Yeni Senaryo, Yeni Aktörler, Yine Hüsran!

yeni-senaryo-yeni-aktorler.jpg

Mehmet Tatlıcı’nın, rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatı öncesinden başlayarak planladığı ve uygulamaya koyduğu normal bir insan aklı ve vicdanının kabul edemeyeceği ibret dolu savaşını ayrıntılarıyla değerlendirdiğimiz yazı dizimize devam ediyoruz.

Bu bölümde, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine sürdürdüğü itibarsızlaştırma kampanyası ve onları haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla mahkum ettirmeye çalışmasının bir başka ibretlik örneği üzerinde duracağız.

 

BUNDAN ÖNCEKİ BÖLÜMLERDE NELER AÇIKLANMIŞTI?

Daha önceki bölümlerde rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden olma üç oğlundan biri olan Mehmet Tatlıcı’nın, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile babasının 43 yıl hayat arkadaşı olmuş ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhine yürüttüğü savaşın birinci kulvarı olan miras davaları ve ikinci kulvarını oluşturan itibarsızlaştırma çabalarını değerlendirmiştik (Bkz. Mehmet Tatlıcı, Uğur ve Nurten Tatlıcı’dan Ne İstiyor?; Güvendiği Dağlara Kar Yağdı” ve Masum İnsanlar Nasıl İtibarsızlaştırılır? haberleri)

Daha sonraki bölümde ise, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı yürüttüğü savaşın ikinci kulvarını oluşturan itibarsızlaştırma çabalarının, “nasıl olup da” medyadaki hep aynı isimlerden oluşan bir grup muhabirin “haberleriyle” enteresan bir şekilde “kesişebildiğinin” ibretlik örneklerini ilişiğindeki linkler ve belgelerle okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunmuştuk (Bkz. Çamur Siyasetine Medya Desteği haberi)

MEHMET TATLICI’NIN İKİNCİ KULVARI OLAN İTİBARSIZLAŞTIRMA KAMPANYASI VE MASUM İNSANLARI MAHKUM ETTİRME ÇABALARI İÇİNDEKİ BİR BAŞKA “HAMLESİ

Mehmet Tatlıcı bu sefer de karşımıza yine rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın tablo ve sanat eserlerinden oluşan koleksiyonundaki mirasa konu olabilecek bazı tabloların Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından kaçırıldığı, çalındığı iddiasıyla çıkmakta. Ancak Mehmet Tatlıcı kin ve nefret dolu “oyunlarının” içine, burada yeni bir “senaryo” ve “aktörler” de eklemekte…

Mehmet Tatlıcı’nın yeni bir senaryo ve yeni aktörlerle sahneye koyduğu bu oyun, aslında rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının hemen ardından açtığı miras davalarında mevzi kazanma ve baba bir kardeşi ile babasının ikinci eşini itibarsızlaştırma ve mahkum ettirme adına yaptığı asılsız, hukuksuz ve mesnetsiz suç duyurularının bir devamıdır.

Mehmet Tatlıcı’nın ibretlik oyunlarının bir başka örneği olan bu süreçteki gelişmeleri yazı dizimizin bu bölümünde okurlarımız ve kamuoyu ile paylaşacağız…

Yazı dizimizin ikinci bölümünde açıkladığımız gibi, Rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın toprağa verilişinin üzerinden henüz bir hafta geçmişti ki, teyzesinin kızıyla yaptığı ilk evliliğinden dünyaya gelen hayırlı (!) evladı Mehmet Tatlıcı tereke tespit ve tedbir istemli bir dava açmıştı.

Bu davanın gerekçesi de ilginçti:

Mehmet Tatlıcı, tereke tespiti ve tedbir istemli bu davayı, “çok sevdiği” babasının terekesine “zarar verebilecekleri ve mal kaçırma girişiminde bulunabilecekleri endişesiyle” Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ederek baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile merhum babasının hastalıkta ve sağlıkta tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı aleyhine açmıştı.

Bu davayla birlikte rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı koleksiyonundaki tabloların bir kısmı Tereke Mahkemesi Hakimliği tarafından merhum işadamının İstanbul Kağıthane’deki eski Pilma fabrikası depolarında miras davası sonuçlanıncaya kadar korumaya alınmıştı.

