Miras Oyunlarında “Bozacının Şahidi Şıracı”

bozacinin-sahidi-siraci.jpg

Rahmetli iş adamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının üzerinden 8 yıl 8 ay geçti, ama bin bir emekle oluşturduğu ve ailesine bıraktığı mirası bir türlü paylaşılamadı. Kendi canından, kendi kanından evlatları ve torunları önce vasiyetini ortadan kaldırmaya çalıştılar, sonra da kendilerine bırakılan milyonlarca dolarlık miras paylarını yeterli bulmayıp yeniden miras paylaşımı istediler. Bu mirasçılar, 8 yıldır her türlü hukuk oyununu denemelerine rağmen emellerine ulaşamadılar. Merhum iş adamının bu pek hayırlı evlat ve torunları şimdilerde her zaman olduğu gibi içine medyadaki yandaşlarını da katarak yeni hesaplar, yeni hukuk cambazlıkları peşindeler…

Bugünkü haber yorumumuzda, Mehmet Salih Tatlıcı’nın milyar dolarlar biçilen mirasından daha fazla pay almak adına, kendi evlat ve torunlarının ne tür hesaplar peşinde koştuklarını; bütün bunları yaparken de, adı FETÖ soruşturmalarında geçen ve artık kamuoyunun malumu olmuş Dinçer Gökçe gibi sözde gazetecilerden nasıl hala medet ummaya devam ettiklerini örnekleriyle açıklayacağız…

MEHMET SALİH BEY VE MİRASI

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Bey, çok küçük yaşlarda atıldığı iş hayatında, azmi ve çalışkanlığıyla büyük başarılara imza attı ve 22 Şubat 2009 tarihinde hayata gözlerini yumduğunda geride, içinde Tat Towers gibi önemli varlıkların da bulunduğu çok sayıda gayrı menkulü ve paha biçilemeyen geniş bir sanat eserleri koleksiyonunu da kapsayan, sonuçta milyar dolarlarla açıklanan hatırı sayılır bir miras bırakmıştı.

Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının hemen ardından, yıllar öncesinde hazırlamış olduğu 2 Ağustos 1994 tarihli resmi vasiyetnamesi ortaya çıktı. Merhum işadamı vasiyetnamesinde, kendisini ölümle tehdit ettikleri nedeniyle ilk evliliğinden oğulları Ahmet Tatlıcı ve Ali Tatlıcı’yı mirasından ıskat etmiş, yine bu evlilikten olan diğer oğlu Mehmet Tatlıcı ile torunlarının ise mirasından saklı payları oranında yararlanmalarını istemişti.

Rahmetli işadamı, ikinci eşi Nurten Tatlıcı ile bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya da mirasının kalan kısmını bırakmıştı.

VASİYETNAMEYİ BEĞENMEYİP İPTAL DAVASI AÇAN “HAYIRLI EVLATLAR”

Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesindeki miras paylaşımından memnun kalmayan ilk evliliğinden çocukları, Mehmet Tatlıcı, Ahmet Tatlıcı ve daha önce vefat etmiş olan oğlu rahmetli Ali Tatlıcı’nın çocukları Salih Ziya Tatlıcı (şimdilerde Titiz ailesi tarafından evlat edinilmiş ve soyadını Titiz olarak değiştirmiştir) ve Bedriye Kamer Tatlıcı daha fazlasını talep ederek, rahmetlinin vasiyetnamesinin iptali ve mirasının tespiti için davalar açtılar.

KAYBETMEYE DOYMADILAR

Yıllar süren bu davalar, davacıların akla hayale gelmeyecek oyunlarına, medyadaki yandaşlarının taraflı haberlerine ve türlü hukuk cambazlıklarına rağmen aleyhlerine sonuçlandı. İlgili yerel mahkemeler, Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesinin geçerli olduğu ve miras tespitinin de, mevcut medeni kanunda belirtilen şartlara göre yapılmasının gerektiği yönünde kararlar aldı.

Kaybetmeye doymayan bu hayırlı evlat ve torunların yerel mahkemelerin aldığı bu kararlara itirazları da Yargıtay aşamasında reddedildi ve sonuçta, merhum işadamının resmi vasiyetnamesi de, miras paylaşımı için öngördüğü kararlar da kesinlik kazanmış oldu.

