iş işten geçtikten sonra) bunlardan haberdar olmaktadırlar…

Nasıl bir tezgah değil mi? Cevabını, okurlarımızın takdirine bırakıyoruz…

MEHMET TATLICI, BUNU HEP YAPIYOR…

Haber ekibimizin, Türkiye ve Amerika’nın yanında, Romanya ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde yaptığı araştırmaların neticesinde, Mehmet Tatlıcı’nın Amerikalı avukatı Jeremy Friedman ve Mehmet Tatlıcı’nın avukatı olarak tanıttığı ama esasında Romanyalı bir off-shore’cu “işadamı” olan Victor Stanciulescu ile birlikte kurduğu tezgahta da yine bildik adres oyunlarına tanık olmuştuk.

İçinde orada bulunduğunu beyan ettikleri şirketlerin esamesi bile okunmayan Bükreş, İstanbul ve Florida’daki adreslerin hepsi sahte çıkmıştı. Off-shore bankacılığı ile vergi kaçırmak ve esas kazançlarını gizlemek için gerçekleştirdikleri bu tezgahı ortaya çıkaran Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi, Mehmet Tatlıcı ve adamlarının gerçek yüzünü de ortaya koymuştu (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı’nın ‘İş Ortakları’ ve ‘Off-shore’ Oyunları” haberi).

Mehmet Tatlıcı, benzer cinlikleri Türk Adaleti’ne karşı yapamadığı için açtığı bütün davaları kaybetmiştir. Türk Adalet sisteminde adalet mekanizmasının bu tür saçma-sapan yollarla meşgul edilmesine izin verilmezken, Amerikan Adaleti’nde yaklaşık 10 yıldır bu “hukuk komedisine” nasıl devam edilmektedir, bir bilen varsa lütfen bize de anlatsın…

MEHMET TATLICI NEDEN TÜRKİYE YERİNE AMERİKA’DA “ADALET” ARIYOR?

Mehmet Tatlıcı’nın Türkiye’deki Adalet Sistemini kandıramadığı için, Amerika’da kendi kafasınca “adalet” arayışındaki çelişkiler yukarıda anlattıklarımızla da bitmiyor elbette. Oradaki hakimlerin mevcut kanunları “yorumlamada” yaşadıkları çelişkiler, sonuçta nedense hep Mehmet Tatlıcı lehine sonuçlar vermektedir.

Aşağıdakiler de bunlara örnektir:

Mehmet Tatlıcı, Amerika’da açtığı davalarda avukat olarak Jeremy Friedman isimli şahsı kullanmaktadır. Burada Mehmet Tatlıcı’nın yanında avukatı olarak tanıttığı ama aslında “off-shore’cu işadamı” olan Romanyalı Victor Stanciulescu da boy göstermektedir. Mehmet Tatlıcı’nın adı etrafında birleşen bu kurnazlar ordusuna, katılan bir başka isim daha var ki evlere şenlik: Josh Rosenberg. Bu şahıs, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı davalara resmi tereke temsilcisi sıfatıyla dava hakimi tarafından atanan bir avukattır.

Tarafsız olarak bu dava sürecinde yer alması gereken Josh Rosenberg, sürekli Mehmet Tatlıcı’nın “yanında” yer almakta, yukarıda ismi geçen diğer iş ortaklarıyla beraber rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın mirasıyla ilgili hukuki süreçte esas muhatabın Türkiye’deki Tereke Mahkemesi olmasına rağmen, Amerika’da adeta paralel olarak ikinci bir dava sürecinin devam ettirilmesine çalışmaktadırlar.

Türkiye’de yıllardır devam eden ama hep Mehmet Tatlıcı aleyhine sonuçlanan miras davalarına paralel olarak Amerika’da devam ettirilmeye çalışılan bu süreçte, Mehmet Tatlıcı ve yukarıda ismi geçen adamları, adeta Türk ve Amerikan Adaletiyle dalga geçercesine “organize bir tezgah” daha kuruyorlar…

MEHMET TATLICI VE ADAMLARININ TEZGAHI NASIL İŞLİYOR?