MEHMET TATLICI BU NOKTADA YAZDIĞI “YENİ SENARYOYU” VE OYUNUNDA ROL VERDİĞİ “YENİ AKTÖRLERİ” DEVREYE SOKUYORDU…

Mehmet Tatlıcı’nın bu hamlesindeki amacı yine aynıydı; baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile rahmetli babasının hastalığında ve sağlığında tam 43 yıl hayat arkadaşı olan ikinci eşi Nurten Tatlıcı’yı itibarsızlaştırma ve suçlu gibi göstererek mahkum ettirmek…

Mehmet Tatlıcı yazı dizimizin bir önceki bölümünde ayrıntılarıyla ortaya koyduğumuz gibi elbette bu yeni hamlesinde de medyadaki bazı malum muhabirlerin “bir örnek haberlerini” de arkasına almayı ihmal etmeyecekti…

Ama Mehmet Tatlıcı’nın medyadaki destekçilerinin “rüzgarını” da arkasına alan bu “yeni senaryosuna” ve “oyununda rol alan yeni aktörlerine” rağmen, “işler” yine onun istediği gibi gitmeyecekti…

MEHMET TATLICI’NIN MASUM İNSANLAR ALEYHİNDEKİ İDDİALARI NEYDİ?

Mehmet Tatlıcı’nın akıl almaz iddialarla yarattığı bu “senaryo” ile (rahmetli Mehmet Salih Tatlıcı’nın vefatının üzerinden 5,5 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hala merhumun yasını tutmaya devam eden) 64 yaşındaki hayırsever bir ev hanımı olan Nurten Tatlıcı ile saygın bir işadamı olan ve merhum babasının saygın adını ve anısını hayır kurumlarına yaptığı bağışlarla yaşatmaya çalışan Uğur Tatlıcı’yı mahkum ettirme adına hangi suçlamalarda bulunmaktaydı?

-Hırsızlık,

-Görevi kötüye kullanma,

-Kasten basit yaralama,

-Silahlı tehdit,

-Hürriyeti kısıtlama

-Hakaret…

MEHMET TATLICI BİR KEZ DAHA HÜSRANA UĞRADI…

Ancak, Mehmet Tatlıcı kendi kafasınca yazdığı bu yeni senaryo ve oyununa dahil ettiği yeni aktörlere ve medyadaki destekçilerinin ısmarlama “haberlerine” rağmen bir kez daha hüsrana uğrayacaktı;

Önce Savcılık Makamı, görevi kötüye kullanma ve hırsızlık suçlamalarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi…

Ardından da Mahkeme Hakimliği’nin verdiği kararla, Uğur Tatlıcı ile Nurten Tatlıcı, kasten basit yaralama, silahlı tehdit, hürriyeti kısıtlama ve hakaret gibi tüm bu akıl almaz iddialar taşıyan suçlamalardan beraat ettiler…

MEDYADAKİ “DESTEKÇİLERİ” BERAAT KARARINI YİNE “YAZMADILAR”

Tabii Mehmet Tatlıcı’nın bütün bu hamlelerinin medya ayağındaki “destekçileri” her zaman olduğu gibi bu beraat kararlarıyla ilgili tek kelime bile etmediler… Halbuki duruşma günleri öncesi yazdıkları “bir örnek ısmarlama haberlerle” bu iki masum insanı adeta suçlu insanlarmış gibi gösteren bir söylem geliştirmekten “her nedense” hiç vazgeçmiyorlardı…

Yazı dizimizde, Mehmet Tatlıcı’nın kendi öz babasının ikinci eşi ile baba bir kardeşine karşı büyük bir kin ve nefretle sürdürdüğü ibretlik savaşının ayrıntılarını okurlarımız ve kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Ancak Mehmet Tatlıcı’nın bu anlamsız hırsının kendisini nerelere savurduğunu açıkladığımız bu bölümdeki ibretlik hamleleri ve yazdığı bu senaryonun “çekim hataları” kendi içinde çok daha ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gereken konuları da kapsamaktadır.

Aşağıda Mehmet Tatlıcı’nın söz konusu senaryosu ve yeni aktörleriyle sergilemeye çalıştığı oyunu genel hatlarıyla değerlendirmeye devam edelim:

NE OLMUŞTU?

Rahmetli işadamı Mehmet Salih Tatlıcı’nın 22 Şubat 2009 tarihindeki vefatından sonra en küçük oğlu Uğur Tatlıcı ile eşi Nurten Tatlıcı bazı işyerlerinde güvenlik hizmeti veren bir şirketle var olan güvenlik anlaşmasını iptal etmişti. Bu güvenlik şirketi ile anlaşmanın iptal edildiği tarih 26 Ağustos 2009’dur.