VASİYETNAMEYİ İPTAL ETTİREMEYENLER, “YENİ HAMLELER” PEŞİNDE…

Yaşadıkları hüsranın ardından başta Mehmet Tatlıcı olmak üzere, Ahmet Tatlıcı ve Salih Ziya Tatlıcı (Titiz) “yine senkronize olarak” yeni oyunlarını devreye sokmakta gecikmediler.

Bu hayırlı evlat ve torunlar, emirlerindeki avukat ordusu ve hukuk danışmanları ile birlikte ve her zaman olduğu gibi medyadaki yandaşlarının da “kamuoyu oluşturma” destekleriyle, “yeni hamleler” peşinde koşmaya başladılar…

ORTADA KESİNLEŞMİŞ BİR VASİYETNAME VAR AMA NE GAM, İZALE-İ ŞÜYU DAVASINI KABUL EDEN HAKİMLER DE VAR…

Türk adaleti rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesinin geçerli olduğu yönünde kesinleşmiş bir karar vermiş olmasına rağmen, adalet sistemimizden temizlenen FETÖ’cü hakimlerin yerine atanan ve yeterliliği tartışılan bazı tecrübesiz hakimlerin “ilginç” kararları da burada devreye girmeye başladı.

Daha önceki haberlerimizde yer verdiğimiz gibi, örneğin İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Mikail Şeker, 5 Ekim 2017 tarihinde verdiği bir karar ile Mehmet Tatlıcı’nın açtığı izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davasını kabul etti, etmekle de kalmadı diğer mirasçılar Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan seçimlik haklarını kullanmaları için kendilerine sadece iki haftalık bir süre verdi… (Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “3. Sulh Hukuk Hakimi Mikail Şeker’in İlginç Kararları” haberi).

Yüzlerce farklı gayrı menkulün içinde yer aldığı bir tereke (mirasa tabi mal varlıkları) üzerinde, insanların iki hafta gibi kısa bir sürede nasıl olup da bir karara varabileceklerini düşünmektedir hakim Mikail Şeker?

“İLGİNÇ” KARARLARA İMZA ATAN HAKİM MİKAİL ŞEKER KİMDİR?

Daha önce Al Baraka Türk isimli bir finans kuruluşunda ve İstanbul Üsküdar’daki Reşad Hukuk Bürosu’nda avukat olarak çalışan ve hakimlik tecrübesi olmayan Mikail Şeker, adalet sistemimizden temizlenen FETÖ’cülerden boşalan hakim kadrolarına çabucak atanan hakimlerden biri oluverdi…

Hakimler ve Savcılar Kurulu kararıyla 12 Ekim 2016 tarihinde mesleğe kabul edilerek Çorum Kadastro Mahkemesi’ne atanan Mikail Şeker, tam 7 ay 12 gün sonra da İstanbul 3. Sulh Hukuk hakimi olarak buluverdi kendini…

Hakimlik kariyerinde bu kadar kısa sürede büyük bir şehre tayin edilen başka bir hakim var mıdır acaba?

Hakimlik kariyerinde bu kadar “hızlı” bir şekilde “yükselişe geçen” Mikail Şeker’in, yukarıda ve daha önceki haberlerimizde açıkladığımız “ilginç” ama hukuken tartışmalı kararlarının arkasında hangi gelişmelerin olduğunu da araştırıyoruz. Zira burada kamu vicdanı adına üzerinde durulması gereken bir hukuk kazası vardır ve bunlar gazetecilik sorumluluğumuz gereği olarak da araştırılmalıdır.