Mehmet Tatlıcı büyük bir “kurnazlık” örneği göstererek, aslında Amerika ile hiçbir şekilde ilgisi olmayan (ve esasen Türkiye’de görülmesi gerektiği için de ülkemizde devam eden) bu miras davalarını, türlü oyunlarla Amerika’ya taşımaya çalışıyor. Bunu yaparken bir yandan da, aslında Türkiye’deki rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesine (tereke: mirasa tabi her türlü taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile bunlara ait tüm borç ve alacaklar) ait olan Amerika’daki gayrimenkullerden elde edilen her türlü satış ve kira gelirlerini de, yine Amerika’da tutma “gayreti” içinde…

Mehmet Tatlıcı, Türkiye’de hemen her davada denediği, ama her seferinde de ülkemiz adalet sistemi tarafından “yakalanan” oyunlarını, bu sefer Amerika’ya taşıyarak orada “kazanmayı” deniyor…  Bunu da her zamanki “ya tutarsa” kafasıyla, yeniden ve yeniden sahnelemeye çalışıyor…

Yanında ise tarafsız bir hukukçu olması beklenen oradaki tereke temsilcisi Joshua H. Rosenberg, namı diğer Josh Rosenberg var ve bu avukat da adeta adaletin ondan beklediği tarafsızlığı bir yana bırakarak, kendini çok net bir şekilde, Mehmet Tatlıcı’nın çıkarlarını koruyan ve kollayan bir yere konumlandırmış durumda. Tarafsız olması gereken oradaki tereke temsilcisi Josh Rosenberg, Amerika’daki davaya bakan mahkemeyi de Mehmet Tatlıcı lehine etkileyerek, Türkiye’ye transfer edilmesi gerek yaklaşık 180.500 doların hala Amerika’daki BB&T Bankası’nın Miami Şubesi’nde tutulmasını sağlıyor.

TÜRKİYE’DEKİ TEREKE MAHKEMESİ, AMERİKA’DA TUTULMAYA ÇALIŞILAN PARANIN TÜRKİYE’YE İADESİNİ TALEP ETTİ, AMA…

Türkiye’deki miras davasına bakan ve Tereke Mahkemesi olarak da bilinen İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin, Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı bu davaya bakan mahkemeye ve muhatap bankaya yolladığı, rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın terekesine ait olan (ama Mehmet Tatlıcı ve adamları tarafından yukarıda açıkladığımız türlü oyunlarla Amerika’da tutulmaya çalışılan) tam 180.462,44 doların, Türkiye’deki tereke dolar hesabına transfer edilmesini talebi, Amerika’daki davalara bakan mahkeme tarafından sürekli geri çevriliyor…

Bu arada Mehmet Tatlıcı, adamı Romen Victor Stanciulescu, avukatı Amerikalı Jeremy Friedman ve de sözde tarafsız olması gereken ama sürekli Mehmet Tatlıcı’nın yanında yer alan oradaki tereke temsilcisi Josh Rosenberg, tüm masraflarını rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile oğlu Uğur Tatlıcı’nın karşılamasını talep ediyorlar. Bütün bunları da söz konusu mahkeme üzerinden yapıyorlar…

Yani, yukarıda ismi geçen şahısların bütün uluslararası uçak seyahatleri (elbette en pahalı sınıf olan Business Class’ta), Palm Beach’te Okyanus manzaralı lüks otellerde krallar gibi sefa sürerek ve Palm Beach’in en pahalı restoranlarında ziyafetler çekerek tüm harcamalarını Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya yüklemeye çalışıyorlar; Lüks restoranlardaki bu ziyafetlere sözde tereke temsilcisi avukat Josh Rosenberg de katılıyor, onun yediği içtiği de, ayrıca tüm masrafları da rahmetlinin eşi ve oğluna yüklenmeye çalışılıyor; Hem de oradaki davalarda mahkemeye kendi eliyle sunulan faturalar üzerinden ve mahkeme kararıyla…

Buradaki temel amaç da, Mehmet Tatlıcı ve adamları ve de onlara destek çıkan sözde tereke temsilcisinin içinde yer aldığı bu organize işlerle birlikte rahmetli Mehmet Salih Bey’in terekesine ait olan ve hukuken Türkiye’ye iade edilmesi gereken 180.462,44 doların Amerika’da tutulması (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Mehmet Tatlıcı ve Josh Rosenberg’in Yeni ‘Tereke Hortumlama’ Hamleleri” haberi).