Anlaşmanın iptali üzerinden 12 gün geçtikten sonra, 8 Eylül 2009 tarihinde, söz konusu güvenlik firmasının sahibi M.Ö’nün talebiyle Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ait işyerinde bir toplantı yapılmıştır. Güvenlik şirketi sahibi M.Ö, bu toplantıda gizli bir kamera ile çekim yapmış ve akabinde de Uğur Tatlıcı ve bazı şirket görevlileri tarafından tehdit edildiğini öne sürerek 17 Eylül 2009 tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. İşin ilginç yanı ise söz konusu toplantıya haklarında suç duyurusunda bulunduğu ne Uğur Tatlıcı ne de Nurten Tatlıcı katılmıştır. Kaldı ki Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın orada hiç bulunmadığı gizli yapılan çekimden de anlaşılmaktadır.

Başsavcılık ise güvenlik şirketi sahibinin bu suç duyurusuna karşın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Burada hüsrana uğrayan güvenlik şirketinin sahibi M.Ö’nün (acaba kendi hür iradesiyle mi yoksa talimatla mı hareket ediyordu?) hızını alamayarak bu sefer 24 Eylül 2009 tarihinde bir kez daha sahne aldığını ve masum insanlar aleyhinde yeni bir ihbarda bulunduğunu görüyoruz.

Bu ihbarda iddia edilenler ise, kendi güvenlik şirketinin bir çalışanının Uğur ve Nurten Tatlıcı tarafından verilen talimatla dövüldüğü, hakarete ve tehdide maruz kaldığı ve hatta kaçırıldığıydı…

İŞTE TAM BU NOKTADA DEVREYE BİR KEZ DAHA ASILSIZ SUÇ DUYURULARI REKORTMENİ MEHMET TATLICI DA GİRİYOR VE BU SUÇ DUYURUSUNUN DA MÜDAHİLİ OLUYORDU… M.Ö, MEHMET TATLICI VE GÜVENLİKÇİ AYNI GÜN AYNI SAATTE TESADÜFEN (!) SAVCILIĞA GİDİYORLAR.

Böylelikle, bu güvenlik firması sahibi M.Ö. ile Mehmet Tatlıcı’nın yolu bu senaryoda “ilginç bir şekilde kesişiyor” ve zamanla katılacak “bazı yeni aktörlerin” de rol alacağı bu yeni oyun, Mehmet Tatlıcı’nın baba bir kardeşi ve öz babasının ikinci eşi aleyhinde yaptığı suç duyurularının bir başka bölümü olarak sahneye konulmaya başlıyordu…

Çok açık bir şekilde görüldüğü gibi burada bir güvenlik firması ile iş akdi feshediliyor, firma sahibi M.Ö. isimli şahıs asılsız ihbarlarda bulunmaya başlıyor, ancak “istediğine” ulaşamıyor ve ardından bu sefer gizli kamera görüntüleri alarak görüntülerde ne adı geçen ne de yer alan bu masum insanlar aleyhinde yeni ihbarlarda bulunuyor, ama izlediği bu yol da tam bu noktada ilginç bir şekilde kahramanımız Mehmet Tatlıcı ile aynı suç duyurusunda kesişiyordu…

Aynı M.Ö., aynı hızla bu kez Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya ait şirkette çalışan E.B. hakkında bir başka suç duyurusunda bulunduruyor. Buradaki amaç ise Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın etrafındaki insanlara zarar vermek. M.Ö., bu şikayeti kendi şirketinde çalışan başka bir çalışanına yaptırıyor, ancak savcılık makamı E.B. hakkında da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veriyor!

MEHMET TATLICI İLE GÜVENLİK ŞİRKETİ SAHİBİNİ HANGİ NEDENLER BİR ARAYA GETİRMİŞTİ?

Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’ya karşı sürdürdüğü kin ve nefret dolu savaşında çok sayıda ihbarda ve suç duyurusunda bulunulmuş, hepsi de ülkemizin savcı ve hakimleri tarafından kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle reddedilmiş veya beraat kararıyla sonuçlandırılmıştır.

Ancak Mehmet Tatlıcı bu sefer yola yeni ittifaklarla devam etmektedir:

Uğur ve Nurten Tatlıcı ile onlara ait şirketin bazı çalışanlarının hedef alındığı bu yeni hamlesinde Mehmet Tatlıcı, söz konusu güvenlik firmasının sahibi M.Ö. ile birlikte ihbarda bulunarak, H.K. adındaki bir güvenlik görevlisinin dövüldüğünü, hakaret ve tehdide maruz kaldığını, hatta kaçırıldığını iddia etmişlerdir.