“ADI ÇIKMIŞ GAZETECİLER” DE, DİNÇER GÖKÇE BAŞTA OLMAK ÜZERE, YİNE DEVREDE…

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatından beri geride bıraktığı kederli ailesi üzerinde sadece Mehmet Tatlıcı, Ahmet Tatlıcı ve Salih Ziya Tatlıcı’nın açmış olduğu haksız-hukuksuz davalar ve onlarca mesnetsiz suç duyurusu değil, medya üzerinden de oynanan bir itibarsızlaştırma kampanyası ve bilgi kirliliği yaratma hamleleri devreye sokulmuştu…

Merhum işadamı Mehmet Salih Bey’e hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olmuş ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve bu evlilikten dünyaya gelen en küçük oğlu Uğur Tatlıcı, medyanın bu tür tek taraflı haberlerinin hedefi olmuştu. Bu haberleri kaleme alan “gazetecilerin” başında da Dinçer Gökçe gelmekteydi…

KİMDİ DİNÇER GÖKÇE VE NEDEN FETÖ’NÜN MEDYA AYAĞINA YÖNELİK SORUŞTURMA VE GÖZALTINA ALMALARDA ADI GEÇMİŞTİ?

Basındaki bazı “haberciler” tarafından kaleme alınan bu “haberler”, sadece Mehmet Tatlıcı’nın “bir duyum üzerine” savcılıklara yaptığı asılsız suç duyurularına dayandırılırken, kişilik haklarına saldırılan ve adeta kamuoyu gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışılan Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın görüşleri ise bu “haberlerde” nedense hiçbir zaman yer almıyordu.

Bu tür sözde haberlere imza atanlardan biri olan Dinçer Gökçe, Doğan medya Grubu içinde yer alan ve Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetelerinden Hürriyet’in ekonomi haberleri yazan bir gazetecisiydi ve daha sonra da İnternet editörü olmuştu.

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine açtığı davaların görüleceği duruşmaların hemen öncesinde, günlük basında hepsi de aynı muhabirler tarafından yazılan, ama temelinde Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırma ve küçük düşürme amacını taşıyan asılsız “haberlere” imza atanlardan biriydi Dinçer Gökçe ve onlarca bu tür “habere” imza attı “gazeteci” Dinçer Gökçe…

Bu “haberleri” yazan Dinçer Gökçe, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde açtığı davaların her defasında reddedildiğini veya beraat kararlarıyla sonuçlandığını da, yine Mehmet Tatlıcı’nın asılsız iddialarla yaptığı suç duyurularının her defasında takipsizlikle sonuçlandığını da asla ve asla haber konusu bile yapmamıştı. İşte tam da böyle bir “gazetecidir” Dinçer Gökçe (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “Çamur Siyasetine Medya Desteği” ve “Hep Aynı ‘Ekip’, Hep Aynı ‘Senaryo” haberleri).

Derken, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sonrası soruşturmaların şüphelileri arasında gördük Dinçer Gökçe’yi. FETÖ’nün medya yapılanmasını ortaya çıkarmak için yapılan soruşturmalarda gözaltına alınan gazetecilerden biri oldu Dinçer Gökçe. Aynı soruşturmalar kapsamında yukarıda bahsedilen taraflı haberlere imza atan bir başka “gazeteci” de gözaltına alınmıştı: Abdullah Kılıç.

Dinçer Gökçe, daha önce Abdullah Kılıç imzasıyla Radikal gazetesinde yayınlanan ve Uğur Tatlıcı ve Nurten Tatlıcı’yı hedef gösteren haberlerin yayımlandığı dönemlerde İnternet editörü olarak görev yapıyordu, bir yandan da kendi imzasıyla Hürriyet gazetesinde bu iki insan hakkında onlarca taraflı “habere” imza atmaya devam ediyordu…

BÜTÜN BU OYUNLARDA YER ALAN AKTÖRLERİN FETÖ BAĞLANTILARI NEREDEN GELİYOR?

Buna “İlahi Adalet” mi demek gerekir bilmiyoruz ama, bu haberleri yazanlar arasında yer alan sözde gazetecilerin bir kısmı, şimdi ya Abdullah Kılıç gibi FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle mahkum olmuştur ve hapistedir ya da Dinçer Gökçe gibi, FETÖ üyesi olmaktan şüpheli olarak tutuklanma talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş ve ardından çıkarıldığı mahkemece “adli kontrol şartıyla” serbest bırakmış bir şüphelidir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: “FETÖ soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı 4” haberi).