MEHMET TATLICI DA ORADAKİ “YENİ İŞ ORTAKLARI ÜZERİNDEN” BÖYLELİKLE BİR TAŞLA ÜÇ KUŞ VURMAYI HEDEFLİYOR:

– Birincisi, oradaki sözde tereke temsilcisi, esasta kendi adamı olan Josh Rosenberg’i Uğur ve Nurten Tatlıcı üzerine tereke temsilcisi gibi gerçek niyetlerini arkasına sakladıkları “bir görev tanımıyla” salıyor;

– İkincisi, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın Amerika’daki terekesindeki paranın bu şekilde hortumlanarak kendi ceplerine gitmesini sağlıyor;

– Üçüncüsü de, “bana yar olmayan, başkasına da olmasın” kafasıyla, aslında Türkiye’deki tereke hesabına gönderilmesi gereken paranın bu tür oyunlarla bir yandan da erimesini sağlıyor. Zira o paradan mirasçı olarak Mehmet Tatlıcı’nın payına düşen çok küçük bir oran; Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın miras payları ise daha yüksek. Ayrıca, aslında Türkiye’deki diğer mirasçıların da bu para üzerinde hakları var.

Ama bütün bu diğer mirasçılar, Amerika’da dönen bu dolaplardan, (Mehmet Tatlıcı Amerika’daki mahkemeye bilerek ve isteyerek bunları yanlış olarak bildirmesi sonucunda), kendi gerçek adreslerine gerekli tebligatlar gelmediği için asla haberdar olmuyorlar…

Mehmet Tatlıcı da bütün bu tezgahla birlikte, ayrıca cebinden bir dolar para bile çıkmadan, uçaklarda business class’ta uçuyor, en iyi otellerin en pahalı odalarında kalıyor, lüks restoranlarda “yiyip-içip”, kurduğu bu organize işler örgütündeki iş ortaklarıyla birlikte keyif sürüyor. Bunların faturasını da, sözde tarafsız tereke temsilcisi avukat Josh Rosenberg eliyle Florida’daki mahkemeye sunuyor.

Nasıl bir tezgah değil mi? Bunun da takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

UZUN UÇAK YOLCULUKLARI YAPAMAYACAĞI DOKTOR RAPORUYLA KESİNLEŞMİŞ YAŞLI BİR İNSAN NEDEN ISRARLA AMERİKA’YA GELMEYE ZORLANIR?

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da açtığı (aslında Amerika Birleşik Devletleri ile hiçbir alakası olmayan ve orada açılmasına hukuken onay bile verilmemesi gereken) dava sürecinde mahkemenin atadığı bir arabulucu (hakem) ile davanın karşılıklı muhataplarının biraraya gelerek bir çözüm yolu bulunması kararı alınmıştı.

Ancak, bu davanın muhataplarından Nurten Tatlıcı, yaşı yetmişe gelmiş, uzun uçak yolculukları yapmasına sağlığı el vermeyen bir insan olmasına rağmen, Mehmet Tatlıcı ve avukatlarının mahkemeye dayatması ve mahkeme hakiminin de yanlış bir kararla desteklemesi sonucu ısrarla Amerika’ya gelmesi istenmektedir. Kendisinin yaşadığı Türkiye’den oradaki bu  (son derece insani gerekçelerle ve aslında yaşı ve sağlığı elvermediği için hukuki bir talebi de olarak) telefonla veya video-konferans yöntemiyle katılması aynı mahkeme hakimi tarafından çok sert bir biçimde reddedilmiş ve sağlığı uzun uçak yolculuklarını kaldıramayacak bu insan hakkında da bir hakime yakışmayan ifadeler kullanılmıştı.

Bu süreçte, Amerika’daki davaya bakan hakime tüm tarafları Türkiye’de yaşayan bu davanın muhataplarının hepsinin birden Türkiye’den Amerika’ya gelmesi yerine, masrafları Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından karşılanarak, arabulucu olarak atanan hakemin Türkiye’ye gelmesi ve bu oturumun onun huzurunda Türkiye’de yapılması bile teklif edilmişti. Ama Amerikalı hakim akıl almaz bir tavırla kendi kararında ısrar etmiş ve oraya sağlık nedenleriyle gidemeyecek insanları adeta tehdit ederek ve tüm davayı aleyhlerine sonuçlandıracağını da ima ederek Amerika’ya getirmeye çalışmıştı… Tatlıcı Gerçeklerinin yaptığı araştırmalar sonucunda bu kararı veren hakimin yahudi olduğu ortaya cıkmıştı.