Beraberinde bu olayın sebebi olarak da, H.K. isimli güvenlikçinin, Nurten Tatlıcı ve Uğur Tatlıcı’nın, aralarında M.Y. isimli bir çalışanlarının da yer aldığı bazı şahısların yardımıyla mirasa konu olabilecek eski eserleri kaçırdığını, çaldığını bilmesinden ileri geldiğini iddia etmişlerdir. Mehmet Tatlıcı, aynı ihbarları birkaç gün arayla Sarıyer, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıklarına da yapmıştır. Konu ve iddialar aynı olduğu için de dosyalar birleştirilmiştir.

Burada hem Mehmet Tatlıcı ve güvenlik firması sahibi M.Ö. isimli şahıs yaptıkları ihbarda, hem de dövüldüğü, hakarete ve tehdide maruz kaldığı ve hatta kaçırıldığı iddia edilen H.K. isimli güvenlik görevlisi verdiği ifadelerde, kendisine bütün bunları yapan kişiler arasında yukarıda bahsi geçen M.Y.’nin ismini vermektelerdi…

Bütün bunları yapanlar arasında yer aldığı iddia edilen ve suçlanan M.Y. ise bunları yapmadığını, iddia edilenlerin doğru olmadığını beyan ederek kendini savunmaktaydı…

M.Y. ismini, daha sonra ortaya çıkacak “gelişmeler” içinde kendisini bambaşka bir noktada göreceğimize dair bir ipucu vererek şimdilik buraya not edelim…

MEHMET TATLICI’NIN “YENİ OYUNU” ÇELİŞKİLİ BEYANLAR YÜZÜNDEN TAM BİR KOMEDİ DİZİSİNE DÖNÜŞÜYOR!

Mehmet Tatlıcı ile güvenlik firması sahibi M.Ö. bu yeni ihbarlarında güvenlik firması çalışanı H.K.’nın başına bunların 5 Ağustos 2009 tarihinde geldiğini iddia etmişlerdir…

Halbuki dövüldüğü, kaçırıldığı, hakaret ve tehdide maruz kaldığı iddia edilen H.K. isimli güvenlikçi ise, Mehmet Tatlıcı ve çalıştığı güvenlik firması sahibi M.Ö. ile birlikte aynı gün Savcılığa verdiği ifadede, kendisine bütün bunların 5 Temmuz 2009 tarihinde yapıldığını iddia etmiştir. Üstelik sorulan soru üzerine o zaman kendisine yapılanlar üzerine hiçbir sağlık raporu almadığını da beyan etmiştir.

Kısacası Mehmet Tatlıcı ve güvenlik firması sahibi M.Ö. savcılığa H.K. isimli güvenlikçinin başına bunlar geldi deyip tarih olarak 5 Ağustos 2009’u veriyor, ama ortaya sürülen ve dersini iyi çalışmayan güvenlikçi H.K. ise tam bir ay öncesini, 5 Temmuz 2009’u savcılığa beyan ediyor. Üstelik darp edildiğini ispat edecek bir sağlık raporu almadığını da söyleyerek…

BİLEREK VE İSTEYEREK KENDİNİ MAHKUM ETTİREN “SAF” AKTÖRLER…

Ortaya çıkan bu çelişkilerin yanında güvenlik firması sahibi M.Ö. ise ilginç bir adım daha atarak, bunun suç olduğunu ve bu yüzden mahkum olacağını bilmesine rağmen, tanık olarak dinlendiği savcılık dosyasına gizli kamerayla yapmış olduğu çekimleri de CD ortamında eklemiştir.

Türk Hukukunda tanık olarak dinlenen kişinin, şikayetçinin iddiasını ispatlamaya çalışması ve ceza alacağını bile bile mahkemeye suç unsuru bir gizli kamera çekimi sunması GÖRÜLMÜŞ ŞEY DEĞİLDİR.