Yine 15 Temmuz sonrası FETÖ soruşturmaları kapsamında yurt dışına kaçan ve hakkında kırmızı bültenle yakalama kararı verilen bir avukatı da vardır Mehmet Tatlıcı’nın: avukat Hüseyin Ataol…

Ayrıca, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarıyla yaptığı suç duyurularını gerçekmiş gibi kabul ederek dava açan savcılardan biri olan Ekrem Beyaztaş da yurt dışına kaçmak isterken yakalanmıştır ve şimdi cezaevinde yatmaktadır…

NEDİR BU “İLGİNÇ” FETÖ BAĞLANTILARIYLA MEHMET TATLICI’NIN İLİŞKİSİ?

FETÖ’cü avukat, FETÖ’cü savcı ve FETÖ’cü gazeteci…

Hepsi de Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ve merhum babasının ikinci eşini hedef alan davalarında, asılsız suç duyurularında ve medya üzerinden gerçekleştirilen bir itibarsızlaştırma kampanyasının aktörleri arasında karşımıza çıkıyor…

Ve burada oynanan oyun, tam da FETÖ’nün kumpasları gibi hayata geçiriliyor…

Acaba bütün bu kesişmeler ve benzer hamleler nereden, nasıl ve kimler tarafından yönetiliyor?

Bu konuda haber merkezimizin yaptığı araştırmanın sonuçları, daha önce Tatlıcı Gerçekleri haber sitesinde yayımlanan “FETÖ soruşturmaları ve Mehmet Tatlıcı” başlıklı haberlerde ayrıntılı olarak okurlarımızın bilgisine sunulmuştur.

DİNÇER GÖKÇE YİNE DEVREDE…

Burada sözde gazeteci Dinçer Gökçe’yi anmamızın nedeni, kendisinin imzasıyla çıkan 13 Ekim 2017 tarihli haberin, Mehmet Tatlıcı tarafından açılan bir miras davasıyla ilgili bir kararın, henüz Adalet Bakanlığı bilişim sistemi ÜYAP’a aktarılmasından önce Hürriyet gazetesinde üstelik özel haber olarak yayımlanmasıydı…

Daha bu davalara taraf olan insanların ve onların avukatlarının bile eline geçmeyen ve içinde yüzlerce sayfalık bilgi ve belge olan kapsamlı bir dosya nasıl olup da adalet sistemi içinde yer alan hakim, avukat vb. tarafların bilgisayar üzerinden elektronik ortamda bile erişemedikleri bir zaman diliminde, Dinçer Gökçe gibi artık adı çıkmış ve kamuoyunun malumu olmuş bir “gazetecinin” eline geçebiliyordu. Burada Dinçer Gökçe’yi acaba hangi çevreler bu bilgilerle “beslemekte”?

Kısacası, FETÖ şüphelisi olarak şartlı salıverilen “gazeteci” Dinçer Gökçe, “müthiş” bir gazetecilik örneğine daha imza atmıştı:

Yine Mehmet Tatlıcı’nın açtığı bir dava ve bu davanın her aşamasına hakim olarak devreye giren ve de burada yine “gazeteci rolünü” üstlenen Dinçer Gökçe…

Dinçer Gökçe burada Mehmet Tatlıcı’nın açtığı bu davayla ilgili olarak haberini her zaman olduğu gibi Mehmet Tatlıcı lehine bir kamuoyu oluşturacak ve davanın karşı tarafı olan Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı da hedef gösteren bir söylemle kaleme almıştı.

“Müthiş haberci” Dinçer Gökçe, bir kez daha rolünün hakkını fazlasıyla veriyordu.

Bu habere göre, yıllardır devam eden miras davalarında sanki gizli bir şey varmış da yeni ortaya çıkmış; sanki herşey kısa bir sürede sonuçlanacakmış da bütün bunların önündeki engel, sadece Uğur ve Nurten Tatlıcı’ymış gibi bir söylem geliştirilmiş…

Hep aynı oyunlar…

“Cevval gazeteci” Dinçer Gökçe burada kimsenin, hiçbir gazetecinin göremediği bir gerçeği yakalamış gibi veriyor bu sözde haberi…

HABER DE VERİLİŞ BİÇİMİ DE YİNE TAM BİR DİNÇER GÖKÇE KLASİĞİ…

Bu “haberde” sözü edilen hiçbir bilgi yeni değil. Üstelik “haberde” anlatıldığı gibi miras davalarının sonuna gelinmiş de değil.