TÜM BUNLAR DA MEHMET TATLICI’NIN İŞİNE GELMİŞTİ, ÇÜNKÜ…

Aynı hakim, adeta insanlık dışı bir kararla bu yaşlı insanın oraya gidememesi sonucu, Mehmet Tatlıcı ve (yanında avukatım diye takdim ettiği, aslında hiçbir hukuki süreçte yer almayan ve sadece boy gösteren ve de) aslında off-shore’cu “bir işadamı” olan Victor Stanciulescu’nun tüm masraflarını da (business class’ta uçak yolculuğu, Palm Beach’in en pahalı otellerindeki lüks odalarda konaklama, en pahalı restoranlardaki yeme-içme masrafları dahil) oraya haklı nedenlerle gidemeyen Nurten Tatlıcı ve oğlu Uğur Tatlıcı’ya “ceza olarak” kesmişti.

Bu hakimin dava duruşmalarındaki tek taraflı tavırları ve kararları Amerikan adalet sisteminde görülen bir uygulama değildi ve bir süre sonra da davaya bir başka hakim atandı. Ama karar karardı ve Mehmet Tatlıcı ve adamlarının lüks içindeki hayatlarının faturası Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya yüklenmeye devam etti.

Ayrıca, Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın haklı nedenlerle, (bunlardan biri de, rahmetli Mehmet Salih Bey’in ölüm yıl dönümüne denk gelen günlere bu arabuluculuk görüşmesinin konulmasıydı) Amerika’ya gidememeleri, davaya bakan hakimin adeta hukuk dışı bir yorumla tüm dava sürecini Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine sonuçlandıracağı tehdidiyle birleştiğinde, Mehmet Tatlıcı’nın neyin peşinde olduğunu çok açık ve net olarak ortaya koymuştu…

Zaten Mehmet Tatlıcı, bu yüzden Amerika’da davalar açmakta ve böyle saçma-sapan hakemli-arabuluculuk süreci işletmeye çalışmaktadır. Oysa, esas miras davaları Türkiye’de görülmektedir ve bu davaların esas yeri Amerika asla değildir. Ancak, Mehmet Tatlıcı, Amerikan Hukuk Sistemindeki “gri noktalar” üzerinde bu tür oyunlarla yol alma cinliği peşindedir…

AYNI MAHKEME, BU SEFER BİR BAŞKA HAKİMLE YENİ BİR HAKEMLİK-ARABULUCULUK SÜRECİ İSTEMEKTEDİR. BU YAŞLI İNSANIN ORAYA GELEMEYECEĞİNİ BİLE BİLE…

Burada ne yapılmak istenmektedir? Amerika’nın Türkiye’de terör örgütlerine yardım ettiği gerekçesiyle adı bir ceza davasında geçen bir din adamı (rahip Andrew Brunson) için yaptıklarına bakın, bir de bir Türk vatandaşına…

Nisan ayında yapılması planlanan bu arabuluculuk görüşmesine elbette sağlık nedenleriyle gidemeyecek olan Nurten Tatlıcı’ya bakalım bu sefer davaya atanan yeni hakim, telefonla veya video-konferans yoluyla katılmasına izin verecek mi? Yoksa o da, tıpkı bir önceki hakim gibi kendi halinde yaşayan ve her yeni güne yaklaşık 10 yıl önce yitirdiği eşinin kabrini ziyaret ederek başlayan bu yaşlı insanı asla uçamayacağı ve en az 14 saat süren bu uçak yolculuğuna mı zorlayacak?

Amerikan adaletinin adı terör örgütüne yardım suçuna karışan Amerikalı bir din adamı için insanlığı hatırlayan, ama sağlığı ve yaşı Türkiye’den Amerika’ya gitmeye el vermeyen bir Türk vatandaşı için ise insanlık bir yana, hukuken bile doğru olmayan ve görevlendirdiği hakim üzerinden adeta hakarete varan tavırlarla son derece haklı taleplerini reddeden çifte standartı, bakalım bu sefer nasıl işleyecek?