Tabii “kahraman tanığımız” M.Ö, daha sonra bu suçtan mahkum da olmuştur

Burada akla hemen bu insan nasıl olur da mahkum olacağını bile bile tüm bu asılsız iddialarına kanıt olabileceği düşüncesiyle, gizli kamerayla çekim yapıp, bir de bunu tanık olarak dinlendiği dosyaya ekler sorusu gelmekte…

Ancak daha sonra öylesine gelişmeler olacaktı ki bütün bu komedi dizisi apayrı bir yöne doğru ilerleyecekti…

SAVCILIK, UĞUR VE NURTEN TATLICI ALEYHİNE YAPILAN IHBARLARI KABUL ETMEDİ

Bu arada Mehmet Tatlıcı’nın, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine Pilma fabrikasından mirasa konu tabloları kaçırdıkları iddiasıyla yaptığı suç duyurusu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeterli ve inandırıcı delille desteklenmemesi ve mükerrer nitelikte olması sebebiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırılıyor, Mehmet Tatlıcı bir kez daha hüsrana uğruyordu. Yine Mehmet Tatlıcı’nın, Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine Sarıyer, Beykoz ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılıklarına yaptığı çok sayıda suç duyuruları da aynı gerekçelerle reddediliyordu.

AYNI “AKTÖR KADROSU”, BU SEFER YENİ BİR İHBARLA SAHNE ALIYOR…

İşte bu yüzden Mehmet Tatlıcı, yanına güvenlik firması sahibi M.Ö.’yü de alarak ve H.K. isimli bir güvenlikçi üzerinden başlattığı yeni hamlesinde devreye onları da sokuyor, oyunun bu yeni aktörleri de ayrıca kendi asılsız ve mesnetsiz suç duyurularıyla Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı savcılıklara şikayet ediyorlardı.

Bu sefer 4 Haziran 2012 tarihinde M.Ö.’nün ve 12 Haziran 2012 tarihinde de H.K.’nın savcılığa yaptığı ayrı ayrı suç duyurularıyla H.K. isimli şahsın Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın azmettirmesiyle ikinci kez dövüldüğü iddia ediliyordu. Ancak H.K. daha öncekinden farklı olarak bu sefer, Özel Acıbadem Maslak Hastanesi’nden aldığı sağlık raporunu da delil olarak sunuyordu.

Ancak haksız, hukuksuz ve mesnetsiz tüm bu suç duyuruları da, ülkemizin savcıları tarafından kovuşturmaya yer olmadığı belirtilerek reddediliyordu…

BÜTÜN BU OYUNLARIN NASIL BİR KOMEDİ DİZİSİ HALİNE GELDİĞİ, AKLI BAŞINDA HER İNSANIN ANLAYABİLECEĞİ KADAR NETTİR

Yukarıda belirttiğimiz olayların birçoğu bu yargılamanın tarafı olmayan Mehmet Tatlıcı’nın yapmış olduğu şikayetlere ilişkindir.

Yargılama konusu olay da, iddia edilen olay tarihinden tam 2 ay 19 gün sonra Mehmet Tatlıcı’nın şikayetiyle başlamış; aynı gün H.K. müşteki olarak, M.Ö. ise tanık olarak ifade vermiştir.

Mehmet Tatlıcı’nın avukatları ise verdikleri şikayet dilekçesinde, olayı müşteki H. K.dan daha detaylı bir biçimde anlatmış ve hatta müştekinin beyanı olmamasına rağmen Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın M.Y. isimli çalışanlarını azmettirdiğini iddia etmişlerdir.

Bunun yanı sıra ifade verdirilen “diğer tanıklar” da, yine Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde pek çok kez hiçbiri delili ve dayanağı olmayan ve asılsız iddialarda bulunmuşlardır.

Yargılama konusu olay, içerisinde pek çok çelişkili beyanın olduğu, bir takım kişilerin ceza almak pahasına bile olsa delil yaratmaya çalıştığı, dosya ile ilgili olmayan ve miras anlaşmazlığına konu olayların isnat edilen eylemlerden daha fazla dile getirildiği ve tartışıldığı, gerçek olmayan ve iftira niteliği taşıyan bir olay niteliğine bürünmüştü.

İŞTE BÜTÜN BU GELİŞMELERLE BİRLİKTE MEHMET TATLICI’NIN BU FİLM SENARYOSU TAM BİR KOMEDİ DİZİSİNE DÖNÜŞMÜŞTÜ

Görüldüğü gibi iki masum insan Uğur ve Nurten Tatlıcı, Mehmet Tatlıcı tarafından başka bazı aktörler de kullanılarak oynanmak istenen oyunun hedefi olarak seçilmişti, ama ülkemizin adalet sistemi Mehmet Tatlıcı ve ona yardımcı olan bu şahısların iddialarını adil kararlarıyla onların istemediği ve belki de hesap edemediği şekilde sonuçlandırmıştı.