Bütün bu tür sözde haberlerden kasıt, Uğur ve Nurten Tatlıcı üzerinden suni bir gündemle kamuoyu baskısı oluşturmak ve hukuki süreçte karar verecek olan hakimleri etkilemek…

Kısacası hep aynı oyunlar…

AYNI OYUNLAR BİR BAŞKA GAZETE ÜZERİNDEN DE OYNANIYOR: SABAH GAZETESİNİN HABERİ

Sabah gazetesinde 11 Ekim 2017 tarihinde İbrahim Acar imzasıyla yazılan bir haber de aynı günlerde devreye sokulmuştu ve Dinçer Gökçe de bu habere kendi haberi içinde atıfta bulunmuştu.

Sabah gazetesinde yayımlanan haberin kaynağı olarak karşımıza Osman Hacıbekiroğlu isimli bir avukat çıkıyordu. Bu avukat, rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın torunu Salih Ziya Tatlıcı’yı temsilen miras davalarında yer almaya başlamıştı ve belli ki medyaya olmayan gerçekleri büyük bir pişkinlikle “aktarma” görevi üstlenmişti…

Zira gazeteye verdiği bilgilere göre artık miras davalarının sonuna gelinmişti ve en geç 2018 yılında herşey çözüme kavuşacaktı…

Oysa avukat Osman Hacıosmanoğlu da çok iyi bilmektedir ki, bu davaların bu şekilde kısa bir süre içinde sonuçlanması mümkün değildir ve onun burada kendisinin bile inanmadığı bu tür açıklamalarıyla esas hedefi de, aynen Dinçer Gökçe isimli sözde gazetecinin yukarıda örneğini verdiğimiz haberinde olduğu gibi, Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alan, sanki onların bir an önce karar vermeleri gerekiyormuş gibi bir algı yaratmaktır.

Haberde bir yandan artık mahkeme Ocak 2018’de karar verecek ve bu kararın önünde hiçbir engel kalmadı mesajını veren avukat Osman Hacıbekiroğlu, diğer yandan da “özellikle ikinci eş Nurten Tatlıcı’nın vereceği karar merak ediliyor” diye de bir cümle ilave ederek Nurten Tatlıcı’yı hedef almakta.

Bu miras davalarında herşey artık geri dönülmez şekilde çözülme aşamasına gelinmişse ve buna karşı çıkılacak bir durum kalmadıysa, burada bütün bunlara karşı ikinci eş ne karar verecek diyerek Nurten Tatlıcı neden hedef gösteriliyor?

Belli ki Mahkeme’de karar verecek hakimin Nurten Tatlıcı’ya karşı bir algı oluşturması hedeflenmiş bu haberde de.

Haberin kaynağı olan avukat Osman Hacıbekiroğlu da burada “baş rolde” elinden geleni yapıyor, hakkını vermek lazım…

40 YAŞINI DEVİRMİŞ BİR ADAM EVLAT EDİNİLMEK İSTİYOR…

Burada ilginç olan, avukat Osman Hacıbekiroğlu’nun Titiz ailesinin de avukatı olması…

Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın torunu ve mirasçısı olan Salih Ziya Tatlıcı, 40 yaşından sonra nasıl olduysa bir anda Titiz ailesi tarafından evlat edinildi ve Titiz soyadı aldı. Hemen ardından torun Salih Ziya, dedesi Mehmet Salih Tatlıcı’dan kendisine kalacak miras haklarını bir anda Titiz ailesine devretti…

ACABA NEDEN VE NE KARŞILIĞINDA? TİTİZ AİLESİNİN BUNDAN ÇIKARI NE OLACAK?