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak bu insanlık dışı tavırların takipçisi olmaya devam edeceğiz…

Bunun yanında, haber merkezimizin edindiği bilgilere göre, Mehmet Tatlıcı Florida mahkemesine sunduğu son dilekçede, yıllardır kendilerine yanlış adres yüzünden bir tek tebligat ulaşmamış diğer mirasçıları da bu arabuluculuk-hakemlik sürecine davet ettirmiş, hatta katılımlarını dahi garanti etmiş…

AMERİKAN ADALETİ, ÜLKESEL VE YEREL KARARLARI VE HUKUK UYGULAMALARINI GÖRMEZDEN GELİYOR

Mehmet Tatlıcı’nın Amerika’da dava açıp da bu “hukuk komedisini” Amerikan Adaleti’nin adaletsizliği temelinde, bu ve önceki haberlerimize konu olan türlü oyunlarla bugüne kadar taşımasını; hele, verdiği yanlış adres bilgileriyle davanın muhataplarının hiçbir hukuki gelişmeden haberdar edilmemesi gibi normal bir insan aklı ve mantığı içinde bile bir yere oturtulması zor bütün bu hamlelerini bir yana bırakalım…

Burada, konunun bir de Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nın belirlemiş olduğu, ancak aralarında bir çok Avrupa ülkesinin yanında Türkiye’nin de doğal olarak yer aldığı ülkesel/yerel standartlarla da önemli ölçüde çelişen yönleri vardır:

Lahey Adalet Divanı’nın belirlediği, ancak Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupa ülkelerinin karşı çıktığı hukuki standartlarda (örneğin 10. Madde) bir başka ülkede ikamet eden muhataba yollanan kendi dilinden olmayan resmi belgenin, gerçek muhatabına tebliğ edilirken onun anlayacağı kendi ana dilinde tercümesiyle birlikte verilmesi gerektiği şartı öne sürülmektedir.

Ayrıca, muhatabın esas ikamet adresinin dikkate alınarak hukuki süreçlerin işletilmesi gerektiğinin de altı çizilmektedir. Hele, sahte adres bilgileriyle esas muhatabına ulaşmayan tebligatların neticesinde söz konusu muhatap, bunu haklı ve ispatlayacağı gerekçe ve belgelerle mahkemeye sunduğunda; ilgili mahkemenin bunu dikkate alarak yeniden değerlendirme yapmasının uluslararası bir uygulama olarak kabul edilmesi gerektiğine yönelik Avrupa ülkelerinin kabul ettiği standartlar da ortadayken…

Ancak Avrupa ülkelerinin kabul ettiği bu standartların, Mehmet Tatlıcı’nın “türlü dümenlerle” Amerika’ya taşıdığı davalarda maalesef “Amerikan Adaleti” tarafından en ufak kabulünü bile bugüne kadar göremedik; ama takipçisi olmaya devam edeceğiz…

Zira, Mehmet Tatlıcı’nın (Amerika’daki hukuk uygulamalarında) böyle bir “boşluk” yakaladığı Amerikan Adalet Sisteminin buradaki çelişkisi, esas ikamet adresi Türkiye olan davanın muhataplarının sanki Amerika’da ikamet ediyormuş gibi değerlendirmesi, bu muhataplara Amerika’daki mahkeme kararlarını muhatapların ana dili olan Türkçe’ye çevrilmeden yollanması gibi haksız uygulamalara göz yummasıdır.

Bir de bunlara, Mehmet Tatlıcı’nın bilerek ve isteyerek Amerika’daki mahkemeyi yanıltmak maksadıyla davanın muhataplarının esas adresleri yerine, ikamet etmedikleri Beykoz Konakları’nın üstelik bir de Güvenlik Hizmetleri Birimini adres göstermesi eklenince, (oradaki görevlilerin de “bir şekilde” bu tebligatların muhatabı sanki kendileriymiş gibi Amerikan mahkemesine “tebligat alındı” bilgisini geçmesiyle), ortaya Amerikan Adaleti değil, düpedüz Amerikan Adaletsizliği çıkmaktadır…

Dolayısıyla, Mehmet Tatlıcı Amerika’daki hukuk uygulamalarındaki boşluktan yararlanarak tam bir “maden” bulmuştur. Mehmet Tatlıcı, bu “madenden” yararlanarak, Türkiye’de zaten görülmekte olan davaları, Amerika’daki mahkemenin atadığı ve tarafsız olması gereken tereke temsilcilerini da yanına alarak ve Amerikan Adalet sisteminin çarpıklığı neticesinde tam bir hukuksuzluk örneği olarak, oralara kadar taşımakta; (binlerce örnekten sadece birkaçını aktaracağımız aşağıdaki gerçeklerin de işaret ettiği) yanlış mahkeme kararları ve uygulamaları üzerinden, masum insanların hakkının teslim edilmesi yerine, “sahtekarların” oyun alanı bulduğu bir adaletsizlik içinde yolunu bulmaya çalışmaktadır…