Bu yollarla amacına ulaşamayan senaryoya oyunun bilinen bir ismi, bu sefer bambaşka bir rolle eklendi ve…

BU AŞAMADA ORTAYA FARKLI BİR ROL ÜSTLENEN AKTÖR M.Y. ÇIKTI:

M.Y. isimli şahıs, hem Mehmet Tatlıcı ve M.Ö. isimli güvenlik firması sahibinin beyanlarında H.K. isimli bir güvenlikçinin dövülmesi, hakarete ve tehdide maruz kalması ve kaçırılmasını iddialarında bu olayların faili olarak gösterilmekteydi, hem de H.K. verdiği beyanlarda kendisine bunları yapanlar arasında M.Y.’nin ismini açıkça telaffuz etmekteydi…

M.Y. ise tüm bu iddiaları reddediyordu.

Ancak aynı M.Y. , Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın sahibi olduğu işyerinden kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra 23 Şubat 2012 tarihinde mahkemeye yeni bir ifade veriyor ve o güne kadar yapmadığını beyan ettiği her şeyi bir anda tam tersini söyleyerek kabul ediveriyordu:

M.Y. bu yeni beyanında, müşteki H.K.nın tüm iddiaları doğrudur, önceki beyanlarım doğru değildir, tüm suçları kabul ediyorum demekteydi… 

Böylece M.Y. o güne kadar söylediklerinin tamamen tersini söylemeye başlıyor, beyanlarında müşteki H.K.’nın ve ihbarda bulunan Mehmet Tatlıcı’nın tüm iddialarını destekleyici sözler söylüyordu.

M.Y.’nin yazılı olarak sunduğu dilekçe o kadar detaylı ve kapsamlıydı ki, adeta bir müşteki tarafından dile getirilmiş bir dilekçede olması gereken beyanlar, kendisi bu davanın en önemli sanıklarından biri olmasına rağmen bütün bu suçları büyük bir şevk ve istekle üzerine almak istediğini gösteriyordu.

Bu da insanın aklına doğal olarak, bir sanığın suçu üzerine almak için nasıl olup da bu kadar detaylı bir beyanda bulunabileceği sorusunu getirmekteydi…

Ayrıca aynı M.Y., yıllarca yanlarında çalıştığı Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine, Mehmet Tatlıcı ve yukarıda bahsi geçen diğer şahıslarca yapılmış olan tüm suç duyuruları doğrultusunda yapılan soruşturmalara bizzat giderek daha önceki ifadelerinin hepsini değiştirmiş ve müşteki H.K.’nın ve ihbarcı Mehmet Tatlıcı’nın beyanlarını tam anlamıyla doğrulayacak beyanlarda bulunmuştur…

M.Y. bütün bunlarla da yetinmemiş, haksız, hukuksuz ve mesnetsiz iddialarla Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhine yapılan ve hepsi de savcılık makamları tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen dosyalarda bile yeniden büyük bir azimle ifade vermek istemiş ve bu dosyaların tekrar açılması için adeta büyük bir gayret göstermiştir…

Burada ilginç olan, 23 Şubat 2012’ye kadar aleyhinde yapılan tüm suçlamaları reddetmesine rağmen, şimdi bir anda hepsini kabul ederek aslında kendisini ceza alması kaçınılmaz bir noktaya taşıyan M.Y.’nin böylesi bir gayret içine girerek sürekli yeni deliller yaratmaya çalışmasıydı…

Bu “ilginç” durum hayatın akışına da bariz şekilde aykırıydı ve nitekim “bu ilginç geri dönüşüne rağmen” sanık M.Y.’nin ikrara dayanan ifadeleri, ülkemizin savcıları tarafından isnatların soyut olması ve miras anlaşmazlığı gerekçe gösterilerek yine kovuşturmaya yer olmadığı kararları ile Uğur ve Nurten Tatlıcı lehine neticelendirilmiştir…

Bu oyun yukarıda özetlediğimiz şekilde Komedi dizisi tadında oynanmıştır. Daha önce belirttiğimiz gibi içinde çok önemli detaylar vardır ve bu yüzden ayrı bir dosya olarak tüm gelişmeleriyle birlikte okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunulacaktır…

Peki tüm bu oyunlara rağmen, bu oyunun senaryosunu yazanlar ve aktör rolünü üstlenenler hedeflerine ulaşabildiler mi?