Şimdi yeni soyadı Titiz olan Salih Ziya, Titiz ailesi avukatı Osman Hacıbekiroğlu tarafından miras davalarında temsil ediliyor ve bu avukat da medyada herşeyi kendi aklınca oldu-bittiye getiren bir söylemle, bir yandan hakimleri diğer mirasçılara karşı etkilemeye, bir yandan da kamuoyuna hedef göstermeye çalışıyor…

NASIL BİR OYUN DEĞİL Mİ?

Üstelik miras davalarına bu şekilde “tepeden inme” dahil olan avukat Osman Hacıbekiroğlu, miras davaları sanki İstanbul’da görülmüyormuş ve de sanki İstanbul’da Salih Ziya Tatlıcı (Titiz) adına miras davaları açılacak bir mahkeme yokmuş gibi gidip de Türkiye’nin güney ucundaki İskenderun’da dava açmakta…

Acaba neden?

Oradaki hakimler daha mı iyi? İstanbul’daki mahkemelerde davalara iyi bakılmıyor mu?

Nedir avukat Osman Hacıbekiroğlu’nun ve (şimdilerde Titiz soyadı alan ve dedesi Mehmet Salih Bey’den kalan miras payını Titiz ailesine devreden hayırlı torun) Salih Ziya Tatlıcı’nın, gidip de kilometrelerce uzaktaki İskenderun’da dava açmaktaki amacı?

HAYIRLI EVLAT AHMET TATLICI DA DEVREDE…

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın ilk evliğinden olan üç oğlundan biri olan Ahmet Tatlıcı, merhum babasının kendisini mirasından ıskat ederek, onun payına düşen kısmının yine de kendi çocuklarına verilmesini bir türlü hazmedemeyip, babasının vasiyetnamesine karşı davalar açmıştı. Uzun yıllar süren davalarda kendi lehine bir karar çıkarmış ve mirastan kendisine düşen payın kendi öz evlatlarına değil de, doğrudan kendi cebine gireceği bir sonuç alarak muradına ermişti…

Yukarıda aktardığımız sözde haberlerde ve haberin kaynağı olan şahısların verdiği bilgilerde yer almayan çok önemli bir hususu da burada okurlarımızın bilgisine sunmak isteriz:

Yıllardır süren miras davaları ve vasiyetnamenin iptali için açılan davaların hepsi rahmetli işadamı mehmet Salih Tatlıcı’nın vasiyetnamesinin kabulü ile neticelenmiştir. Bir konu hariç, o da merhum işadamı Ahmet Tatlıcı’yı mirastan ıskat etmişti ve onun payına düşen kısmının Ahmet Tatlıcı’nın çocuklarına verilmesini istemişti. Ancak Yargıtay, bu payın çocuklarına değil de Ahmet Tatlıcı’ya verilmesine karar verdi. Miras payı ise aynı kaldı: 12/128.

Bu konuyu daha detaylı olarak aşağıda okurlarımızın bilgisine sunacağız, ancak burada dikkat çekici olan nokta, bir babanın kendi öz evlatlarına dedelerinden kalan bir mirasın doğrudan onlara gitmesine engel olacak şekilde devreye girmesiydi.

Zira Ahmet Tatlıcı, babası henüz hayatta iken kardeşi Ali Tatlıcı ile birlikte babasının önce işyerini, sonra da evini basarak kendisini ve ikinci eşi Nurten Hanım’ı ölümle tehdit ettiği için mirastan ıskat edilmişken, babasının vefatının hemen ardından ortaya çıkan vasiyetnamesinde, miras payının doğrudan kendisine değil de kendi öz evlatlarına verilmiş olmasını kaldıramamıştı…

BİR BABA NASIL OLUR DA HA KENDİSİNE, HA EVLATLARINA KALMIŞ BİR MİRAS PAYININ ÜSTÜNE “ÖNCE BEN” DİYEREK ATLAR?