ADALETSİZLİĞİN GLOBAL SİMGESİ: AMERİKAN ADALET SİSTEMİ

Amerikan adalet sisteminde mahkemelerde yargıçların verdikleri kararlarda mevcut kanunları yorumlamakta sıkıntılar yaşadıklarına dikkat çekerek pek çok masum insanın yanlış yargılama sonucu yıllarca boş yere hapis cezası çektiklerini ortaya koyan binlerce gerçek vaka vardır:

– Örneğin, Washington Post gazetesinde, 20 Temmuz 2015 tarihinde “Amerikan Mahkeme Sistemi Cezai Olarak Adaletsizdir” başlıklı Ana Swanson imzasıyla yayımlanan bir haberde, yargıçların kanunları yanlış yorumladıklarını ve mahkemelerden adil olmayan kararların çıktığına yönelik çok sayıda örneğe yer verilmektedir.

– Yine, National Review kaynaklı bir başka Amerikan yayın organında çıkan, “Amerikan Adaletinin Yanlışları” başlıklı Conrad Black imzalı haberde de, Amerikan adalet sistemindeki adaletsizlik örneklerine işaret edilmektedir.

– 24 Temmuz 2015 tarihli Washington Post gazetesinde, Samuel R. Gross isimli bir hukuk profesörünün imzasıyla çıkan “Amerika’da haksız mahkumiyetler şaşırtıcı sayıda” başlıklı yorumda ise yine çok çarpıcı adaletsizlik örneklerine yer verilmiştir

(İngilizce bu kaynak için ayrıntılı bilgi: https://www.washingtonpost.com/opinions/the-cost-of-convicting-the-innocent/2015/07/24/260fc3a2-1aae-11e5-93b7-5eddc056ad8a_story.html?utm_term=.160b60711df8)

Örneğin, Rafael Suarez isimli bir sanık Tucson şehrinde 1997 yılında işlemediği bir suç yüzünden yanlış yargılama sonucu 5 yıl hapis cezasına çarptırılmış, gerçekler 2000 yılında ortaya çıkınca üç yıl boş yere hapis yatarak cezaevinden salıverilmiştir. Bu arada, Suarez evini ve işini kaybetmiş, eşi kendisini boşamış, biri kendisi cezaevindeyken dünyaya gelen olmak üzere üç çocuğunun üzerindeki babalık hakları elinden alınmış ve masumiyeti ispatlandıktan sonra bile kendisine tek bir dolar tazminat dahi ödenmemiştir…

Ama bu daha bir şey değil; Aşağıdaki örnekler adaletsizliğin esas boyutunu ortaya koymakta…

Okurlarımıza bu örnekten yola çıkarak, Amerika’daki daha trajik insan öykülerini hatırlatmak istiyoruz:

Masum bir insanın yanlış mahkeme kararlarıyla bir gün bile hapis yatması, hukuk, adalet ve insanlık adına büyük bir utanç iken, yukarıda bahsi geçen Rafael Suarez’in haksız yere üç yıl cezaevinde tutulmasını geri plana atacak çok sayıda örnek mevcuttur, Amerikan Adaletsizlik sistemi içinde:

– Örneğin, Michigan’da Ledura Watkins isimli bir erkek, cinayet işlediği gerekçesiyle haksız yere 41 yıldan fazla bir süre haksız yere cezaevinde tutulmuş, yanlış delillerle yargılama olduğu sonradan ortaya çıktığı için 20 yaşında girdiği hapisten 61 yaşında salıverilmiştir

Bitmedi, daha da trajik insan öyküleri var:

– Örneğin, yanlış yargılama ve hakimlerin kanunları yanlış yorumlamaları ve uygulamaları nedeniyle,  Walter Lomax 46 yıl, Paul Gatling ise tam 52 yıl haksız yere hapis yatmışlardır…

 Hakimlerin yanlış yargılamaları sonucu ömürlerini hapiste geçirmek zorunda kalan bu üç talihsiz insanın ortak yönü ise derilerinin renginin siyah olmasıdır. İlk örnekteki Rafael Suarez ise Latin kökenlidir.