Elbette HAYIR…

UĞUR VE NURTEN TATLICI BERAAT ETTİLER…

Mehmet Tatlıcı’nın hedefinde olan Uğur ve Nurten Tatlıcı, üzerlerine atılmaya çalışılan bunca çamura rağmen, hem savcılarımızın verdikleri kararlarla haklarında kovuşturma yapılmaya gerek görülmemişlerdir, hem de hakimlerimizin verdikleri kararlarla beraat etmişlerdir…

MEHMET TATLICI’NIN SENARYOSUNUN PARÇASI OLAN BU ACEMİ AKTÖRLER İSE, ASLINDA BU OYUNDAN EN ÇOK YARA ALANLARDIR.

Örneğin, yukarıda belirttiğimiz gibi güvenlik firması sahibi M.Ö. gizli kamerayla çekim yaparak haksız delil oluşturmaya çalışmaktan suçlu bulunarak mahkum olmuştur. Bir güvenlik firması sahibi böyle bir delil oluşturmanın suç olduğunu bilemeyecek kadar kafası çalışmayan bir insan olamaz ya da olmamalı… O halde bütün bunları ne için, kimin için ve ne adına yapar da, sonunda bu şekilde mahkum olmayı bile bile kabullenebilir?

Yine yukarıda anlattığımız “geri dönüşüyle” bu oyunun baş rol oyuncularından biri haline gelen M.Y. ise tam 5 yıl 3 ay hapis cezası almıştır. Yıllarca yanında çalıştığı Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı mahkum ettirebilmek için elinden geleni ardına koymamasına rağmen bu masum insanları mahkum ettiremediği gibi, kendisi işte böylesine bir ceza alarak mahpusta yatmaya mahkum olmuştur…

BİRDEN FAZLA RESMİ BELGEDE SAHTEKARLIK YAPMAK ve UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA VE KULLANMADAN sabıkası bulunduğu bilgisi de bu süreçte ortaya çıkan “aktör” M.Y., Mehmet Tatlıcı’nın ihbarıyla başlayan bu süreçte baştan reddettiği her şeyi daha sonra kabul ederek aslında en büyük zararı kendine vermemiş midir? Onu mahkemenin verdiği bu 5 yıl 3 aylık mahkumiyetten kim kurtaracaktır? Bir insan nasıl olur da böylesine bir ceza almak için bu kadar “olağan üstü” bir çaba harcar?

Ve bütün bunları ne için, kimin için ve ne adına yapar?

Öte yanda bir de H.K. isimli bir güvenlik görevlisi var… Çalıştığı firmanın patronu M.Ö. ve Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı’yı hedef alarak başlattığı bu sürecin bir başka mağdurudur H.K.

Kendisini Uğur ve Nurten Tatlıcı’nın azmettirmesiyle M.Y.’nin de arasında bulunduğu şahısların darp ettiğini, kaçırdığını vb. iddia etmektedir H.K.

BU DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYOR?

İlk ihbarında hastane raporu almayı akıl edemeyen H.K. Uğur ve Nurten Tatlıcı aleyhinde daha sonra ikinci kez darp edildiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunurken, bu sefer ülkemizin en büyük özel hastanelerinden Acıbadem Sağlık Grubunun, Acıbadem Maslak Hastanesi’ne giderek bir sağlık raporu alabilmektedir.

Ayrıca H.K.’yı mahkemedeki dava sürecinde 3 (üç) ayrı avukat temsil etmekteydi. Bunun yanında H.K.’nın, Marmara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’tan 35 sayfalık bir mütalaa alabilecek ilişkilere sahip olması da ilginçtir.

Böyle bir mütalaa böylesine önemli bir üniversite hocasından hangi bedelle alınabilmektedir, takdirini kamuoyuna ve okurlarımıza bırakıyoruz.

Ama böyle bir mütalaanın bedelinin hiç de ucuz olmadığını ve on binlerle (Lira ya da Amerikan Doları) ifade edildiğini çok iyi biliyoruz…

Bir güvenlik firmasında mütevazı bir ücretle çalışan H.K. neden bir devlet hastanesinden daha az parayla alabileceği sağlık raporunu gider de, bu ülkenin en büyük ve en pahalı özel hastane grubunun bir hastanesinden alır? Özel Acıbadem Maslak Hastanesi, devlet hastanelerinden daha mı ucuzdur da bizim mi haberimiz yoktur?

H.K. KENDİSİNİ DAVA SÜRECİNDE TEMSİL ETMESİ İÇİN, 1 DEĞİL, 2 DEĞİL, TAM 3 (ÜÇ) AVUKATA VEKALET VERMENİN BEDELİNİ HANGİ KAYNAKTAN KARŞILAMAKTADIR?

Bir özel güvenlik görevlisi maaşıyla mı?