Burada bu miras payının milyon dolarlarla ölçüldüğü düşünüldüğünde en az da yüzde 10 gibi bir veraset ve intikal vergisi ödenmesi söz konusu olacak. Ayrıca, “bu dünyanın malının bu dünyada kaldığı gerçeği” düşünüldüğünde, yarın-öbür gün Ahmet Tatlıcı’nın vefatı halinde onun çocukları da dedelerinden kalan bu miras payı için, hem mirasın babaları Ahmet Tatlıcı’ya intikali için, hem de kendilerine intikali için iki defa yüklü bir vergi ödemek zorunda kalacaklar…

Acaba burada Ahmet Tatlıcı kendi evlatlarına güvenemiyor mu, dedelerinden kalan bu mirası alırlar ve bir daha da yüzüme bakmazlar diye? Nedir bu güvensizliğin kaynağı? Bir babanın en büyük hedefi, bu hayata gözlerini yumduğunda geride kalan ailesine, evlatlarına verebileceği her şeyi verebilmek değil midir?

BÜTÜN BUNLAR, “KARMAŞIK” AMA ÖNCEDEN PLANLANDIĞI DA “GÜN GİBİ AÇIK” FARKLI HESAPLARIN DÖNDÜĞÜ BİR OYUNA İŞARET ETMEKTE:

Bu oyunda, göreve yeni başlayan tecrübesi ve yeterliliği tartışmalı hakimlerin verdiği kararlar var…

Bu oyunda, adı FETÖ soruşturmalarına takılmış ve gözaltına alınarak şartlı olarak salıverilmiş ve geçmişten bugüne sürekli olarak Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ve merhum babasının ikinci eşine karşı büyük bir kin ve nefretle yaptığı suç duyurularını gerçekmiş gibi “haber yapmış” bir “gazeteci” var ve bu sözde gazeteci Dinçer Gökçe şimdi tek yanlı haberleriyle yine devrede…

Ortada, 40 yaşından sonra bir başka aileye “evlatlık olarak” giden ve Titiz soyadı alan Salih Ziya isimli neredeyse torun sahıbi olacak yaşa gelmiş bir adam var ve bu adam, kendisine milyonlarca dolar miras bırakan merhum dedesinden gelen Tatlıcı soyadını değiştirip, miras payını Titiz adlı bu aileye devrediyor…

Titiz ailesinin avukatı Osman Hacıbekiroğlu da gidiyor ve yüzlerce kilometrele uzaktaki mahkemelerde, örneğin İskenderun’da davalar açıyor ve gazetelere yalan yanlış bilgiler vererek, hem dava sürecindeki karar vericileri etkilemeye çalışıyor, hem de merhum işadamı Mehmet Salih Bey’in ikinci eşi ve 43 yıllık hayat arkadaşı Nurten Tatlıcı’yı hedef alıyor…

Son olarak da, büyük bir para hırsına yenik düşen Ahmet Tatlıcı isimli bir baba, dedelerinden kalan miras payının öz çocuklarına değil de kendi cebine kalması için devreye giriyor. Hem de, kendi öz evlatlarını ileride yüzbinlerce dolarlık bir vergi yüküyle baş başa bırakmak pahasına devreye giriyor…

Burada olan, yıllarca büyük bir azim ve sabırla çalışarak kendi evlatlarına ve torunlarına büyük bir miras bırakan merhum Mehmet Salih Tatlıcı’nın saygın anısına oluyor. Bu insan saygın adının ve geride bıraktığı her bir kuruşunda büyük bir emek olan mirasının gazetelerde bu şekilde yer almasını asla hak etmemiştir. Kendi öz evlat ve torunlarının da bütün bu vicdan yaralayıcı hesapların içinde yer almasını asla hak etmemiştir.

Bütün bunlar ona ve onun anısına yapılan en büyük saygısızlık olarak tarihe kaydedilmektedir.

Tatlıcı Gerçekleri haber ekibi olarak bütün gelişmelerin takipçisi olmaya ve okurlarımızı bilgilendirmeye devam edeceğiz.

BÜTÜN BU OYUNLARIN ARDINDAKİ ESAS GERÇEK NEDİR?

Bu haber-yorumu tamamlarken okurlarımız ve kamuoyu bilgisine şu gerçekleri de sunmak isteriz:

Haberde adı geçen gazete ve gazetecilerin yaymaya çalıştığı gibi bu karmaşık miras davalarının öyle kısa bir sürede sonlanması mümkün değildir. Mirasçıların mirastan alacakları pay da aynen rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın resmi vasiyetnamesinde emrettiği gibi olacaktır.