Kısacası, Amerikan Adaletsizliğinin sillesini yiyen bu talihsiz insanların hiçbiri her nedense “beyaz” Amerikalı değildir.

Irkçılığın hala kol gezdiği Amerika’nın güney eyaletlerinden Texas’ın Harris County bölgesi ise, özellikle beyaz olmayan Amerikalıların haksız yere mahkumiyetler aldığı ve ömürlerini hapiste geçirmek zorunda kaldığı yanlış yargılamaların adeta merkezi durumundadır:

Harris County için sadece 2015 yılında 40’ın üzerinde ve 2016 yılında da, yaklaşık 50 haksız yargılama tespiti yapılmış ve bu insanlar aylarca ve yıllarca haksız yere hapis yattıktan sonra beraat edip, özgürlüklerine kavuşmuşlardır.

Burada, uğradığı adaletsizlik yüzünden trajik yaşamı film yapımcılarının da dikkatini çekerek adı filmlere, belgesellere ve televizyon dizilerine de konu olan Steven Avery davası da (bakınız: Making a Murderer isimli 2015 yılında yapılan Netflix dizisi), Amerika’daki yanlış yargılama örnekleri içinde en dikkat çekici olanlardan biridir:

Wisconsin eyaletinde, Steven Avery isimli bir erkek, yanlış  yargılama neticesinde 1985 yılında cinayet suçlamasıyla 20 yıl hapis cezasına çarptırılmış, 18 yıl hapis yattıktan sonra gerçek ortaya çıkmış ve salıverilmiştir…

Cezaevinden çıktıktan sonra yanlış yargılamaya ve tutuklamaya neden olan Emniyet ve Savcılık makamları aleyhine 2003 yılında 36 milyon dolarlık tazminat davası açan Steven Avery’nin başına gelenler bununla da kalmamış; kendisi bir başka cinayet soruşturması kapsamında tutuklanmış ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Burada aleyhlerinde dava açtığı ve tazminat istediği emniyet mensupları ve savcılarının düzmece delillerle başka bir cinayeti Steven Avery üzerine atarak bu cezadan kurtulmak için bunu tertiplediklerine yönelik ciddi rivayetler vardır, ama (gayet doğal olarak) ispatlanamadığı için Steven Avery ömür boyu hapis cezası almıştır.

Yanlış yargılamaların temelinde yatan, yanlış sanık yaratan polisler değil, yanlış yargılamalar yapan hakimlerdir…

Yukarıda, Amerikan Adalet sisteminin adaletsizliklerine dikkat çeken yorumu yapan Samuel R. Gross isimli hukuk profesörü, bu tür adaletsizliklerde suçun yanlış tutuklamalar yaptıkları iddiasıyla polis memurlarına atılmasına karşı çıkarak, bu adaletsizliklerdeki esas adresin, mahkemelerdeki yargı süreci ve bu süreçte yer alan hakim, savcı ve avukatlar olduğunun altını çizmektedir.

Bu gerçek de, Amerikan Adaletsizliğinin boyutunu ortaya koymaktadır:

HAKSIZ YERE HAPİSTE YATANLARA VERİLEN CEZANIN TOPLAMI: TAM 1478 YIL…

Sayıları yüzlerce, binleri bulan haksız yere hapis cezasına çarptırılmış, bir kısmı da haksız yere idam edilmiş bu insanların aldığı mahkumiyetlerin yıl olarak toplamını veren Niraj Chokshi isimli gazetecinin New York Times’ta 14 Mart 2018 tarihinde yayımlanan haberinde, yanlış yargılama yüzünden masum oldukları halde hapis yatanların toplamda haksız yere tam 1478 yıl hapis cezasına çarptırıldıklarından söz edilmektedir (ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: https://www.nytimes.com/2018/03/14/us/convict-exonerations-2017.html).

AMERİKA’DAKİ HUKUK SİSTEMİNİN İŞLEYİŞİNDEN MAĞDUR OLAN İNSAN SAYISI BİNLERCEDİR.