Bir avukat yetmiyor, o zaman üç olsun, tamam da bunun bir de bedeli var… Yoksa avukatlar bedavaya çalışıyorlar da bizim mi haberimiz yok?

Bu paraları vermek normal bir güvenlik görevlisinin sadece maaşıyla altından kalkabileceği bir yük değildir…

MEHMET TATLICININ AVUKATLARI İLE BU OYUNUN DİĞER AKTÖRLERİNİN AVUKATLARI NEDENSE HEP AYNI HUKUK BÜROSUNDAN…

Yine H.K.’nın avukatı ile Mehmet Tatlıcı’nın avukatı BBB’nin aynı avukatlık grubundan/bürosundan olduğu, E.B.’yi şikayet eden diğer güvenlikçinin avukatı ile H.K.’nın avukatının aynı kişiler olduğu da tamamen pes dedirtecek (!) bir tesadüften (!) başka bir şey değildir…

Okurlarımızın gördüğü üzere yaklaşık 5 yıllık bir sürede meydana gelen bu ilginç tesadüfler ve olağan dışı olaylar hep birbirini izlemektedir. Miras davaları devam ettiği ve olayın içinde Mehmet Tatlıcı olduğu müddetçe bunların devam edeceğinden de şüphemiz yoktur.

Gelişmeler aynen yukarıda anlattığımız şekilde devam etmiştir ve yukarıdaki bütün bu sorular da cevaplanması gereken sorulardır.

BU KOMEDİ DİZİSİNİN ESAS MAĞDURLARI: M.Y, M.Ö ve H.K

Bu arada olan da, Mehmet Tatlıcı’nın Uğur ve Nurten Tatlıcı gibi iki masum insana yönelik ihbarlarıyla başlattığı bu oyunda sergiledikleri rollerle (farkında olsunlar veya olmasınlar), esasen bu oyunun bizzat mağdurları durumuna düşmüş olan, M.Ö., M.Y. ve H.K.’ye olmakta, sonuçta bütün bu oyunun bedelini onlar ödemektedir…

DİZİNİN BU “SAF AKTÖRLERİ” NASIL BİR BEDEL ÖDEMEKTEDİRLER?

Mehmet Tatlıcı’nın başlattığı oyunun son noktasını koyan Mahkeme kararıyla ceza alıp, mahkum olarak veya bu oyununun sonuçta hiçbir şey kazanmayan, yıpranan ve kandırılan tarafı olarak

Mehmet Tatlıcı’ya ise hiç bir şey olmamakta, kendisi rahmetli babası Mehmet Salih Tatlıcı’nın kendisine verdikleri sayesinde bir eli yağda, bir eli balda yaşamını büyük bir keyifle sürdürmeye devam etmektedir.

Bu oyununda rol verdiği insanların hayatlarını nasıl kararttığı umurunda mı acaba?

Bunu biraz da M.Y., M.Ö. ve H.K. düşünmelidir ve kiminle hangi oyunun parçası olduklarını görebilmeleri gerekmektedir…

Bütün bu olaylar olurken zaman zaman görüşlerine müracaat ettiğimiz Uğur Tatlıcı ve Nurten Tatlıcı, müteveffa Mehmet Salih Tatlıcı’ya her yıl mevlit okutturmakta, hayır işleri ile meşgul olmakta, savcılıklara ve karakollara giderek ifade vermenin onlar açısından herhangi bir sorun teşkil etmediğini söylemektedirler. Hem yapılanların asılsız olması sebebiyle kısa sürede dosyaların kapanması, hem de adalete olan güvenleri onları hiçbir zaman endişelendirmemiştir.

Gözünü kin, öfke ve para hırsı bürüyen Mehmet Tatlıcı’ya ise Tatlıcı Gerçekleri ekibi olarak nacizane tavsiyemiz, bu senaryolarını ciltletip bir prodüksiyon şirketine başvursun. Ortaya çıkacak Komedi Dizisi eğer tutarsa, kendisi de böylece, 50 yaşından sonra da olsa, hayatında ilk defa bir iş kolunda başarılı olmanın keyfini çıkarma fırsatını yakalayacaktır…

İlişikte Mehmet Tatlıcı’nın yukarıda anlattığımız bütün bu oyunlarına rağmen, baba bir kardeşi Uğur Tatlıcı ile öz babasının ikinci eşi ve 43 yıllık hayat arkadaşı Nurten Tatlıcı’yı mahkum ettiremediği bu dava sürecinde, ülkemizin savcıları ve hakimlerinin verdiği adil kararların belgelerini okurlarımız ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Gerçekler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top