Kısacası, 128 paya bölünecek bu mirastan mirasçıların alacakları oran şu şekilde olacaktır:

  • Mehmet Tatlıcı: 12/128.
  • Ahmet Tatlıcı: 12/128 (mahkeme ıskat kararını Ahmet Tatlıcı lehine bozmasaydı, bu pay Ahmet Tatlıcı’nın çocuklarına kalacaktı; Mehmet Salih Bey vasiyetnamesinde bu payın, Ahmet Tatlıcı’ya değil de, ondan olan torunlarına verilmesini istemişti).
  • Salih Ziya Tatlıcı (Titiz): 6/128.
  • Bedriye Kamer Tatlıcı: 6/128
  • Uğur Tatlıcı: 51/128.
  • Nurten Tatlıcı: 41/128.

Şimdi yukarıdaki miras payları ışığında, tartışmalı mahkeme kararlarıyla birlikte yaratılmak istenen toz-duman ortamını biraz netleştirelim ve gerçekleri bir kez daha ortaya koyalım:

Bazı mirasçıların ortadaki kesinleşmiş bir vasiyetnamenin varlığına rağmen izale-i-şüyu davaları açarak ve bütün bunları da medyadaki güdümlü haberlerle destekleyip maksatlı bir şekilde bilgi kirliliği yaratarak, bir yandan mahkeme sürecinde karar verecek hakimleri etkilemeye çalışmaktalar, bir yandan da hedef aldıkları Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın kendilerine göre daha büyük olan miras payları üzerinden üç-beş milyon daha fazla parayı ceplerine indirmeyi amaçlamaktalar.

Zira, ortada rahmetli Mehmet Salih Bey’in üzerine kayıtlı malların yanında, vefatından önce ikinci eşi Nurten Tatlıcı ve bu evlilikten olan en küçük oğlu Uğur Tatlıcı’ya kalan (tenkise tabi olduğu iddia edilen) mallar vardır.

Diğer mirasçıların buradaki “esas derdi” de, bu iki ayrı mal paylaşımını kendi akıllarınca “tek bir hale getirerek” oradan koparacakları kadar “ekstra bir pay” çıkarmak, başka bir şey değil…

YOKSA BURADA BAŞKA HESAPLAR MI VAR?

Ancak burada başka hesaplar da devreye girmiş ve bazı mirasçıların bütün bu “anlamsız” çabaları “başka bir anlam” üzerine inşa edilmiş olabilir; ki o da şudur:

Bu mirasçıların hepsi biraraya gelip anlaşsa ve mirasa tabi olan mallar ortak kararlarla satılsa ve kendi miras paylarına göre paylaşılsa, gerekli bütün vergi ve sair ödemelerden sonra ceplerine girecek para, örneğin izale-i şüyu ile malların satılmasından elde edilecek gelirden en az yüzde 40 daha fazla olacaktır…

Öyleyse niye bazı mirasçılar ceplerine daha az para girmesi pahasına miras davalarının kendi seyrinde gitmesine engel olarak, şimdilerde tek tek izale-i şüyu davaları açmaya başladılar?

“PERDE ARKASINDA” BAŞKA OYUNCULAR DA MI VAR?

Mesela buradaki amaç, birtakım çevrelerle önceden “anlaşma yapıp”, mirasa tabi örneğin Tat Towers gibi önemli gayrı menkullerin yok pahasına satılarak bazı “leş kargalarının” cebine para aktarmak olabilir mi?

Öyle ya, sen gidip bir takım “çıkar çevreleriyle” anlaşırsın, mirasa tabi mallar değerinin azına satılır, ama onlar üzerinden ileride elde edilecek ranttan gelecek daha büyük paydan da kendi cebine vergisiz-harçsız daha büyük paralar girmiş olur…

Dediğimiz gibi burada başka hesaplar var ve bütün bu oyunlar bu hesapların bir parçası olarak farklı “aktörlerce” devreye sokulmaktadır, oysa bütün bu oyuncular hep aynı yolun yolcusudur…

Uzun lafın kısası, bozacının şahidi şıracıdır

Gelişmeleri okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz…

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top