Hukuk profesörü Samuel R. Gross’un yaptığı araştırmaya göre, Amerika’da mahkemelerin verdiği her 25 ölüm cezasından birinin daha sonra masum insanlara verildiği ortaya çıkmaktadır. Gross’un yorumuna göre bu yüzde 4,1’lik haksız idam cezaları bile sonuçta çok sayıda masum insanın hayatını sonlandırabilmektedir. Gross, haksız yere idam edilen insanlar üzerine yaptığı araştırmanın trajik sonuçlarını Amerikan kamuoyuyla paylaştıktan sonra bu tür yanlış yargılamalar, medyada da genişçe yer bulmaya başlamıştır.

Bugün Amerikan cezaevlerinde 2 milyondan fazla insan yatmaktadır. Yüzde birlik bir haksız mahkumiyet bile onbinlerce masum insanın hapislerde boş yere yatmakta olduğuna işaret etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri, “dünyaya adaleti getireceğim” kisvesi altında topuyla, tüfeğiyle, atom bombalarıyla ve “ölüm kusan ‘modern’ silahlarıyla”, dünya çapında yüzbinlerce masum insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş, milyonlarca insanı mağdur etmiş, evsiz bırakmış, sevenlerinden koparmıştır. Geride bıraktığı bu enkaz ve insanlık dramı, geçmişte Japonya’da, Vietnam’da, Orta Amerika ülkelerinde yaşananlarla hala hafızalardadır. Günümüzde ise Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de milyonlarca insan evsiz yurtsuzdur.

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ, KENDİNİ “DEV AYNASINDA” GÖRÜP “DÜNYAYA ADALET GETİRME” YERİNE, DÖNÜP DE KENDİ ADALET SİSTEMİNDEKİ ADALETSİZLİKLERE BAKSA İYİ OLUR.

Zira, yaptıkları ülkemizi de derinden etkilemektedir: Örneğin, elinde yüzlerce insanımızın kanı olan Fethullah Gülen’i hala “misafir etmektedir”; PKK ve PYG gibi terör örgütlerine açıktan silah ve mühimmat desteği vermektedir; NATO üyesi Türkiye’ye karşı anlamsız gerekçelerle ambargo uygulamaya bile teşebbüs edebilmekte, Türkiye’yi dünya çapında itibarsızlaştırmaya, bakanlarını adeta suçlu gibi göstermeye, Türk ekonomisini de bu yollarla zarara uğratmaya çalışmaktadır.

Bunu da, terör örgütüne yardım ettiği gerekçesiyle adı bir ceza davasına karışmış Amerikalı bir “din adamı” (Andrew Brunson) üzerinden yapmaktadır. Adı, FETÖ adlı terör örgütünün başı olduğu tescil edilmiş bir Türk “din adamı” Fethullah Gülen söz konusu olduğunda ise, Amerikan Adaletinin cevabı, “yeterli kanıt yok” olmaktadır…

FETÖ elabaşısı Fethullah Gülen’i bu kadar seven Amerikan Adaleti’nin şimdilerde Mehmet Tatlıcı’ya bu kadar kol kanat germeleri de bize bir başka gerçeği hatırlatıyor:

Türkiye’de kendi aile fertlerin hedef alarak açtığı davaların hepsi de beraat kararlarıyla, yaptığı haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddilar taşıyan suç duyurularının hepsi de savcılık soruşturmalarında kovuşturmaya gerek bulunmadığı için reddedilmiş Mehmet Tatlıcı’nın, bu süreçte yanında olan avukatlarının, onun hukuksuz ve mesnetsiz iddialarını gerçekmiş gibi kabul edip haksız yere davalar açan savcıların ve de bütün bunları tek taraflı haberleriyle çalıştıkları gazetelerde masum insanları itibarsızlaştırmak için kaleme alan sözde gazetecilerin hepsinin de FETÖ üyesi olmaktan yargılanmış, hapis cezası almışı veya firari olarak yurt dışında aranmakta olması acaba bir tesadüf müydü?

Neydi, Mehmet Tatlıcı’nın yolunun tüm bu FETÖ’cülerle kesişmesindeki esas gerçek? (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “FETÖ Soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” haberi).

Bu kadar söylüyor ve takdirini okurlarımıza bırakıyoruz…

Tatlıcı gerçekleri olarak, tüm hukuksuzlukların peşinde olmaya devam edeceğiz, adres Amerika Birleşik Devletleri olsa bile…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top